OCAK SİSTEMİ
Ocak, Anadolu halk inançlarında büyük yer tutar. Bunun eski geleneklerle
bağlantılı olduğuna dair birçok araştırmacı görüş belirtmiştir. ( Örn. Bk.:
İnan 1995: 66-71) Ocak kültü, ateş kültü ile birlikte değerlendirilir. (Er
1998: 83-91) Ocak, sözcüğü eski metinlerde (İnan 1987: 638) ve daha sonraları
“soy ve sülale” anlamında da kullanılagelmiştir. Bizim burada ele aldığımız ve
“Ocak” olarak nitelendirilen terimle anlatılmak istenen Alevilerde dinsel
hizmetleri gören Dedelerin aileleridir. Her Dede ailesi bir Ocağa dahildir.
Onun temsil ettiği değerlere büyük kutsallık ve manevi güç atfedilir. Aleviler
arasında da ocaklara karşı büyük bir saygı vardır. Ocaklarla ilgili olağanüstü
birçok kerametlerin sözkonusu olduğu olay (menkıbe) dilden dile aktarılır. (A.
Yaman 1998b: 91-100) Ocaklar yani dede ailelerine mensup olmak bazı özel
ayrıcalıkları da beraberinde getirmiştir. Öyle ki Dedeler arasında yaptığım
araştırmalarda Dersim yöresinde aşiretlerarası ve devlet/aşiretler arasındaki
çatışmalar sırasında bile sadece ocakzade olanların silahsız dolaşabildikleri
ifade edilmiştir. (17) Yine bazı ocaklara mensup dede aileleri hastaların
başvuru merkezleri konumundaydılar. Mesela Tunceli Hozat Karaca Köyü’ndeki Sarı
Saltıklı Dedeler böyle ailelerdendir. Çeşitli hastalıklar için bazı Ocaklara
başvurulur. Ayrıca Clarke araştırmaları sırasında Ocakzade Dedelere ait
mezarların da yeşil renkli bezler konulduğunu ve bunun da karizmatik soyu
sembolize ettiğini ifade etmektedir. (Clarke 1999: 121) Bir çok dedesoylu’nun
mezarı da zaman içerisinde büyük ziyaretgahlara dönüşmektedir. Mesela Malatya,
Arguvan, Ballıkaya (Mezirme) Köyü’ndeki Vaylo Dede, Muş Varto İçmeler
(Rakkasan) Köyü’ndeki Seyyid Nesemi Dede yakın zamanda yaşamış dedesoylulardır.
Bu kişilerin soyları ve toplum üzerindeki nüfuzlarına binaen mezarları birer
ziyarete dönüşmüş, türbe haline getirilmiş. Bu şekilde bu yerler sürekli
ziyaret edilen, adak adanan, dilek dilenen mekânlar haline dönüşmüşler. Bu
örnekleri Anadolu’nun bir çok yerinde görmek olanaklıdır.
Genel olarak
Alevi-Bektaşi topluluklar cemaat yapılanması bakımından dergahlar ve ocaklara
bağlıdırlar. Toplumsal planda dergah ve ocak disiplini esastır. Bu organizasyon
kutsal temellere dayanmaktadır çünkü bu ocakları oluşturmuş aileler keramet sahibi
ululardan gelmektedir. Bu ulu kişiler aynı zamanda İslam Peygamberinin ve
Ehlibeytinin soyuna dayanmaktadır. “Hak-Muhammed-Ali Yolu” olarak adlandırılan
ve kutsanan bu yol, Ehlibeyte dayanan dede aileleri yani “Ocaklar” aracılığıyla
yüzyıllardır süregelmektedir. Şapolyo’nun da ifade ettiği gibi “Kızılbaşlarda
ocak disiplini bir kutluluk arzetmektedir. Bu disiplinde bir Kızılbaş
cemaatinin tesanüdünü vazifeli görmektedir. Kızılbaşlar bir sekt olarak
mevcudiyetlerini devam ettirmektedirler…”(Şapolyo 1964: 267) Alevi Ocakları,
Dede Garkın, Sarı Saltuk ve Hıdır Abdal gibi Alevi geleneğinin evlad-ı resul
(seyyid) saydığı ve kutsal kabul ettiği din ulularının adlarını taşımaktadır.
