![]() |
SELESTAT
ALEVİ KŰLTŰR MERKEZİ CENTRE CULTUREL DES ALEVIS DE TURQUIE A SELESTAT |
----------------------
KERBELA ANISINA
Hüü
gerçeğe...
Alevilik-Bektaşilikte
Kerbelâ, keder ve belâ bileşimi olarak algılanır; bu
anlamda bir yaradır: Tarihsel ve
toplumsal haklılığa yaslanmış bir kıyımdır:
Bir isyan olarak onu sevmemek, bir
kıyım olarak ona yanmamak elde
değildir. Çünkü onun anısını yaşatmak için bir görev üstlenmek, orada şehit
edilenlerle saf tutmak insan onuru ve
şerefiyle ilintili bir durumdur.
Ama olaya akılla
yaklaştığımızda, onu ağlama duvarı
olarak öne çıkarmanın doğru olmadığını görürüz. Yapılması gereken bugünü
anlamanın ve geleceğe ışık tutmanın anahtarı
olarak yeniden yorumlamak gerektiğidir. Kerbelâ olayı, Aleviler-Bektaşiler
için, hangi inançtan olursa olsun, hangi ulustan gelirse gelsin, haksızlığa,
zulme uğramış insanın/ insanların acısını, insanlığın
acısı durumuna getirmenin ortak anısıdır.
Demek ki Kerbelâ olayı, Kerbelâ şehitleri gibi katledilenlerin bir öyküsüdür.
Kerbelâ acısını, insanlığın
acısı durumuna getirme yolunda Aleviler-Bektaşiler, ağıt türünün en yetkin örneklerini vererek, bu olayı bir yaşama anlayışının kaynağı durumuna
getirdi, insan sevgisine dönüştürdü.
Şeriatçı İslamlıkla hesaplaşmanın
bir bakıma başlangıç
öyküsüdür Kerbelâ olayı.
Günümüzün Kerbelâ olaylarına gelince saymakla
bitmez,
ancak, Kerbelâ olayının bir uzantısı olarak yaşama
geçirilen, onlarca canın
diri diri yakıldığı Sivas/ Madımak
olayını anmak bile yeter.
GÜNCELLEME
Haksızlığın
bugün ne olduğunu açığa vuramayıp geçmiş biçimini yüceltmeye çalışırsak güncel
korkaklar olup çıkarız. Hurûfilikten Aleviliğe geçen bir algıyı burada
seslendirmek istiyoruz:
Her
Alevi-Bektaşi için Kerbelâ kıyımı bir alınyazısıdır;
Alınyazısına karşı koymak isteyen her Alevi-Bektaşi alınyazısını mücadelesinin önüne yerleştirmek zorundadır.
Alınyazısındaki dostlarına ve düşmanlarına tanı
koyabilmek için Hz Hüseyin’i sevenlere düşmanlık gösterenleri sevmeme, bunları sevenleri de sevmeme biçiminde tanımlayabileceğimiz teberra ilkesini, zalimlerin
zalimliklerini sevenleri sevmeme,
bunları sevenleri de sevmeme
biçiminde güncellemek zamanı
gelmiştir. Bunu yaparsak düşmanlarımıza tanı
koyabiliriz; onları tarihin derinliklerinden yaşadığımız yere taşıyabiliriz. Yine Hz Hüseyin’in ve yandaşlarının kavgasını sevme, bunları sevenleri de sevme biçiminde tanımlayabileceğimiz tevellâ ilkesini zalimlere karşı
mücadele edenleri sevme, bu
mücadeleye katılanları sevenleri de sevme
biçiminde güncellemek
durumundayız. Bunu yaparsak dostlarımıza tanı
koyabiliriz; onları tarihin derinliklerinden yaşadığımız yere taşıyabiliriz.
Kerbelâ olayı Alevi-Bektaşi canlar
için bir İnsanlık duruşudur.Her
yıl Muharrem ayından oniki gün
boyunca Alevi-Bektaşi canlar Kerbelâ olayın anısına Oruç tutarlar. Geçmişte
Oruç tutan canlar (su içmezlerdi, su
ihtiyacını hoşaf ve ayran gibi sulu
gıdalar alırlardı, Kurban tığlanmaz,
Tıraş olunmaz , çamaşır değiştirilmez, Eğlence, düğün yapılmaz, İçki içilmez,
Aynaya bakılmaz, Süslenilmez, Kokulu maddeler sürülmez.........v.s).Günümüzün
koşullarından bu seçeneklerin bir kısmını yerine getirmek, hijenik olarak çok zordur. Alevi-Bektaşi
canlar olarak, özelikle şekilcilikten ve
gösterişten uzak durmalıyız. Yüreğimizden hisetmeliyiz, dışa vurmaya
başaladığımızda Hak için olmaktan çıkar. Denilebilirki Alevilerin oruç
tutmaması için her türlü zorluklar öne sürulmüştür. Bu zorlukları günümüz
yaşam biçimine getirdiğimizde yani
güncellediğimizde Diyebilmeliyizki her Alevi can muharrem orucunu tutmalı ve
tutmak içinde günlük gereksinimleri neyse yerine getirmelidir. Orucumuz ne
kadar yas olsada temizlik esas alınmalıdır. Her türlü eğlence ( düğün, nişan, sünnet, yaş
günü,müzikli ortamlardan v.s...) ve zevkten ( ziyafetten, içkiden,
hazdan,v.s.;.. ) uzak durulmalıdır.
Geriye kalan su içmemek, belirli zamanlarda gerektiği kadar israfa gitmeden oruç açmada yemeğini
yemeli, eti, yumurtayı, balığı, hiç bir
canı incitmemek amacı ile tüketmemelidir.
Hiç bir cana zulüm etmemelidir. Bir böcek bile olsa öldürülmemeli, bir ot
bile olsa hiç bir bitki koparılmamalıdır.
Oniki günlük Muharrem orucundan sonra
Aşureler pişirilmeli lokma olarak paylaşılmalıdır. Biliniyorki dördüncü imam
Zeynel Abidin’ nin kurtuluşu için aşureler pişirilir, kurbanlar tığlanır, ve
paylaşılır.
Muharrem
boyunca Alevi-Bektaşi canların, tutacakları oruçları, gerçekleştirecekleri
sohbetleri ve yürütecekleri hizmetleri Hak Kabul etsin. Dillerdeki dilekleri
gönüllerdeki muradları hasıl olsun.
Hızır Ali
yardımcıları ve yoldaşları olsun.
KERBELA FACİASI ( İHSAN ÖZKES)
Muaviye (602-680) yerine oğlu Yezit’i (646-683) halife tayin etmişti. Muaviye’nin ölümü (680)’ nden sonra Yezit’in önünde tek engel Hz. Hüseyin’di. Çünkü Yezit’in halifeliğini içine sindiremeyen insanlar halife olarak Hz. Hüseyin’i istiyorlardı. Yezit, Hz. Hüseyin’i Medine’de ve Mekke’de yok etmenin zorluğunu biliyordu. Bu nedenle Hz. Hüseyin’i Medine ve Mekke’den çıkarmanın planlarını yaptı. Medine ve Mekke valilerini sıkıştırarak Hz. Hüseyin’in Hicaz bölgesinden çıkmasını sağlayacak, böylece Hz. Hüseyin’i tuzağına düşürecekti.
