a
 SELESTAT ALEVİ KŰLTŰR MERKEZİ
   CENTRE CULTUREL DES ALEVIS DE TURQUIE A SELESTAT              
 

MENU

ALEVILIK INANCI

SOMMAIRE



Alevilik Nedir?

 


Allah, Muhammed, Ali kutsallığını kalbinde taşıyan , Hz.Ali’nin adaletinden ayrılmayan temelinde insan sevgisi bulunan her dine , mezhebe ser inanca saygı duyan ve hoşgörü ile bakan, dil, din, ırk, renk , farkı gözetmeyen eline diline sahip olma ilkelerini şart koşan, gelmek isteyen, inançlı insanları çatısı altına alarak manevi susuzluklarını gideren, insanları yaşadıkları toplumda kendi istekleriyle kendi kendilerini yargılamalarını sağlayan, laik,demokrat, eiştlikçi, katılımcı, paylaşımcı düşünceyi savunan, zalime ve zulme karşı gelen, mazlumun yanında olan, şeriatın bağnaz kuralllarına bağlı olmayan, ve onu reddeden, İslam dinini kendine göre ve sunni inancın dışında yorumlayan, aslı doğruluk, kemali dostluk, cevheri, merhamet, görüşü eşitlik,  hazinesi bilgi, meyvası sevgi hamuru ile yoğrulmuş, insanı Kamil  ve erdemli insan yaratmayı ön gören, korkuyu aşıp sevgi ile tanrıya yönelen, Enel-Hak ile insanın özünde tanrıyı gören, yaradan ile yaradılan ikiliğinen Varlk Birliğine varan, edep ve ahlaklığı  yaşamın temeline oturtan, insanı yücelten, hamurunda hem ilahiliğin hemde irfaniliğin mayası bulunan; kişinin ahlaklı ve karakterli yaşam ilkelerini belirleyen, Hz. Muhammed ve Hz. Ali’den gelen neslin imametini teberra ve tebelle ilkesi ile sahiplenen, dini biçim ve şekil olarak değil, gerçek anlamıyla algılayan, dini bağımsız bir irade gücü ve batını özelliği ile evrimleştiren akıl ve iman bütünlüğünde birleştiren ve tüm bunları Kırklar Cemi ile yürüten bir inanç sistemidir. Alevilik  Aleviler  için üst kavramı, Bektaşilik ve Kızılbaşlık ise alt kavramları oluşturur.

Alevilikte Allahtan başka Tanrı Yoktur.

ALEVI TARIHI ;

Gok ata’yi kendimize Adem eyledik. Yer ana’yi kendimize Havva eyledik

Ol bir zerre suyu sir eyledik. O sirri ufleyip insane eyledik.Ol insani kendimize kibble eyledik.

Sevgiyi din eyledik, muhabbeti meze, sarabi kevser eyledik. Halil ibrahimi sofra eyledik,             Ol  sofraya Ismail’I kurban eyledik.Ilyasi deryaya gark eyledik, yunusu baliga yem eyledik.

Yusuf’u Misir’a sultan eyledik, Musa’yi firavuna çoban eyledik, Isa’yi arsullaha bekçi eyledik.

Muhammed’I gun, Ali’yi ay eyledik.Adini kendimize ad eyledik,

Haksiza boyun eymeyen Huseyin’i iman eyledik.

Enel hak Mansuru dar eyledik, Arabinin vahdedini vucut eyledik,                                     Yesevinin dort mertebesini kapi eyledik. Ol kapida Ilyas’I baba, Bektas-I Hunkar-I Veli eyledik. Ol Bektas-I serçesmede Kabe gormeden Haci eyledik.

Mevlanayi dost eyledik, Tebrizi’yi sems eyledik, Yunus’u dil eyledik,

 Abdal Musa’yi cem eyledik. Ol cemde Karaca Ahmed’I gozcu eyledik,

Fazli’yi hançer eyledik,

Nesimi’nin derisini eylimize libas eyledik.Yarin yanagindan gayri her yerde,

 Bedreddin’I kendimize seyh eyledik.

Sah Haydar’I basimiza tac eyledik, Sultan abdali kendimize pir eyledik.

Sazini cemimize bulbul eyledik, Fuzuli’yi gul eyledik, Hatayi’yi soz eyledik.

Kul himmeti ustat eyledik, Virani’yi, Yemini’yi ol ustada es eyledik.

Tum bunlari sirlayip erkan eyledik, Ol erkena serimizi koyup talip eyledik.

Hakki gonul evimize mihman eyledik,

Haber saldik peyikler ile, semah tuttuk geyikler ile,

 avaz kildik turnalar ile.

Unutulmasin diye ovalara, daglara, taslara, irmaklara adimizi ad eyledik.

Boyumuz boysun, soyumuz soysun diye Kamberi kilavuz, Hizir’I yoldas eyledik.

Sirati yol aciyi bal eyledik geldik bu gune!!!.

 

 

 

 

                                                         HIDIR TEMEL

NIÇIN ALEVIYIZ

Yaşamı, evreni, dűnyayı, insanı ve bűtűn bunlarla ilintili ne varsa, doğru tanımlamak, kavramak,  anlamak için Aleviyiz.

Yaşamı doğru bir şekilde yaşamak için Aleviyiz.

Hz. Muhammed’i   peygamber,   Hz. Ali’yi ve oniki imamları rehber, Hacı Bektaş veli’yi Hűnkar, Pir Sultan Abdal’i pir, olarak bildiğimiz için Aleviyiz.

Asırlardır yok edilmek istenen, baskılara ve katliamlara, iftiralara maruz kalan mazlum bir toplumun, haksızlığa ve zalimliğe boyun eğmeyen bir toplumun űyesi olmak için Aleviyiz.

Elimize, dilimize, belimize sahip olmak için Aleviyiz.

Aşımıza, eşimize, işimize sahip olmak için Aleviyiz.

Özűműze, sözűműze, gözuze sahip olmak için Aleviyiz.

Asırlardır insanlığa ışık tutanerenlerin, evliyaların, kamil insanların yozlaşıp değerlerimize yabancılaşmamak için, yobazlaşıp gerici gelenekleri inanç diye bilmemek için Aleviyiz.

Dört kapının kırk makamına uymak ve insane olmak için Aleviyiz.