Ocaklar zaman içerisinde, bu kutsal dervişlerin soylarından gelenlerce kurumsal
hale getirilmiş, bu soylardan gelenlere ocakzade (ocakoğlu) denmiş, dedelik
görevinin ocakzade dedeler (seyyidler) tarafından yerine getirilmesi bir
gelenek halini almıştır.(18) Ocaklar konusunda Prof. Boratav da şu bilgileri
sunuyor: “…Hasan Dede Ocağı , Narlıdere Ocağı deyimlerinde görüldüğü gibi, Anadolu’daki
Alevi-Kızılbaş topluluklarının, bölge bölge bağlı bulundukları kutlu merkezler;
ocak bu deyimlerde, aynı zamanda, o yerlerde oturan tarikat ulularının soyu
anlamına gelir ; genel olarak bu ocakların önderlik görevi babadan oğula geçer
; nitekim ocak ulusunun soyundan olan kimselere “ocakzade” derler “ (Boratav
1984: 113) Dedelik konusunda olduğu gibi, ocaklar konusunda da bilimsel
araştırmalar yapılmadığından,(19) Türkiye’deki toplumsal ve dinsel ortamı
anlamak bakımından çok büyük önem taşıyan bu konuların birçok yönleri
karanlıkta kalmıştır. Ben burada ocaklar konusunda giriş niteliğinde de olsa
bilgiler sunmaya çalışacağım. Çünkü bu konunun büyük ölçüde aydınlığa
kavuşabilmesi için, Anadolu’da değişik yörelerde bulunan ocakları kapsayan alan
araştırmalarının ve özellikle Dede ailelerinde varolan her türlü yazılı ve
sözlü verilerin toplanması gerekmektedir. Bu bağlamda Dedelerde bulunan
şecerelerin (20) ve diğer elyazma belgelerin günışığına çıkması da büyük önem
taşımaktadır. Biz edinilecek yeni bilgiler doğrultusunda bu zamana kadar elde
edilmiş bilgiler doğrultusunda sunduğumuz verilerde de düzeltmelere ve
değişikliklere gidileceğine bunun da olağan olduğuna inanıyoruz.
Dede ocaklarına
adlarını veren şahsiyetlerin bu konumlarını belirleyen üç önemli unsur vardır:
- Soy: Ocak Ulularının bazıları gerçekten soy yoluyla Hz. Ali’ye
bağlanmaktadır. Şecerelere her ne kadar ihtiyatla yaklaşmak gerekse de bunların
tümünün düzmece olduğunu iddia etmek de doğru değildir. Demek ki bazı ocak
uluları gerçekten Hz. Ali soyundan gelen ocakzade bir soya mensupturlar.
- Keramet: Yine sözlü geleneğe ve şecerelerde yazılanlara göre bazı ocak
uluları da olağanüstü güçlere sahip olmaları ve keramet göstermeleri nedeniyle
ocak kurucusu olmuşlardır ki bazı Dedeler de onların soylarından
gelmektedirler. Bu kerametler arasında ateşe hükmetme, zehir içme, duvarı
yürütmek gibi kerametler sayılabilir.
- Hizmet: Bazı ocak uluları da Hacı Bektaş Veli dergahında yaptıkları
hizmetleri karşılığında Alevileri özellikle inanç ve ibadet konularında eğitmek
üzere görevlendirmişlerdir. Menkıbelere göre Hacı Bektaş Veli, Sarı Saltuk,
Seyit Cemal, Güvenç Abdal gibi bazı ocak ulularını Anadolu’ya Alevi taliplere
dedelik yapmak üzere göndermiştir.
Burada ocakların özellikleri ve işlevleri konusuna geçmeden önce ocakların ne
zaman ortaya çıkmış olabileceklerine ilişkin bilgiler de sunmak istiyorum. Bu
konuda farklı Alevi-Bektaşi grupların mensup oldukları gelenek doğrultusunda
tezleri savuna geldikleri bilinmektedir. Dedebabalar, Çelebiler, Ocakzade
Dedeler, Babalar ve Dikme Dedeler farklı görüşler ileri sürmektedirler. Bu
tezleri genel olarak şu şekilde özetlemek olanaklıdır:
ALEVİ OCAKLARINDA HİYERARŞİK YAPI VE KÖKENLERİ
Aslına bakılırsa Alevi Ocakları arasında ayrım gözetilmez
ve bu da Aleviler arasında “Eri erden seçen kördür.” denilerek ifade edilir.
