SELESTAT ALEVİ KŰLTŰR MERKEZİ

  CENTRE CULTUREL DES ALEVIS DE TURQUIE A SELESTAT

MENU

ALEVILIK INANCI

basbakanim sizde isçi oldurmeyi iyi bilirsiniz

fuaf isverenleri yenilendi

Serçeşme Yazıları

FUAF İNANÇ KOMİSYONUNDAN EĞİTİM


'Naylon dernek' rahatsızlığı

'Naylon dernek' rahatsızlığı
Alevi Çalıştayı’na ‘AKP yanlısı, temsil kabiliyeti olmayan yapılar’ın katılmasına tepki.

AKP hükümetince Alevilerin isteklerinin öğrenilmesi amacıyla düzenlenen “Alevi Çalıştayı”nda temsil edilen bazı dernekler Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) tepkisini çekti. PSAKD Başkanı Fevzi Gümüş, çalıştaya AKP yanlısı, Alevi toplumunu temsil etmeyen “naylon derneklerin” de katılmasından rahatsızlık duyduklarını söyledi.

AKP hükümeti tarafından Bilkent Otel’de düzenlenen Alevi Çalıştayı dün yapılan oturumla başladı. Çalıştaya, ABF Başkanı Ali Balkız, PSAKD Başkanı Fevzi Gümüş, Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan, Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği (HBVKTD) Başkanı Tekin Özdil, Alevi Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Metin Tarhan, Hitit Üniversitesi öğretim üyesi Osman Eğri, Alevi postnişin Veliyeddin Ulusoy’un da aralarında bulunduğu Alevi sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı.

Devlet Bakanı Çelik, açılış konuşmasında, Alevileri sadece sorunları olan ve bu sorunlarına duyarsız kalınan bir kesim olarak görmeyi “ciddi bir eksiklik ve haksızlık” olarak değerlendirdiğini kaydetti. Çelik, “Zaman zaman gündeme gelen politik beklentiler dışında Alevilere yeterince kulak verildiği söylenemez” ifadesini kullandı. Çelik, “Biz samimiyiz, çözümden yanayız. Herkesi de çözümün ortağı olarak görmek istiyoruz” dedi.

ABF Başkanı Balkız, verilen arada yaptığı açıklamada, toplantıya katılacakların ve çalışma yönteminin kendilerine daha önceden bildirilmemesinin bir eksiklik olduğunu kaydetti. Katılımcıların hangi kıstaslarla ve neye göre belirlendiğini anlayamadığını dile getiren Balkız, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş’ta bulunan Hacı Bektaşi Veli Kültür Derneği ile Ankara Cem ve Kültür Evlerinin çalıştaya davet edilmediğini, bunun yerine “temsil kabiliyeti olmayan kimi yapıların” katılımcılar arasında bulunduğunu belirtti.

PSAKD Başkanı Gümüş de çalıştaya AKP yanlısı “naylon derneklerin” de katıldığını belirterek “Ayrıca kimi ilahiyatçılar ve diyanetçiler de davet edilmişler. Bunlardan duyduğumuz rahatsızlığı ilettik” dedi. “Ata Yolu” ve “Ahmet Baba” gibi tanınmayan derneklerin de çalıştaya çağrıldığını belirten Gümüş, Reha Çamuroğlu’nun AKP’den milletvekili seçilmesinden sonra kurdurulan yapay derneklerin Alevi mücadelesinin parçasıymış gibi davet edilmesine tepki gösterdi.

‘Çalıştayın usulü hatalı’

HBVKTD Başkanı Özdil de çalıştayın usulüyle ilgili hatalar tespit ettiklerini kaydetti. Özdil, gündemin kendilerine daha önce gönderilmemesinin önemli bir eksiklik olduğunu söyledi.

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, bu açılımı ve diyaloğu önemsediklerini, ancak katılımcılar konusunda bazı rahatsızlıklarının bulunduğunu söyledi.

Cem Vakfı Başkanı Doğan da bu çalıştayın kendisi için bir sürpriz olmadığını, Başbakan Tayyip Erdoğan’la Dolmabahçe’de yaptığı görüşmede Alevi açılımı konusunda yapılacakların gündeme geldiğini söyledi. Doğan, “Bu toplantıdan bir çözüm çıkar mı” sorusu üzerine bunun sadece bilgilendirme toplantısı olduğunu, dolayısıyla çözüm beklemediğini ifade etti. Doğan, Bakan Çelik’e “bir daha böyle bir toplantıya katılmayacağını” söylediğini bildirerek 20 yıldır hükümetleri Alevilerin sorunlarıyla ilgili olarak bilgilendirdiğini ancak hiç çözüm önerisi almadıklarını kaydetti.