BŰTŰN YOZLARA VE YOBAZLARA İNAT ALEVİYIZ…

 

12  imamlar

 

 

                          İMAM ALi

 

Birinci imam Hz. Ali (a.s)

Aleviliğin kökeni genel olarak Hz. Muhammed’in vefatı sonrasında yaşanan gelişmelere dayanmaktadır. Ancak Anadolu Aleviliği ele alınırken islamöncesi ve sonrası birçok farklı dinsel ve kültürel unsuru da gözden kaçırmamak gerekmektedir.Önce Aleviliğin doğuşuna yolaçan gelişmeleri görelim:

 

Hz. Muhammed’in vefatı sonrasında ortaya çıkan kimin halife olacağı sorunu, Alevi-sünni meselesinin ilk tohumlarını atmıştır. Hz. Muhammed daha sağlığında birçok kez Hz. Ali’nin halefi olacağını vurgulamıştı. Hz. Muhammed’in soyu, kızı Hz. Fatıma’yı eş olarak verdiği Hz. Ali’den devam etmişti.Hz. Muhammed Mekke’ye Hicret ettiği zaman da ailesine ve işlerine bakmak üzere Hz. Ali’yi yerine bırakmıştı. Üstelik Peygamber Hz. Ali’nin katıldığı hemen hemen bütün savaşlarda onu komutan olarak atamıştır.

 

Bilindiği üzere Hz. Muhammed Veda Haccı dönüşünde (632) Gadîru Hum adlı yerde beraberindeki müslümanlarla konaklayarak bir konuşma yapmış ve bu konuşmasında kendisinden sonra amcasıoğlu ve damadı Hz. Ali’nin müslümanlara önder yani halife tayin olduğunu ifade etmişti. Orada aralarında İkinci Halife Ömer’in de bulunduğu müslümanlar bundan dolayı Hz. Ali’yi kutlamışlardı. Ölmeden önce Hz. Muhammed “Bana bir kalem ve kağıt getirin size bir vasiyet yazdırayım ki, benden sonra ihtilafa düşmeyesiniz.” demiş ancak bu isteği yerine getirilmemiş ve Peygamber vasiyetini yazamadan vefat etmişti. Daha sonra Hz. Ali ve diğer aile üyeleri Peygamberin defin işleriyle uğraşırken, Ebu Bekir ve Ömer’in de aralarında bulunduğu ensar ve muhacirin ileri gelenleri iktidar kavgasına başlamışlardı bile. Bu iktidar mücadelesi Ebu Bekir’in halife olması ile sonuçlanmış, daha sonra sırasıyle Ömer ve Osman halife olmuşlardır. Sonuç olarak bu üç kişinin halifelikleri, deyim yerindeyse Peygamberin Ehli Beytine rağmen gerçekleşmiş, bu nedenle yüzyıllardır tartışılagelmiştir. Hz. Ali ve Hz. Fatıma bu halifelikleri onaylamamakla birlikte, iktidar uğruna gerginlik yaratmaktan da kaçınmışlar, bu haksızlığı sineye çekmeyi uygun görmüşlerdir.

 

Alevi-Sünni meselesinin ilk çıkışı özetlemeğe çalıştığımız bu halifelik meselesine dayanır. Ehli Beytin başına gelenler ve bunlardan en önemlisi Kerbela Olayı ise Aleviliğin siyasal ve düşünsel bakımlardan daha da olgunlaşmasına ve Araplar dışındaki diğer uluslar arasında da yayılmasına neden olmuştur.Şimdi bu gelişmeleri görelim:

 

Osman’ın halifelik dönemi (644-656), daha önce tohumları ekilmiş bulunan bölünmelerin, problemlerin su yüzüne çıktığı bir dönem olmuştur. Halife Osman’ın yönetiminde akrabalarına, yani Emevi ailesine gösterdiği aşırı yakınlık ve valiliklere onları tayin etmesi ve diğer suistimaller ona karşı Irak, Mısır, Hicaz ve Surite’de yoğun bir hoşnutsuzluk duyulmasına yolaçmıştır. Valileri halka kötü davranıyor olmalarına rağmen onları koruyucu bir tutum takınmış, sonuçta Mısır, Basra ve Kûfe’den yola çıkan gruplar Halife Osman’ın evini kuşatarak onu öldürmüşlerdir.(656)

 

Üçüncü Halife Osman’ın öldürülmesi sonrası Hz. Ali halifeliği sahabenin ısrarları üzerine kabul etmiştir. Hz. Ali iç karışıklıkların çok yoğun olduğu bir dönemde ve bu karışıklıkları sonlandırmak amacıyla halifelik görevini kabul etmiştir. Daha önce Osman’ın aleyhinde bulunmuş olan Hz. Muhammed’in eşlerinden Ayşe, Talha ve Zübeyr, Hz. Ali’nin halife olması sonrasında onu Osman’ın ölümünden sorumlu tutarak Cemel savaşına yolaçmışlardır. Cemel Savaşı Hz. Ali’nin galibiyetiyle sonuçlanmıştır. Hz. Ali bu olaydan sonra Şam’da hüküm sürmekte olan ve kendisine biat etmeyi reddeden Şam Valisi Muaviye sorununun çözümüne girişti. Muaviye, Hz. Ali’yi Osman’ın ölümünden sorumlu tutuyor ve Şam’da bunun propagandasını yapıyordu. Hz. Ali’nin uyarıları sonuçsuz kalınca Hz. Ali ve Muaviye Orduları arasında Sıffin Savaşı (657) başlamış oldu. Hz. Ali’nin ordusu savaşı kazanmak üzereyken, Muaviye’nin yakın adamı Amr İbn-ül As’ın, askerlerin mızraklarının ucuna Kuran sayfalarını bağlatarak “Allahın kitabı sizinle bizim aramızda hakem olsun.” diye bağırtması sonucu Hz. Ali’nin ordusu saldırıyı durdurdu. Bu şekilde Amr’ın hilesi işe yaramış ve iki taraftan hakemler seçilmiş, bir sonuca ulaşılamamıştır. Burada Hz. Ali’nin ordusundan ayrılan bir grup da Hariciler adını almışlardır. Böylece müslümanlar Hz. Ali yandaşları, Muaviye yandaşları ve Hariciler olmak üzere üçe bölünmüş oluyorlardı. Hz. Ali vefatından önce Haricilere yönelik askeri bir harekat düzenlemiş, önemli bir bölümünü yok etmişti.