Ancak buna karşın “El ele el Hakka Sistemi” çerçevesinde Ocakların arasında
mürşitlik, pirlik ve rehberlik bağı vardır. Her Dede ailesi bu şekilde kendini
bağlı saydığı Dede ailesinin talibi, müridi sayılır. Bu da doğal olarak
hiyerarşik bir durum ortaya çıkarmaktadır. Bu hiyerarşik yapılanmanın kökeni
hala tam olarak açıklığa kavuşmamıştır. Ocakların bir bölümü, başka ocaklara
bağlıdır. Bağlı olunan ocak mürşid ocağı, bağlı olan ocak ise pir ocağı olarak,
yine rehberlik de bir başka ocağın hizmeti olarak paylaşılır. Bu görev
paylaşımı “El ele El Hakka Sistemi”’nin doğal bir sonucudur. Bu görevler farklı
ocaklar arasında olabildiği gibi, aynı ocak içerisinde farklı dede ailelerince
de üstlenilebilmektedir. Örnek vermek gerekirse İmam Musa-i Kazım Ocağı’ndan
Ahmet Karanfil Dede “Pîrimiz Baba Mansur, mürşidimiz Ağuiçen Ocağıdır.” diyor.
Buna karşın Mürşitlik, pirlik ve rehberliği aynı ocak içinde paylaşanlara da
rastlıyoruz alan araştırmalarımız sırasında. Talip sayısı, sahip olunan
yetkiler ve nüfuzları da hiyerarşik bir görünüme yol açıyor. Ocakzadeler
arasında bu konuda tartışmalar yaşanıyor. Sahip olunan talip sayısı, şecereler,
Yol bilgileri gibi unsurlar üstünlük gerekçeleri olarak sıralanıyor. Biz bu
hiyerarşik yapılanmanın kökenine dair şu varsayımları ileri sürebiliriz:
DEDELİK KURUMU
Alevi Ocaklarında Dedelik Kurumu üçlü bir hiyerarşiye dayanır: 1-Mürşid, 2-Pir,
3-Rehber. Kimi yörelerde bu hiyerarşi Pir ve Mürşid’in yer değiştirmesi
şeklinde uygulanmaktadır.(9) Yani şu şekildedir: 1-Pir, 2-Mürşid, 3-Rehber
Şüphesiz bu üçü de dedesoylu olan kişi için varolan bu sıralama işlevseldir.
Birbirlerini tamamlarlar, biri olmaksızın diğeri anlamsızlaşır. Tümü de
ocakzade olan yani dedesoylu olan dede aileleri bu görevleri paylaşmışlardır.
Görev paylaşımı daha çok aynı ocak ve yakın akraba Dede aileleri arasında
gerçekleşmektedir. Bazı yerlerde bu hiyerarşik görevlendirmeyi çeşitli
Ocaklardan Dedeler toplanarak bir seçim şeklinde yapıyorlarmış. Ancak genel
uygulama seçim şeklinde olmamaktadır. Kızılbaş Alevi dedelerini genel olarak üç
kategoriye ayırabiliriz:
1-Bağımsız
ocakzade dedeler: Daha çok Erzincan, Malatya, Elazığ, Tunceli, Erzurum
yörelerinde bulunan bağımsız ocakzade dedeler Hacı Bektaş Veli’yi pir ve
serçeşme kabul etmekle birlikte, Hacı Bektaş’ın postunda oturan ve onu temsil
ettiğine inanılan Çelebilerden icazetname (hüccet veya izin) almaksızın
taliplerinin hizmetlerini görürlerdi. Bu durum hem ulaşım ve iletişim
olanaklarına dayandırılabileceği gibi, hem de Osmanlıların Safevilerle olan
siyasal mücadelesinin bir sonucu olarak görülebilir. Çünkü Kızılbaş-Alevi
Ocaklarının Şah İsmail Hatayi’ye ve hareketine olan sevgisi tartışılmazdır.
