pir sultan SELESTAT ALEVİ KŰLTŰR MERKEZİ
   CENTRE CULTUREL DES ALEVIS DE TURQUIE A SELESTAT

MENU

ALEVILIK INANCI


Habibler Cemevine yıkım tehdidi !

Son Dakika : Habibler Cemevine yıkım tehdidi !
İstanbul, Sultangazi Habibler Cemevi'nin önce camları kırıldı, şimdi Belediye'nin saldırı tehditi altında.

AKP'li Sultangazi Belediye Başkanı Cahit Altunay Habibler Cemevine müdahale hazırlığında. Habiblerde provokasyona zemin oluşturacak bir girişime hazırlanan Belediye Başkanı Cemevini yıkma tehdidinde bulundu.

Alevi Haber Ajansı'na ulaşan bilgilere göre Cemevi önüne güvenlik amacıyla konulan konteyneri ve cemevinin bir bölümünü yıkmak üzere Yarın (22 Mart 2010 Pazartesi) sabah saatlerinde yıkım için Belediye ekipleri Habibler Cemevine gönderilecek.

İstanbul'daki Alevi kurumları sabah saat 09:00'dan itibaren cemevi önünde toplanma çağrısı yaptı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği İstanbul Şubeleri adına yapılan açıklamada "Bu provokatif saldırı hazırlığı karşısında tüm kamuoyunu sağduyulu bir şekilde tavır göstermeye ve duyarlı olmaya çağırıyoruz" denildi.

İletişim Bilgileri :

Yılmaz Başer (Başkan)

Tel : 0533 648 09 49

Habibler Cemevi

Faks : 0212 595 00 34

Tel : 0212 595 12 12

Adres : Habibler Mah. 2706 No : 1/1 Sultangazi - İstanbul

KAYNAK: Alevihaberajansi.com - 21 Mart 2010
--------------

Balkız: 'Sabrımızı taşırmasınlar'

Balkız: 'Sabrımızı taşırmasınlar'
Alevi Bektaşi Federasyonu, Başkan Ali Balkız’ın imzasıyla yayınladığı açıklamada “din dersinin 1. sınıfta başlaması” önerisini hatırlatarak AKP’nin Alevilerle dalga geçtiğini belirtti.

Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız imzasıyla yayınlanan açıklamada AKP’ye sert sözlerle yüklenildi. “Açılım” yemekleri verilirken, Milli Eğitim Bakanlığı çalıştayında din dersinin 1. sınıfta başlaması yönünde bir öneri yapıldığı belirtilerek “Öneriler, yaşananlar, AKP’nin Türkiye Halkıyla, biz Alevilerle dalga geçtiğini gösteriyor” denildi.

Açıklamada, 20 Mart Cumartesi günü Başbakan’ın, sahne ve sinema sanatçılarıyla İstanbul’da “demokratik açılım” toplantısı yaparken, aynı saatlerde Devlet Bakanı Faruk Çelik’in de “Alevi açılımı” çerçevesinde Ankara’da 60 kişiye yemek verdiği, aynı gün gazetelerin Milli Eğitim Bakanlığı çalıştayında din dersinin 1. sınıfta başlaması önerisinin yapıldığını yazdığı belirtildi. “Öneriler, yaşananlar, AKP’nin Türkiye Halkıyla, biz Alevilerle dalga geçtiğini gösteriyor” denildi.

AKP’nin açılım adı altında çalıştaylar düzenlendiği, “açılımcı” AKP’nin her gün yeni bir yüzünün açığa çıktığı belirtilerek şöyle denildi:

“Yıllardır Alevi çocukları açısından bir asimilasyon aracı olduğu, ayrıca laikliğe de karşı olduğunu bildiğimiz nedeniyle verdiğimiz mücadeleler bilinmektedir. AİHM, Danıştay kararları da Hükümetin kapısında ilam tahtasında asılıdır.

Sanatçılarla açılım toplantısı, Romanlarla göbekli danslı şov, Alevilerle otel odalarında yemek...

Bütün bunlar yetmiyor, bir çalıştay da Milli Eğitim Bakanlığın’da yapılıyor.

Öneriler, yaşananlar, AKP’nin Türkiye Halkıyla, biz Alevilerle dalga geçtiğini gösteriyor.

AKP biz ne istedikse tam tersini yapıyor .

Ülkemizi, adım adım şeriata götürüyor.

Yüzündeki demokrat, eşitlikçi, özgürlükçü maskesi hergün biraz daha yırtılıyor.

Ne yazık, kimse bu gerçeği görmüyor.

Görebilenler korku içindeler. Sinmiş köşelerine ya Mehdi’yi bekliyorlar, ya da Humeyni’yi.”

Oldukça sert bir ton taşıyan açıklamada AKP “sabrımızı taşırmamalıdır”, “Bizleri yasal sınırların dışına davet etmemelidir” denildi.

(soL-Haber Merkezi) - 21.03.2010

-----------

AKP'nin Alevi açılımı: Din dersi 1. sınıfa insin

AKP'nin Alevi açılımı: Din dersi 1. sınıfa insin
AKP iktidarının Alevi açılımı skandalla sonuçlandı. Alevilerin taleplerini görmezden gelen hükümet, bununla da yetinmedi.

AKP iktidarının Alevi açılımı skandalla sonuçlandı. Alevilerin taleplerini görmezden gelen hükümet, bununla da yetinmedi. Aleviler zorunlu din derslerinin kaldırılmasını istedi. “AİHM ve Danıştay’ın ‘Zorunlu din derslerini kaldırın’ çağrısına uyun” dedi. Çalıştay’ın son toplantısında ise Milli Eğitim Bakanlığı, zorunlu din dersinin birinci sınıftan başlamasını önerdi.

Ankara’da Rixos Otel’de gerçekleştirilen yemekli toplantı, yaklaşık altı saat sürdü. Toplantının ardından bir açıklama yapan Devlet Bakanı Faruk Çelik, çalıştay hakkında bilgi verdi. Bakan Çelik, toplantıda cemevlerinin hukuki statüsü ve din dersi durumunu da ele aldıklarını söyledi.

Bakan Çelik bunları söylerken, Milli Eğitim Bakanlığı’nca (MEB) ilk ve ortaöğretim okullarının ders çizelgelerinin değerlendirilip değiştirilmesi amacıyla düzenlenen çalıştayda, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin (DKAB) 1. sınıftan itibaren başlaması ve haftada iki saat olması önerildi. (ANKARA)

Evrensel - 22.03.2010

AİHM kararına AK Parti'den ilk tepki!

AİHM kararına AK Parti'den ilk tepki!
AİHM kararına AK Parti'den ilk tepki!AİHM kararına AK Parti'den ilk tepki!

AİHM'in nüfus cüzdanlarındaki din hanesinin kaldırılması kararına ilk yorum Diyanet'ten sorumlu eski Bakan Yazıcıoğlu'ndan geldi.

ANKARA- AİHM’nin nüfus cüzdanlarındaki din hanesinin kaldırılması gerektiğiyle ilgili kararı Alevileri memnun ederken, AK Parti'den gelen ilk tepki de sert olmadı. Diyanet’ten sorumlu eski Bakan ve AK Parti Milletvekili Prof. Dr. Sait Yazıcıoğlu, dinin insanın gönlünde beyninde olduğunu belirterek din hanesinin kaldırılmasının tartışılabileceğini söyledi.

Alevi bir vatandaş nüfus cüzdanının din hanesine "İslam" yerine "Alevi" yazılmaması kararını AİHM’ne taşıdı. AİHM, kimliklerde din ibaresi bulunmasının "insan hakkı ihlali" olduğunu savundu. Devletin din konusunda tarafsız olması gerektiğine ve kimliklerde "din" ibaresinin kaldırılmasına hükmetti.

Türkiye’nin karara itiraz hakkı bulunuyor. Hükümetin bu konuda ne yapacağı henüz belli değil, ancak Diyanet'ten sorumlu eski Bakan Yazacıoğlu'nun sözleri bu konuda bir mesaj veriyor. İNTERNETHABER’e konuşan Yazıcıoğlu öncelikle AİHM kararını Alevilik üzerinden eleştirdi. Aleviliğin İslam’ın farklı bir yorumlanması, farklı bir anlayışı olduğunu ileri süren Yazıcıoğlu, “Bunu sadece ben de söylemiyorum. Alevilerin büyük kısmı da böyle düşünüyor. Alevilik ayrı bir din değil” dedi. AİHM’in Türkiye'deki koşulları, bu konudaki yaklaşımları tam bilmediğini, bu konuda yanlış bilgilendirilmiş olabileceğini de söyleyen Yazıcıoğlu ayrı bir din hanesine Alevilik yazmanın doğru olmayacağını savundu.

DİN HANESİNİN KALDIRILMASINA YEŞİL IŞIK


Nüfus cüzdanlarındaki din bölümüne İslam yerine Alevilik yazılmasını, Alevilik din değil diyerek reddeden Yazıcıoğlu din hanesinin tamamen kaldırılmasına ise karşı çıkmadı. “Nüfus cüzdanlarından din hanesinin tamamen çıkması ayrı bir tartışma” diyen Yazıcıoğlu’nun bu konudaki görüşleri ise şöyle:

“Ateist biri olsa ve bu kişinin din hanesine yasa gereği İslam yazılsa bu ne kadar doğru olur. Veya İslam dışı bir dini benimseyebilir. Buna da İslam yazmak ne kadar kabul edilebilir. Bunun mantığı yok. İnanç insanın gönlünde, beyninde olan bir şey. Bir yere yazılıp yazılmaması önem taşımaz.”