24 Ocak 661’de ise Hz. Ali, İbn Mülcem adlı bir harici tarafından uğradığı saldırı sonucunda şehid olmuştur.

 

             İMAM HASAN

 

ikinci imam Hz. Hasan (a.s) Hicretin üçüncü yili Ramazan ayinin on besinde dünyaya geldi. Babasi Hz. Ali, annesi Fatimadir. Hz.Hasan, Resulullahin, Hz.Alinin ve Hz. Fatimanin terbiyesiyle büyüdü. Resulullah Hz. Hasan'i çok severdi. Resulullah: Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendileridir buyurmustur.

 

Hz. Hasan (a.s) Hz.Ali'nin sehadetinden sonra imam old. Imam olmasindan on ay geçmeden, Muaviye, saltanatini yayginmastirabilmek için, bir süre desiseler tertipleyerek, imama karsi çikti. Imam Hasan, kendi ashap ve komutanlarinin vefasizligi ve Müslümanlarin Ümeyyeogullarini iyi tanimamalari yüzünden ve ortamin da bir kiyama elverisli olmadigini görerek Muaviye ile belli sartlar üzerine sulh etti. Fakta Muaviya sartlarin hiç birine riayet etmedi ve böylece Ümeyyeoguhllarinin içyüzü yavas yavas ortaya çikmaya basladi. Sonunda Muaviye Imam Hasan'in varligini tahammül edemeyerek imami 47 yasinda iken hicretin 50. yili safer ayinin yirmi sekizinde zehirleterek sehit etti. Imam Hasan (a.s) Medine de Baki mezarligina defnedildi.

 

                         İMAM HÜSEYIN

 

Üçüncü Imam Hz. Hüseyin, Hicretin dördünçü yilinda Saban ayinin üçünçü gününde Medinede dünyaya geldi. Babasi Hz. Ali (a.s), annesi Hz.Fatima'dir. Nakledilen bir çok hadise gore Hz.Muhammed (s.a.v)

 

ona özel bir ilgi gösteriyordu. Resulullah, onun dogum haberini aldiginda ve diger zamanlarda onun bogazindan ve dudaklarindan öptügü, agladigi ve bu çocugun azgin bir grubun eliyle sehit edilecegin haber verdigi, hadislerde nakledilmistir.

 

Hz. Hüseyin, Imam Hasan'in zehirlenip sehid edilmesinden sonra imam oldu.

 

Ilahi emir ve nehiylere itinasiz bir insan olan Muaviye'nin oglu Yezid'in

Müslümanlarin önderligine geçmesiyle islam

kökten yok olmak ve saptirilma tehlikesiyle karsi karsiya kalmisti.

Hz.Hüseyin, böyle bir zatin Müslümanlara halife olusunun anlaminin ne oldugunu iyice biliyor ve buyuruyordu: Eger islam ümmeti Yezid gibi bir önderin eline düserse islam'a veda etmek gerekir.

 

Hz.Hüseyin Müslümanlari bu büyük tehlike karsisinda uyarmak ve gelecek nesillere Yezid'in takipçilerinin yaptikalri seylerin islam'a baglanamayacagini anlatabilmek için kiyam etti ve Hicretin 61.yilinda Muharrem ayinin onuncu gününde Kerbela çölünde 72 yaraniyla birlikte sehid edildi. Bu kiyam, Müslümanlarda büyük bir uyanmaya vesile olarak islam'da büyük sapikliklarin meydana gelmesini önlemistir. Imam Hüseyin'in kiyamini müteakip bir biri ardinca olusan kiyamlar bunun en büyük delidir.

 

                      İMAM ZEYNEL ABiDiN

 

Dördüncü Imam Hz. Zeynülabidin, hicretin 38. yilinda Cümad-es sani ayinin on besinde Medine'de dünyaya geldi. Babasi Hz. Hüseyin, annesi Iran Sahi Yezdgird'in kizi Sehrebanu'dur.Babasi Hz. Hüseyin(a.s) ve ashabinin sehid düstügü Kerbela vakiasinda, yeryüzünün masum imamsiz kalmamasi için, ilahi bir lutüf olarak hastalanmis, savasa katilamamis ve böylece sag kalmistir.

 

Hz. Zeynülabidin (a.s) imam Hüseyin'in (a.s) hicretin 61. yilinda Kerbela'da sehid edilisini müteakip imam oldu. Hz.Zeynülabidin'in (a.s) imamlik dönemi, Ümeyyeogullarinin baski ve zulmünün en siddetli dönemine rastlar. Buna ragmen, babasinin sehadetindensonra esir olarak dolastirildigi sehirlerde, yaptigi konusmalarda Hz.Hüseyin'in (a.s) kiyaminin hedeflerini ve ugradiklari zulümleri açiklayarak halki uyarmis ve onlari Yezid'in Kerbela vakiasini olusturmakta elde etmek istedigi hedeflerin ters istikametine sevketmistir.

 

Hz.Zeynülabidin'in (a.s) dualarindan olusan meshur ' Sahife-I Seccadiyye adli kitaba baktigimizda islam'in bütün siyasi, içtimai ve ferdi nizamlarini en güzel üslupla dua kalibinda dile getirdigini görüyoruz. Bu da en zor sartlarda bil e olsa zalimler karsisinda susmamanin gerektigini iyice göstermektedir.

 

Hz.Zeyn-ül Abidin (a.s) Hicretin 95. yilinda Muharrem ayinin yirmi besinde veya on sekizinde zehirletilerek sehit edildi. Kabri Medine'de Baki mezarligindadir.

 

                   İMAM MUHAMMED BAKIR

Besinci Imam Hz.Muhammed Bakir (a.s), hicretin 57. yilinda Safer ayinin üçüncü Medine'de dünyaya geldi. Babasi Hz. Imam Seccad, annesi Hz. Imam Hasan'in kizi Fatima'dir. 38 yasinda imam oldu.

 

Imam Zeynülabidin, 35 yillik imamlk döneminde bir çok Sia topluluklari olusturmustu. Ama siyasi zulüm ve baski yüzünden Ehlibeyt mektebinin fikhi ve fikri temellerini açiklamaya firsat bulmamisti; Imam muhammed Bakir ve Imam Cafer Sadik döneminde zulüm ve baski otoritesinde meydan gelen zayiflama yüzünden, islam ilimlerini ögrenmek isteyen Ehlibeyt dostlari, her taraftan Medine'ye gelip çesitli islami ilimlerde imam Muhammed Bakir tarafindan yetistiriliyorlardi. Bu nedenle imama Bakir-u Ulum (ilmileri yaran) lakabini verdiler. Imam, hicretin 114 yili Zilhicce ayinin 7. günü sehid oldu. 57 yil yasadi. Imamet müddeti 19 yil sürmüstür. Kabri Medine'de Baki mezarligindadir.