Bunun nişaneleri deyişlere adeta işlenmiştir. Osmanlı bu kitlelere karşı
düşmanca bir tavır takındı ve bu tavrını psikolojik araçlarla desteklemesi
sonucunda da ortaya “mum söndü iftiraları” çıktı. Osmanlı’nın Bektaşi
Dergahları ile Kızılbaş Alevi Ocakları’na yönelik farklı bakış bu durumdan
kaynaklanmaktadır düşüncesindeyiz. Böylece Kızılbaş Alevi Ocakları ve onlara
bağlı kitleler, Bektaşi Dergahlarından farklı olarak, içlerine kapanmışlar, sosyo-ekonomik
gereksinimlerini karşılayabilecek bir düzeni bu yüzyılın başına kadar
sürdürmüşlerdir. Bu düzende Ocak sistemi ve Dedelik kurumu büyük rollere
sahiptir. Kırda varolan sosyal yapılanma Ocak sistemi ile oldukça uyumlu
çalışmış ve zaten bu yapılanma gereği Ocaklar ve onu temsil eden Dedeler
oldukça inisiyatif sahibi, güçlü konumda olmuşlardır. Orta Anadolu’da bulunan
bazı Ocakların aksine sözünü ettiğimiz yörelerdeki Ocaklar, Hacı Bektaş
Çelebisinden izin almaksızın talipleri görmeyi sürdürmüştür.
Bu nedenle biz
bu Ocakzade dedeleri “bağımsız” olarak nitelendiriyoruz. Osmanlı-Safevi
mücadelesini Safevilerin kaybetmesi sonucunda zaman içerisinde Safevilerin
Ocaklar üzerindeki nüfuzunu da azalması ve Hacı Bektaş Dergahı’nın Anadolu’daki
Kızılbaş Ocakları ile ilişkilerinde ilerlemeye neden olduğu ve Hacı Bektaş
Dergahı’nın merkezi bir konum kazandığı da ileri sürülebilir. Şöyle ki bu süreç
sonucunda kimi ocaklar Cemlerdeki uygulamalarda dahi değişikliklere gittiler.
Bazı Ocaklar tarîk, erkân, evliya olarak adlandırılan ağaç asa ile cem yapmayı
bırakıp, Çelebiler gibi pençe ile cem görmeye başladılar. (Yaman 1996: 60-61)
Bu ayrılık bazı dedeler arasında büyük mücadelelere hatta aşiretler arası
çatışmalara yol açtı. (Dersimi: 1997: 121) Alan çalışmalarım sırasında bugün
bile bu iki farklı ekole mensup Dedeler arasında sert tartışmalar yaşandığını
gördüm. Bu konunun Dedeler bakımından ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
2-Hacı Bektaş
Çelebilerine bağlı dedeler/babalar: İkinci grup dedeler ise belli aralıklarla
-genellikle yılda bir- Hacı Bektaş Veli postunda oturan Çelebilerden onay almak
(10) ve dergaha parasal veya ayni bir ödemede (11) bulunmak suretiyle
dedelik/babalık hizmetlerini yerine getirebilirlerdi. Bu hizmet de genellikle
babadan oğula geçmekle birlikte, Ocakzade dedelerde olduğu gibi Evladı Resul
olmak koşulu aranmıyordu. Özellikle Orta Anadolu bölgesi’nde Amasya, Tokat,
Yozgat, Çorum gibi illerde bu tip dede aileleri bulunmaktadır.
3-Ocakzade
dedelerce görevlendirilen dikme dedeler/babalar: Dikme dedeler/babalar ise
Ocakzade dedelerce görevlendirilirler ve tanınmış bir ocağa mensup değillerdir,
ancak ocakzade dedenin yokluğunda taliplerin hizmetlerini görürler. Bazı
bölgelerde dikme dedelere mürebbi de denir. Dikme dede, taliplerin şikayeti ve
onu atayan dedenin isteği üzerine görevden alınabilirdi. Ancak bu uygulamada o
kadar da kolay değildi. Dikme dedelik uygulaması da koşulların doğal bir sonucu
olarak görülebilir. Uzakta bulunan taliplerini sık sık ziyaret edemeyen dedeler
taliplerin dedelik hizmetleri yokluğunda da sürsün diye bu çözümü bulmuşlardır.
Büyük ölçüde Ocakzade dedelerle taliplerin arasındaki coğrafi uzaklıktan
kaynaklanan bu uygulama, uzun vadede ocakzade dede-dikme dede ve ocakzade dede-talip
ilişkilerinde zayıflamaya ve kopmaya yol açmış ve sonuçta yeni ocakların ortaya
çıkmasına yol açmıştır. Bazı bölgelerde, bu dikme dede aileleri zamanla oldukça
etkili bir hale gelmişlerdir.
Genel olarak ifade edersek Aleviler-Bektaşiler Ocaklar ve Dergahlar
olarak
ikili bir yapılanmaya bağlıdırlar. Ocakları Dede aileleri oluşturur.