Nergis DEMİRKAYA / İNTERNETHABER - 02 Şubat 2010 Salı

----------------------

Kimlikte din hanesi olmaz

Kimlikte din hanesi olmaz
Din hanesini AİHM’ye taşıyan Sinan Işık “Karar, sessiz bir devrim. Din hanesi illa kalacaksa, Alevi yazılması için yine mücadele ederim” dedi.

Kimliğindeki din hanesine İslam yerine Alevi yazdırmak isteyen vatandaşın itirazını değerlendiren AİHM 'Kimlikte din hanesinin bulunması insan haklarına aykırı' dedi

AİHM’den Türkiye’de ‘dini’ ve ‘etnik’ kimlik problemleriyle ilgili iki önemli karar

STRASBOURG/ANKARA - Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) nüfus cüzdanlarında din hanesinin doldurulması zorunluluğunun kaldırmasını yeterli görmedi. Mahkeme, nüfus cüzdanlerında bir din hanesinin bulunmasını da ‘insan haklarına aykırı’ buldu. Din hanesi konusu Sinan Işık adlı vatandaş tarafından AİHM’ye götürülmüştü.

Mahkeme, sekiz Kürt vatandaşın ‘Q, W, X’ harflerini kimliklerine yazdırma talebiyle açtıkları davada ise Türkiye’yi ‘haklı’ buldu.

AİHM dün Türkiye’de uzun süredir tartışma konusu olan iki konu hakkında iki kritik karar verdi.

Kararlardan biri, (din hanesiyle ilgili olanı) nüfus cüzdanında din hanesine Müslüman yerine ‘Alevi’ yazdırmak isteyen Sinan Işık tarafından mahkemenin gündemine getirilmişti.

Işık, Türkiye’deki hukuk mücadelesinden sonuç alamayınca, 2005’te konuyu AİHM’ye taşıdı. Uygulamanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) aykırı olduğunu öne süren Işık, Türkiye’de iç hukuk yollarının “Alevilik din değil mezhep” gerekçesiyle geri çevrildiğine dikkat çekti. Alevi ibaresinin nüfus cüzdanına konulmasının reddedilmesinin İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ‘din ve vicdan özgürlüğü’ ile ilgili maddesine aykırı olduğunu vurgulayan Işık, Türk mahkemelerinin, Alevilik konusunda uzman kişi ve kuruluşları görmezden gelip sadece Diyanet İşleri’nden görüş almasının da aynı sözleşmenin ‘adil yargılanma hakkı’ ve ‘ayrımcılık yasağı’ maddelerinin ihlali olduğunu savundu.

Hükümet savunmasında Türkiye’de 2006’dan beri, nüfus cüzdanlarında din belirtmenin zorunlu olmadığını belirtti.

Bu savunmayı yeterli bulmayan AİHM, kişinin din ve inancıyla ilgili değerlendirmenin devletin görevi olmadığı, bunun devletin tarafsızlık ilkesine aykırı sonuçlar doğuracağı görüşüne vardı. Mahkeme kişinin din ve inancını açıklamak zorunda olmadığını belirtti. Türkiye’de AİHS’nin “din ve vicdan özgürlüğü” hakkını içeren 9. maddesinin ihlal edildiğine hükmeden mahkeme başvuru sahibi talep etmediği için tazminat belirlemedi.

Türkiye AB’ye uyum çerçevesinde 2006 yılında Nüfus ve Vatandaşlık Hizmetleri Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik’teki değişiklik yaparak aile kütüklerinde din bilgisi hanesinin, kişinin yazılı beyanına uygun olarak değiştirilmesi ya da silinmesinin önünü açmıştı.

Radikal - 03.02.2010

                                                   KERBELA  ANISINA

Hüü gerçeğe...

 

Alevilik-Bektaşilikte Kerbelâ, keder ve belâ bileşimi olarak algılanır; bu anlamda bir yaradır: Tarihsel ve toplumsal haklılığa yaslanmış bir kıyımdır: Bir isyan olarak onu sevmemek, bir kıyım olarak ona yanmamak elde değildir. Çünkü onun anısını yaşatmak için bir görev üstlenmek, orada şehit edilenlerle saf tutmak insan onuru ve şerefiyle ilintili bir durumdur.

Ama olaya akılla yaklaştığımızda, onu ağlama duvarı olarak öne çıkarmanın doğru olmadığını görürüz. Yapılması gereken bugünü anlamanın ve geleceğe ışık tutmanın anahtarı olarak yeniden yorumlamak gerektiğidir. Kerbelâ olayı, Aleviler-Bektaşiler için, hangi inançtan olursa olsun, hangi ulustan gelirse gelsin, haksızlığa, zulme uğramış insanın/ insanların acısını, insanlığın acısı durumuna getirmenin ortak anısıdır. Demek ki Kerbelâ olayı, Kerbelâ şehitleri gibi katledilenlerin bir öyküsüdür.

Kerbelâ acısını, insanlığın acısı durumuna getirme yolunda Aleviler-Bektaşiler, ağıt türünün en yetkin örneklerini vererek, bu olayı bir yaşama anlayışının kaynağı durumuna getirdi, insan sevgisine dönüştürdü.

Şeriatçı İslamlıkla hesaplaşmanın bir bakıma başlangıç öyküsüdür Kerbelâ olayı. Günümüzün Kerbelâ olaylarına gelince saymakla bitmez, ancak, Kerbelâ olayının bir uzantısı olarak yaşama geçirilen, onlarca canın diri diri yakıldığı Sivas/ Madımak olayını anmak bile yeter.

GÜNCELLEME

 

Haksızlığın bugün ne olduğunu açığa vuramayıp geçmiş biçimini yüceltmeye çalışırsak güncel korkaklar olup çıkarız. Hurûfilikten Aleviliğe geçen bir algıyı burada seslendirmek istiyoruz:

Her Alevi-Bektaşi için Kerbelâ kıyımı bir alınyazısıdır; Alınyazısına karşı koymak isteyen her Alevi-Bektaşi alınyazısını mücadelesinin önüne yerleştirmek zorundadır. Alınyazısındaki dostlarına ve düşmanlarına tanı koyabilmek için Hz Hüseyin’i sevenlere düşmanlık gösterenleri sevmeme, bunları sevenleri de sevmeme biçiminde tanımlayabileceğimiz teberra ilkesini, zalimlerin zalimliklerini sevenleri sevmeme, bunları sevenleri de sevmeme biçiminde güncellemek zamanı gelmiştir. Bunu yaparsak düşmanlarımıza tanı koyabiliriz; onları tarihin derinliklerinden yaşadığımız yere taşıyabiliriz. Yine Hz Hüseyin’in ve yandaşlarının kavgasını sevme, bunları sevenleri de sevme biçiminde tanımlayabileceğimiz tevellâ ilkesini zalimlere karşı mücadele edenleri sevme, bu mücadeleye katılanları sevenleri de sevme biçiminde güncellemek durumundayız. Bunu yaparsak dostlarımıza tanı koyabiliriz; onları tarihin derinliklerinden yaşadığımız yere taşıyabiliriz.

 

   Kerbelâ olayı Alevi-Bektaşi canlar  için bir İnsanlık duruşudur.Her  yıl  Muharrem ayından oniki gün boyunca Alevi-Bektaşi canlar Kerbelâ olayın anısına Oruç tutarlar. Geçmişte Oruç tutan canlar  (su içmezlerdi, su ihtiyacını hoşaf  ve ayran gibi sulu gıdalar  alırlardı, Kurban tığlanmaz, Tıraş olunmaz , çamaşır değiştirilmez, Eğlence, düğün yapılmaz, İçki içilmez, Aynaya bakılmaz, Süslenilmez, Kokulu maddeler sürülmez.........v.s).Günümüzün koşullarından bu seçeneklerin bir kısmını yerine getirmek,  hijenik olarak çok zordur. Alevi-Bektaşi canlar olarak, özelikle  şekilcilikten ve gösterişten uzak durmalıyız. Yüreğimizden hisetmeliyiz, dışa vurmaya başaladığımızda Hak için olmaktan çıkar. Denilebilirki Alevilerin oruç tutmaması için her türlü zorluklar öne sürulmüştür. Bu zorlukları günümüz yaşam  biçimine getirdiğimizde yani güncellediğimizde Diyebilmeliyizki her Alevi can muharrem orucunu tutmalı ve tutmak içinde günlük gereksinimleri neyse yerine getirmelidir. Orucumuz ne kadar yas olsada temizlik esas alınmalıdır. Her türlü  eğlence ( düğün, nişan, sünnet, yaş günü,müzikli ortamlardan v.s...) ve zevkten ( ziyafetten, içkiden, hazdan,v.s.;.. )  uzak durulmalıdır. Geriye kalan su içmemek, belirli zamanlarda gerektiği  kadar israfa gitmeden oruç açmada yemeğini yemeli,  eti, yumurtayı, balığı, hiç bir canı incitmemek amacı ile tüketmemelidir.  Hiç bir cana zulüm etmemelidir. Bir böcek bile olsa öldürülmemeli, bir ot bile olsa hiç bir bitki koparılmamalıdır.