AKP İstanbul Milletvekili Reha Çamuroğlu da çalıştayın 1.5 yıl önce başlattıkları sürecin devamı olduğunu söyledi

4 Haziran Perşembe 2009


kaynak fuaf







       inanç egitimiinanç egitimiinanç egitimi

   FUAF İNANÇ KOMİSYONUNDAN EĞİTİM

 

FUAF İnanç Komisyonu önce eğitim dedi - Seyit Gezek

 

 

FUAF inanç Komisyonu beşinci eğitim kampını gerçekleştirdi. Daha önceleri cenaze erkânı, cem erkânı, on iki hizmetler, Aleviliğin felsefik bakışı ve varoluş konularında yaptığı eğitimlerden sonra      18 / 19 / Nisan 2009 tarihlerinde, Villefranche’ta, Aleviliğin tarihçesi, örgütlenme ve ocakların oluşumu üzerine eğitim kampı düzenledi.

 

Fransa’da bulunan Alevi Kültür Merkezlerinden Altkirche, Mulhouse, Epinal, Bar le Duc, Nancy, Narbonne, Metz, Selestat, Strasbourg, Bordeaux, Paris, Saverne ve Lyon şehirlerinden, eğitim kampına 24 kişi katıldı.

 

Birinci gün

Eğitim Kampına katılan Dedelerin kendilerini tanıtmaları ile başlayan eğitim programı, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu İnanç Kurumu Başkanı Cafer KAPLAN Dede'nin, Fransa’daki oluşumun önemi üzerine yaptığı açılışı konuşmasından sonra, Dedelerin ve hizmetlilerin sorunlarına değindi. Toplam yirmi dört Dede ve Ana'nın katıldığı eğitimde; bir Dedenin nasıl Dedelik yapması gerektiğini ve nasıl izin alması gerektiği konularında bilgi verildi. AABF İnanç  Kurumunun bunu dernekler ve kurum  arasında bir sözleşme ile pekiştirdiği bilgisi verildi.

 

Bu sözleşme ile göreve başlanıldığında FUAF ve dernekler arasında hiç bir sorunun olmayacağı düşüncesi ile hemfikir  olunduğundan ileriki dönemlerde sözleşme konusunun FUAF tarafından da ele alınacağı belirtildi. İnancımızın ve geleneklerin yerine getirilmesinde,  yani rızalık konusu böylece gerçekleştirilmiş olacaktır. Bu rızalıkla her AKM kendi dedelerini belirleyerek hizmetlerini sunacaktır.

 

Cafer Kaplan Dede, oluşumdan sonra tarihçede Alevilerin nereden geldiği, kırklar meclisine,              Hz. Muhammed’in  Hz. Ali’yi Veli olarak belirttiği tarihe, Kufe halkının ihanetine, Kuran'ın oluşumuna, Anadolu’da bulunan diğer dinlerin Aleviliğe etkilerinden, Dedelik ve Pirliğin özelliklerinden ve Alevilik üzerindeki asimilisyonun tarihine değinildi.

 

Birinci günün akşamına doğru sürpriz bir ziyaretle FUAF Genel Başkanı Sayın Durak ARSLAN eğitime katıldı. Üç yıllık görevde kaldıkları zaman sürecinde yapılanların ve inanç komisyonunun önemi, gerekliliği ve hizmetleri ile ilgili bilgileri vererek birlik ve beraberlik çağrısında bulundu. İnanç komisyonunun eğitimlerine devam etmesi gerektiğini vurgulayan FUAF Genel Başkanı Durak ARSLAN komisyonun kurumlaşması için gerekenin yapılmasını vurgulayarak her türlü desteğin verileceği sözünü verdi.

 

İkinci gün

Sabah kahvaltısından sonra tekrar eğitim salonunda toplanılarak FUAF Genel Başkanı Durak ARSLAN’ın başkanlığında kurumlaşma ve komisyonun yürütme kurulu için adaylar ve isimler oluşturuldu. Bu görev dağılımına göre Fuaf yönetiminden bir sorumlu, bir sekreter, bir sayman ve eğitim sorumluları seçildi. Daha sonraki adaylarla Fransa’nın geniş coğrafyasındaki hizmet ve görevlerin yerinde ve zamanında verilebilmesi, organizasyonun daha iyi bir şekilde işlemesi için Fransa bölgelere ayırtıldı  ve her bölgeye sorumlular seçildi.

Bu belirlemeye göre isimler şöyle oldu;

 

İNANÇ KOMİSYONU OLUŞUM LİSTESİ, NİSAN 2009

 

FUAF İnanç Komisyonu Sorumlusu

Hüseyin Çarman

 

Sekreter

Seyit Gezek

 

Sayman

H. Hüseyin Kartal

 

Eğitim sorumluları

Pir Sultan Cömert

Bülent Çetin

Kâzım Kızılgöz

 

BÖLGE SORUMLULARI

 

ALSACE 1

Kâzım Kızılgöz

Sinan Kaya

 

ALSACE 2

Pir Sultan Cömert

Kâzım Durmaz

 

GÜNEY

Yusuf Doğan

Arzuman Kaya

 

PARİS

Hüseyin Topal

 

LYON

Bilal Şahindokuyucu

 

KUZEY

Üryan Eroğlu

M. Ali Ökmen

 

LORAIN

Rıza Işık

İsmail Ulusoy

Ahmet Kesik

 

Durak ARSLAN’ın iyi temenni dileklerinden ve FEIK toplantısına katılmak için aramızdan ayrılmasından sonra eğitimin son bölümüne geçildi.