Yezit, Mervan bin Hakem (623-685)’in de tavsiyesiyle Medine valisi Velid bin Utbe’den, Hz. Hüseyin’in biatini alması için emir verdi. (Biat; İslam devletinde idare edenle idare edilenler arasında yapılan bağlılık akdidir. Biat etmek; yöneticilik tevdi etmek, birinin yöneticiliğini benimsemek anlamındadır.) Velid b. Utbe, Yezit’in amcaoğludur. Zira Velid’in babası Utbe, Muaviye’nin kardeşidir. Yezit, Velid’den Hz. Hüseyin’den biat alınmasını, aksi takdirde öldürülmesini istedi. Bunun üzerine Velid, Hz. Hüseyin’den Yezit’e biat etmesini istedi. Ancak Hz. Hüseyin Yezit’e biat etmeyi kabul etmedi. Vali Yezit’in kendisini biat için sıkıştırdığını söyledi. Hz. Hüseyin de Medine’den ayrılmaya karar verdi. Zaten Kufeliler Hz. Hüseyin’e biat ettiklerini, Yezit’in değil Hz. Hüseyin’in halife olması gerektiği yolundaki haberleri gönderiyorlardı. Hz. Hüseyin de Kufelilerin durumunu araştırıp kendisine rapor etmesi için amcasının oğlu Müslim bin Akil’i Kufe’ye gönderdi (15 Ramazan 60 / 19 Haziran 680). Müslim b. Akil (9 Temmuz 680’de) Kufe’ye ulaştı. Hz Hüseyin Kufe’ye gitmek için hazırlık yaptı. Üvey kardeşi Muhammed bin Hanefiyye gibi Hz. Hüseyin’in yakınları bu yolculuğa çıkmamasını, Kufelilere güvenmemesini, Kufelilerin önce babası Ali’ye sonra Hasan’a sahip çıkmadıklarını, Yezit’in tuzağına düşeceğini söylediler. Ancak tüm söylenenlere rağmen Hz. Hüseyin Kufe’ye gitmek için önce Mekke’ye gitti. Mekke valisi Amr bin Said olup biteni Yezit’e aktardı. Amr b. Said (Eşdak) Yezit’in halası Ümmül Benin’in oğludur. Mekke valisi ve Yezit’in adamları da Hz. Hüseyin’e, Yezit’e biat etmesi için baskı yapıyordu. Kufe’de 18000-30.000 arasında kişi Hz. Hüseyin adına Müslim b. Akil’e biat ettiler. Müslim, Hz. Hüseyin’e haber gönderip Kufe’ye davet etti. Bu arada Kufeliler mektuplarla veya Mekke’ye gelerek yalvarırcasına başlarına geçmesi için Hz. Hüseyin’i Kufe’ye davet ediyorlardı.
Abdullah bin Abbas gibi Mekke’de de yakınları ve sevenleri Hz. Hüseyin’in Kufe’ye gitmesinin sakıncalı olacağını söylediler. Ancak Yezit, valileri ve taraftarları aracılığıyla Hz. Hüseyin’e ne Medine’de ne de Mekke’de huzur vermiyordu. Hz. Hüseyin kendisine biat edenlerin her geçen gün Kufe’de arttığı haberleri karşısında Kufe’ye gitmeyi bir çıkar yol olarak görüyordu. Hz. Hüseyin Mekke’den Kufe’ye yola çıktı. Muhammed bin Hanefiyye Hz. Hüseyin’in Mekke’den Kufe’ye gitmek için ayrıldığını Medine’de duyunca ağladı.
Yezit tüm olup bitenleri izliyordu. Müslim bin Akil’e müsamahakâr davranan Kufe valisi Numan bin Beşir’i görevden aldı yerine Ubeydullah İbni Ziyad’ı tayin etti. İbni Ziyad, valilik görevini devralınca camide okuduğu hutbede Suriye’den gelecek ordunun Hz. Hüseyin taraftarlarının ırz ve namuslarını çiğnemesiyle tehdit etti. Sert tedbirlere başvurdu. Kabile reisleriyle toplantılar yaparak, herkesin kendi kabilesine sahip çıkmasını aksi halde sorumlu olacaklarıyla tehdit etti. Müslim b. Akil, Hani b. Urve’nin evine sığındı. İbni Ziyad, Müslim’in faaliyetlerinden haberdar olmak için azatlı kölesi Makıl’ı görevlendirdi ve ona 3000 dirhem verdi. Makıl, kendisini Suriye’den Hz. Hüseyin’e destek vermek için gelen biri olarak çevrede tanıttı. İbni Ziyad aleyhine konuşmalar yaptı. Hz. Hüseyin taraftarları arasında güven sağladıktan sonra Müslim ile görüşmeyi başardı. Müslim’e isyan hazırlıklarında kullanması için 3000 dirhemi verdi. Müslim’in de güvenini temin edince, isyan planlarını öğrendi ve İbni Ziyad’a aktardı. İbni Ziyad, Hani b. Urve’yi çağırtarak önce dövdü sonra tutuklattı. Bunun üzerine Müslim, Tav’a isimli bir kadının evine sığındı. Bu kadının oğlu ise Muhammed b. Eşas’ın azat ettiği kölesiydi. Tava’nın oğlu Müslim’i tanıdı ve Muhammed b. Eşas’a haber verdi. O da İbni Ziyad’a ihbar etti. İbni Ziyad, Müslim’in bulunduğu evi kuşattı. Müslim ancak Muhammed b. Eşas’a eman ile teslim oldu. (Eman ile teslim olmak; can ve mal güvencesiyle teslim olmaktır.) Müslim, gelişmeleri Hz. Hüseyin’e bildirmeye fırsat bulamamıştı. İbni Ziyad, Müslim bin Akil’i ve Hâni b. Urve’yi öldürtüp, başlarını keserek Yezit’e gönderdi (9 veya 10 Eylül 680). Hz. Hüseyin’e destek verenleri dağıttı ve onları sindirdi.
Olup bitenlerden haberi olmayan Hz. Hüseyin Kufe’ye doğru yol alıyordu. Mervan bin Hakem ve Mekke Valisi Amr bin Said Hz. Hüseyin’in yola çıktığını birer mektupla İbni Ziyad’a haber verdiler.
İbni Ziyad 1000 kişilik bir ordu ile Hür bin Yezit’i, Hz. Hüseyin’i yolda durdurmak ve gelişmeleri kendisine rapor etmesi için gönderdi. Ayrıca Hür bin Yezit’ten Hz. Hüseyin’in kafilesinin sarp ve müstahkem yerlere sığınmasına engel olmasını ve Fırat nehriyle irtibatını kesmesini istedi.
2 Ekim 680 Çarşamba (1 veya 2 Muharrem 61) günü Hz. Hüseyin Bağdat’ın 100 km güneybatısında yer alan Kerbela’ya geldi. Hür bin Yezit, Hz. Hüseyin’i yanındakilerle birlikte Kerbela’da durdurdu ve zorunlu konaklamaya tabi tuttu. Hz. Hüseyin Kufelilerin kendisini davet mektuplarını Hür bin Yezit’e gösterdi. Hür bin Yezit Hz. Hüseyin’e burada bekletilmesi için emir aldığını söyledi. Hz. Hüseyin “Burası neredir?” diye sorunca, “Kerbela” dediler. Bunun üzerine “Burası, kerb (üzüntü) ve bela (sıkıntı) yeridir” dedi.