Alevi
köylerinde cemaatin lideri dedelerdir. Böylece Dedeler sosyal
hiyerarşinin en
üst noktasında bulunurlar. Yüzyıllar boyunca Dedelerin sahip
oldukları yetkiler
ve yaptırım güçleri cemaatin sosyal düzenini sağlayan
çok etkili bir güç
olmuştur. Bu şekilde farklı bölgelerde yaşayan Alevi topluluklar,
aynı gücün
yani dedelerin sıkı kontrolü altında yaşamışlardır.
Yüzyıllarca işlemiş bu
sistem çerçevesinde “...Cemaat sıkı bir disiplin
bulunmakta, kaideler ve
müeyyidelere göre hareket etmektedir..”(Eröz 1977:
106) Alevi Dedeleri,
Türkiye’nin çeşitli yerlerinde bulunan
“Ocak”lara bağlıdırlar. Bundan dolayı
kendilerine Ocakzade de denilir. Ocakzade dedelerin Peygamber soyundan
geldikleri yani evlad-ı resul oldukları kabul edilir ve bu nedenle
“seyyid” adı
ile de anılırlar. Dede ailelerinde bu durumu kanıtlamak üzere
belli dergahların
(Örneğin Kerbela’daki Dergah) ve Nakibül Eşrafların
onaylarını taşıyan belgeler
yani şecereler(13) bulunur. Dedelerin peygamber soyundan gelip
gelmedikleri
konusu ve yine aynı bağlamda şecerelerin doğruluk meselesi konuları
çok
tartışmalı konulardır ancak biz burada bu konuya değinmeyeceğiz.
Dedelerin çoğu
“gezici”dirler, bir başka deyişle belli zamanlarda
kendilerine bağlı yerlerdeki
taliplerini ziyaret ederek, dinsel törenler düzenler,
topluluğu bilgilendirir
ve anlaşmazlıkları giderirler. Dedeler bazı yörelerde yanlarına
yöreyi iyi
bilen ve kendilerine yardımcı olan bir kişiyi de yanlarına alabilirler
ki bu
kişi ye “kamber” adı verilir. Dede kamberi ile veya yalnız
ziyaretleri daha çok
hasat mevsiminin dışında gerçekleştirir. Bu şekilde ibadetler
sosyal koşullara
uyumlu hale getirilmiş olmaktadır.(14) Eğer dede Cem yapılacak
köye Cuma akşamı
yani Perşembeyi Cuma’ya bağlayan günden önce varmışsa,
o güne kadar büyük bir
ilgi ve ikramla karşılanır. Köylüler onun kaldığı eve gelerek
hal ve hatırını
sorarlar. Onu konuk etmekte adeta yarışırlar.(15) G. E. White gibi
yabancı
araştırmacılar da gösterilen bu büyük ihtimama dikkat
çekmişlerdir. (White
1913: 696) Bu arada o köyden olan ve cemde genellikle rehber
olarak hizmet eden
bir kişi Dede’yi köydeki gelişmelerle ilgili bilgilendirir.
Varsa talipler
arasındaki anlaşmazlıklara, düşkünlere, musahip olacaklara,
evleneceklere veya
Hakka yürüyenlere ilişkin konularda dedeyi bilgilendirir.
Düşkünlerle ilgili
konu cemden önce çözülmezse bu kişiler Cem
ibadetine kesinlikle giremezler ve
kurban lokması yiyemezler. Düşkünlere ilişkin konular
çözülebilecek gibiyse
cemden önce veya cem sırasında çözülebilir. Bir
Alevi talip için hayatta en
büyük ceza ve küçümsenme bu en önemli
ibadetten dışlanmaktır. Dede kendisi
cezalandırmayıp düşkünü mürşidine yollayabilir veya
bu konuda mürşidine
danışabilir. Hatta düşkünün Hacı Bektaş’a veya
Düşkün Ocağı’na gitmesine karar
verebilir. Çözülmesi olanaksızsa o kişi kesinlikle
ceme giremez, kurban lokması
yiyemez. Varsa davarı, malı köylünün davarı ve malından
ayrılır. Adeta topluluk
dışına itilir. Bu durum cezası sona erene kadar sürer. Bu şekilde
7 yıl ceme
alınmayanlar, hatta köylerini aileleriyle terk ederek başka
yerlere yerleşenler
çoktur. Ocakzade dedeler arasında “El ele, el Hakka”
şeklinde de ifade
edilebilen, “Mürşid-Pir-Rehber” şeklinde bir
görev bölümüne gidildiği de bilinmektedir.