Oniki günlük Muharrem orucundan sonra Aşureler pişirilmeli lokma olarak paylaşılmalıdır. Biliniyorki dördüncü imam Zeynel Abidin’ nin kurtuluşu için aşureler pişirilir, kurbanlar tığlanır, ve paylaşılır.

 

Muharrem boyunca Alevi-Bektaşi canların, tutacakları oruçları, gerçekleştirecekleri sohbetleri ve yürütecekleri hizmetleri Hak Kabul etsin. Dillerdeki dilekleri gönüllerdeki muradları hasıl olsun.

Hızır Ali yardımcıları ve yoldaşları olsun.

                                     AŞK İLE

FUAF YOL VE ERKÂN KOMİSYONU               

15 ARALIK 2009

 

 

  

 

 

KERBELA FACİASI ( İHSAN ÖZKES)

Muaviye (602-680) yerine oğlu Yezit’i (646-683) halife tayin etmişti. Muaviye’nin ölümü (680)’ nden sonra Yezit’in önünde tek engel Hz. Hüseyin’di. Çünkü Yezit’in halifeliğini içine sindiremeyen insanlar halife olarak Hz. Hüseyin’i istiyorlardı. Yezit, Hz. Hüseyin’i Medine’de ve Mekke’de yok etmenin zorluğunu biliyordu. Bu nedenle Hz. Hüseyin’i Medine ve Mekke’den çıkarmanın planlarını yaptı. Medine ve Mekke valilerini sıkıştırarak Hz. Hüseyin’in Hicaz bölgesinden çıkmasını sağlayacak, böylece Hz. Hüseyin’i tuzağına düşürecekti.

Yezit, Mervan bin Hakem (623-685)’in de tavsiyesiyle Medine valisi Velid bin Utbe’den, Hz. Hüseyin’in biatini alması için emir verdi. (Biat; İslam devletinde idare edenle idare edilenler arasında yapılan bağlılık akdidir. Biat etmek; yöneticilik tevdi etmek, birinin yöneticiliğini benimsemek anlamındadır.) Velid b. Utbe, Yezit’in amcaoğludur. Zira Velid’in babası Utbe, Muaviye’nin kardeşidir. Yezit, Velid’den Hz. Hüseyin’den biat alınmasını, aksi takdirde öldürülmesini istedi. Bunun üzerine Velid, Hz. Hüseyin’den Yezit’e biat etmesini istedi. Ancak Hz. Hüseyin Yezit’e biat etmeyi kabul etmedi. Vali Yezit’in kendisini biat için sıkıştırdığını söyledi. Hz. Hüseyin de Medine’den ayrılmaya karar verdi. Zaten Kufeliler Hz. Hüseyin’e biat ettiklerini, Yezit’in değil Hz. Hüseyin’in halife olması gerektiği yolundaki haberleri gönderiyorlardı. Hz. Hüseyin de Kufelilerin durumunu araştırıp kendisine rapor etmesi için amcasının oğlu Müslim bin Akil’i Kufe’ye gönderdi (15 Ramazan 60 / 19 Haziran 680). Müslim b. Akil (9 Temmuz 680’de) Kufe’ye ulaştı. Hz Hüseyin Kufe’ye gitmek için hazırlık yaptı. Üvey kardeşi Muhammed bin Hanefiyye gibi Hz. Hüseyin’in yakınları bu yolculuğa çıkmamasını, Kufelilere güvenmemesini, Kufelilerin önce babası Ali’ye sonra Hasan’a sahip çıkmadıklarını, Yezit’in tuzağına düşeceğini söylediler. Ancak tüm söylenenlere rağmen Hz. Hüseyin Kufe’ye gitmek için önce Mekke’ye gitti.  Mekke valisi Amr bin Said olup biteni Yezit’e aktardı. Amr b. Said (Eşdak) Yezit’in halası Ümmül Benin’in oğludur. Mekke valisi ve Yezit’in adamları da Hz. Hüseyin’e, Yezit’e biat etmesi için baskı yapıyordu. Kufe’de 18000-30.000 arasında kişi Hz. Hüseyin adına Müslim b. Akil’e biat ettiler. Müslim, Hz. Hüseyin’e haber gönderip Kufe’ye davet etti. Bu arada Kufeliler mektuplarla veya Mekke’ye gelerek yalvarırcasına başlarına geçmesi için Hz. Hüseyin’i Kufe’ye davet ediyorlardı.

Abdullah bin Abbas gibi Mekke’de de yakınları ve sevenleri Hz. Hüseyin’in Kufe’ye gitmesinin sakıncalı olacağını söylediler. Ancak Yezit, valileri ve taraftarları aracılığıyla Hz. Hüseyin’e ne Medine’de ne de Mekke’de huzur vermiyordu. Hz. Hüseyin kendisine biat edenlerin her geçen gün Kufe’de arttığı haberleri karşısında Kufe’ye gitmeyi bir çıkar yol olarak görüyordu.  Hz. Hüseyin Mekke’den Kufe’ye yola çıktı. Muhammed bin Hanefiyye Hz. Hüseyin’in Mekke’den Kufe’ye gitmek için ayrıldığını Medine’de duyunca ağladı.

Yezit tüm olup bitenleri izliyordu. Müslim bin Akil’e müsamahakâr davranan Kufe valisi Numan bin Beşir’i görevden aldı yerine Ubeydullah İbni Ziyad’ı tayin etti. İbni Ziyad, valilik görevini devralınca camide okuduğu hutbede Suriye’den gelecek ordunun Hz. Hüseyin taraftarlarının ırz ve namuslarını çiğnemesiyle tehdit etti. Sert tedbirlere başvurdu. Kabile reisleriyle toplantılar yaparak, herkesin kendi kabilesine sahip çıkmasını aksi halde sorumlu olacaklarıyla tehdit etti. Müslim b. Akil, Hani b. Urve’nin evine sığındı. İbni Ziyad, Müslim’in faaliyetlerinden haberdar olmak için azatlı kölesi Makıl’ı görevlendirdi ve ona 3000 dirhem verdi. Makıl, kendisini Suriye’den Hz. Hüseyin’e destek vermek için gelen biri olarak çevrede tanıttı. İbni Ziyad aleyhine konuşmalar yaptı. Hz. Hüseyin taraftarları arasında güven sağladıktan sonra Müslim ile görüşmeyi başardı. Müslim’e isyan hazırlıklarında kullanması için 3000 dirhemi verdi. Müslim’in de güvenini temin edince, isyan planlarını öğrendi ve İbni Ziyad’a aktardı. İbni Ziyad, Hani b. Urve’yi çağırtarak önce dövdü sonra tutuklattı. Bunun üzerine Müslim, Tav’a isimli bir kadının evine sığındı. Bu kadının oğlu ise Muhammed b. Eşas’ın azat ettiği kölesiydi. Tava’nın oğlu Müslim’i tanıdı ve Muhammed b. Eşas’a haber verdi. O da İbni Ziyad’a ihbar etti. İbni Ziyad, Müslim’in bulunduğu evi kuşattı. Müslim ancak Muhammed b. Eşas’a eman ile teslim oldu. (Eman ile teslim olmak; can ve mal güvencesiyle teslim olmaktır.) Müslim, gelişmeleri Hz. Hüseyin’e bildirmeye fırsat bulamamıştı. İbni Ziyad, Müslim bin Akil’i ve Hâni b. Urve’yi öldürtüp, başlarını keserek Yezit’e gönderdi (9 veya 10 Eylül 680). Hz. Hüseyin’e destek verenleri dağıttı ve onları sindirdi.

Olup bitenlerden haberi olmayan Hz. Hüseyin Kufe’ye doğru yol alıyordu. Mervan bin Hakem ve Mekke Valisi Amr bin Said Hz. Hüseyin’in yola çıktığını birer mektupla İbni Ziyad’a haber verdiler.

İbni Ziyad 1000 kişilik bir ordu ile Hür bin Yezit’i, Hz. Hüseyin’i yolda durdurmak ve gelişmeleri kendisine rapor etmesi için gönderdi. Ayrıca Hür bin Yezit’ten Hz. Hüseyin’in kafilesinin sarp ve müstahkem yerlere sığınmasına engel olmasını ve Fırat nehriyle irtibatını kesmesini istedi.

2 Ekim 680 Çarşamba (1 veya 2 Muharrem 61) günü Hz. Hüseyin Bağdat’ın 100 km güneybatısında yer alan Kerbela’ya geldi. Hür bin Yezit, Hz. Hüseyin’i yanındakilerle birlikte Kerbela’da durdurdu ve zorunlu konaklamaya tabi tuttu. Hz. Hüseyin Kufelilerin kendisini davet mektuplarını Hür bin Yezit’e gösterdi. Hür bin Yezit Hz. Hüseyin’e burada bekletilmesi için emir aldığını söyledi. Hz. Hüseyin “Burası neredir?” diye sorunca, “Kerbela” dediler. Bunun üzerine “Burası, kerb (üzüntü) ve bela (sıkıntı) yeridir” dedi.