 

                      İMAM CAFER SADIK

 

Altinci imam Hz.Cafer Sadik (a.s) hicri 83 yili Rebi-ül Evvel ayinin 17. gününde Medine'de dünyaya geldi. Babasi imam Muhammed Bakir (a.s), annesi Kasim Ibn-I Muhammed Ibn-I Ebi bekr'in kizi Ümmü Ferve'dir. 31 yasindayken imam oldu.

 

Hz. Imam Cafer Sadik (a.s) tarihin en hassas dönemlerinden birinde, yani Ümeyyeogullari saltanatinin çöküsü ve Abbasogullarinin babsa geçisi döneminde yasamistir. Imam Cafer Sadik (a.s) kendisine hilafet makaminca yöneltilen bütün teklifleri reddetti. Çünkü Abbasogullarinin hedefi de Ümeyyeoigullari gibi sadece kendi zalimane saltanatlarin pekistirmekti. Imam Cafer Sadik (a.s) bu geçis döneminde diger islami ilimleri yaydi. Ilmi tioplantilar düzenledi, genis ders halkalari zulüm otoritesinin zayiflamasindan en iyi sekilde faydalanarak, fikih ve olusturdu.Nakledildigine gore, yaklasik 4000 talebe bu meclislere katiliyor, degisik ilim ve marifet dallarinda ihtisas sahibi olmaya çalisiyorlardi. Imamiyye Sia'sinin fikhi bu imam tarafindan tedvin edilmistir. Bundan dolayi Ehlibeyt mezhebine, imam'a atfen Caferi Mezhebi'denilmektedir.Imam Cafer Sadik (a.s) 65 yasindayken hicri 148 yilinda receb ayinin on besinde ya da sevval ayinin yirmi besinde zehirletilerek sehit edildi ve Medine-I Münevvere'de Baki mezarliginda defnedildi.

 

 

                        İMAM MUSA KAZIM

 

Yedinci Imam Hz.Musa Kazim (a.s), hicri 128 yili safer ayinin yedisinde Mekke ve Medine arasinda olan Ebva köyünde dünyaya geldi. Babasi Imam Cafer Sadik, annesinin adi Hamide'dir. 20 yasinda iken imam oldu.

 

Imam Musa Kazim (a.s) Müslümanlara islamin hakikatini açiklayarak, onlara zalim yöneticilerden uzak durmayi emrediyordu. Abbasi halifilerinden olan Harun Resit, imamin Müslümanlar arasindaki etkisinden dehsete kapilarak, devletin güvenligini korumak adiyla, gerçekte ise kendi egemenligini korumak için imami yakalatip gizlice Medine'den Bagdat'a getirterek zindana atti. Zalim yöneticiler Imamin da kendileri gibi maddi ve sehevani meselelerden etkilenecegin sanarak sarayla iliskisi olan kötü bir kadini Imami etkilemek için o hazretin bulundugu zindana gönderdiler. O kadin Imamin ona hiç bir surette teveccüh etmedigini ve Allah karsisindaki huzu ve husuunu, razu-niyazini sürdüdügünü görünce, o da tövbe etti.

 

Imam'in hapiste de halk içersinde etkisinin yogunlastigini anlayan Harun, o Hazret'in hayatta kalmasini tahammül edemeyerek, bir Yahudi olan Sindi Ibn-I Sahik'in yönettigi bir hapise intikal ettirilmesini ve orada zehirletilerek sehid edilmesini emretti. Sonunda 55 yasindayken hiciri183 yili Receb ayinin yirmi besinde Bagdat'ta söz konusu zindanda sehit oldu. Kabri, Bagdat'in yakininda olan Kazimeyn sehrindedir.

 

                        İMAM ALi RIZA

 

Sekizinci Imam Hz. Ali Riza (a.s) hiciri 148 yilinda zilkade ayinin 11. günü Medine'de dogdu. Babasi imam Musa Kazim (a.s), annesi isi Necme'dir. 35 yasinda iken imam oldu.

 

Abbasi sultanlarindan olan Me'mun, halkin ilgisini toplayabilmek için Medine'de bulunan Imam Riza'yi Horasan'a davet etti. Görünürde imam'a çok ihtiram gösteren Me'mun, hilafeti de ona teklif etti. Oyunlarin farkina varm imam, Me'mun'la babasinin cinayetlerinin mesuliyetini Kabul etmeyerek bu teklifi reddetti. Daha sonra Me'mun, imam'a veliahtlik teklif etti ve on baska bir seçenegin bulunmadigini bildirdi. Imam, memleket ve devlet islerine müdahale etmemek sartiyla bu teklifi Kabul etti.

 

Imam Riza (a.s) büyük ilim sahibi bir sahsiyetti. Bu yüzden Al-I Muhammed'in alimi' diye ün yapmisti. O zamanda mevcut dinlerin temsilcilerini Horasan'a davet eden Me'mun, Imam'la münazara meclisleri tertiplerdi. Imam onlari bizzat kendi delilleriyle susturudu. Imamin, halkin kalplerine yer eden sevgisi gittikçe fazlalasiyordu. Günün birinde Me'mun, Imami Bayram Namazi kildirmakla görgevlendirdi. Imam bu teklifi Kabul ederken ceddi Resulullah gibinamaz kildiracagini sart kostu. Bayram günü sade bir elbise veyalin ayak, sehir disina namaz kilinacak yere giderken, halkin sevgi gösterisi ve tezahüratiyla karsilasti. Süslü elbiselerle, binekler üzerinde, Bayram Namazi yerine kadar imama refaket edecek olan devlet adamlari, hallkin imama gösterdigi ilgi karsisinda ne yapacaklarini sasirdilar ve Me'mun, oyunlarinin tutmadigini ve imamin kalplerdeki sevgisinin gün geçtikçe arttigini hisedince, buna tahammül edemeyip Hicri 203. yilininsafer ayinin sonuncu günü imami 55 yasinda iken zehirleyerek sehit etti. Mübarek nasini Tus sehri yakinlarinda bir yere defnettiler. Su anda Meshed Sehri olarak taninmakta olan bu yer, imamin asiklarinin ve dostlarinin ziyaretgahi olmustur.

 

                    İMAM MUHAMMED TAKi

Dokuzuncu imam Hz.Muhammed Taki (a.s), hicri 195 yili receb ayinin onunda ya da ramazan ayinin on dokuzunda Medine'de dünyaya geldi. Babasi Hz. Imam Riza, annesinin adi ise Sebike'dir.