 

Hıdır TEMEL Dede’nin katılımı ile eğitim devam etti. Hıdır Temel Dede genellikle Ocaklar ve Ocakzâdeler ile ilgili konulara değindi. Ocakların doğuşu gelişmesi ve yayılması konuları ile ilerlerken, yedi ana ocaktan oluşan sistemin ocaklardan verilen izinlerle ve halkın kendilerinin kabulü ile oluşan ocakların sayısının yüzlere ulaştığı belirtildi.

 

Ocak ların Mürşit Ocakları, Pir Ocakları ve Rehber Ocakları olarak ayrılacağı vurgusu yapıldı. Aleviler için Ocağın önemi, anlamı ve ocakzadeliğe verilen anlamlar tartışıldı.

 

Ocak ve eğitim sisteminden sonra ikrar konusuna yüzeysel bir bakış yapılmasında sonra Alevilik, Aleviler ve Alevi örgütlenmesindeki yanlışlar ve doğruların tartışılmasına geçildi.

 

Dile gelen konular içinde genelinde; Dedelerin durumu, kurumun oluşumu ve önemi, Cemevlerinin ve kadrolarının oluşumunun Alevi örgütlenmesi için gerekliliği vardı.

 

İkinci günün akşamı alınan lokmalardan sonra eğitimin son noktası konuldu.

 

Katılımcıların bu gibi eğitimlerin devam etmesi dilekleri ile Fransa Alevi Birlikleri İnanç komisyonunun ilk yönetim şekli adayları ve belirlenen bölge sorumluları ile daha iyi bir iletişim ve daha iyi bir hizmet için göreve ikrar verildi.

 

Yönetimde görev alan ve Hizmetlerde yer almak için eğitime katılan bütün canlarımıza görevlerinde başarılar dileriz.

 

Hakk, Muhammed, Ali Yardımcınız, Hızır Yoldaşınız, Tüm Gaib Erenler Sırdaşınız Olsun.

 

FUAF İnanç Komisyonu

24/04/2009



----------------



Kitap Tanıtımı : Serçeşme Yazıları



Hacı Bektaş Veli Dergâhı postnişini Veliyettin Ulusoy’un Serçeşme Dergisinde yayınlanan yazı, konuşma ve söyleşilerinden oluşan “Serçeşme Yazıları” adlı kitabı çıktı..

Veliyettin Ulusoy’un Alevi-Bektaşi toplumunun yol, erkân ve demokratik talepleri konusundaki görüşlerinin yer aldığı bu kitap Alev Yayınları tarafından yayınlandı...

KİTAPTAN :

"Aleviliğin-Bektaşiliğin temel felsefesi nedir, onu size anlatmaya çalışayım, özetin özetiyle:

Yaradanı artı olarak düşünün. Elektrikteki artı var ya öyle.

Yaratılan, insan, hem artı hem eksi.

Eğer insan hayatı boyunca eksilerini atarsa - eksiler nedir? Kindir, garezdir, nefistir - hayatı boyunca bunları atar ise artıya doğru bir gidiş olur.

Yani en kısa şekliyle, gönlümüzdeki, içimizdeki güzel olmayan şeyleri attığımız zaman yaratanla biraraya geliriz. Alevi-Bektaşi felsefesinin temeli budur. Bunu başarabilir isek yaratanla bir oluruz ve kainatı seyretme makamına ulaşırız."

Veliyettin Ulusoy (Londra Cemevi'nde Konuşma - 23 Mart 2007)
 

KİTAP ADI : Serçeşme Yazıları: Konuşmalar Söyleşiler

YAZARI : Veliyettin Ulusoy

YAYINEVİ : Alev Yayınları

İstanbul, 2009, 14 x 20 cm, 206 sayfa, Türkçe, Karton Kapak

ISBN No: 9789753350532

KAYNAK : Alevihaberajansi.com - 5 Mart 2009










Başbakanım siz de işçi öldürmeyi iyi bilirsiniz! 



Saadet Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Bekaroğlu'ndan Erdoğan'a ağır sözle.

"Ağır bir laf olacak, ama maalesef gerçek" diye girdi söze Saadet Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu "Başbakanımızın Peres'e kükremesinden ben de gurur duydum. Ama sadece Gazze'de katliam olmuyor. Yanıbaşında Tuzla'da ölen 120 işçiyi nasıl görmezden gelirsin! Hangi vicdana sığar, 'Piyasa böyle deyip, sermayeden yana tavır almak?" diye soruyor
ve cidden ağır konuşuyor: "Sayın Başbakan siz de işçi öldürmeyi iyi bilirsiniz, uyguladığınız neoliberal politikalara her gün Tuzla'da işçilerimiz kurban oluyor!"