Taliplerin hizmetlerini görmek üzere ocak mensubu dedeler
böyle bir iç
hiyerarşik düzen oluşturmuşlardır. Burada Mürşid en üst
başvuru makamıdır.
Rehber Pir’e, Pir Mürşid’e bağlıdır. Mürşid de
davranış ve kararlarında
bağımlıdır. Bu hem manevi anlamda “Yol”a bağlılık, hem de
Buyruklar gibi yazılı
kutsal metinlere bağlılık şeklinde ortaya çıkar. Talipler
Dedeler tarafından
denetlenirken, dedelerde bağlı oldukları dedelerce kontrol
altındadırlar. Bunu
“El ele, el Hakka” şeklinde ifade edilen bir sistem
çözmektedir. Örneğin
görüştüğüm bir İmam Rıza Ocağı’ndan bir Dede
bunu şu şekilde ifade etmiştir:
“...Birbirimize kelle kesip, El ele, el Hakka
olmuşuz...”(16) Bu sistem
çerçevesinde ifade edilen “Yol cümleden
Uludur.”, “Gönül kalsın Yol kalmasın.”,
“Eri erden seçen kördür.” deyimleri
Aleviler arasında sık sık anılan temel
düsturlardandır. Özetle her Ocağın ve Dedenin aslında Yol
içinde bir olduğunu,
önemli olanın “Muhammed Ali’nin Yolu”nun devam
etmesi olduğu ifade etmektedir.
Ocaklar ve dolayısıyla dedeler bu sistem çerçevesinde
birbirlerine bağlıdırlar.
OCAKLARIN LISTESI
Abdal Musa Sultan Dergahı (Antalya, Elmalı, Tekke Köyü),
Ağu İçen Ocağı (Tunceli, Hozat, Karabakır (2) [Bargini] Köyü),
Koca Seyyid Dergahı (Elazığ, Sün Köyü),
Baba Mansur Ocağı (Tunceli, Mazgirt Darıkent [Muhundi] Bucağı),
Seyyid Battal Gazi Dergahı (Eskişehir, Seyitgazi),
Garip Musa Ocağı (Sivas, Güneş Köyü),
Hıdır Abdal Ocağı (Erzincan, Kemaliye, Ocak Köyü),
Piri Baba Dergahı (Amasya, Merzifon),
Kara Pirbad Ocağı (Sivas, Divriği, Ömerli Köyü),
Koca Leşker Ocağı (Erzincan, Bağıştaş),
Pir Sultan Ocağı (Sivas, Yıldızeli, Banaz Köyü ve Tunceli, Pülümür, Hacılı
Köyü)
Seyyid Baba Ocağı (Sivas, Divriği, Akmeşe [Ziniski] Köyü),
Sultan Sinemil Ocağı (Kahramanmaraş, Elbistan, Kantarma Köyü),
Sücaettin Veli Dergahı (Eskişehir, Arslanbegli),
Şah İbrahim Veli Ocağı (Malatya, Arguvan, Ballıkaya [Mezirme] Köyü),
Şeyh Hasan Ocağı (Malatya, Arapgir, Onar Köyü),
Üryan Hızır Ocağı (Tunceli, Pertek, Dorutay [Zeve] Köyü),
Derviş Muhammed Ziyareti (Sivas, Eğrisu [Anzahar] Köyü),
Gani Baba Ziyareti (Sivas, Eğrisu(4) [Anzahar] Köyü),
İmam Zeynel Abidin Türbesi (Malatya, Battalgazi),
Gaziantep Cemevi, Ali Baba Türbesi (Gaziantep),
Elif Ana Türbesi (Gaziantep),
Umman Baba Türbesi (Gaziantep),
Kemal Gazi Dede Türbesi (Amasya, Oymaağaç Köyü),
Göz Baba Ziyareti (Amasya, Balgöze [Emert] Köyü),
Hüseyin Gazi Ziyareti (Sivas Divriği, Iğımbat Dağı),
Seyyid Nesimi Ziyareti (Muş, Varto, İçmeler [Rakkasan] Köyü).
SELESTAT ALEVİ KÜLTÜR MERKEZİ :
CENTRE CULTUREL DES ALEVIS DE TURQUIE A SELESTAT
8 ROUTE DE MARCKOLSHEIM 67600
SELESTAT TEL ;
000000000000000 E MAIL ; alevi.selestat@free.fr
adresse web
alevi-selestat.com