 

Imamet makamina eristiginde yasi küçüktü; fakat ilimde öyle bir mevkiye sahipti ki, halkin dini sorunlarinin hepsini halledebiliyor, sinamak için kendisine yöneltilen çok zor dini meselelere iyice cevap veriyordu.

 

Hz.Imam Muhammed Taki (a.s) çok takvali ve cömert oldugu için Taki

ve Cevad lakablarini aldi.

 

Hicri 220 yilinda Abbasi Halifesi Mu'tasim, Hz. Imam Cevad'I Medine'den Bagdat'a getirtti ve ayni yilini zilkade ayinin son gününde Bagdat'ta zehirlettirerek sehit etti ve ceddi imam musa Kazim'in yanina defnedildi.

 

                          İMAM ALi-EL NAKi

 

Medinede hiciri 212 yilinda dünyaya gelen Imam gelen Imam Ali Naki , genç yasinda iken babsini kaybetti. Yasadigi dönem, Abbasi halifelerinden sirasiyla Me'mum, Mu'tasim, Vasik, Mutevekkil, Muntasir, Müstain ve mu'tezz'in basta olduklari dönem rastlar.

 

Mütevekkil'in medine valisi, Imammin halk arasindaki itibar ve sevgisinden dogabileck muhtemel tehlikelri Mütevekkil'e bildirdi. Mütevekkil, Imami gözaltinda bulundurabilmek için onu hilafetin merkezi olan Samerra Sehri'ne gelmeye zorladi. Hatta defalarca Imamin evi Mütevekkil'in emriyle aratilmisti. Ehlibeyt'e karsi düsmanlik gütmek yönünden Abbasi Halifeleri arasinda Mütevekkil ön sirayi alir. O açikça Hz. Ali'ye (a.s) küfür eder ve eglence meclislerinde soytarilarina Hz. Ali'yi taklit ettirir ve eğlenirdi. Onun emriyle Hz. Hüseyin'in türbesi tamamen yıktırıldı.

 

Müslümanlarin beyt-ül malindan sorumsuzca harcamalarda bulunan Abbasi halifeleri, Allah'in ahkamini da geregince tatbik etmiyorlardi. Bu durum karsisinda Ehlibeyt Imamlari ise Müslümanlari uyararak onlarin zalimleri karsi durmalarini ve Islam ahkamini müdafaa etmelerini istiyordu. Imamlarinin bu çalismalarindan tedirgin olan Abbasi halifesi Mü'tezz sonunda imam Ali Naki'yi 254 hicri yilinda 42 yaşinda zehirleterek şehit etti. Mezari Samerra şehrindedir.

 

                   İMAM HASAN-EL ASKERi 

 

On birinci imam Hz. Hasan Askeri (a.s), hicri 232 yili rabi-üs sani ayinm sekizinci ya da dördüncü günü Medine'de dünyaya geldi. Babasi, imam Ali Naki, annesi isi Hadis'dir. 23 yaşinda imam oldu. imam Hasan Askeri (a.s), değerli babasi gibi Samerra şehrinde askeri bir bölgede gözaltina alinmişti. Bu yüzden de Askeri lakabiyla anilmiştir. Değerli ömrünün bir müddetini de zindanda geçirmiştir. Halk, serbestçe o hazretle görüşüp ilminden yararlanamadiği halde ondan çok değerli hadisler naklolunmuştur.

 

imam Hasan Askeri (a.s), 28 yil yaşadiktan sonra hicri 260 yilinda rebi-ül evvel ayinin sekizinde Samerra'da zehirletilerek şehit edildi ve mübarek naşi ayni şehirde defnedildi.

 

 

            İMAM MUHAMMED MEHDi'NiN  HAYATI

 

On birinci imam Hasan Askeri'nin oğlu olan imam Mehdi (a.s), hicri 255 yilinda şaban ayinin 15'nde Samerra şehrinde sabah vakti dünyaya geldi. ismini Muhammed koydular. Annesinin adi, Nergis'dir. imamin doğuşu, halkin çoğundan, özellikle Abbasi casuslarindan gizli ttuluyordu. Çünkü, on ikinci imamin kiyam edeceği ve bütün zalimlerin hükümetine son vereceği Hz.Resulullah (s.a.v) tarafindan müjdelendiği için, Abbasi Saltanati endişe içerisndeydi. Bu yüzden imamin yok edilmesi için planlar tertipliyorlardi. Babalari hayatta iken, yalnizca imami samimi dostu olan şiiler ziyaret edebiliyorlardi. Babalarinin şahadetinden sonra Abbasi Saltanati, imamin öldürülmesi için çapli bir harekete girişti. Allah da onu halkin gözünden uzaklaştirdi.

 

imamin hayatini iki döneme ayirmak mümkündür.

 

1- Gaybet-I Suğra (küçük gizlilik dönemi)

 

2- Gaybet-I Kübra (büyük gizlilik dönemi)

 

Birinci gaybet döneminde temiz ve pak yaratilişa sahip bazi kimseler imam tarafindan, vekalet ve niyabetmakamina tayin edildiler. Bu vekiller, şiilerin sorularini Hz. Mehdi'ye (a.s) ulaştirir ve Hazret'in yazdiği cevap ve tavsiyeleri tevkiadiyla halkin istifadesine sonuyorlardi. Bu sefirlerin isimleri şöyledir:

 

1- Abu Amr Osman b.Said

 

2- Ebu Cafer Muhammed b. Osman

 

3- Hüseyn b. Ruh

 

4- Ali b. Muhammed

 

Dördüncü sefir olan Ali b. Muhammed'in vefati ile imamin tarafindan özel olarak belirlenen niyabet makami da kalkmiş oldu ve imam'la dolayli olarak irtibat kurma yolu da kapanarak Gaybet-I Kübra dönemi başladi.

 

Hicri 328 yilindan itibaren başlayan Gaybet-I Kübra ile artik hiç kimse imamin bulunduğ uyerden haberdar değildir. imamin gerek görüşmelerinde ve gerekse yazmiş olduğu tevkilerinde söylediği derin manali sözlerbu dönemdeki meselelere işik tutmaktadir. Bu buyruklar gereğince onun takipçileri bu dönemde ehlibeyt imamlari'ndan hadis nakleden fakihlere uyarlar. Gaybet-I Kübra döneminde bu fakihlerin taşidiklari vazifeye niyabet-I amma(genel naiplik) denir. Bu esasa göre şartlari haiz fakihler, taklid merciii yani şer'I hükümlerde fetvalarina uyulmasi gereken kişilerdir. Yine bu esastan yöneticilik makaminin da fakihe ait olduğu anlaşiliyor.