Farklı bir ses, farklı bir duruş arıyorsanız bu yerel seçimlerde Saadet Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu'na kulak vermek gerek. Sanki bir sosyalist partinin lideriyle konuşur gibi hissediyorsunuz kendinizi. Hamaset yok, "Yapacağız, edeceğiz" gibi boş vaatler yok. Tümüyle insan vurgusu ve garibin hakkı üzerine kurulmuş bir kampanya Bekaroğlu'nunki... Aslında çok da şaşırtıcı değil bu, onu tanıyanlar açısından. 'Müslüman komünist' diye tanımlamıştı Bekaroğlu'nu yıllar önce Ahmet Hakan ve o bu tanımlamadan zerre kadar rahatsız değil. "Eğer ki" diyor, "İşçinin, ezilenin, sömürülenin hakkını korumaksa anlatılmak istenen, eyvallah!"

AKP'yi en çok tanıyan, belki de bu yüzden en ağır eleştirileri yapan da o. Birlikte çıktıkları bir yoldan öyle çok sapıldığını düşünüyor ki, can yakmak için değil, ama içten şu sözler dökülüyor ağzından. "Başbakan imam hatiplidir, hafızdır, Kuran'ı çok iyi bilir. Dönsün, tekrar okusun, 'Bir insanın haksız yere öldürülmesi, bütün insanlığın öldürülmesidir. Bin 300 insan Gazze'de, 1.5 milyon insan Irak'ta, 120 işçi Tuzla'da katledildi. Başbakan, bir tek Gazze için ağladı! Irak'ta ölenler için tek bir laf çıkmadı ağzından. Çünkü öldüren büyüktü, ABD'ydi. Peki ya Tuzla'da ölenler? Sanki yokmuş gibi davranıyor. Çünkü onları da pek savunduğu serbest piyasa öldürdü. Şimdi ben 'Başbakanım siz de işçileri öldürmeyi çok iyi biliyorsunuz' desem çok mu ağır bir şey söylemiş olurum. Elbette öldürmek değildir niyetleri. Ama siz her şeye parayla bakarsanız bu sonuç çıkar" diyor.

'DİNDARLAR DA DAĞITTI'


Konuştukça üzülüyor, üzüldükçe eleştirileri daha da keskinleşiyor. "Dindarım demek yetmez, dürüst de olmak gerek. Soruyorum dindar işverenlere, 'Yanında çalıştırdığın işçiye 500 lira maaş vermek hangi vicdana sığar? Sigortasını bile yaptırmayıp, nasıl rahat uyursun?' Diyorlar ki 'Ne yapalım, piyasa böyle!' Dindarı da, dindar olmayanı da aynı şeyi savunuyor..." Dindarlık, dürüstlük, hakkaniyet adına yola çıkan bir partinin geldiği noktayı yine üç sözcükle özetliyor Bekaroğlu "Sermayeden, haramdan, yağmadan yana bir parti oldu AKP. ANAP'tan hiçbir farkı kalmadı. Yolsuzluğuyla, talanıyla...

Milli Görüş'ün en etkin isimlerinden birisiniz. Sizce Erdoğan değişti mi?

Hem de nasıl! Tayyip Bey, 1994'te Refah Partisi'nin belediye başkanıydı ve Milli Görüşçü'ydü, şimdi gömleği çıkardı. Milli Görüşçü'yken belediye duvarlarına 'Rüşvet alan da, veren de melundur' diye yazmıştı. Şimdi onların hepsi kalktı. Sokakta insanları çevirin, şunu duyacaksınız, 'Evet çaldıklarını biliyoruz ama iş de yapıyorlar.' Şu anlayışa bakın! Ne sakat bir anlayış. Ne yaparsanız yapın hırsızlığı, rüşveti tümüyle önleyemezsiniz. Ama asgariye indirmenin yolu yönetim anlayışını değiştirmekten geçer. Biz saydam, denetlenebilir ve hesap verebilir bir belediyecilik kuracağız. Bakın, bugün belediye imar komisyonu toplantıları 'kentsel dönüşüm' diye kapalı kapılar arkasında yapılıyor. Siz Boğaz Köprüsü'nün nereden geçeceğini biliyor musunuz?

Hayır...

Ben de bilmiyorum, ama bir kısım insan biliyor, Boğaz'ın tepelerinde arsa kapatıyor. Arsa yağmacılığının, arsa rantçılığının adı kentsel dönüşüm oldu. Kimin adına, hangi imar değişiklikleri yapılıyor bilinmiyor. Geliyorlar, bir arsaya o günün değerinden biraz fazla veriyorlar alıyorlar senden. Sonra bir imar değişikliği yapıyorlar, 5 liraya aldıkları arsa 100 lira oluyor. Bu nasıl bir insanlık, bu nasıl bir Müslümanlık, bu nasıl bir hukuk anlayışı? Ne Allah'tan korkuyorlar, ne kuldan utanıyorlar.

AKP'lileri değiştiren koltuk mu oldu?