Ertesi günü Ömer bin Sa’d 4000 kişilik bir ordu ile Kerbela’ya geldi. Hz. Hüseyin, Ömer bin Sad’e bu yolculuğa 30.000’e yakın kişinin kendisini Kufe’ye daveti üzerine çıktığını, ancak olanları görünce davet mektuplarında yazılanlara aldandığını anladığını söyledi ve üç teklif getirdi. 1- Bırakınız, geldiğim yere geri döneyim. 2- İslam topraklarının bir sınırına mecburi ikamette olayım ve orada gerekirse düşmana karşı savaşayım. 3-Yezit ile bizzat ben görüşeyim, ne karar verirse, Yezit versin.
Ömer bin Sad, Hz. Hüseyin’in bu önerilerini hemen vali İbni Ziyad’a bildirdi. İbni Ziyad’dan gelen emir şöyleydi. 1- Ya Hüseyin, Yezit’e biat edip onun halifeliğini Kerbela’da kabul eder. 2- Ya da Hüseyin Kerbela’da ölür.
Hz. Hüseyin şöyle dedi: “Ben mi Mercane’nin oğlunun hükmüne boyun eğeceğim?! Vallahi ben bunu, hiçbir zaman yapmam! Onun bu teklifini hiçbir zaman kabul etmem. Bu yolda şu ölümden daha ötesi var mı? Öyle ise, hoş geldi, safa geldi ölüm!”
Şemir bin Zülcevşen’in de etkisiyle İbni Ziyad, Ömer bin Sad’e: “Ya Hüseyin boyun eğer, Yezit’e biat eder, yoksa üzerine yürü, onu öldür ve azalarını kes. Hüseyin öldürülürse onun göğsünü ve sırtını atlara çiğnet. Çünkü o asidir ve şakidir! Zamanımda Hüseyin’in öldürülmesi bana çok zarar verir. Fakat onu öldüreceğim diye söz verdim. Onu öldürerek sözümü yerine getireceğim. Sen de Hüseyin’i öldürme konusunda emrimizi yerine getirirsen seni mükâfatlandıracağız. Eğer bunu yapamayacaksan, Şemir bin Zülcevşen gereğini yapacaktır” diye yazdı.
Emevi şovenizmi o kadar ileri gitti ki Hz. Hüseyin ve yanındakilere üç gün bir damla su bile vermediler. Fırat Irmağının yanında susuzluk çektirdiler. Sıffin Savaşında Hz. Ali, Muaviye ordusundaki 85000 kişiye Fırat’tan su vermişti. Kerbela’da Yezit’in komutanları ise Hz. Hüseyin ve yanındaki 72 kişiye su vermediler. Çöl sıcağında Fırat suyuna bakarak günlerce susuzluk çektirmek Yezit zihniyetidir.
Abdullah bin Ebi Husayn, Hz. Hüseyin’e şöyle dedi: “Ey Hüseyin! Suya mı bakıyorsun, hiç bakma! Su gökyüzünün ortasında gibi sana yüksek ve uzaktır, suya erişemezsin! Vallahi sen susuz olarak ölünceye kadar sudan bir damla bile tadamazsın!” Amr bin Haccac 500 süvari ile Fırat’ın etrafını kuşattı. Hz. Hüseyin tarafından su almak isteyenlere engel oluyor. Suya yönelenler ok yağmuruna tutuyordu. Hâlbuki Hz. Hüseyin’i Kufe’ye davet mektubu yazanlar arasında Amr bin Haccac da vardı.
İbni Ziyad bütün komutanları, askerleri ve tüm Kufe halkını Hz. Hüseyin’i öldürmeye ortak olmaları, Kerbela’da hazır bulunmaları için zorladı. Gitmek istemeyenlere şiddet kullandı. Hatta Şam’dan Kufe’ye alacağını tahsil için gelen bir adamı bile Kerbela’ya gitmesi için baskı yaptı. Adam ben alacağım için geldim diye direnince bu adamı öldürdü.
Kerbela’da halk dışında Rey valisi Ömer bin Sa’d komutasında 7000 süvari toplanmıştı.
Hz. Hüseyin dâhil kafilesinde bulunan erkeklerinin sayısı 60 kişiydi. Bunların bir kısmı yaşlı bir kısmı da tecrübesiz gençlerdi. Hz. Hüseyin dâhil 18’i Ehli Beyt’tendi. Mekke’den hareket ettiğinde Hz. Hüseyin’in yanında 321 kişi vardı. Kerbela’ya gelinceye kadar çoğunluğu dağılmıştı. Sadece sadık olanlar kalmıştı. Bunlardan 5’i Hz. Hüseyin’in hizmetinde olanlardı. 42 kişi de ölümüne Hz. Hüseyin’e inananlardı.
Hz. Hüseyin ile Ömer bin Sa’d arasında şöyle bir görüşme oldu.
Hz. Hüseyin: “Ümeyye oğullarının menfur emellerine şu fani dünyanın dört günlük ihtiraslarına tabi olup Ehli Beyt’i susuzluktan helak ediyorsun. Muhammed’in masum torunlarını şu çorak topraklarda çöllerde bir yudum sudan mahrum bırakıyorsun. Şu yaptığın hakka revamıdır?” dedi.
Ömer bin Sad: “Yezit’in emrindeyim. İtaat etmesem Şam’da, Basra’da ve Kufe’deki mülkümü kaybederim.”
Hz. Hüseyin: “Hicazdaki bütün mülkümü sana vereyim.”
Ömer bin Sad: “Yezit’in gazabı Hicaz’a da yeter.”
Hz. Hüseyin: “Allah’ın gazabı Yezit’in gazabından büyüktür. Dünyanın hırs ve tamahı gözünü bürümüş. Dünya ve ahret saadeti bulamayasın.”
Haksızlığa karşı dik duruşun simgesi Hz. Hüseyin’dir. Kafilesinde bulunanların 23’ü atlı, 40 yaya kişiyle ki bunların çoğunluğu da yaşlılar ve tecrübesiz gençlerdi. 7000 süvariye karşı gelinemeyeceğini elbette Hz. Hüseyin biliyordu. Asileri Allah’ın gazabından korkmaları için uyardıktan sonra “Ey Allah’ım! Sen bilirsin ki bu sözlerim hükmetmeye rağbetimden, çıkar sağlamayı düşündüğümden değildir. Ancak senin dininin yollarını göstermek Hakka ayna olmak istediğimdendir. Bu suretle mazlum ve çaresiz kullarının esenliğe ulaşmalarını emirlerini, hükümlerini yerine getirmelerini temin etmek istiyorum” demiştir. Yezit gibi melun bir adama biat etmek Hz. Hüseyin’e elbette yakışmazdı. Tek seçenek kalmıştı o da ölümdü. Hz. Hüseyin inançla ve cesaretle ölümü kucaklamıştır.
9 Muharrem’de Şemir bin Zülcevşen Kerbela’ya geldi. Hür bin Yezit ve Ömer bin Sad’in Hüseyin üzerine yürümemesi halinde her ikisini de öldürüp komutayı kendisinin alıp Hz. Hüseyin’i imha etmekle görevlendirilmişti. Bu görevini de her iki komutana açıkça bildirdi. Hâlbuki Şemir bin Zülcevşen Sıffin Savaşı’nda Muaviye’ye karşı Hz. Ali saflarında çarpışmıştı.