 

Imamin dünyaya gelişinden bu güne kadar bin yıldan fazla bir süre geçmiştir. Bu zaman boyunca hep neklenmiştir ve beklenecektir. inşallah o büyük Hazretín gelmesinden sonra tüm dünyanin, zulm ve karanlıklardan sıyrılarak adalet ve nurla dolmasını dileriz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ana Fatıma Günü 08 Aralik 2008     Matem orucu 29 Aralik 2008
                     09  Ocak  2009

YA İMAM HÜSEYİN BİZİ KATARINDAN DİDARINDAN AŞKINDAN MAHRUM EYLEME.

Her şehit de Kerbela'da çürümez
Haktan izin yoktur kalkıp yürümez
İmam Hüseyin'in kanı kurumaz
Şehitler serdarın gördün mü turnam

Kul Hüsey'n'im der ki hakka varalım
Varıp o dergaha yüzler sürelim
Can baş feda olsun Şahı görelim
Sen de o sultanı gördün mü turnam


"                
kul Hűseyin
n

 

                                                        YASSI MUHARREM

                                               ALEVİ-BEKTAŞİLERDE ORUÇ:

 

 

 

            Aleviler 48 perşembe, 12 İmam Matem orucu(12 gün) Fatma ana orucu, Masum-u Pak orucu, Hızır Orucu gibi oruçlar tutarlar.

48 perşembe(ramazan ayındaki 4 perşembe hariç) niyet orucudur kişiseldir. Muharrrem Orucu 12 gün tutulur. Bazı yörelerde Ana Fatma için bir gün önceden, bazı yörelerde de Masum-u Pak orucu olarak üç gün önceden başlanır. Hızır orucu, ocak ayının son günü başlar ve üç hafta boyunca değişik sürelerde tutulabilir

(3 gün veya 5 gün olabilir)

Alevi-Bektaşilerde oruç sıkı yaptırımlara tabi olmaz. Amaç nefsi terbiye edip, benlikten kibirden uzaklaşmaktır. Hedef ise ilim, irfan ve edep ile Kamil insan olmaya çalışmaktır. Asıl olarak Alevi-Bektaşilerde El Orucu(kimsenin emeğine el uzatmamak),dil Orucu(asla yalan söylememek) ,bel orucu(şehvetten, zinadan ve eşinden başkasına yan gözle bakmamak),nefis orucu(tamahkar olmamak, aç gözlü olmamak) göz orucu(tam bir iyi niyet ve dürüstlükle bakmak),kulak orucu(kulağını kirli işlere kapalı tutmak),Kalp(vicdanlı ve adaletli olmak) ve irade orucu(Hz. Hüseyin,Hallac-ı Mansur,Seyyid Nesimi,Pir Sultan gibi iradeli olmak), vardır.

           

                                    TAKVİMLER VE MUHARREM

            Takvim olarak Güneş yılı 365 gündür. İlk defa Mısırlılar kullanmıştır.

İnka ve Maya uygarlıkları da takvimi 365 güne göre kullanmışlardır.

Babil’deki ziggurat'ların da 7 katlı ve 365 basamaklı oluşları buna işaret eder.

Tarih boyunca Rumi, Şems'i(Celali) ve Miladi takvimler kullanılmıştır.

            Rumi takvim eski Bizans takvimidir, Hicret başlangıç alınmıştır, ama güneş yılı esas alınmıştır. Miladi takvim eski Romalılarca kullanılmış, İsa'nın doğum günü esas alınmış Güneş yılı takvimidir ve 365 gündür. Celali Takvimi, Selçuklular döneminde Melikşah tarafından İran(Şemsi) takvimi esas alınarak uygulanmıştır.

                                                           MUHARREM:

Muharrem ayı Hicri-Kameri takvimin 1. ayıdır. Kameri takvimde Muharrem 30 gün, devam eden diğer aylar da biri 29 diğeri 30 gün olmak üzere 12 ay vardır. Toplam 354 gündür.10 yılda bir 365 gün olarak hesaplanır ve Ay takvimidir.

 

                        KUTSAL KİTAPLARDA VE TARİHTE 10 MUHARREM:

            Genel olarak Muharrem ayının, özel olarak 10 Muharrem (Aşura) gününün

kutsallığı, insanlık tarihi kadar eskidir. Arapça'da 10 "Aşr" demektir,

Aşura'da 10 Muharrem’dir. Kutsal kabul edilen kitaplarda, Mısır, Sümer ve Hitit tabletlerinde tarihin önemli olaylarına yapılan atıflar hep muharrem ayına özellikle de 10 Muharrem'e verilen önemi, kutsallığı anlatır.

 

 

 

 

                        10 MUHARREMDE OLDUĞU KABUL EDİLEN OLAYLAR:

1-Adem'in Havva ile buluştuğu gün.

2-Nuh'un tufandan kurtulduğu ve gemisinde kalan yiyeceklerden"AŞURA"  pişirdiği gün.

3-Hz.İbrahim'in Nemrud'un attığı ateşten kurtulduğu gün.

4-İshak veya İsmail Peygamberin kurban olmaktan kurtulduğu gün.

5-Yakup'un oğlu Yusuf'a kavuştuğ ve gözlerinin tekrar görmeye başladığı gün.

6-Eyyüb'ün ağır dertlerinden kurtulduğu gün.

7-Yunus'un balığın karnından kurtulduğu gün.

8-Musa'nın Firavun'un gazabından kaçarken Kızıldeniz'in yarılıp kendisine yol

 verdiği gün.

9-İsa'nın semaya(Göğe) çekildiği kabul edilen gün.

10-hz. Muhammed'in Emevlerin zulmünden kurtulmak için Mekke'den Medine'ye Hicret ettiği (göçtüğü) gün.

            Saydığımız bütün bu önemli olaylar Muharrem ayı içerisinde,

özellikle 10 Muharrem "AŞURA" günü meydana geldiği, eski kadim toplumların

kitabelerinde, tabletlerinde ve kutsal kabul edilen kitaplarda(Zebur, Tevrat,

İncil ve Kur'an) geçmektedir. Hicri tarihin Hz. Muhammed'in hicreti ile

başlaması ilk defa Halife Ömer zamanında Hz. Ali'nin önerisi ile ve Meclisin(şura) kabulü ile ugulanmaya başlanmıştır.