Ertesi günü Ömer bin Sa’d 4000 kişilik bir ordu ile Kerbela’ya geldi. Hz. Hüseyin, Ömer bin Sad’e bu yolculuğa 30.000’e yakın kişinin kendisini Kufe’ye daveti üzerine çıktığını, ancak olanları görünce davet mektuplarında yazılanlara aldandığını anladığını söyledi ve üç teklif getirdi. 1- Bırakınız, geldiğim yere geri döneyim. 2- İslam topraklarının bir sınırına mecburi ikamette olayım ve orada gerekirse düşmana karşı savaşayım. 3-Yezit ile bizzat ben görüşeyim, ne karar verirse, Yezit versin.

Ömer bin Sad, Hz. Hüseyin’in bu önerilerini hemen vali İbni Ziyad’a bildirdi. İbni Ziyad’dan gelen emir şöyleydi. 1- Ya Hüseyin, Yezit’e biat edip onun halifeliğini Kerbela’da kabul eder. 2- Ya da Hüseyin Kerbela’da ölür.

Hz. Hüseyin şöyle dedi: “Ben mi Mercane’nin oğlunun hükmüne boyun eğeceğim?! Vallahi ben bunu, hiçbir zaman yapmam! Onun bu teklifini hiçbir zaman kabul etmem. Bu yolda şu ölümden daha ötesi var mı? Öyle ise, hoş geldi, safa geldi ölüm!”

Şemir bin Zülcevşen’in de etkisiyle İbni Ziyad, Ömer bin Sad’e: “Ya Hüseyin boyun eğer, Yezit’e biat eder, yoksa üzerine yürü, onu öldür ve azalarını kes. Hüseyin öldürülürse onun göğsünü ve sırtını atlara çiğnet. Çünkü o asidir ve şakidir! Zamanımda Hüseyin’in öldürülmesi bana çok zarar verir. Fakat onu öldüreceğim diye söz verdim. Onu öldürerek sözümü yerine getireceğim. Sen de Hüseyin’i öldürme konusunda emrimizi yerine getirirsen seni mükâfatlandıracağız. Eğer bunu yapamayacaksan, Şemir bin Zülcevşen gereğini yapacaktır” diye yazdı.

Emevi şovenizmi o kadar ileri gitti ki Hz. Hüseyin ve yanındakilere üç gün bir damla su bile vermediler. Fırat Irmağının yanında susuzluk çektirdiler. Sıffin Savaşında Hz. Ali, Muaviye ordusundaki 85000 kişiye Fırat’tan su vermişti. Kerbela’da Yezit’in komutanları ise Hz. Hüseyin ve yanındaki 72 kişiye su vermediler. Çöl sıcağında Fırat suyuna bakarak günlerce susuzluk çektirmek Yezit zihniyetidir.

Abdullah bin Ebi Husayn, Hz. Hüseyin’e şöyle dedi: “Ey Hüseyin! Suya mı bakıyorsun, hiç bakma! Su gökyüzünün ortasında gibi sana yüksek ve uzaktır, suya erişemezsin! Vallahi sen susuz olarak ölünceye kadar sudan bir damla bile tadamazsın!” Amr bin Haccac 500 süvari ile Fırat’ın etrafını kuşattı. Hz. Hüseyin tarafından su almak isteyenlere engel oluyor. Suya yönelenler ok yağmuruna tutuyordu. Hâlbuki Hz. Hüseyin’i Kufe’ye davet mektubu yazanlar arasında Amr bin Haccac da vardı.

İbni Ziyad bütün komutanları, askerleri ve tüm Kufe halkını Hz. Hüseyin’i öldürmeye ortak olmaları, Kerbela’da hazır bulunmaları için zorladı. Gitmek istemeyenlere şiddet kullandı. Hatta Şam’dan Kufe’ye alacağını tahsil için gelen bir adamı bile Kerbela’ya gitmesi için baskı yaptı. Adam ben alacağım için geldim diye direnince bu adamı öldürdü.

Kerbela’da halk dışında Rey valisi Ömer bin Sa’d komutasında 7000 süvari toplanmıştı.

Hz. Hüseyin dâhil kafilesinde bulunan erkeklerinin sayısı 60 kişiydi. Bunların bir kısmı yaşlı bir kısmı da tecrübesiz gençlerdi. Hz. Hüseyin dâhil 18’i Ehli Beyt’tendi. Mekke’den hareket ettiğinde Hz. Hüseyin’in yanında 321 kişi vardı. Kerbela’ya gelinceye kadar çoğunluğu dağılmıştı. Sadece sadık olanlar kalmıştı. Bunlardan 5’i Hz. Hüseyin’in hizmetinde olanlardı. 42 kişi de ölümüne Hz. Hüseyin’e inananlardı.

Hz. Hüseyin ile Ömer bin Sa’d arasında şöyle bir görüşme oldu.

Hz. Hüseyin:  “Ümeyye oğullarının menfur emellerine şu fani dünyanın dört günlük ihtiraslarına tabi olup Ehli Beyt’i susuzluktan helak ediyorsun. Muhammed’in masum torunlarını şu çorak topraklarda çöllerde bir yudum sudan mahrum bırakıyorsun. Şu yaptığın hakka revamıdır?” dedi.

Ömer bin Sad: “Yezit’in emrindeyim. İtaat etmesem Şam’da, Basra’da ve Kufe’deki mülkümü kaybederim.”

Hz. Hüseyin: “Hicazdaki bütün mülkümü sana vereyim.”

Ömer bin Sad: “Yezit’in gazabı Hicaz’a da yeter.”

                Hz. Hüseyin: “Allah’ın gazabı Yezit’in gazabından büyüktür. Dünyanın hırs ve tamahı gözünü bürümüş. Dünya ve ahret saadeti bulamayasın.”

Haksızlığa karşı dik duruşun simgesi Hz. Hüseyin’dir. Kafilesinde bulunanların 23’ü atlı, 40 yaya kişiyle ki bunların çoğunluğu da yaşlılar ve tecrübesiz gençlerdi. 7000 süvariye karşı gelinemeyeceğini elbette Hz. Hüseyin biliyordu. Asileri Allah’ın gazabından korkmaları için uyardıktan sonra “Ey Allah’ım! Sen bilirsin ki bu sözlerim hükmetmeye rağbetimden, çıkar sağlamayı düşündüğümden değildir. Ancak senin dininin yollarını göstermek Hakka ayna olmak istediğimdendir. Bu suretle mazlum ve çaresiz kullarının esenliğe ulaşmalarını emirlerini, hükümlerini yerine getirmelerini temin etmek istiyorum” demiştir. Yezit gibi melun bir adama biat etmek Hz. Hüseyin’e elbette yakışmazdı. Tek seçenek kalmıştı o da ölümdü. Hz. Hüseyin inançla ve cesaretle ölümü kucaklamıştır.

9 Muharrem’de Şemir bin Zülcevşen Kerbela’ya geldi. Hür bin Yezit ve Ömer bin Sad’in Hüseyin üzerine yürümemesi halinde her ikisini de öldürüp komutayı kendisinin alıp Hz. Hüseyin’i imha etmekle görevlendirilmişti. Bu görevini de her iki komutana açıkça bildirdi. Hâlbuki Şemir bin Zülcevşen Sıffin Savaşı’nda Muaviye’ye karşı Hz. Ali saflarında çarpışmıştı.

Hz. Hüseyin karşı tarafa son defa bir konuşma yaptı. Önerdiği üç maddeyi tekrar değerlendirmelerini, kanının akıtılmasının büyük vebal ocağını, insaflı davranmalarını istedi.

Hür bin Yezid, Ömer bin Sad’i saldırı planından vazgeçirmek istedi ancak başaramadı. Hz. Hüseyin’in savaş başlamadan yaptığı konuşma üzerine onun safına geçti ve yaptıklarından dolayı özür diledi. Karşı taraftan 30 kadar vicdan sahibi kişi ölüm pahasına da olsa Hz. Hüseyin tarafına geçtiler.

Hz. Hüseyin üzerinde kul hakkı olan, borcu bulunan kişilerin yanında çarpışmamasını, geri dönüp borçlarını ödemelerini isteyerek “üzerinde kul hakkı olan benim yanımda çarpışmasın” dedi. Hz. Hüseyin yanındaki herkesin kendisini bırakıp gitmelerini de istedi ve “Hepiniz beni bırakıp gidiniz! Benden dolayı sizi bağlayan bir ahit ve bir günah yoktur. Bu gece, karanlığı sizi bürüyünce geceyi binit edinip geceden yararlanarak savuşup gidiniz!” dedi. Hz. Hüseyin’in kardeşleri, oğulları ve amcaoğulları “Biz senden sonra yaşayıp ta ne yapacağız? Allah bize seni bırakıp gitmeyi göstermesin” dediler. Hiçbir kimse Hz. Hüseyin’i orada bırakıp gitmeyi asla ve kat’a kabul etmedi.

Ömer bin Sad’in sancağıyla gelip ilk oku atmasıyla katliam başladı. İki taraf arasında güç dengesizliği vardı. Yezit tarafındaki her 100 kişiye Hz Hüseyin tarafından 1 kişi bile düşmüyordu. Ortada tam bir dram vardı.

Yezit zihniyeti bunları yaparken Allah, kitap, hilafet adına meşru-yasal olarak işlendiği izlenimi vermişlerdir. Adam öldürmeyi yasallaştırmışlardır. Dinin siyasallaştırılması dinin baskı ve sindirme aracı kullanılması Emevi zihniyetinin mahsulüdür.