Hz. Hüseyin karşı tarafa son defa bir konuşma yaptı. Önerdiği üç maddeyi tekrar değerlendirmelerini, kanının akıtılmasının büyük vebal ocağını, insaflı davranmalarını istedi.
Hür bin Yezid, Ömer bin Sad’i saldırı planından vazgeçirmek istedi ancak başaramadı. Hz. Hüseyin’in savaş başlamadan yaptığı konuşma üzerine onun safına geçti ve yaptıklarından dolayı özür diledi. Karşı taraftan 30 kadar vicdan sahibi kişi ölüm pahasına da olsa Hz. Hüseyin tarafına geçtiler.
Hz. Hüseyin üzerinde kul hakkı olan, borcu bulunan kişilerin yanında çarpışmamasını, geri dönüp borçlarını ödemelerini isteyerek “üzerinde kul hakkı olan benim yanımda çarpışmasın” dedi. Hz. Hüseyin yanındaki herkesin kendisini bırakıp gitmelerini de istedi ve “Hepiniz beni bırakıp gidiniz! Benden dolayı sizi bağlayan bir ahit ve bir günah yoktur. Bu gece, karanlığı sizi bürüyünce geceyi binit edinip geceden yararlanarak savuşup gidiniz!” dedi. Hz. Hüseyin’in kardeşleri, oğulları ve amcaoğulları “Biz senden sonra yaşayıp ta ne yapacağız? Allah bize seni bırakıp gitmeyi göstermesin” dediler. Hiçbir kimse Hz. Hüseyin’i orada bırakıp gitmeyi asla ve kat’a kabul etmedi.
Ömer bin Sad’in sancağıyla gelip ilk oku atmasıyla katliam başladı. İki taraf arasında güç dengesizliği vardı. Yezit tarafındaki her 100 kişiye Hz Hüseyin tarafından 1 kişi bile düşmüyordu. Ortada tam bir dram vardı.
Yezit zihniyeti bunları yaparken Allah, kitap, hilafet adına meşru-yasal olarak işlendiği izlenimi vermişlerdir. Adam öldürmeyi yasallaştırmışlardır. Dinin siyasallaştırılması dinin baskı ve sindirme aracı kullanılması Emevi zihniyetinin mahsulüdür.
Hz. Hüseyin ve yanındakilere saldırmakta tereddüt edenlere hücuma geçmeleri için Amr bin Haccac şöyle diyordu: “Ey Kufeliler! Sizler halifeye (Yezit’e) itaatinizi gösteriniz ve cemaatinizin tarafını tutunuz. Dinden çıkmış, Halife ve Öndere karşı kalkışmış olanların öldürülmesinde asla tereddüt etmeyiniz!”
Müslim bin Avsece’den sonra Abdullah bin Umeyr de kahramanca savaşarak şehit oldu.
Hür bin Yezit kahramanca savaştı. Yezit bin Süfyan’ı ve birkaç kişiyi öldürdü.
Hz. Hüseyin’in 25 yaşlarındaki oğlu Ali Ekber, Kerbela’da Talip oğulları arasında savaş alanına ilk çıkan ve Hz. Hüseyin’in ailesinden ilk şehit edilendir. “Ben Hüseyin b. Ali’nin oğluyum. Kâbe’nin Rabbı’na yemin ederim ki Hz. Peygamber’e en yakın olan biziz, Evlatlığın oğlu (Ubeydullah b. Ziyad) bize hükmedemez!” demiştir. Çıktığı ona yakın mübarezede kahramanca çarpıştı. Her seferinde iki üç kişiyi öldürdü. Susuzluktan bitkin düştüğü bir sırada Mürre b. Munkız tarafından sırtına saplanan mızrakla şehit edildi.
Hz. Hüseyin’in kardeşleri, yeğenleri, oğulları ve yanındakiler eşi benzeri görülmemiş kahramanlık sergiliyorlardı. Her biri birer birer şehit oluyorlardı.
Hz. Hüseyin’in 3 yaşındaki oğlu Abdullah gelerek babasına sarılmıştı. Bu çocuğu oklarla boynundan vurarak Hz. Hüseyin in kucağında öldürdüler. Hz. Hüseyin “Yardım etmek için bizi çağırdılar şimdi de bizi öldürüyorlar” dedi.
Hz. Hasan’ın oğlu Kasım çarpışırken Amr bin Sad, Kasım’ın kafasına bir kılıç darbesi vurdu. Kasım “Amcacığım” diyerek yere yığıldı. Hz. Hüseyin aniden kükremiş aslan gibi Amr bin Sad’e saldırdı ve onu şiddetli bir kılıç darbesiyle öldürdü.
Hz Hüseyin Kasım’ın şehit edilişi karşısında hareketsiz olarak kalmıştı ki Malik bin Nüseyr Hz. Hüseyin’in başına kılıçla vurdu. Kılıç Hz. Hüseyin’in başındaki külahı kesti ve başına saplandı. Hz Hüseyin’in başından kanlar fışkırıyordu.
Hz. Hüseyin’in yanında kalan son neferlerden biri Abbas idi. Abbas Hz. Ali’nin oğludur. Daha önce de su temin eden Abbas, Hz. Hüseyin’in kızı Sekine’ye “Söz, sana su getireceğim” demişti. Atını mahmuzlayıp Fırat’a sürdü. Dönerken ok yağmuruna tutuldu. Su kabı da oklarla delindi, Abbas çadıra ulaştığında can verirken, kaptaki suyun deliklerden tamamen boşaldığı görüldü.
Şemir bin Zülcevşen Hz. Hüseyin’in çadırına kar ilerleyip mızrağını vurdu ve çadırı ateşe verme teşebbüsünde bulundu.
Hz. Hüseyin susuzluktan Fırat’a doğru yöneldi. Eban bin Dârem oğullarından Harmele Hz. Hüseyin’in ağzına ok sapladı. Hz. Hüseyin oku çıkardı. Ağzı ve avuçları kan doldu. Onlarca oklar da vücuduna saplandı.
Hz. Hüseyin “Ey Allah’ım! Onları, derleyip toparlayıp yok et! Yeryüzünde onlardan hiç birini bırakma!” dedi.
Ev halkı ve tüm yakınları şehit edilmiş olan Hz. Hüseyin, eli kolu kırılmış olduğu halde cüret ve cesaretini kaybetmeden kendisini sırtlanlar gibi saranlarla çarpışarak onları sağından ve solundan bütün gücüyle dağıtıyordu.
Züra bin Şerik Hz. Hüseyin’in önce sol eline, sonra sağ omzuna kılıç darbesi vurdu. Hz. Hüseyin yüz üstü düştü. Sinan bin Enes’in Hz. Hüseyin’in köprücük kemiğinden sapladığı mızrak, göğsünden çıktı. Hz. Hüseyin yere kapandı. Sinan bin Enes Hz. Hüseyin’in önce saçlarını kesti. Sonra da başını kesti. Hz. Hüseyin’in cesedinde 33 mızrak darbesi, 34 kılıç darbesi vardı. Muharrem ayının 10. günü (Cuma günü) öğleden sonra Hz. Hüseyin şehit oldu.
Bahr bin Kab, Hz. Hüseyin’in iç çamaşırını çıkararak çırılçıplak soydu. Hz. Hüseyin’in cesedini meydana koydular. 10 tane süvari hazırladılar. Bu atlılar Hz. Hüseyin’in cesedi üzerine basarak geçiyordu. Atlara cesedi çiğnete çiğnete ezdirdiler. Ceset kanlar içinde toprağa, toprak da cesede karışmıştı.