Evet... Niyetlerini, kalplerini Allah bilir. Ama geldikten sonra yaptıkları ortada. Bakın, AKP zamanında CHP'nin de desteğiyle bir yasa çıkarıldı. Bu yasayla belediyelerin denetimi, belediye başkanının atayacağı 20 kişiye verildi. Topbaş, bu 20 kişinin yaklaşık 10'unu atadı. 'Sizi atıyorum, beni denetleyin' diye. Böyle saçmalık olur mu? Böyle hırsızlık önlenir mi? Hırsızlığı önlemek merkezi hükümetin işidir, bunun için de kanun çıkması gerekiyor. Denetçiler de halk tarafından seçilmeli. Sistemi değiştireceksiniz, bunları önleyeceksiniz... Ama Erdoğan ve arkadaşları çok değiştiler. Ben psikiyatristim ve bu süreci içinde yaşadım. Nasıl değiştiler Milli Görüşçüler? Türkiye'nin dindar, dürüst, ahlaklı oldukları için seçtiği, kendileri gelince her şeyi daha güzel yapacağını iddia eden bu insanlar nasıl değişti size söyleyeyim para ve imkanlarla yüzleşince değiştiler. Para ve parayı kazanma şekli nasıl tüketileceğini de dayatıyor. Dindar olmayan ve haram yollarla para kazanan insan, gider 5 yıldızlı otellere, yer, içer, gezer, böyle yaşar. Dindarlar da dağıttı, aynen öyle yaşamaya başladı. Türkiye'de 10 sene önce bir tane olan 5 yıldızlı mesture otel sayısı 40'a çıktı.

Mesture otel nedir?

Mesture 'kapalı' demek. İçki verilmeyen, kadın-erkek havuzları ayrı olan ama israfın sonuna kadar olduğu oteller oluştu. Başörtülü kadınlar gidiyor. Bugün iki tip başörtülü kadın var. Bir yanda toplum yoksullaştıkça, yoksullaşan başörtülüler, diğer yanda da adaletsiz toplum sistemi devam ettikçe zenginleşen, ciplere terfi eden, 5 yıldızlı otellerde tatil yapan başörtülüler var. Türkiye, çok ciddi bir toplumsal yarılma yaşadı. Bunu dindar kesimler de yaşadı. Şu manzarayı her gün görebilirsiniz. Durakta eski pardösüsüyle otobüs bekleyen başörtülü kadınla, hemen önünden ciple geçen bir başka başörtülü kadın... Bu müthiş bir çelişkidir. Türkiye'deki değişimin de çok net göstergesidir.

'AKP, ANAP'LAŞTI!'

Bunu yapan AKP hükümeti mi?


Evet. Bu AKP zamanında oldu. Başka bir şey söyleyeyim, nasıl değiştiler diye soruyorsunuz, 28 Şubat öyle bir geldi ki bu kesimin üzerine, bu iç denetimi ortadan kaldıracak o kadar büyük baskılar oldu ki, bu mütedeyyin kesim, çok partili demokratik sisteme geçilmesiyle, 1950'lerden itibaren elde etmiş olduğu kazanımları, okulları, yurtları, kursları hepsini kaybedeceğiz korkusuna kapıldı. 28 Şubat'ta kasabından holding sahibine, memurundan işçisine ekmeğini kaybeden, tedirgin olan binlerce insan vardı. Onbinlerce kız çocuğu okullarına gidemediler. İnsanlar müthiş bir yok oluyoruz korkusuna kapıldı. O zaman Erdoğan ve arkadaşları 'Yenilikçiler' adı altında 'değişerek ayakta kalabilirsiniz' mesajı verdi. İşte AKP böyle kuruldu. Yanlış bir şeydi. Refah Partisi demokratikleşsin denmedi. 'Modernleşin, bizim gibi olun' istendi. Onlar da öyle oldular. Hırsızlığı Türkiye'de AKP başlatmadı. Anadolu'da AKP için ne diyorlar şimdi biliyor musun? ANAP'laştı. Niye ANAP'laştı? Çünkü aynen onlar gibi, o dönemlerdeki gibi çalıyorlar. Bugün artık dindar patronlarla dindar olmayan patronlar maalesef çok farklı şekilde yaşamıyorlar. Dindar bir arkadaşımla konuşuyorum. 'Ya, bu adamlar günde 10 saat çalışıyor, nasıl 500 lira verirsin, sigortasını da yapmıyorsun?' diyorum. 'O kadar çok adam var ki, piyasa böyle' diyor. Dindar olmayan da aynı şeyi söylüyor ve yapıyor, 'Piyasa böyle.' Halbuki dindar insanın hak anlayışı olması gerekiyor. Hadis var, 'Alnının teri kurumadan hakkını veriniz' diye... Hak nasıl olur? Piyasa böyle diye 500 liraya insanları çalıştıracak mısınız? Ama işte Tuzla'da çalıştırıyorlar. Sigortasını yapmıyorlar, taşeron sistem uyguluyorlar. Dindar olmaları, Umre'ye, Hacca gitmeleri, haksızlık yapmalarına, 'Ücretleri piyasa belirler' deyip insanları ezmelerine, emeklerini sömürmelerine engel olmuyor. Oysa engellemeli. Vicdanları olmalı. Ama o işlerin de vicdana bırakılmaması, hukuku olması gerekiyor. Ama maalesef AKP bütün hukuku sermayeye göre düzenliyor.