Hz. Hüseyin ve yanındakilere saldırmakta tereddüt edenlere hücuma geçmeleri için Amr bin Haccac şöyle diyordu: “Ey Kufeliler! Sizler halifeye (Yezit’e) itaatinizi gösteriniz ve cemaatinizin tarafını tutunuz. Dinden çıkmış, Halife ve Öndere karşı kalkışmış olanların öldürülmesinde asla tereddüt etmeyiniz!”

Müslim bin Avsece’den sonra Abdullah bin Umeyr de kahramanca savaşarak şehit oldu.

Hür bin Yezit kahramanca savaştı. Yezit bin Süfyan’ı ve birkaç kişiyi öldürdü.

Hz. Hüseyin’in 25 yaşlarındaki oğlu Ali Ekber, Kerbela’da Talip oğulları arasında savaş alanına ilk çıkan ve Hz. Hüseyin’in ailesinden ilk şehit edilendir. “Ben Hüseyin b. Ali’nin oğluyum. Kâbe’nin Rabbı’na yemin ederim ki Hz. Peygamber’e en yakın olan biziz, Evlatlığın oğlu (Ubeydullah b. Ziyad) bize hükmedemez!” demiştir. Çıktığı ona yakın mübarezede kahramanca çarpıştı. Her seferinde iki üç kişiyi öldürdü. Susuzluktan bitkin düştüğü bir sırada Mürre b. Munkız tarafından sırtına saplanan mızrakla şehit edildi.

Hz. Hüseyin’in kardeşleri, yeğenleri, oğulları ve yanındakiler eşi benzeri görülmemiş kahramanlık sergiliyorlardı. Her biri birer birer şehit oluyorlardı.  

Hz. Hüseyin’in 3 yaşındaki oğlu Abdullah gelerek babasına sarılmıştı. Bu çocuğu oklarla boynundan vurarak Hz. Hüseyin in kucağında öldürdüler.  Hz. Hüseyin “Yardım etmek için bizi çağırdılar şimdi de bizi öldürüyorlar” dedi.

Hz. Hasan’ın oğlu Kasım çarpışırken Amr bin Sad, Kasım’ın kafasına bir kılıç darbesi vurdu. Kasım “Amcacığım” diyerek yere yığıldı. Hz. Hüseyin aniden kükremiş aslan gibi Amr bin Sad’e saldırdı ve onu şiddetli bir kılıç darbesiyle öldürdü.

Hz Hüseyin Kasım’ın şehit edilişi karşısında hareketsiz olarak kalmıştı ki Malik bin Nüseyr Hz. Hüseyin’in başına kılıçla vurdu. Kılıç Hz. Hüseyin’in başındaki külahı kesti ve başına saplandı. Hz Hüseyin’in başından kanlar fışkırıyordu.

Hz. Hüseyin’in yanında kalan son neferlerden biri Abbas idi. Abbas Hz. Ali’nin oğludur. Daha önce de su temin eden Abbas, Hz. Hüseyin’in kızı Sekine’ye “Söz, sana su getireceğim” demişti. Atını mahmuzlayıp Fırat’a sürdü. Dönerken ok yağmuruna tutuldu. Su kabı da oklarla delindi, Abbas çadıra ulaştığında can verirken, kaptaki suyun deliklerden tamamen boşaldığı görüldü.

Şemir bin Zülcevşen Hz. Hüseyin’in çadırına kar ilerleyip mızrağını vurdu ve çadırı ateşe verme teşebbüsünde bulundu.

Hz. Hüseyin susuzluktan Fırat’a doğru yöneldi. Eban bin Dârem oğullarından Harmele Hz. Hüseyin’in ağzına ok sapladı. Hz. Hüseyin oku çıkardı. Ağzı ve avuçları kan doldu. Onlarca oklar da vücuduna saplandı.

Hz. Hüseyin “Ey Allah’ım! Onları, derleyip toparlayıp yok et! Yeryüzünde onlardan hiç birini bırakma!” dedi.

Ev halkı ve tüm yakınları şehit edilmiş olan Hz. Hüseyin, eli kolu kırılmış olduğu halde cüret ve cesaretini kaybetmeden kendisini sırtlanlar gibi saranlarla çarpışarak onları sağından ve solundan bütün gücüyle dağıtıyordu.

Züra bin Şerik Hz. Hüseyin’in önce sol eline, sonra sağ omzuna kılıç darbesi vurdu. Hz. Hüseyin yüz üstü düştü. Sinan bin Enes’in Hz. Hüseyin’in köprücük kemiğinden sapladığı mızrak, göğsünden çıktı. Hz. Hüseyin yere kapandı. Sinan bin Enes Hz. Hüseyin’in önce saçlarını kesti. Sonra da başını kesti. Hz. Hüseyin’in cesedinde 33 mızrak darbesi, 34 kılıç darbesi vardı. Muharrem ayının 10. günü (Cuma günü) öğleden sonra Hz. Hüseyin şehit oldu.

Bahr bin Kab, Hz. Hüseyin’in iç çamaşırını çıkararak çırılçıplak soydu. Hz. Hüseyin’in cesedini meydana koydular. 10 tane süvari hazırladılar. Bu atlılar Hz. Hüseyin’in cesedi üzerine basarak geçiyordu. Atlara cesedi çiğnete çiğnete ezdirdiler. Ceset kanlar içinde toprağa, toprak da cesede karışmıştı.

Kerbela’ya varıldığından beri çadırda hasta yatan Hz. Hüseyin’in oğlu Ali Zeynelabidin’in kalkmaya mecali yoktu. Şemir bin Zülcevşen, Ali Zeynelabidin’i de öldürmek istedi. Ancak halası Zeynep, savaşın bittiğini, Zeynelabidin’in hasta olduğunu ve savaşa katılmadığını, Ali Zeynelabidin’in esir sayılacağını ve esirlerin öldürülemeyeceğini belirtti. Kadınları hırpalayarak üzerlerindeki ziynetleri çıkarıp aldılar.

Dünya tarihinde dinli, dinsiz hiçbir toplumda böyle bir vahşet işlenmemiştir. Bu vahşet, organizeli olarak iktidarın muhalefete hayat hakkı tanımamasıdır. Katliamdır, soykırımdır. Hz. Ali evladı planlı olarak imha edilmiştir. Çocuklar bile okla ve kılıçla öldürülmüştür. Hz. Hüseyin dâhil öldürülen herkesin başı kesilmiştir. Kesilen başlar mızrak uçlarına takılmıştır. Kesilen başların 22’sini Hevazinliler, 17’sini Temimliler, 13’ünü Kindiler, 6’sını Esedliler, 5’ini Ezdiler, 12’sini de Sakifliler Kufe’ye götürdüler.

Hz. Hüseyin’in cesedinden ayrılan başını Havli bin Yezit, İbni Ziyad’a götürdü. Hz. Hüseyin’in başı büyükçe bir tas içindeydi. İbni Ziyad masada yemek yiyordu. Elindeki değneği Hz. Hüseyin’in dişlerine dokundurdu. Kufe caddelerinde Hz. Hüseyin’in başı teşhir edildi.

Kerbela’da şehit edilen Hz. Ali’nin yakınları şunlardır.

Kerbela’da şehit olan Hz. Ali’nin oğulları: 1- Hüseyin (Nesli devam etmiştir.) 2- Abbas (Nesli devam etmiştir.) 3- Cafer. 4- Abdullah. 5- Osman. 6- Atik (Ebubekir). 7- Muhammed.

Hz. Hasan’ın Kerbela’da şehit olan oğulları: 1- Kasım. 2- Abdullah. 3- Ebubekir

Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit olan oğulları: 1- Ali Ekber. 2- Abdullah.

Ayrıca, Müslim bin Akil’in 4 oğlu, Abdullah bin Cafer’in 3 oğlu, Abdullah el Ekber bin Akil ve oğlu Muhammed ve Ebu Said bin Akil’in oğlu Muhammed

Ali Zeynelabidin’i ve halası Zeynep’i İbni Ziyad öldürmek istedi. Ancak bu isteğinden vazgeçti.

İbni Ziyad Kufe Merkez Camisinde yaptığı hutbe konuşmasında “Hamdolsun Allah’a ki Hakkı ve Hak sahiplerini muzaffer ve üstün kıldı. Müminlerin Emiri Yezit ve onun cemaatine yardım etti. Yalancı oğlu yalancı Hüseyin’i ve onun adamlarını da öldürdü” dedi. Bu sözlere sadece Abdurrahman bin Afif isimli bir kişi karşı çıktı. İbni Ziyad’ın adamları Abdurrahman’ı hemen orada öldürdüler.

Hz. Hüseyin’in oğulları Ali Askar (Zeynelabidin) (20 yaşlarında olduğu söylenir)  ve 4 yaşındaki Ömer dâhil çocuklar elleri boyunlarına zincirlenerek kadınlarla birlikte Şam’da bulunan Yezit’e gönderildi.

Yezit de elindeki değnekle Hz. Hüseyin’in dişlerini itti ve “Hüseyin kendisinin benden üstün olduğunu, babası Ali’nin de babam Muaviye’den üstün olduğunu iddia ediyordu. Allah bizim onlardan üstün olduğumuzu gösterdi” dedi.

Hz. Hüseyin’in başı ve diğer şehitlerin başları Şam caddelerinde teşhir edildi.