Kerbela’ya varıldığından beri çadırda hasta yatan Hz. Hüseyin’in oğlu Ali Zeynelabidin’in kalkmaya mecali yoktu. Şemir bin Zülcevşen, Ali Zeynelabidin’i de öldürmek istedi. Ancak halası Zeynep, savaşın bittiğini, Zeynelabidin’in hasta olduğunu ve savaşa katılmadığını, Ali Zeynelabidin’in esir sayılacağını ve esirlerin öldürülemeyeceğini belirtti. Kadınları hırpalayarak üzerlerindeki ziynetleri çıkarıp aldılar.
Dünya tarihinde dinli, dinsiz hiçbir toplumda böyle bir vahşet işlenmemiştir. Bu vahşet, organizeli olarak iktidarın muhalefete hayat hakkı tanımamasıdır. Katliamdır, soykırımdır. Hz. Ali evladı planlı olarak imha edilmiştir. Çocuklar bile okla ve kılıçla öldürülmüştür. Hz. Hüseyin dâhil öldürülen herkesin başı kesilmiştir. Kesilen başlar mızrak uçlarına takılmıştır. Kesilen başların 22’sini Hevazinliler, 17’sini Temimliler, 13’ünü Kindiler, 6’sını Esedliler, 5’ini Ezdiler, 12’sini de Sakifliler Kufe’ye götürdüler.
Hz. Hüseyin’in cesedinden ayrılan başını Havli bin Yezit, İbni Ziyad’a götürdü. Hz. Hüseyin’in başı büyükçe bir tas içindeydi. İbni Ziyad masada yemek yiyordu. Elindeki değneği Hz. Hüseyin’in dişlerine dokundurdu. Kufe caddelerinde Hz. Hüseyin’in başı teşhir edildi.
Kerbela’da şehit edilen Hz. Ali’nin yakınları şunlardır.
Kerbela’da şehit olan Hz. Ali’nin oğulları: 1- Hüseyin (Nesli devam etmiştir.) 2- Abbas (Nesli devam etmiştir.) 3- Cafer. 4- Abdullah. 5- Osman. 6- Atik (Ebubekir). 7- Muhammed.
Hz. Hasan’ın Kerbela’da şehit olan oğulları: 1- Kasım. 2- Abdullah. 3- Ebubekir
Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit olan oğulları: 1- Ali Ekber. 2- Abdullah.
Ayrıca, Müslim bin Akil’in 4 oğlu, Abdullah bin Cafer’in 3 oğlu, Abdullah el Ekber bin Akil ve oğlu Muhammed ve Ebu Said bin Akil’in oğlu Muhammed
Ali Zeynelabidin’i ve halası Zeynep’i İbni Ziyad öldürmek istedi. Ancak bu isteğinden vazgeçti.
İbni Ziyad Kufe Merkez Camisinde yaptığı hutbe konuşmasında “Hamdolsun Allah’a ki Hakkı ve Hak sahiplerini muzaffer ve üstün kıldı. Müminlerin Emiri Yezit ve onun cemaatine yardım etti. Yalancı oğlu yalancı Hüseyin’i ve onun adamlarını da öldürdü” dedi. Bu sözlere sadece Abdurrahman bin Afif isimli bir kişi karşı çıktı. İbni Ziyad’ın adamları Abdurrahman’ı hemen orada öldürdüler.
Hz. Hüseyin’in oğulları Ali Askar (Zeynelabidin) (20 yaşlarında olduğu söylenir) ve 4 yaşındaki Ömer dâhil çocuklar elleri boyunlarına zincirlenerek kadınlarla birlikte Şam’da bulunan Yezit’e gönderildi.
Yezit de elindeki değnekle Hz. Hüseyin’in dişlerini itti ve “Hüseyin kendisinin benden üstün olduğunu, babası Ali’nin de babam Muaviye’den üstün olduğunu iddia ediyordu. Allah bizim onlardan üstün olduğumuzu gösterdi” dedi.
Hz. Hüseyin’in başı ve diğer şehitlerin başları Şam caddelerinde teşhir edildi.
Hz. Hüseyin’in başının nereye gömüldüğü konusu ihtilaflıdır. Hz. Hüseyin’in başının bulunduğu var sayılan yerler şunlardır: 1- Medine’deki Baki Mezarlığına. “Hz. Fâtıma ile oğlu Hz. Hasan da Baki mezarlığına gömüldüler. Kerbela’da şehit edildikten sonra Dımaşk (Şam)’a götürülen Hz. Hüseyin’in başı Yezit tarafından Medine’ye gönderilince annesinin yanına defnedildi. (İbni Sa’d, V, 228) (DİA, cilt 7, sayfa 387, “Cennetül Baki” Maddesi). 2- Kerbela’daki cesedinin bulunduğu kabirde. 3- Necef’te babası Hz. Ali’nin yanına. 4- Şam’da bilinmeyen bir yerde. 5- Rakka’da bir yerde. 6- Kahire’de Hz. Hüseyin Mescidi’nde. 7- Kufe dışında bir yere.
Yezit’in ordusundan öldürülenlerin sayısı 88’dir. 80 civarında da yaralıları vardı. Ömer bin Sad kendi ölülerinin namazlarını kıldırıp definlerini yaptırdı.
Karşı taraftan vicdanlarının sesine kulak vererek ölümüne Hz. Hüseyin tarafına geçenlerle birlikte, Kerbela’da şehit edilenlerin sayısı 72-87 arasındadır. Bunlardan 23’ü; Hz. Hüseyin, ev halkı ve akrabaları idi. Hepsinin kafası kesildi, saçları ve uzuvları kesildi. Cesetleri ve kanları kumlara topraklara belendi. Çırılçıplak cesetler çölde bırakıldı. Rüzgar cesetleri toza toprağa gömdü. Onların parçalanan ceset parçalarını kurtlar dişlerine taktılar, sırtlanlar inlerine götürdüler. Yezit’in ordusu Kerbela’yı terk edince civardaki Beni Esed mensuplarından Gâdiriyye köylüleri Hz. Hüseyin’in cesedini ve diğer şehitleri defnettiler.
Hz. Hüseyin şehit edildiğinde 57 yaşındaydı. Saçları ve sakalı simsiyahtı, sakalında bazı kıllar hafif ağarıyordu.
Yezit 683
yılında öldü. Yerine 20 yaşlarındaki oğlu Muaviye geçti. Muaviye birkaç ay halife
olarak kaldı. Hastalıktan öldüğü veya zehirlendiği söylenir. Yezit’in oğlu
Muaviye’nin babası Yezit ve dedesi Muaviye’yi kınayıp yerdiği rivayet edilir.
Nitekim Diyanet’in Ansiklopedisinde şu bölümler yer almaktadır. “Dedesi, Muaviye
ile babası Yezit’in Hz. Aliye ve evladına karşı yürüttükleri iktidar
mücadelesinde haksız olduklarını belirterek onları ağır şekilde suçlamış ve
öbür dünyada bunun hesabını vereceklerine inandığını dile getirmiştir.” (DİA, cilt 30, sayfa, 336)
Yezit’in oğlunun bile babası Yezit’i eleştirmiş olmasına rağmen bugün dahi Yezit’i saygıyla anarak ona “hazreti” diyen yobazlar var.