Halka dağıtılan erzak, kömür için ne düşünüyorsunuz?

Kömür dağıtmak kadar ayıp hiçbir şey yok. Hükümeti sadaka veriyor diye suçluyorlar. Tayyip Bey de, 'Ne olmuş, sadaka bizim kültürümüzde var' diyor. Doğru söylemiyor. Sadaka insandan insana verilir. Devlet, insana sadaka vermez. Bu ülkede yaşayan herkesin onuru kırılmadan çoluk çocuğunun rızkını karşılayabileceği iş ortamlarının oluşturulması için çalışır. Oysa siz uyguladığınız politikalarla insanları perişan ettiniz, 2001 krizinden bu yana milyonlarca insan işsiz kaldı. IMF'nin dayatmasıyla aldığınız kararlardan dolayı pancardan, ayçiçeğinden, çaydan, fındıktan geçinemeyenler hep büyükşehirlere göçtü. Siz de aç, perişan insanları köle işçi olarak çalıştırıyorsunuz Tuzla tersanelerinde. Can pazarlarında çalıştırıyorsunuz, aç bırakıyorsunuz. Bütün bu kaynakları çokuluslu şirketlere peşkeş çekiyorsunuz, ondan sonra insanlara erzak paketleri gönderiyorsunuz. Bir baba düşünün, utancından erzak kuyruğuna gidemiyor, karısını gönderiyor. Bu adam nasıl bir baba olur? Çoluk çocuğunun ekmeğini kazanamıyor, getiremiyor, dileniyor, kuyruklara giriyor. Lütfen empati kurun. İnsanlarımızı bu hale düşüren bu arkadaşlara yazıklar olsun! Gazze için ağlıyorlar. Hepimiz ağlıyoruz. Ama bu tabloya ağlamıyorlar.

Gazze demişken, Başbakan'ın Davos'taki tavrı için ne diyorsunuz?


Gerçekten yıllardan beri ezilen, horlanan bir ülkenin çocuğu olarak Başbakanımızın Davos'taki kükremesi çok hoşuma gitti. Peres'e, 'Siz çocukları öldürmeyi çok iyi biliyorsunuz' demekte haklıydı. Ama yanıbaşında, Tuzla'da da parayla alınacak tedbirleri almadıkları için insanlar ölüyor. İşte 120'nci işçi de öldü. Şimdi ben de 'Sayın Başbakan siz de işçileri öldürmeyi çok iyi biliyorsunuz' desem çok mu ağır bir şey söylemiş olurum. Ama maalesef doğru. Elbette öldürmek değildir niyetleri. Ama siz her şeye parayla bakarsanız, İstanbul'u ahlakın, insanlığın, vicdanın, kültürün başkenti değil de finans başkenti yapacağım derseniz bu sonuç çıkar. Para gerekiyor, kriz var, maliyetleri düşürmemiz, rekabet etmemiz gerekiyor diyorlar, öyle mi? İşte buyrun, 120'nci işçi de göz göre göre öldü. Araştırdık, 40 küsur tersaneden sadece 19'unun ruhsatı var. Onlar da tartışılır. Gerekli tedbirleri almadan çalışıyor tersaneler. İşçiler de bir bir ölüyor. Tayyip Bey, çok inandığı kutsal kitabımızı, Kuran'ı Kerim'i açıp okusun, imam hatip mezunudur, hafızdır bilir, bir insanın haksız yere öldürülmesi bütün insanlığın öldürülmesidir. Bakın bin 300 kişi Gazze'de, 120 kişi Tuzla'da, 1,5 milyon kişi Irak'ta öldü. Erdoğan, Irak'ta ölen 1,5 milyon insan için hiçbir şey diyemedi. Çünkü öldüren büyüktü, Amerika'ydı. Tuzla'ya da hiçbir şey demiyor. Ama biz Saadet Partisi olarak artık 'Kral çıplak arkadaşım'diyeceğiz!


(BG Editör: AEK)





FUAF - Esnaf ve İşverenler Komisyonu (FEİK) kendini yeniledi



Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF), Esnaf ve İşverenler Komisyonu (FEİK) Kuşadası - Davutlar Natur-Med kampı ile kendini yeniledi.

Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF), Esnaf ve İşverenler Komisyonu (FEİK) etkinlikleri arasında bulunan ve Avrupa Alevi örgütlenmesinde ilk kez gerçekleştirilen İşverenler komisyonu kampı ile kedini yeniledi. Fransa Alevi işadamı ve esnaflarından oluşan FEİK kamp çalışmasında İşadamlarının Alevilik açısından nasıl bir gelecek oluşturacakları ve Aleviliğe ait verimin nasıl arttırılacağı tartışıldı. Önceliğin ekonomik yapılanmaya verildiği kamptta, aynı zamanda dinlenme ve çalışmalarda gerçekleştirildi. Kamp çalışmasına doğrudan komisyon üyeleri ile eşleri katılırken, FUAF Genel Başkan’ı Durak Arslan ve FUAF Yönetim Kurulu Üyesi Erdal Kılıçkaya’da katıldı.