Hz. Hüseyin’in başının nereye gömüldüğü konusu ihtilaflıdır. Hz. Hüseyin’in başının bulunduğu var sayılan yerler şunlardır: 1- Medine’deki Baki Mezarlığına. “Hz. Fâtıma ile oğlu Hz. Hasan da Baki mezarlığına gömüldüler. Kerbela’da şehit edildikten sonra Dımaşk (Şam)’a götürülen Hz. Hüseyin’in başı Yezit tarafından Medine’ye gönderilince annesinin yanına defnedildi. (İbni Sa’d, V, 228) (DİA, cilt 7, sayfa 387, “Cennetül Baki” Maddesi). 2- Kerbela’daki cesedinin bulunduğu kabirde. 3- Necef’te babası Hz. Ali’nin yanına. 4- Şam’da bilinmeyen bir yerde. 5- Rakka’da bir yerde. 6- Kahire’de Hz. Hüseyin Mescidi’nde. 7- Kufe dışında bir yere.

Yezit’in ordusundan öldürülenlerin sayısı 88’dir. 80 civarında da yaralıları vardı. Ömer bin Sad kendi ölülerinin namazlarını kıldırıp definlerini yaptırdı.

Karşı taraftan vicdanlarının sesine kulak vererek ölümüne Hz. Hüseyin tarafına geçenlerle birlikte, Kerbela’da şehit edilenlerin sayısı 72-87 arasındadır. Bunlardan 23’ü; Hz. Hüseyin, ev halkı ve akrabaları idi. Hepsinin kafası kesildi, saçları ve uzuvları kesildi. Cesetleri ve kanları kumlara topraklara belendi. Çırılçıplak cesetler çölde bırakıldı. Rüzgar cesetleri toza toprağa gömdü. Onların parçalanan ceset parçalarını kurtlar dişlerine taktılar, sırtlanlar inlerine götürdüler. Yezit’in ordusu Kerbela’yı terk edince civardaki Beni Esed mensuplarından Gâdiriyye köylüleri Hz. Hüseyin’in cesedini ve diğer şehitleri defnettiler.

Hz. Hüseyin şehit edildiğinde 57 yaşındaydı. Saçları ve sakalı simsiyahtı, sakalında bazı kıllar hafif ağarıyordu.

Yezit 683 yılında öldü. Yerine 20 yaşlarındaki oğlu Muaviye geçti. Muaviye birkaç ay halife olarak kaldı. Hastalıktan öldüğü veya zehirlendiği söylenir. Yezit’in oğlu Muaviye’nin babası Yezit ve dedesi Muaviye’yi kınayıp yerdiği rivayet edilir. Nitekim Diyanet’in Ansiklopedisinde şu bölümler yer almaktadır. “Dedesi, Muaviye ile babası Yezit’in Hz. Aliye ve evladına karşı yürüttükleri iktidar mücadelesinde haksız olduklarını belirterek onları ağır şekilde suçlamış ve öbür dünyada bunun hesabını vereceklerine inandığını dile getirmiştir.” (DİA, cilt 30, sayfa, 336)

Yezit’in oğlunun bile babası Yezit’i eleştirmiş olmasına rağmen bugün dahi Yezit’i saygıyla anarak ona “hazreti” diyen yobazlar var.

Allah hiçbir kimseyi Sünni veya Alevi olarak yaratmıyor. Herkesi insan olarak yaratıyor. Ben, ülkemiz gerçeğinde kendilerine Sünni denilen bir köyde ve Sünni denilen bir anne - babadan doğdum. Emekli bir müftüyüm.

1-      Hz. Ali evladına bu vahşetleri yaptıran,

2-      Medine’de 3 gün süreyle evleri yağmalatıp, 300 sahabeyi öldürtüp, kadınların ırzlarına geçirten,

3-      Mekke’de Kabe’yi yaktırtan

Yezit’e Müslüman hatta insan demek bile içimden gelmiyor. (Bakınız, Diyanet Ansiklopedisi, DİA, “Hüseyin”, “Kerbela”, “Abdullah bin Zübeyr”, “Muaviye”, “Emeviler” ve “Harre Savaşı” maddeleri)

Günümüzde Sünni çevrelerce kabul gören meşhur İslam Tarihi yazarı M. Asım Köksal, “İslam Tarihi Hz. Hüseyin ve Kerbela Faciası” adlı kitabının “Yezit ve Akıbeti” bölümünde aynen şunları yazıyor: “Yezit içkiye çok düşkündü. Oruç tutacak olursa, onu içki ile açardı. Maymunlara, yaban eşeklerine türlü türlü elbiseler giydirir, çalgılarla eğlencelerle vakit geçirirdi. Yezit Kerbela faciasından sonra bir gün içki meclisi kurmuş, İbni Ziyad’ı sağ yanına oturtmuş, uşağına önce kendisine içki sunmasını emretmiş “sonra da fasık İbni Ziyad’a tıpkısını sun! O, benim katımda sır ve emanet sahibidir!” demiştir. Yezit, Huvvarin nahiyesinde sarhoş olarak avlandığı sırada yaban eşeğinin üzerindeki maymun üzerine binmiş, yaban eşeği tepilip koşturulunca, düşmüş boynu kırılmış, karnı yarılmış ve ölmüştür.” ( M. Asım Köksal, İslam Tarihi Hz. Hüseyin ve Kerbela Faciası, sayfa 220, 2. Baskı, Ankara, 1984.)

Kerbela vahşetinde payı olanların bir kısmı daha dünyada iken çeşitli belalara ve musibetlere uğrayarak feci şekilde can vermişlerdir. Geriye kalanlar da Ehli Beyt’e bağlılığını gösterenler tarafından cezalandırılmıştır. Nitekim Muhtar bin Ebi Ubeyd es Sakafi (622-687) ve İbrahim bin Eşter (?-691) tarafından Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi olayına karışan herkesi (248 kişiyi) öldürdüler.

Ancak, 1400 yıldır Kerbela’nın acısı dinmemiştir ve yarası hala kapanmamıştır.

Not: 17.12.2009 tarihi 01 Muharrem 1431’dir. Yazımız bu münasebetle yazılmıştır.

                                                                                                                İHSAN ÖZKES

                                                                                                             0532 655 25 43

-----------------------------


 --------------------------

Selestat alevi kültür merkezi genel kurulu

17/05/2009 Pazar günü saat 10;30’da Selestat akm yönetim kurulu saat 13;00 te yapılacak genel kurul öncesi kendi arasında toplandı.

Tam kadro toplantıda bulunan Yönetim kurulu üyeleri yönetim kurulunda kendi komisyonları içerisindeki bilgileri aktardılar. Genel kurul davetinde bildirilen gündem maddelerinin üzerinde duran ve gündemin maddelerini geliştiren yönetim kurulu üyelerin gelmesi ile saat 13;30 da genel kurul toplantısı için büyük salona geçti.

Başkanın açılış konuşmasını gündemin okunması takip etti. Yönetim kurulu ile birlikte toplam  53 kişinin katıldığı toplantı Başkanın konuşması ve komisyonların tek tek kendilerini tanıtmaları ile kendi komisyonlarının çalışmaları hakkında bilgilerini verdiler.Genelinde AKM’ye bağlı veya bağlı olmayan Alevi toplumunun duyarsızlığından, yapılan etkinliklerden, ve karşılaşılan sorunlardan söz edildi.

Basın yayın komisyonu; siteler ve FUAF eşliğinde yapılan basın kampından bilgi verdi.

Gençlik komisyonu; Europapark, futbol turnuvası, konferanslar, FUAF gençlik komisyonu ile ilişkilerden bilgi verdi.

Kadın çocuk , aile komisyonu; Kısır bir dönem yaşandığı, kadınların eksikliği, ve kadınlar günündeki yapılan fuaf eşliğindeki etkinlik olan Avrupa konseyindeki etkinlikten bilgi verildi;

İnanç komisyonu; İnanç hizmetlerinden ve cenaze erkânı dersleri hakkında bilgi verdi.

Halkla ilişkiler; Yeni üyeleri kazanma uzerine çalışmaların olduğu bilgisi ni verdi.

Komisyon çalışmalarından sonra sekreter tarafından faaliyetler hakkında bilgi verildi.

Buna göre yapılanlar;

25/12/2008; Maraş katliami anması ve sunumu.

10/01/2009; Aşure

28/02/2009; cem

11/03/2009; Avrupa konseyinde kadınlar günü.

14-15/03/2009; Vosges AKM’nin yaptığı cem erkânı eğitimine gençlerle katılındı.

14/03/2009; Mulhouse AKM’nin gecesine çocuk folklor ekibi ile katılındı.

26/03/2009; CIDH’ta Alevilik konferansı.

28/03/2009; FUAF tüzük kurultayına katılındı.

18-19/04/2009; Inanç komisyonu eğitimine iki kişi ile katılındı.

25/04/2009; 23 nisan bayrami için 26 çocuğumuz geziye çıkarıldı.

02/05/2009; Yangın yeri maraş tiyatrosuna destek verildi.

07/05/2009; Çevre üzerine konferans verildi.

09/05/2009; FUAF  kongresine katılındı.

17/05/2009; Selestat AKM genel kurulu yapıldı.

 

Sene başından beri yapılan faaliyetlerdenetleme kurulu tarafından onaylandı.