Allah hiçbir kimseyi Sünni veya Alevi olarak yaratmıyor. Herkesi insan olarak yaratıyor. Ben, ülkemiz gerçeğinde kendilerine Sünni denilen bir köyde ve Sünni denilen bir anne - babadan doğdum. Emekli bir müftüyüm.
1- Hz. Ali evladına bu vahşetleri yaptıran,
2- Medine’de 3 gün süreyle evleri yağmalatıp, 300 sahabeyi öldürtüp, kadınların ırzlarına geçirten,
3- Mekke’de Kabe’yi yaktırtan
Yezit’e Müslüman hatta insan demek bile içimden gelmiyor. (Bakınız, Diyanet Ansiklopedisi, DİA, “Hüseyin”, “Kerbela”, “Abdullah bin Zübeyr”, “Muaviye”, “Emeviler” ve “Harre Savaşı” maddeleri)
Günümüzde Sünni çevrelerce kabul gören meşhur İslam Tarihi yazarı M. Asım Köksal, “İslam Tarihi Hz. Hüseyin ve Kerbela Faciası” adlı kitabının “Yezit ve Akıbeti” bölümünde aynen şunları yazıyor: “Yezit içkiye çok düşkündü. Oruç tutacak olursa, onu içki ile açardı. Maymunlara, yaban eşeklerine türlü türlü elbiseler giydirir, çalgılarla eğlencelerle vakit geçirirdi. Yezit Kerbela faciasından sonra bir gün içki meclisi kurmuş, İbni Ziyad’ı sağ yanına oturtmuş, uşağına önce kendisine içki sunmasını emretmiş “sonra da fasık İbni Ziyad’a tıpkısını sun! O, benim katımda sır ve emanet sahibidir!” demiştir. Yezit, Huvvarin nahiyesinde sarhoş olarak avlandığı sırada yaban eşeğinin üzerindeki maymun üzerine binmiş, yaban eşeği tepilip koşturulunca, düşmüş boynu kırılmış, karnı yarılmış ve ölmüştür.” ( M. Asım Köksal, İslam Tarihi Hz. Hüseyin ve Kerbela Faciası, sayfa 220, 2. Baskı, Ankara, 1984.)
Kerbela vahşetinde payı olanların bir kısmı daha dünyada iken çeşitli belalara ve musibetlere uğrayarak feci şekilde can vermişlerdir. Geriye kalanlar da Ehli Beyt’e bağlılığını gösterenler tarafından cezalandırılmıştır. Nitekim Muhtar bin Ebi Ubeyd es Sakafi (622-687) ve İbrahim bin Eşter (?-691) tarafından Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi olayına karışan herkesi (248 kişiyi) öldürdüler.
Ancak, 1400 yıldır Kerbela’nın acısı dinmemiştir ve yarası hala kapanmamıştır.
Not: 17.12.2009 tarihi 01 Muharrem 1431’dir. Yazımız bu münasebetle yazılmıştır.
İHSAN ÖZKES
0532 655 25 43
-----------------------------
Selestat alevi
kültür merkezi genel kurulu
17/05/2009 Pazar
günü saat 10;30’da Selestat akm yönetim kurulu saat 13;00 te yapılacak genel
kurul öncesi kendi arasında toplandı.
Tam kadro
toplantıda bulunan Yönetim kurulu üyeleri yönetim kurulunda kendi komisyonları
içerisindeki bilgileri aktardılar. Genel kurul davetinde bildirilen gündem
maddelerinin üzerinde duran ve gündemin maddelerini geliştiren yönetim kurulu
üyelerin gelmesi ile saat 13;30 da genel kurul toplantısı için büyük salona
geçti.
Başkanın açılış
konuşmasını gündemin okunması takip etti. Yönetim kurulu ile birlikte toplam 53 kişinin katıldığı toplantı Başkanın
konuşması ve komisyonların tek tek kendilerini tanıtmaları ile kendi
komisyonlarının çalışmaları hakkında bilgilerini verdiler.Genelinde AKM’ye
bağlı veya bağlı olmayan Alevi toplumunun duyarsızlığından, yapılan
etkinliklerden, ve karşılaşılan sorunlardan söz edildi.
Basın yayın
komisyonu; siteler ve FUAF eşliğinde yapılan basın kampından bilgi verdi.
Gençlik
komisyonu; Europapark, futbol turnuvası, konferanslar, FUAF gençlik komisyonu
ile ilişkilerden bilgi verdi.
Kadın çocuk ,
aile komisyonu; Kısır bir dönem yaşandığı, kadınların eksikliği, ve kadınlar
günündeki yapılan fuaf eşliğindeki etkinlik olan Avrupa konseyindeki
etkinlikten bilgi verildi;
İnanç komisyonu;
İnanç hizmetlerinden ve cenaze erkânı dersleri hakkında bilgi verdi.
Halkla ilişkiler;
Yeni üyeleri kazanma uzerine çalışmaların olduğu bilgisi ni verdi.
Komisyon
çalışmalarından sonra sekreter tarafından faaliyetler hakkında bilgi verildi.
Buna göre
yapılanlar;
25/12/2008; Maraş
katliami anması ve sunumu.
10/01/2009; Aşure
28/02/2009; cem
11/03/2009;
Avrupa konseyinde kadınlar günü.
14-15/03/2009;
Vosges AKM’nin yaptığı cem erkânı eğitimine gençlerle katılındı.
14/03/2009;
Mulhouse AKM’nin gecesine çocuk folklor ekibi ile katılındı.
26/03/2009;
CIDH’ta Alevilik konferansı.
28/03/2009; FUAF
tüzük kurultayına katılındı.
18-19/04/2009;
Inanç komisyonu eğitimine iki kişi ile katılındı.
25/04/2009; 23
nisan bayrami için 26 çocuğumuz geziye çıkarıldı.
02/05/2009;
Yangın yeri maraş tiyatrosuna destek verildi.
07/05/2009; Çevre
üzerine konferans verildi.
09/05/2009;
FUAF kongresine katılındı.
17/05/2009;
Selestat AKM genel kurulu yapıldı.
Sene başından
beri yapılan faaliyetlerdenetleme kurulu tarafından onaylandı.
Önümüzdeki
faaliyetler;
24/05/2009; Çocuk
folklor ekibinin yol tv dayanışma gecesini katılımı.
07/06/2009 Futbol
turnuvası.
12/06/2009;
Konferans, konu psikoloji.
21/06/2009; Müzik bayramı.
20-21/06/2009
FUAF genel yönetim kurulu toplantısı.
Son olarak mali
durum ve üyelerin üyelikleri ve
aidatların ödenmesi üzerine muhasebe
tarafından bilgiler verildi.
Verilen bilgiler
denetleme kurulu tarafından onaylandı.
Üyelerin geliş
gidişlerini arttırmak ve yeni üyeler kazanmak için Perşembe akşamları muhabbet
geceleri duzenlenmesine ve Pazar günleri kahvaltı verilmesine karar verildi.
Selestat akm
Basin kolu
Selestat Alevi Kültür Merkezi
Gençlik Kolu , 23 kasm
2008 tarihinde, Selestat’da volleyball turnuvas düzenledi. Katlanlar : Strasbourg AKM,
Altkirch AKM, Saverne AKM, Selestat AKM, Selestat Genclik Derneği,
gençlerinin katlm
ile yaklaşk yüz kişilik bir etkinlik oldu.