FEİK Üyesi işadamı ve esnaflarıyla gerçekleştirilen kamp yedi gün sürdü. Kamp süresince sabah yürüyüşleri, sıcak ve soğuk termal havuzlarından yararlanmak, Dr Yaşar Yılmaz kontrolunda nefes egsersizleri, yoga, masaj, hamam gibi seansların yanı sıra, sağlıklı yaşamla ilgili eğitim çalışmaları gerçekleştirildi.

Ayrıca FEİK Üyeleri, gelecekle ilgili yapacakları projeler, FEİK’e üyelik koşulları, diğer komisyonlarla ortak çalışmalar gibi konularla ilgili kararlar aldılar.

Kampın iki günü de Alevilik üzerine tartışmalar yapılarak geçirildi. İlk kez gerçekleştirilen seminerlere Yazar Esat Korkmaz ve Sosyal Antropolog Hasan Harmancı seminer vermek üzere davet edildi.

Esat Korkmaz Aleviliğin felsefi boyutları üzerinde durdu. “Alevilikte ibadet edebilmek için sanat yapmak gereklidir” diyen Korkmaz, “Güzel sanatlar ve plastik sanatlarla ilgilenmeden Alevilik üretemezsiniz. Ayrıca kendisini nasıl ürettiğini görebilmek için gülbenglere bakmak gerektiği” üzerinde durdu. Gülbenglerdeki iç anlamlar ve kavramlar üzerinde duran Korkmaz, “Alevi Bektaşilikte yaratma yoktur. Yoktan var olunmaz. Tanrı her şeyin nedeni ve toplamıdır. Cennet de bu dünya da cehennem de bu dünyadadır gibi algılayışların nasıl bir sistematik içinde ele alınması gerektiğini” tartıştı.

Korkmaz, Alevilik Bektaşilikteki aşk felsefesinin ne olduğunu aktardıktan sonra, Aleviliğin kaynak kültürlerle kendisini bugünkü hale nasıl getirdiği tartışmalarına açıklık getirdi. Yüzyıllar içerisinde kurallaştığını, günümüz yapısının ise tuğla tuğla örülerek oluşma biçimi üzerinde durdu. Korkmaz, Alevilik kendisini bilimsel olarak ifade ediyorsa bu öze, algılayışa ulaşmalıdır yeniden. Bizi yüzyıllarca oluşturan niteliğe ulaştırmalıdır.

Alevi kimliklerinin ve dar pirlerinin niteliği ve anlamı üzeride duran Korkmaz, Aleviliğin cem yapısının birinci piri Hallacı Mansur’dur. İkincisi Fazlullah Hurufi’dir. Üçüncüsü Nesim’i ve dördüncüsü Hüseyin’dir. Biz bu dördünün kavgasını ve taraftarlığını ifade etmek için “dar”a dururuz. Batinikte üretim aleti denildiğinde sözcükler gelir akla. Düşünce sözcüklerle örülür. Birinci organ tene ait olan bildiğimiz gözdür. İkinci göz ise gönül gözüdür. Duvardan gelen bir görüntü var, onu biz görüyoruz. Duvarın bizi görüp görmediği veya ağacın bizi görüp görmemesidir önemli olan. Bir mekanizma olsa bize neyi nasıl gördüğünü anlatır.

İnsan umutsuz ve umarsız, en seçeneksiz durumdaysa yaratma olanağı daha çok öne çıkar. Olanaksız olmak seçeneklerle ilgilenmektir. Bu nedenle umuda ulaşmayı sağlayan bu anlarda başlar.

Güruhu Naci, kurtuluşa ermiş, ulaşmış insan demektir. İnsanın hakla hak olmaktır. Kurtuluşa giden kişiler, toplumu kurtuluşa taşıdığı oranda esenliğe gidilebilir.

Alevilik soyut olana aşık olma sanatıdır. Somut şeyle açıklamaya çalışmak tembelliktir.

Korkmaz tartışmalarında, Alevi aydınlanmasının eksik hesaplaşmasının acılarını çekiyoruz. Bu da Sünniliğin bu toprakları kuşatması gerçekleşmiştir. Aleviler akıl alanda kalarak hala şeriatçı anlayışla savaşımını sürdürüyor. Bu nedenle Alevi aydınlanması yeniden tartışılmalı ve kaldığımız noktayı sorgulamayız. Yoksa şeriatçı inancın kısıtlamaları arasında, ödünsüzlüğü arasında, düşüncenin evrimleşemeyeceği algısı içinde sıkışıp kalırız.

