pir sultan SELESTAT ALEVİ KŰLTŰR MERKEZİ
   CENTRE CULTUREL DES ALEVIS DE TURQUIE A SELESTAT

MENU

ALEVILIK INANCI


Muharrem Orucu ve Yas-ı Matem" mesajı

KERBELA VAHŞETİ BİR SOYKIRIMDIR








-----------------------------------------------------------------------------------------
----------------------------------------------------------------------------------------

AABF İnanç Kurulu'ndan "Muharrem Orucu ve Yas-ı Matem" mesajı

AABF İnanç Kurulu'ndan "Muharrem Orucu ve Yas-ı Matem" mesajı
Hepimizin bildiği gibi 2009 yılı Muharrem Orucu ve Yas-ı Matem günleri Aralık ayının 17 sinde, bu tarihten üç gün önce de Masumlar başlıyor. Oruç ibadetini eda etmek isteyen canlar 14 - 16 Aralık günleri Masumları, 17 – 28 Aralık günleri Muharrem orucunu tutar, 29 Aralık günü de Kurban ve Aşure lokmalarını verirler.

Değerli Canlar,

Hepimizin bildiği gibi 2009 yılı Muharrem Orucu ve Yas-ı Matem günleri Aralık ayının 17 sinde, bu tarihten üç gün önce de Masumlar başlıyor. Oruç ibadetini eda etmek isteyen canlar 14 - 16 Aralık günleri Masumları, 17 – 28 Aralık günleri Muharrem orucunu tutar, 29 Aralık günü de Kurban ve Aşure lokmalarını verirler.

Muharrem Orucu (Yas-ı Matem, Oniki İmamlar), Alevi – Bektaşi İnancının önemli bir bölümünü teşkil eden, inanç sisteminde önemli bir mehenk taşıdır. ‘Ben Alevi’yim’ diyen tüm canların (hastalar, yaşlılar ve çocukların dışında) yerine getirmeleri gereken bir ibadet hizmetidir, görevidir. İnancımızın gelenek ve kültürünü gelecek nesillere taşımak, geleceğimizin inanç kimliğini kanıtlamalarını sağlamak ta yine biz inanç önderlerine ve ebeveynlerine düşen bir görevdir.

Sözlü inanç gelenek ve kültürümüze göre Muharrem Orucu, Aşure binyılların öncesine kadar uzansa da özellikle Hz. Ali, Kerbela Olayını, Oniki İmamları merkezine alan, zalimin zulmüne karşı gelen, mazlumun yanında olan, mertliği, dürüstlüğü ve yiğitliği simgeleyen bir olgudur. 13. günde tığlanan kurbanlar, yapılan Aşure ile ibadetin doruk noktasına ulaşılır. Bu güzel ibadet eksiksiz olarak yerine getirilmelidir.

Bu anlamda: Oruç İbadetini eda edecek Canlar;

- Oruç tutmak için niyet etmeli,

- Zevk ve keyf verici yiyecek ve içeceklerden uzak durmalı,

- Aşırı zevk veren tutum, davranış ve konuşmalardan çekinmeli

- Sahur, iftar, gibi kavramlar kullanılmamalı

- Oruçlar toplu mekanlarda açılmalı,

- Her gün lokmalardan önce veya sonra bir konu üzerinde konuşulmalı,

- Lokma yeme esnasında ‘Sofra Duası’ Gülbenk okunmalı,

- Hizmet sahiplerinin hizmetleri takdir edici sözlerle değerlendirilmeli

Özellikle bu sene oruçlar tatil günlerine denk gelmektedir. Alevi Kültür Merkezlerimize yoğun bir katılım olacaktır. Katılacak canlarımıza AABF olarak elde ettiğimiz Alevilik dersleri konusunda geniş bilgi verilmelidir. Oruçlarımız Almanya geneli aynı saatte açılacaktır (16.45 de)

29.12.2009 tarihinde yapılacak Aşurelere çevrenizde Alman komşularınızı, Belediyeleri, Kiliseleri, şehrinizde bulunan diğer inanç guruplarını Siyasi Parti temsilcilerini davet ederek, Muharrem Orucu ve Aşureyle ilgili bilgiler verilmelidir.

Bu vesile ile Muharrem Orucunuzun makbul, İbadetinizin mübarek, Kurban ve Aşure’nizin Hakk – Muhammed – Ali Dergahına kabul, tüm hizmetlerinizin daim olmasını Aşk-ı niyaz ederiz.