Alsace birinci bölge ortak
faaliyetlerinden biri olan volleybol turnuvasnn ev sahipliğini ve organizesini Selestat akm gençlik kolu
üstlendi.
Saat 08’de, turnuvann açlşndan önce, AKM’lerden ve diğer katlan derneklerden gelenlerle bir
kahvalt yapld. Hamza Kaya, Selestat AKM’nin
Gençlik Kolu Başkan
olarak, canlarmza turnuvann
sevgi, sayg, barş ve eğlence içinde olmasn tekrarlad.
Turnuvann saat 17’de sona ermesi ile birinci olan Strabourg AKM’ye, ikinci olan Selestat AKM’ye ve üçüncü olan Selestat Gençlik Derneklerine, ödüller verildi. Ödül olarak başar belgesi ve hediye alm çeki « bon d’achat » verildi.
Tüm katlanlara ve bu etkinlikte yardmlarn esirgemeyen canlarmza
tekrardan teşekkür ediyoruz ve gelecek etkinlikler için ayn felsefede, birlikte calşmalarmza devam edeceğiz.
Ask ile,
Selestat AKM
basn kolu
Alsace
alevi gencligi sivas 93 de
Alsace 1. bölge AKM’ lerinin gençlik kolları
önűne koydukları bir projeyi daha gerçekleştirdi. Haguenau, Selestat,
Strasbourg, Saverne AKM’ lerinin gençleri 19/10/2008 pazar gűnű Basel’e gelen Genco Erkal'ın sahnelediği, Dostlar
tiyatrosu'nun oynadığı, Fazıl Say'ın müziklerini yaptığı "Sivas 93" adlı tiyatro oyununu izlemeye gitti.
Tiyatro yu izlemek için Almanya’dan
Fransa’dan ve İsviçre’den
yaklaşık 500 kişi katıldı, gösteriye gençlerin ilgisi bűyűktű.
Sivas Katliamını belgelerle resimlerle ve videolarla beraber oyunla anlatan
tiyatro gösterisi gençleri katliam hakkında bilgilendirdi.
Gençleri ve salonda bulunanları bayağı etkileyen oyun ayakta alkışlandı.
Alsace 1. Bölgenin 4 AKM’ lerinin gençlik kolları beraber yapma kararı aldıkları ortak faaliyetlerden biri olan tiyatro gösterisi gibi bu tűr kűltűrel
faaliyetlerini gerçekleştirmeye devam edecek.
Selestat AKM
Basın kolu
|
Article paru dans l'édition du
Jeudi 13 Mars 2008 Sélestat
Sélestat / Soirée interculturelle Autour du droit des femmesEnviron 150 personnes se sont retrouvées à l'invitation de l'association des Alevis de Turquie de Sélestat pour une rencontre conviviale sur le thème de la « femme aujourd'hui ».Une rencontre conviviale sur le thème de la « femme
aujourd'hui » a été organisée par l'association des Alevis de Turquie de
Sélestat. Pas moins de 150 personnes se sont retrouvées avec la participation du
Centre international d'initiation aux droits de l'homme (CIDH), du Réseau
citoyen Centre-Alsace (RCCA). Latifa Erin a profité de cette soirée pour
demander la libération d'Ingrid Betancourt René Weber, présidente du CIDH, a
rappelé d'abord quelques dates clefs de l'histoire du droit des femmes ...
B.K. |
Un concert de « saz » a prolongé la soirée autour du droit des femmes. (Photo DNA) |
UYANIN EY 21'ci ASRIN ALEVILERI UYANIN !!!
Sevgili Aleviler insanlik
tarihinden beri bu kültürle vardiniz var olmaya devam ediniz.
Asimile olmadiniz hep
direndiniz, gizlendiniz geleneklerinizde ödün vermediniz, haksizliga karsi
koydunuz dik durdunuz zalimlere boyun eymediniz kültürünüzü sir eylediniz.
Magaralarda, kuytu yerlede gizlendiniz yasadiniz, yasattiniz. Ser verip sir
vermediniz. Yüzüzüldünüz, asildiniz, yakildiniz, kursuna dizildiniz toplu
kiyimlara ugradiniz her seye gögüs geldiniz Alevi kültürünü, inancini,
felsefesini bu günlere tasidiniz için anilarinizin önünde saygiyla egiliyorum.
21 Yüz yilinda bu vurdum
duymazlik nedir ? örgütlügümüz 20 yili geçmiyor.
Yetim bir bebek
gibi
horlandik, küçümsendik, dövüldük,
küçük bir çocuk gibi örgütlü
dünyamizda düse
kalka sikintilar yasadik tam ayaklarimizin üzerinde durmaya
gözlerimizi açmaya
basladik Türkiye’de siyasi iktidarin bizleri
parçalama oyununa geldik.
Cem evlerimize cümüs evi
dediler bizleri tanimadilar son günlerde siyasi bir manevra yaparak Diyanetin
onayi olursa cemevlerin yasallasmasi için bir seyler yapacagini söylüyorlar
kosulu su : cemevlerinde Kuran’i kerim ve arapça imamlar tarafinda ögretilmesi
sartiyla, bence böyle ödün verirsek yakinda cemevleri degilde camievleri
yasalasacak.
Imamlara Aleviligi ögretip aleviligi yok edecekler. Dedelerimize Kuran’i
kerimi ve arapçayi ögretip sunnilestirilip Dede-imam unvanini verecekler,
verilen gril pasaport’bunun belgesidir bu onayi alevi islam din hizmetleri
baskanligi tarafinda verilmistir.
Milli egitim tarafinda okul’larda verilmek istenen Alevilik dersi
Aleviligin özüne yakisan felsefesi degil Aleviligi ve Alevileri küçümseyen
Alevileri asagiliyan fetvalari konu alacaklar (ömer SEYFETTIN-HAREM bir
örnektir).
21. y.y Aleviler Durusunuz net olsun, asimilasyona dur deyin sagtekar ve
seriatçi politikacilarin oyununa gelmeyin sizlere yalvariyorum.
Sevgili canlar yassi muharremi geride biraktik hizir ayinin
içerisindeyiz.Muharrem ayinda her kim ne niyetine yassi muharremi tutmussa
dilegi
Hizir ayinda Cem birleyen tüm canlarin ibadetleri
Elinizde bulunan Selestat AKM basin kolu ‘nun hazirlamis oldugu haber
bülteni bazi zorluklara ragmen büyük bir özveri ile hazirliyan Seyit Gezek,
Linda Eroglu, Mehtap Güvercin, Riza Gezek ve katki sunan herkese cani gönülden
tesekür ederim emekleriniz zay olmasin ufkunuz acik olsun.
Tüm Dünya insanina saglik, mutluluk baris ve basarilar dilerim.