İki günlük seminer boyunca sunum yapan araştırmacılardan
Hasan Harmancı Tarihsel olarak Aleviliğin kaynak kültürlerine ait unsurların Aleviliği nasıl etkilediğini ati örnekler verdi. Son dönemlerde Alevilikte ki bu öze dönüş yeniden yapılanma çabasının tüm etnik yapıların kendisini sorguladığı ve yaşam biçimine etnik varlığına denk gelen bir sürece denk geldiğine ati örnekler verdi. Aleviliğin mayalanma, yapılanma ve bugünkü durumunun nasıl şekillendiğine ati örnekler verdi, Babailer Savaşı’nın Selçuklular açısından değil de Aleviler açısından neler getirdiğini, Hace Bektaş’ın adına bağlanana ‘dört kapı kırk makam’ oluşumunu nasıl üretildiğini, Hace Bektaş’a bağlanan Abdal Musa ve diğerlerinin Aleviliğin nasıl kurumsallaşmaya dönüştürdüklerini anlattı.

Harmancı, Hace Bektaş ile başlayan bu sürecin isyan ve çatışmalarla devam eden yapılanması sırasında çeşitli Alevi kimliklerinin Pir Sultan Abdal, Şeyh Bedrettin gibi isimler çerçevesinde yaşadığı dönüşümleri ve 1826’da başlatılan Yeniçeri Katliamı altında Aleviliğini ve Bektaşiliğin yeni asimilasyon politikalarına nasıl tabi tutulduğunu aktardı. Cumhuriyet’in Aleviler açısından kazanımlarının ve sorunlarının neler olduğu ve bunlara bağlı olarak yaşadığımız kimlik ve tanınma sorunlarının nerelerden kaynaklandığı üzerinde durdu.

Seminerin ikinci bölümünde Kitap çalışması olan Alevilikte insan, evren tasarımı ve varoluş boyutu üzerinde durdu. Alevilikteki varoluş tasarımlarının bilim sınırları içinde tartışılması geretiği, bu tartışmalarını hergün daha da aydınlanmaya başlandığını, Alevilikte sorunsal olarak ele alınan ve karşılığı konulan ‘hiçlik’ kavramının artık evrim üzerine yapılan deneylerde de tartışıldığına dikkat çekti. Aleviliğe göre evrenin ortaya çıkışı, kendinden başka her maddeyi anında yok edecek yoğunlukta ve sıcaklıktaki ışığın patlamasıyla olmuştur. Bu patlama sonrasında birkaç aşama geçirerek güneşte toplanan enerji, burada yanarak ışığa dönüşmüş ve yeryüzüne ulaşarak dünyada yaşamı başlatmıştır. Yeryüzünde yaşam formları, evrim yolu ile çeşitlenmiş, önce cansız varlıklar (hareketsizler) ortaya çıkmış, sonra bitkiler, hayvanlar ve nihayet insan varlıklar vücuda gelmiştir. Bu evrim süreci; Alevi felsefesi içinde “Devriye” olarak adlandırılır.”… Alevilikte insan varlığının iki evresi vardır; Birinci evrede insan bedenleşmemiş bir enerjidir, ışıktır (nur-ı kadim). İkinci evrede insan devriye yolu ile evrimleşerek vücut bulmuş ve cisim olarak ortaya çıkmıştır biçimindeki tasarımın nefeslerde nasıl yer aldığına dair örnekler sundu.

Seminer bitiminde gerçekleştirilen tartışmalarla Aleviliğin güçlü yapısının daha da anlaşılabilmesi için bu tür kamp ve çalışmaların planlanması gerektiği üzerinde durularak verimliliği ve önemine kamp katılımcıları tarafından dile getirildi.



FEİK KAMPINA KATILANLARIN LİSTESİ

EŞLERİYLE BİLİKTE KATILANLAR


01 DURAK ARSLAN & CANAN ARSLAN
02 ALİ ABBAS SEVİNÇ & AYNUR SEVİNÇ
03 MUSTAFA SAYLIK & MERCAN SAYLIK
04 YUSUF DOĞAN & PERIHAN DOĞAN
05 ŞAHMETTİN KAYA & EŞİ
06 İSMAİL TURAN & AZİME TURAN
07 AHMET TURAN & AYŞE TURAN Türkiye’den katılıyorlar
08 BEKİR ERAYDIN & ŞENGÜL ERAYDIN
09 İSMAİL KAMÇI & BİRSEN KAMÇI
10 ERDAL KILIÇKAYA & SEMA KILIÇKAYA
11 BEKTAŞ ÜNAL & FATMA ÜNAL
12 YILMAZ TAŞKIN & NEJLA TAŞKIN
13 YAZGÜLÜ KARAHAN & AZİME ATALAY Türkiye’den katılıyorlar


TEK KATILANLAR

01 HÜSEYİN KELEŞ
02 ŞERAFETTİN BAĞCI
03 SEYFİ CANSARAN
04 EMİNE ANLI Türkiye’den katılıyor


MİSAFİRLER

01 HASAN HARMANCI
02 ESAT KORKMAZ
03 SEMRA ZARTEN













kaynaklar fuaf web sitesi



SELESTAT ALEVİ KÜLTÜR MERKEZİ   :   CENTRE CULTUREL DES ALEVIS DE TURQUIE A SELESTAT

8  ROUTE DE MARCKOLSHEIM  67600  SELESTAT  TEL ; 000000000000000 E MAIL ; alevi.selestat@free.fr     adresse web    alevi-selestat.com