            Hicri-Kameri takvimin ilk ayı Muharremdir. Bununla birlikte recep, zilkadde, zilhicce aylarına araplar" EŞHUR'İ HURUCU" adı verirler. Bu aylarda ve özellikle Muharrem ayında, savaşlardan ve adam öldürmekten uzak durulurdu. Hatta

hiç bir canlıyı öldürmemek, otları yeşili dahi çiğnememek gerekirdi. Buna uymayanların suçlu olduğuna kanaat getirilir ve cezası verilirdi. (Nisa suresi 92.ayet.)

            Rivayete göre Hz. Muhammed Mekke'den Medine'ye 10 Muharrem günü

Hicret etmişti. Medine'ye vardığında Yahudi'lerin "AŞURA" orucu tuttuğunu görünce nedenini sordu. Yahudiler Tanrı'nın bu günde Hz.Musa'yı ve "Ben'i İsrail'i" Firavun'un zulmünden koruduğu gündür.Hz. Musa şükür için oruç tutardı, bizde tutarız dediler. Bunun üzerine Hz. Muhammed " Biz Musa'ya sizlerden daha yakınız diyerek O'da oruç tuttu, ashabına da tutturdu ve "AŞURA" pişirip dağıttı.(Sahih-i Buhari Hadis no:945.DİB yayınları)

            Hicretin 2.yılına kadar Muharrem Orucu (Aşura) sürekli olarak tutulduğu tarihi belgelere göre nettir ve bellidir. Daha sonra ise Ramazan orucunun Hicretin 2. yılında ortaya çıkması sonucu Ramazan ve Muharrem ayrı ayrı tutulmuştur. Hz. Muhammed'in ölümünden sonraki halifeler devrinde ise Muharrem orucunu isteyenin tutabileceği şeklinde İcma-i Ümmet(Şura) kararı ile bir esneklik getirilmiştir. Yezid döneminde ise Muharrem orucu yasaklanmıştır.

Gerek hilafet döneminde gerekse daha sonraki dönemlerde Ehl-i Beyt taraftarları Muharrem orucunu sahiplenmiş ve sürekli tutmuşlardır. 10 Ekim 680 (Hicri 10 Muharrem 61) yılında Emevilerin 2. hükümdarı Yezid'in Hz.Hüseyin'i ve Ehl-i Beyt'i Kerbela'da şehit etmesi ile Hz.Hüseyin'i sevenler ve Ehlibeyt taraftarları bu günleri "MATEM" ilan etmişlerdir.

            Burada çok önemli bir noktayı da açıklamak gerekir. Yazımızın başlığında belirttiğim gibi Muharrem ayı binlerce yıldan bu yana kutsal kabul edilen ,savaş yapılmayan,cana kıymanın yasak ve suç olduğu bir aydır. Bu konuda Kur'an Meali'nde Nisa Suresinin 92.ayeti şöyledir:" Katilin üzerine kadın ya da erkek bir esiri azad etmek borçtur. O'da idama mahkum olmuş, boynunu zincirden kurtarıp serbest bıraktıra. Aranızda anlaşma olan bir topluluktan olsa bile mirasçılara diyet vermek gerekir. Ancak asker ya da yoksul olup, esir cariye ya da idam mahkumu azad etme parası ve gücü olmayan katillerin hepsinin ikişer ay ya da birer oruç tutmaları üzerlerine borçtur ve farzdır. Bu oruç borcu ve farzdır. Bu oruç borcu ve emri insan öldürmemeleri için müslümanların

üzerine Allah'ın farz kıldığı Katillik nişanıdır ki tövbe edip kimseyi öldürmeyeler."(Nisa suresi 92.Ayet.)  

Hz Hüseyin'in Kerbela'da şehit edilmesinden sonra kutsal kabul edilen tüm kitaplarda var olan ve neredeyse insanlık tarihi kadar eski olan Muharrem orucu Yezid tarafından yasaklanmıştır. Yezid Kerbela'da sağ kurtulan Zeynel Abidin'i halkın süreki tepkisi ve isyanından korkarak Medine'ye göndermiştir. Böylece isyan ve öfke azaltılmış ve bir yandan da iktidar sağlamlaştırılmıştır. Ama Emevi tarihinden de anlaşılacağı gibi halkın Kerbela katillerine duyduğu  öfke ve tepki asla dinmemiş, isyanlar ardı ardına gerçekleşmiştir. İşte Yezid devam eden tepkileri yumuşatabilmek için bir yandan da Nisa Suresinin 92. ayetini uygulamaya koymuştur. Bu uygulama ile Yezid tarafından yayınlanan bir

ferman ile bir ay " ORUÇ" tutturulmuştur. Yezid ile başlayan bu gelenek halen devam etmektedir.

            Ne yazık ki Yezid ile başlayan bir ay oruç tutma geleneği Ramazan ayına kaydırılarak; babası Muaviye'nin Hz. Ali'nin katli dolayısı ile sevincini şeker dağıtarak kutladığı, içkili ziyafet sofraları kurduğu "Şeker (Ramazan)

Bayramı" ile birleştirilerek tutulmuştur. Bir yandan Muharrem Orucu Yezid döneminde yasaklanırken, devam eden süreçte ve Abbasiler döneminde de 30 günlük "ORUÇ" devam etmiştir.

 

 

"Muaviye, Hasan ile yaptığı anlaşmaya rağmen tahtını oğlu Yezit'e bırakırken, Onu, Ebubekir 'in oğlu Abdurrahman 'a, Ömer 'in oğlu Abdullah 'a, Abbas oğlu Abdullah 'a, Zübeyr oğlu Abdullah 'a, ama özellikle kendisine de biat etmemiş olan Ali oğlu Hüseyin'e karşı uyarıyordu. Bununla da kalmayıp egemen

odakları sağlığında Yezit'e biat ettiriyordu. İşte kendisine hiçbir temsiliyet boşluğu bırakmayan bu tarihsel ortamda mağrur, eşitlikçi ve idealist Hüseyin, kendi şahsında toplumu da boyun eğdiren dayatmaya karşı başkaldıracaktı."

            Gerek Hz. Ali'nin öldürülüş şekli, gerek Hz. Hasan'ın zehirletilmesi, gerek se Hz. Hüseyin'in Kerbela'da şehit edilmeleri o zamanların egemenlerinin “Güya” peygamber olarak kabul ettikleri Hz. Muhammed'e verdikleri  (daha doğrusu vermedikleri) değeri göstermesi bakımından da ibret vericidir.