Cafer kaplan
AABF - İnanç Kurulu Başkanı

-------------------------

KERBELA VAHŞETİ BİR SOYKIRIMDIR

Siyaset vaizi Sayın Başbakan vaaz ve fetvalarına devam ediyor. Fakat fetvalarında genellikle isabet edemiyor. İslam fıkhında “Müftü (fetva veren) hükmünde isabet ettiğinde iki sevap alır, hükmünde isabet edemezse (yanılırsa)  bir sevap alır” şeklinde bir kural vardır. “Yanlış da olsa sevap kazanırım” düşüncesi, cahillere cesaret vermiştir. Böylece “yarım hoca dinden eder” ortamı doğmuştur. Hâlbuki isabet edemezse de sevap alacaklar, işin ehli olanlardır. Yarım hocalar bu kurala dâhil değildirler. Yani Sayın Başbakan dini konularda otorite olmadığından bu kurala tabi değildir. Sayın Başbakan isabet edemediği hükümlerden sevap alamaz. Çünkü içtihat yapacak bilgi ve birikime sahip değildir.

AKP İstanbul İl Başkanlığının 08.11.2009’da düzenlediği toplantıda, İSEDAK’ın 25. toplantısına katılıp katılmayacağı tartışılan El Beşir konusunda görüşlerini belirten Sayın Başbakan “Müslüman asla soykırım yapmaz” diye bir hüküm vermiştir. “Bizim mensubu olduğumuz İslam dinine teslim olan biri, asla soykırım yapmaz” demiştir. “Müslüman’a soykırım yapmak yakışmaz. Müslüman soykırım yapmamalıdır” dememiştir. Böyle deseydi konuyu teğet geçmiş olurdu. Bu durumda asla İslam tarihinde soykırım olmamıştır ve olmaz. Çünkü Müslüman asla soykırım yapmaz.  (Bu görüş Sayın Başbakanın görüşüdür.) Eğer Müslümanlarda soykırım varsa (ki zaman zaman olmuştur,)  soykırımı yapanlar İslam’dan çıkmışlardır. (Bu görüş de Sayın Başbakanın görüşünden çıkmaktadır.)Aslında bu konuda söyleneceklerin belki en doğrusu şöyledir: Soykırımı en az Müslümanlar yapmıştır.

Soykırım “milliyet, ırk, etnik, dini farklılıkları nedeniyle insan gruplarının yok edilmesidir” şeklinde tarif ediliyor. İslam tarihinde bunun en canlı örneği Kerbela’dır. Kendileri gibi düşünmeyenlere Muaviye ve oğlu Yezit hayat hakkı tanımamışlardır. Muaviye ve Yezit devlet gücünü kullanarak ve organizeli olarak Hz. Ali evladına ve sevenlerine kelimenin tam anlamıyla soykırım uygulamışlardır.

Muaviye zamanında Hz. Ali taraftarlarından Hucur bin Adiy ve arkadaşlarının imhası bir soykırımdır. Yezit devrinde Kerbela’da olanlar soykırım değilse dünyada soykırım diye bir şey yoktur. Çünkü Kerbela bir savaş değildir, Hz. Hüseyin ve sevenlerinin yok edilmesidir.

Bu vesileyle Kerbela vahşeti hakkında kısa bilgi verelim. Kerbela’nın bir soykırım olup olmadığına karar veriniz.

23’ü atlı, 40 yaya kişiyle ki bunların çoğunluğu da yaşlılar ve tecrübesiz gençlerdi. 7000 süvariye karşı gelinemeyeceğini elbette Hz. Hüseyin biliyordu. Asileri Allah’ın gazabından korkmaları için uyardıktan sonra “Ey Allah’ım! Sen bilirsin ki bu sözlerim hükmetmeye rağbetimden, çıkar sağlamayı düşündüğümden değildir. Ancak senin dininin yollarını göstermek Hakka ayna olmak istediğimdendir. Bu suretle mazlum ve çaresiz kullarının esenliğe ulaşmalarını emirlerini, hükümlerini yerine getirmelerini temin etmek istiyorum” demiştir. Yezit gibi melun bir adama biat etmek Hz. Hüseyin’e elbette yakışmazdı. Tek seçenek kalmıştı o da ölümdü. Hz. Hüseyin inançla ve cesaretle ölümü kucaklamıştır.

Yezit’in komutanı Ömer bin Sa’d’in sancağıyla gelip ilk oku atmasıyla katliam başladı. İki taraf arasında güç dengesizliği vardı. Yezit tarafındaki her 100 kişiye Hz Hüseyin tarafından 1 kişi bile düşmüyordu. Ortada tam bir dram vardı.