 

Önümüzdeki faaliyetler;

24/05/2009; Çocuk folklor ekibinin yol tv dayanışma gecesini katılımı.

07/06/2009 Futbol turnuvası.

12/06/2009; Konferans, konu psikoloji.

 21/06/2009; Müzik bayramı.

20-21/06/2009 FUAF genel yönetim kurulu toplantısı.

 

 

Son olarak mali durum ve üyelerin  üyelikleri ve aidatların ödenmesi üzerine  muhasebe tarafından bilgiler verildi.

 

Verilen bilgiler denetleme kurulu tarafından onaylandı.

 

 

Üyelerin geliş gidişlerini arttırmak ve yeni üyeler kazanmak için Perşembe akşamları muhabbet geceleri duzenlenmesine ve Pazar günleri kahvaltı verilmesine karar verildi.

 

 

Selestat akm

Basin kolu

basinkolu@alevi-selestat.com

 

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Selestat’da Unutulmaz Volleyball Turnuvas

 

 

 

Selestat Alevi Kültür Merkezi Gençlik Kolu , 23 kasm 2008 tarihinde, Selestat’da volleyball turnuvas düzenledi. Katlanlar : Strasbourg AKM, Altkirch AKM, Saverne AKM, Selestat AKM, Selestat  Genclik Derneği, gençlerinin katlm ile yaklaşk yüz kişilik bir etkinlik oldu.  

 

Alsace birinci bölge ortak faaliyetlerinden biri olan volleybol turnuvasnn ev sahipliğini ve organizesini Selestat akm gençlik kolu üstlendi.

Saat 08’de, turnuvann açlşndan önce, AKM’lerden ve diğer katlan derneklerden gelenlerle bir kahvalt yapld. Hamza Kaya, Selestat AKM’nin Gençlik Kolu Başkan olarak, canlarmza turnuvann sevgi, sayg, barş ve eğlence içinde olmasn tekrarlad.

 

 

Turnuvann saat 17’de sona ermesi ile  birinci olan Strabourg AKM’ye, ikinci olan Selestat AKM’ye ve üçüncü olan Selestat  Gençlik Derneklerine,  ödüller verildi.  Ödül olarak başar belgesi ve hediye alm çeki « bon d’achat » verildi.

 

 

Tüm katlanlara ve bu etkinlikte yardmlarn esirgemeyen canlarmza tekrardan teşekkür ediyoruz ve gelecek etkinlikler için ayn felsefede, birlikte calşmalarmza devam edeceğiz.

 

Ask ile,

 

Gökgül TEKIN

Selestat AKM basn kolu

 ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Alsace alevi gencligi sivas 93 de
 
Alsace 1. bölge AKM’ lerinin gençlik kolları  önűne koydukları bir projeyi daha gerçekleştirdi. Haguenau, Selestat, Strasbourg, Saverne AKM’ lerinin gençleri 19/10/2008 pazar gűnű Basel’e gelen Genco Erkal'ın sahnelediği, Dostlar tiyatrosu'nun oynadığı, Fazıl Say'ın müziklerini yaptığı  "Sivas 93" adlı  tiyatro oyununu  izlemeye gitti.
Tiyatro yu izlemek için Almanya’dan  Fransa’dan ve İsviçre’den  yaklaşık 500 kişi katıldı, gösteriye gençlerin ilgisi bűyűktű.
Sivas Katliamını belgelerle resimlerle ve videolarla beraber oyunla anlatan tiyatro gösterisi gençleri katliam hakkında bilgilendirdi.
 Gençleri ve salonda bulunanları  bayağı  etkileyen oyun ayakta alkışlandı.
Alsace 1.  Bölgenin  4  AKM’ lerinin  gençlik kolları  beraber yapma kararı  aldıkları  ortak faaliyetlerden biri  olan tiyatro gösterisi gibi bu tűr kűltűrel faaliyetlerini gerçekleştirmeye devam edecek.

 

Selestat AKM

Basın kolu

Article paru dans l'édition du
Jeudi 8 Mars 2007

Sélestat
Sélestat / Journée internationale aujourd'hui

A l'écoute des femmes

La journée internationale des femmes, c'est aujourd'hui 8 mars. Depuis 1944 la femme est électrice et éligible, depuis 1965 elle peut exercer une activité professionnelle sans le consentement du mari. Sur le papier, elle est l'égale de l'homme. Dans la réalité, la situation est parfois bien différente, à commencer par les violences dont elle est souvent victime. Même à Sélestat.

« Oui, nous recevons des femmes en difficultés et parfois en grande difficultés. Mais heureusement, pas tous les jours », Geneviève Muller-Stein, adjointe au maire de Sélestat chargée des affaires sociales, et Marie-Ange Hugel, conseillère en économie sociale et familiale au CCAS (*) sont unanimes. Elles parlent de deux à trois urgences pour violences physiques par an. « Il faut du temps pour construire un climat de confiance »  « Dans ces cas, l'action est rapide. Nous hébergeons les femmes ...

Ulrike Le Guilloux

Centre d'information sur le droit des femmes et des familles, 24, rue du 22-Novembre, 6700 Strasbourg Tél:03 88 32 03 22. Stop violence : violences conjugales Tél:01 40 33 80 60, viols :Tél:08 00 05 95 95, violences sexuelles au travail  Tél:01 45 84 24 24.





Les femmes en difficultés trouveront une écoute auprès de Geneviève Muller-Stein, adjointe au maire chargée des affaires sociales (à gauche), et Marie-Ange Hugel, conseillère en économie sociale et familiale au CCAS. (Photo DNA - Jean-Paul Kaiser)

Débats et musique

Dans le cadre de la journée internationale des femmes, l'Association culturelle des Alevis de Sélestat fête la journée de la femme le vendredi 9 mars à la salle Ste-Barbe (2e étage) à 20 h avec un débat sur le thème « droits des femmes » avec la participation de MM. René Bess et Elkrem Atac, Mmes Leyla Gunes et Geneviève Muller-Stein, adjointe au maire de Sélestat. Entrée libre.
Une soirée musicale est programmée samedi 10 mars à 17 h à la salle Ste-Barbe. Y participeront : le groupe de musique de l'ACATS, le groupe de Saz, la chorale des femmes, du folklore, Esen Cerrah et Seyhan Atay.

© Dernières Nouvelles D'alsace, Jeudi 08 Mars 2007.
Droits de reproduction et de diffusion réservés


Article paru dans l'édition du
Jeudi 13 Mars 2008

Sélestat
Sélestat / Soirée interculturelle

Autour du droit des femmes

Environ 150 personnes se sont retrouvées à l'invitation de l'association des Alevis de Turquie de Sélestat pour une rencontre conviviale sur le thème de la « femme aujourd'hui ».

Une rencontre conviviale sur le thème de la « femme aujourd'hui » a été organisée par l'association des Alevis de Turquie de Sélestat. Pas moins de 150 personnes se sont retrouvées avec la participation du Centre international d'initiation aux droits de l'homme (CIDH), du Réseau citoyen Centre-Alsace (RCCA). Latifa Erin a profité de cette soirée pour demander la libération d'Ingrid Betancourt  René Weber, présidente du CIDH, a rappelé d'abord quelques dates clefs de l'histoire du droit des femmes ...

B.K.


Un concert de « saz » a prolongé la soirée autour du droit des femmes. (Photo DNA)

UYANIN EY 21'ci ASRIN ALEVILERI UYANIN  !!!

Sevgili Aleviler insanlik tarihinden beri bu kültürle vardiniz var olmaya devam ediniz.

Asimile olmadiniz hep direndiniz, gizlendiniz geleneklerinizde ödün vermediniz, haksizliga karsi koydunuz dik durdunuz zalimlere boyun eymediniz kültürünüzü sir eylediniz. Magaralarda, kuytu yerlede gizlendiniz yasadiniz, yasattiniz. Ser verip sir vermediniz. Yüzüzüldünüz, asildiniz, yakildiniz, kursuna dizildiniz toplu kiyimlara ugradiniz her seye gögüs geldiniz Alevi kültürünü, inancini, felsefesini bu günlere tasidiniz için anilarinizin önünde saygiyla egiliyorum.

21 Yüz yilinda bu vurdum duymazlik nedir ? örgütlügümüz 20 yili geçmiyor.

Yetim bir bebek gibi horlandik, küçümsendik, dövüldük, küçük bir çocuk gibi örgütlü dünyamizda düse kalka sikintilar yasadik tam ayaklarimizin üzerinde durmaya gözlerimizi açmaya basladik Türkiye’de siyasi iktidarin bizleri parçalama oyununa geldik.

Cem evlerimize cümüs evi dediler bizleri tanimadilar son günlerde siyasi bir manevra yaparak Diyanetin onayi olursa cemevlerin yasallasmasi için bir seyler yapacagini söylüyorlar kosulu su : cemevlerinde Kuran’i kerim ve arapça imamlar tarafinda ögretilmesi sartiyla, bence böyle ödün verirsek yakinda cemevleri degilde camievleri yasalasacak.

Imamlara Aleviligi ögretip aleviligi yok edecekler. Dedelerimize Kuran’i kerimi ve arapçayi ögretip sunnilestirilip Dede-imam unvanini verecekler, verilen gril pasaport’bunun belgesidir bu onayi alevi islam din hizmetleri baskanligi tarafinda verilmistir.