CARMAN Hüseyin
ALEVİLERDE KADİN
Alevilerde kadin erkek ayrimciligi yapilmaz. Alevi
meclisinde kadin erkek yoktur, insan vardir, can vardir. “Can, Canlar” Erenler”
ifadesi sadece kadin veya erkek için kullanilmaz. Her iki cins için ortak
olarak kullanilan bir deyimdir. Ailede, toplumda, dinsel hayatta kadin erkek
ayrimi yapilmaz. Kadin ve erkek toplumun her anlaninda esittir. Örnegin, evde
anne ve babalar çoçuklari arasinda kiz erkek ayrimi yapmazlar. Mirasta kadin ve
erkek esit paya sahiptir. Evlilikte kadin ve erkek haklari esittir. Erkek,
toplumu ikna etmeden esinden bosanirsa, o haksizlik sayilir ve erkek “Yol
Düskünü” kabul edillir. Erkek hakli nedenler olmadikca esini bosayamaz. “Bos
ol” gibi bir anlayis yokyur. Alevilerde bosanma konusunda kadina, erkege
kiyasla daha toleransli bakilir. Erkek hakli bir neden olmadan esini bosayamaz
ama kadin ayrilmak isterse neden göstermeden esini bosayabilir. Bu konuda kadin
zorlanamaz. Bu hareket kadin haklarini koruyan bir gelenektir. Dinsel olarak
bakildiginda da: dede toplumda saygin bir yere sahiptir. Ayni sayginlik dedenin
esi içinde gösterilir. Ona da “Ana” denir. Bektesilikte dedebaba esine saygi
ifadesi olarak, “Anabaci Sultan” diye hitap eder. Muhiplerde, dedebanin esine
Erkek disi sorulmaz, muhabbetin dilinde
Hakkin yaratigi her sey, yerli yerinde
Bizim nazarimizda, kadin erkek farki yok.
Noksanlik da eksiklik de, senin görüslerinde
Haci Baktas Veli
SERIAT'A INAD MADIMAK MUZE OLMALI
Seriat kurallarina göre yönetilen Ûlkelerin durumu canlar acisi seriata teslim olan ulkelerde
hangisinde siddet,savas,asimilasyon,farkliklari kabul eden,örnek bir ülke gösterin desem? Hangi
bölgede Araplardami,Ortadogudami,Afrikadami,Amerika kitasindami ne yazikki yok diyeceksiniz.
Niye yok çünkü,Bilimi,Teknolojiyi,farkli dinleri,farkli dilleri Kadini red eden bir ZIHNIYET .Din
adina insanlara ve insanliga kiyiyorlar.
Bir kaç örnek vermek istiyorum.Ülkemizde Güneydoguda bir genç kizi sevdigi gençle evlen-
mesine izin verilmiyor o da evde kaçiyor sevdigi gençe siginiyor arada zaman geçiyor iki genç arasinda geçimsizlik basliyor.Kiz babasinda korktugu için yakin akrabalarin birine siginiyor.Netiçe-de olay duyuluyor.Aile büyükleri SERIAT ve Tôreyi hayata geçirmek için bir araya geliyorlar su karari aliyorlar KATLI vaciptir.Katilide babasi olacak katil kizi tehna bir yere götürüyor hamile o-lan kizina gözlerini kirpmadan bir kaç el mermi sikiyor.Cansiz bedeni yerinde birakarak gönülhu-
zuruyla evine dönüyor.Seriat öyle acimasizki Ailesinde hiç bir kimse cenazeyi topraga gömecek
vicdan tasimada yoksun.Neticede cenazeyi KADIN Örgütü sahiplenip gereken hizmeti yapiyor.
Iyiki varsiniz kadinlar sizi disliyan zihniyetin yaratmis oldugu taribati siz onariyorsunuz.
Ülkemizde temiz toplum, Adil toplum naralari atildikça milliyetçilik adina Devlet destekli çe-
te örgütleri çogalmaya basladi.Farkli milletde olanlarin can güvenligi azaliyor cinayetler çogalmaya
basladi.Dincilik adina camiler çogaldi ögretmenlerin sayisi azaldi,imamlarin sayisi artirildi,LAIK
denilen Anayasamiz SERIAT hamuruyla yogruluyor,TEMIZ siyaset denildi meclise gönderilen milletvekillerin bir çogunun sicili bozuk.Temiz toplum denildi halk koyun sürüsü gibi güdüldü,
onurlariyla oynandi,aptal yerine konuldu,alay edildi.Oylari yani öziraderi parayla satin alinip seçim
sandiklarina atildi.
Siyasetçilerin görevleri Savaslari organize etmek,Farkliliklari asimile etmek,Alevi yerlesim
alanlarina cami yapmak,Diyanetin bütçesini artirmak,Halki fakirlestirmek,Halki susturmak,Nükler
olanaklari saglamak,Küresel isinmaya ve Dünyanin dengesini bozanlara katki sunmak,Ormanlari yok etmek,katilleri korumak ve egitmek,Okullari kapatmak,Düsünce ve fikir özgürlügünü savunan-lari devlet haini deyip içeri atmak,Bilimadamlarini dislamak,Küfür etmek,Dayak atmak...
Ülkemizde egitim sistemi bozuk Üniversteler düzeyinde bir düzensislik var.Parasi olmuyan
gençin üniverstelerde okuma sansi yok.Imkanlarini zorlayip okuyan gençler diplomasini alsa dahi
sünnü inança mensup yada baska inançami ögrenmek için genel yetenek adi altinda bir sinava tabii
tutuyorlar sorulan sorularin tamamina yakini Islam dini bilgilerini içerdigi için farkli dinlerde olam
gençlerin bu sinavda basarili olma sansi yok.
Dünya genelinde bilim adami yetistirme basari oranina göre yapilan siralamaya göre ilk bes yüz üniversite arasinda bir türk üniversitenin olmamayisi ne kadar üzücüzdür?
Kültür bakani Ertugrul Günay'in söylemis oldugu beyanlarda madimak et lokantasi olarak isletilmesi beni igrendiriyor, su sözü vermisti müze olmasi için elinden geleni yapacagini söylemsiti arkasinda AKP ve AKP'ye bagli diyanetin dayatmasiyla kültür bakani söylemlerini degistirdi.
Sivas valisi su beyanda bulundu madimak cicekçi dükkani olacak kösesine bir anit koyulacagini isteyenler ziyaret edebilir bu nasil bir kisilik, alevilerle dalga geçiyorlar.Ayrica Vali sunu belirtti her yil buraya geliyorlar olayi kasiyorlar halki tarik ediyorlar.Hakk askina söyleyin Sehitleri anmak ne zaman tarik oldu eger tarik ise her yil çanakkale savas sehitlerini anan bir devlet buna ne demeli ?
Son olarak yukarda örneklerle siraladigim Seriat'ta teslim olmus bir yasam sürdüren fanatik dincilerde istediklerimiz biraz fazla olmuyor mu insan kiligina burunmus vahsi hayvanlar gibi yasayan maluklarda insancil duygulari insanligi barisi dostlugu beklemek, istemek biraz fazla olmuyormu ?
Kilisede Rahip'i yaralayan genc'e rahip onu affediyor, ailesine sahip çikmasi için nasihat'ta bulunuyor.
Seriat'ta inat farkli dinlerde olan insanlar bu fanatik dincilere her zaman yol gösterecekler adam olmalari için çaba harciyacaklar.
Ne bekliyorsunuz? Bilim adamlari Aydinlar, Aleviler,Devrimciler,Demokratlar her biriniz bir egitimci olun, isimiz zor hepimize kolay gelsin saygilarimla.
Hüseyin Carman
SELESTAT ALEVİ KÜLTÜR MERKEZİ :
CENTRE CULTUREL DES ALEVIS DE TURQUIE A SELESTAT
8 ROUTE DE MARCKOLSHEIM 67600
SELESTAT TEL ;
000000000000000 E MAIL ; alevi.selestat@free.fr
adresse web
alevi-selestat.com