Hz. Hüseyin ve yanındakilere saldırmakta tereddüt edenlere hücuma geçmeleri için Amr bin Haccac şöyle diyordu: “Ey Kufeliler! Sizler halifeye (Yezit’e) itaatinizi gösteriniz ve cemaatinizin tarafını tutunuz. Dinden çıkmış olanların ve halife ve önder (Yezit) e karşı kalkışmış olanların öldürülmesinde asla tereddüt etmeyiniz!”

Hz. Hüseyin’in 3 yaşındaki oğlu Abdullah gelerek babasına sarılmıştı. Bu çocuğu oklarla boynundan vurarak Hz. Hüseyin in kucağında öldürdüler.  Hz. Hüseyin “Yardım etmek için bizi çağırdılar şimdi de bizi öldürüyorlar” dedi.

Hz. Hüseyin yeğeni Kasım’ın şehit edilişi karşısında hareketsiz kalmıştı ki Malik bin Nüseyir Hz. Hüseyin’in başına kılıçla vurdu. Kılıç Hz. Hüseyin’in başındaki külahı kesti ve başına saplandı. Hz. Hüseyin’in başından kanlar fışkırıyordu.

Hz. Hüseyin’in yanında kalan son nefer Abbas idi. Abbas bin Ali (Hz. Ali’nin oğlu Abbas), Hz. Hüseyin’in kızı Sekine’ye “Söz, sana su getireceğim” demişti. Atını mahmuzlayıp Fırat’a sürdü. Dönerken ok yağmuruna tutuldu. Su kabı da oklarla delindi, Abbas çadıra ulaştığında can verirken, kaptaki suyun deliklerden tamamen boşaldığı görüldü.

Şemir bin Zülcevşen Hz. Hüseyin’in çadırına kadar ilerleyip mızrağını vurdu ve çadırı ateşe verme teşebbüsünde bulundu.

Hz. Hüseyin susuzluktan Fırat’a doğru yöneldi. Eban bin Dârem oğullarından Harmele Hz. Hüseyin’in ağzına ok sapladı. Hz. Hüseyin oku çıkardı. Ağzı ve avuçları kan doldu. Onlarca oklar da vücuduna saplandı.

Züra bin Şerik Hz. Hüseyin’in önce sol eline, sonra sağ omzuna kılıç darbesi vurdu. Hz. Hüseyin yüz üstü düştü. Sinan bin Enes’in Hz. Hüseyin’in köprücük kemiğinden sapladığı mızrak, göğsünden çıktı. Hz. Hüseyin yere kapandı. Sinan bin Enes Hz. Hüseyin’in önce saçlarını kesti. Sonra da başını kesti. Hz. Hüseyin’in cesedinde 33 mızrak darbesi, 34 kılıç darbesi vardı. Muharrem ayının 10. Günü (Cuma günü) öğleden sonra Hz. Hüseyin şehit oldu.

Bahr bin Ka’b, Hz. Hüseyin’in iç çamaşırını çıkararak çırılçıplak soydu. Hz. Hüseyin’in cesedini meydana koydular. 10 tane süvari hazırladılar. Bu atlılar Hz. Hüseyin’in cesedi üzerine basarak geçiyordu. Atlara cesedi çiğnete çiğnete ezdirdiler. Ceset kanlar içinde toprağa, toprak da cesede karışmıştı.

Dünya tarihinde dinli, dinsiz hiçbir toplumda böyle bir vahşet işlenmemiştir. Bu vahşet, organizeli olarak iktidarın muhalefete hayat hakkı tanımamasıdır. Katliamdır. Hz. Ali evladı planlı olarak imha edilmiştir. Çocuklar bile oklarla ve kılıçlarla öldürülmüştür. Hz. Hüseyin dâhil öldürülen herkesin başı kesilmiştir. Kesilen başlar mızrak uçlarına takılarak önce Kufe’ye götürüldü.

Hz. Hüseyin’in cesedinden ayrılan başını Havli bin Yezit, İbni Ziyad’a götürdü. Hz. Hüseyin’in başı büyükçe bir tas içindeydi. İbni Ziyad masada yemek yiyordu. Elindeki değneği Hz. Hüseyin’in dişlerine dokundurdu. Kufe caddelerinde Hz. Hüseyin’in başı teşhir edildi.

Kerbela’da şehit edilen Hz. Ali’nin yakınları şunlardır.

Kerbela’da şehit olan Hz. Ali’nin oğulları: 1- Hüseyin (Nesli devam etmiştir.) 2- Abbas (Nesli devam etmiştir.) 3- Cafer. 4- Abdullah. 5- Osman. 6- Atik (Ebubekir). 7- Muhammed.

Hz. Hasan’ın Kerbela’da şehit olan oğulları: 1- Kasım. 2- Abdullah. 3- Ebubekir

Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit olan oğulları: 1- Ali Ekber. 2- Abdullah.