Milli egitim tarafinda okul’larda verilmek istenen Alevilik dersi Aleviligin özüne yakisan felsefesi degil Aleviligi ve Alevileri küçümseyen Alevileri asagiliyan fetvalari konu alacaklar (ömer SEYFETTIN-HAREM bir örnektir).

 

21. y.y Aleviler Durusunuz net olsun, asimilasyona dur deyin sagtekar ve seriatçi politikacilarin oyununa gelmeyin sizlere yalvariyorum.

Sevgili canlar yassi muharremi geride biraktik hizir ayinin içerisindeyiz.Muharrem ayinda her kim ne niyetine yassi muharremi tutmussa dilegi kabul olsun maradi hasil olsun rehberi ilimle bilim olsun.

Hizir ayinda Cem birleyen tüm canlarin ibadetleri kabul olsun hizir donunda bas gösteren tüm güzellikler kalplerinizi mehkan eylesin Hizir yadimciniz ve yoldasiniz olsun.

Elinizde bulunan Selestat AKM basin kolu ‘nun hazirlamis oldugu haber bülteni bazi zorluklara ragmen büyük bir özveri ile hazirliyan Seyit Gezek, Linda Eroglu, Mehtap Güvercin, Riza Gezek ve katki sunan herkese cani gönülden tesekür ederim emekleriniz zay olmasin ufkunuz acik olsun.

Tüm Dünya insanina saglik, mutluluk baris ve basarilar dilerim.

CARMAN Hüseyin




ALEVİLERDE KADİN

 

Alevilerde kadin erkek ayrimciligi yapilmaz. Alevi meclisinde kadin erkek yoktur, insan vardir, can vardir. “Can, Canlar” Erenler” ifadesi sadece kadin veya erkek için kullanilmaz. Her iki cins için ortak olarak kullanilan bir deyimdir. Ailede, toplumda, dinsel hayatta kadin erkek ayrimi yapilmaz. Kadin ve erkek toplumun her anlaninda esittir. Örnegin, evde anne ve babalar çoçuklari arasinda kiz erkek ayrimi yapmazlar. Mirasta kadin ve erkek esit paya sahiptir. Evlilikte kadin ve erkek haklari esittir. Erkek, toplumu ikna etmeden esinden bosanirsa, o haksizlik sayilir ve erkek “Yol Düskünü” kabul edillir. Erkek hakli nedenler olmadikca esini bosayamaz. “Bos ol” gibi bir anlayis yokyur. Alevilerde bosanma konusunda kadina, erkege kiyasla daha toleransli bakilir. Erkek hakli bir neden olmadan esini bosayamaz ama kadin ayrilmak isterse neden göstermeden esini bosayabilir. Bu konuda kadin zorlanamaz. Bu hareket kadin haklarini koruyan bir gelenektir. Dinsel olarak bakildiginda da: dede toplumda saygin bir yere sahiptir. Ayni sayginlik dedenin esi içinde gösterilir. Ona da “Ana” denir. Bektesilikte dedebaba esine saygi ifadesi olarak, “Anabaci Sultan” diye hitap eder. Muhiplerde, dedebanin esine

Erkek disi sorulmaz, muhabbetin dilinde

Hakkin yaratigi her sey, yerli yerinde

Bizim nazarimizda, kadin erkek farki yok.

Noksanlik da eksiklik de, senin görüslerinde

                                                              Haci Baktas Veli




SERIAT'A INAD MADIMAK MUZE OLMALI

Seriat kurallarina göre yönetilen Ûlkelerin durumu canlar acisi seriata teslim olan ulkelerde

hangisinde siddet,savas,asimilasyon,farkliklari kabul eden,örnek bir ülke gösterin desem? Hangi

bölgede Araplardami,Ortadogudami,Afrikadami,Amerika kitasindami ne yazikki yok diyeceksiniz.

Niye yok çünkü,Bilimi,Teknolojiyi,farkli dinleri,farkli dilleri Kadini red eden bir ZIHNIYET .Din

adina insanlara ve insanliga kiyiyorlar.

Bir kaç örnek vermek istiyorum.Ülkemizde Güneydoguda bir genç kizi sevdigi gençle evlen-

mesine izin verilmiyor o da evde kaçiyor sevdigi gençe siginiyor arada zaman geçiyor iki genç arasinda geçimsizlik basliyor.Kiz babasinda korktugu için yakin akrabalarin birine siginiyor.Netiçe-de olay duyuluyor.Aile büyükleri SERIAT ve Tôreyi hayata geçirmek için bir araya geliyorlar su karari aliyorlar KATLI vaciptir.Katilide babasi olacak katil kizi tehna bir yere götürüyor hamile o-lan kizina gözlerini kirpmadan bir kaç el mermi sikiyor.Cansiz bedeni yerinde birakarak gönülhu-

zuruyla evine dönüyor.Seriat öyle acimasizki Ailesinde hiç bir kimse cenazeyi topraga gömecek

vicdan tasimada yoksun.Neticede cenazeyi KADIN Örgütü sahiplenip gereken hizmeti yapiyor.

Iyiki varsiniz kadinlar sizi disliyan zihniyetin yaratmis oldugu taribati siz onariyorsunuz.

Ülkemizde temiz toplum, Adil toplum naralari atildikça milliyetçilik adina Devlet destekli çe-

te örgütleri çogalmaya basladi.Farkli milletde olanlarin can güvenligi azaliyor cinayetler çogalmaya

basladi.Dincilik adina camiler çogaldi ögretmenlerin sayisi azaldi,imamlarin sayisi artirildi,LAIK

denilen Anayasamiz SERIAT hamuruyla yogruluyor,TEMIZ siyaset denildi meclise gönderilen milletvekillerin bir çogunun sicili bozuk.Temiz toplum denildi halk koyun sürüsü gibi güdüldü,

onurlariyla oynandi,aptal yerine konuldu,alay edildi.Oylari yani öziraderi parayla satin alinip seçim

sandiklarina atildi.

Siyasetçilerin görevleri Savaslari organize etmek,Farkliliklari asimile etmek,Alevi yerlesim

alanlarina cami yapmak,Diyanetin bütçesini artirmak,Halki fakirlestirmek,Halki susturmak,Nükler

olanaklari saglamak,Küresel isinmaya ve Dünyanin dengesini bozanlara katki sunmak,Ormanlari yok etmek,katilleri korumak ve egitmek,Okullari kapatmak,Düsünce ve fikir özgürlügünü savunan-lari devlet haini deyip içeri atmak,Bilimadamlarini dislamak,Küfür etmek,Dayak atmak...

Ülkemizde egitim sistemi bozuk Üniversteler düzeyinde bir düzensislik var.Parasi olmuyan

gençin üniverstelerde okuma sansi yok.Imkanlarini zorlayip okuyan gençler diplomasini alsa dahi

sünnü inança mensup yada baska inançami ögrenmek için genel yetenek adi altinda bir sinava tabii

tutuyorlar sorulan sorularin tamamina yakini Islam dini bilgilerini içerdigi için farkli dinlerde olam

gençlerin bu sinavda basarili olma sansi yok.

Dünya genelinde bilim adami yetistirme basari oranina göre yapilan siralamaya göre ilk bes yüz üniversite arasinda bir türk üniversitenin olmamayisi ne kadar üzücüzdür?

Kültür bakani Ertugrul Günay'in söylemis oldugu beyanlarda madimak et lokantasi olarak isletilmesi beni igrendiriyor, su sözü vermisti müze olmasi için elinden geleni yapacagini söylemsiti arkasinda AKP ve AKP'ye bagli diyanetin dayatmasiyla kültür bakani söylemlerini degistirdi.

Sivas valisi su beyanda bulundu madimak cicekçi dükkani olacak kösesine bir anit koyulacagini isteyenler ziyaret edebilir bu nasil bir kisilik, alevilerle dalga geçiyorlar.Ayrica Vali sunu belirtti her yil buraya geliyorlar olayi kasiyorlar halki tarik ediyorlar.Hakk askina söyleyin Sehitleri anmak ne zaman tarik oldu eger tarik ise her yil çanakkale savas sehitlerini anan bir devlet buna ne demeli ?

Son olarak yukarda örneklerle siraladigim Seriat'ta teslim olmus bir yasam sürdüren fanatik dincilerde istediklerimiz biraz fazla olmuyor mu insan kiligina burunmus vahsi hayvanlar gibi yasayan maluklarda insancil duygulari insanligi barisi dostlugu beklemek, istemek biraz fazla olmuyormu ?

Kilisede Rahip'i yaralayan genc'e rahip onu affediyor, ailesine sahip çikmasi için nasihat'ta bulunuyor.

Seriat'ta inat farkli dinlerde olan insanlar bu fanatik dincilere her zaman yol gösterecekler adam olmalari için çaba harciyacaklar.

Ne bekliyorsunuz? Bilim adamlari Aydinlar, Aleviler,Devrimciler,Demokratlar her biriniz bir egitimci olun, isimiz zor hepimize kolay gelsin saygilarimla.


Hüseyin Carman
























SELESTAT ALEVİ KÜLTÜR MERKEZİ   :   CENTRE CULTUREL DES ALEVIS DE TURQUIE A SELESTAT

8  ROUTE DE MARCKOLSHEIM  67600  SELESTAT  TEL ; 000000000000000 E MAIL ; alevi.selestat@free.fr     adresse web    alevi-selestat.com