Ayrıca, Müslim bin Akil’in 4 oğlu, Abdullah bin Cafer’in 3 oğlu, Abdullah el Ekber bin Akil ve oğlu Muhammed ve Ebu Said bin Akil’in oğlu Muhammed

İbni Ziyadın yaptığını Şam’da Yezit de yaptı. Elindeki bastonla Hz. Hüseyin’in dişlerini itti. Hz. Hüseyin’in başı ve diğer şehitlerin başları Şam caddelerinde teşhir edildi.

Karşı taraftan vicdanlarının sesine kulak vererek ölümüne Hz. Hüseyin tarafına geçenlerle birlikte, Kerbela’da şehit edilenlerin sayısı 72-87 arasındadır. Bunlardan 23 ü Hz. Hüseyin, ev halkı ve akrabaları idi. Hepsinin kafası kesildi, saçları ve uzuvları kesildi. Cesetleri ve kanları kumlara topraklara belendi. Çırılçıplak cesetler çölde bırakıldı. Rüzgar cesetleri toza toprağa gömdü. Onların parçalanan ceset parçalarını kurtlar dişlerine taktılar, sırtlanlar inlerine götürdüler. Yezit’in ordusu Kerbela’yı terk edince civardaki Beni Esed mensuplarından Gâdiriyye köylüleri Hz. Hüseyin’in cesedini ve diğer şehitleri defnettiler.

Ayrıca Yezit, Medine’yi yağmalattı. 300’ü sahabe 700 kişi öldürüldü. Şehir üç gün mubah kılınmış, insanların canlarına ve mallarına kastedilmiş, tecavüzler sonucunda doğan çocuklara da “Evladü’l-Harre” denilmiştir. Bu üç günde Medine’deki Mescidi Nebevi’de ezanlar okunamamış ve cemaatle namaz kılınamamıştır. Yezit’e “Yezit’in kulu ve kölesiyim” diye biat edenler kurtulmuş, bunu söylemeyenler öldürülmüştür (683). Aynı yıl Yezit, Mekke üzerine de bir ordu gönderdi. Suriyeli askerlerden meydana gelen Yezit ordusu, attıkları yağlı paçavralarla Kâbe’yi yaktılar. 64 gün süren bu kuşatma Yezit’in ölüm haberi ile sona erdi (683).

                                                                                                                            09.11.2009

                                                                                                                          İHSAN ÖZKES

                                                                                                                           0532 655 25 43

----------------------------

--------------------------

Gül yüzlü sevdiğim darılma bana ali’yi sevince seni unuttum.

Bahar gelmeyince karlar erimez darılma sevdiğim,  iki sevgi bir gönülde yürümez.

Ali’yi sevince seni unuttum , sende güzelsin yarim ama Ali bir başka.

Kınama sevdiğim Ali sevgisi Ali’yi sevince seni unuttum.

                                                                                                   Çorum

DOĞRU OLMAYAN KAPILARDA DOSTLUK OLMAZ.  Hz. Ali

 

Çok çektim cahil elinden kırıldı kanadım kolum,

Elleri öpülesi anam hangi derdime yanam.

Yüreği yaralı anam elime diken batsa anam derim illede anam,

Çünkü dünyanın bütün yükü annelarin sırtında,

Annelerin yerini hiç kimse tutamaz,

Onun için derlerki ana gibi yar olmaz.

                                                                               02/06/09

 

Gel otur muhabbete otur gel yavaş, yavaş,

Bin yıl yaşasam değer bu ömür, gelir musallya yavaş yavaş,

Susuzdur yollarım, susuz yollara gir yavaş yavaş,

Susuz yollarda abu kevser’dir, Abu kevser olan yola gir yavas yavaş,

Mürşid olmayan bilmez bu yolu, mürşidine sorda gel yavaş yavaş,

Mürşidi kamile sor sözünü, hiç kimse bilmez bırakmaz kendi özünü,

Kendi özüne gel yavaş yavaş.

                                                                             Ozan can

Yüksek eğitimini yapan gençlerimize ( esengül, mehtap, valeri, cem, okan,ve ismini yazamadıklarım)  sözüm sizler bizim geleceğimizsiniz. İnşallah yolunuza sahip çıkarsınız.

                                                                                                   AYŞEGÜL

SELESTAT ALEVİ KÜLTÜR MERKEZİ   :   CENTRE CULTUREL DES ALEVIS DE TURQUIE A SELESTAT

8  ROUTE DE MARCKOLSHEIM  67600  SELESTAT  TEL ; 000000000000000 E MAIL ; alevi.selestat@free.fr     adresse web    alevi-selestat.com