            Muharrem'in ve Kerbela'nın tarihsel işlevinden anlaşılması gereken şey , Şiilerde olduğu gibi salt kimin halife olacağı-olduğu yüzeysel,sığ ve başka bir tür şeriatçı bakış açısı ve davası değildir.Tam tersine ezilenlerin iktidar

sahiplerinin zulmüne karşı kararlı, direnişçi, ölümü göze alan duruşlarıdır. Kerbela Ezilenlerin hak mücadelesinde çağları aşıp bu günlere gelen ve binlerce yıl daha unutulmayacak bir destandır. Alevi-Bektaşi batıni düşüncesinde

Kerbela'dan ve Muharrem Orucundan anlaşılması gereken şey, Hüseyin'in eşitlikçi ezilenlerden yana ve direnişçi-egemene biat etmeyen duruşunun bilince çıkarılması, anlaşılması, kavranmasıdır.

            Şiiler, Muharremin 10.gününde kendilerini zincirlerle döverek, kesici aletlerle yaralayarak kendi kendilerine işkence ederler. Bu şekilde ıztırap çekerek, İmam Hüseyin’in o korkunç ve dayanılmaz acılarına ortak olduklarına inanırlar. Bu davranış şekli Kerbela katliamının 1. yıldönümündebaşlamıştır. Daha önce Hz. Hüseyin'e söz verip de O'nu Kerbelada yanlız bırakanların yaptıkları döneklikten pişman olup Katliamın 1. yıldönümünde kendilerini yaralayarak, işkence yaparak "Tövbe" etmeleri sonucu, adları "Tavvabin" tarikatına çıkanların ardılları bu günkü Şiilerdir.

            "Hz. Hüseyin ve Kerbela şehitleri, Elbetteki onuru, düşünce ve inançları ve büyük idealler için canını vermiş kişilerden insanlık çok şey öğrenmiş.Çağlar boyu kendilerinden sonra gelenler için, erdem, yiğitlik, korkusuzluk ve haksızlığa direnme örnekleri oluşturmuşlardır. Hüseyin de bu örneklerden biridir. Hüseyin’in büyüklüğü, Yezid’in haksızlığı ve zalimliğine boyun eğmemek için, bir avuç yandaşıyla 4-5 bin kişilik silahlı çıkarcı güce Kerbala çölünde ölümüne direnmesiydi." 

 

 

            Tarih boyunca Ali yanlıları-sevenleri Muharrem ayında önceleri 10 gün, sonraları zaman içinde (15.yy.sonrası)12 gün olmak üzere Matem orucu tutmuşlardır. Bazı yörelerde bu oruca ilaveten Hz. Hüseyin'in amcasının oğlu

Müslüm bin Akiyl'in ve iki oğlu İbrahim ve Muhammed için Masum-u Pak orucu olarak üç gün ilave edilir. Bazı yörelerde Fatma ana ve Hur şehit için birer  gün ilave edilir.

 

Yöresel farklılıklar 12 İmam Matem orucunun özünü, mesajını ve mahiyetini

değiştirmez. Bu oruç süresince bir matem havası yaşanır. Süslenmek, koku sürünmek, eğlence ve keyif verici işlerden, cinsel ilişkiden ve şehvetten kaçınılır. Gerek oruca niyet edilirken gerekse oruç açılırken su içilmez. Sulu ve etsiz yemek yenilir, sulu şeyler (ayran, meyve suyu çay kahve) içilir.Bazı yörelerde sakal kesmemek, yıkanmamak gibi adetler oluşmuşsa da, matemin dış görünüşle değil, gönülde Hz. Hüseyin`in uğradığı haksızlığı yad etmek ve

haksızlığa karşı gelme geleneğini yaşatmak mateme daha uygundur. Önemli olan İmam Hüseyin'in ve diğer Kerbela Şehitleri'nin çektikleri acıyı ve zorlukları beyninde, kalbinde ve gönlünde duymaktır. Bunun anlamını zamanımızın koşullarına

uyarlayabilmektir. Onlar gibi düşünüp, onlar gibi bu zamanda da zalime karşı çıkıp, mazlumdan yana olmak haksız uygulamalara karşı çıkmaktır. Kimsenin kalbini kırmamak, eli ile dili ile kimseyi incitmemek, gözü ile kimseye kötü

gözle ve niyetle bakmamak kısacası nefsini terbiye etmek matem orucunun temel ilkesidir.

12 gün Muharrem Orucu tutulduktan sonra Muharrem Ayının 13. günü kurbanları tığlanır ve AŞURE dağıtılır. Kurban İmam  Zeynel Abidin`in Kerbela Katliamı'ndan kurtuluşundan duyulan şükranı belirtir.

 

 

 

 

Hızır inancı başta Alevi toplumu olmak üzere pek çok kültürde kutsaldır.
Alevilikde özel bir yeri vardır Hızır ayının ve Hızır orucunun. Hem inancsal açıdan hemde sosyal açıdan insanlar birbirine kenetlenir ve sosyal dayanışma artar. Zaten Alevilikte her ritüel toplumsaldır insanlar bireysellikden mümkün olduğunca uzaklaşıp Hak'la Halk'la bir olmaya çalışır.

Hızır orucu bazı yöresel farklılıklar olmasına karşın genelde ard arda 3 gün süre ile tutulur. Hızır orucunun son günü "Xeylas" (ilyas) günüdür. Miaz (Niyaz, Lokma) pişirilir dağıtılır. miyazların üzerine Hızır'a ithafen bardaklarla şekil yapılır. Kurban kesilir bu kurban kesimi Müslümanlıktaki kurban kesimiyle ilgisi yoktur. İnsanların manevi olarak Hızır'a yaklaşması ve kurban etlerinin fakire fukaraya, komşuya dağıtılması ile sosyal dayanışmayı arttıraması sağlanır.

Mezarlar ziyaret edilir, mezarlarda mumlar yakılıp dualar edilir. Evde çerağ(Mumdur ancak özel olarak ziyaretlerdeki ipliklerden temin edilir) yakılır ve ev, aile fertleri nurlandırılır. Müsahipler birbirlerini ziyaret eder inkrarlarını unutmazlar, geçmiş bir senenin muhasebesi yapılır, karşılıklı hediyeler alınıp verilir. Mum yakma genelde perşembe gecesi yapılır.

Ayrıca Hızır orucunda İlyas(Xeylas) günü genç kızlar ve erkekler yatmadan niyaz yiyip su içmezler gece rüyalarında kim su ikram ediyorsa onunla ilerde evlenileceği inancı vardır. (ama sırf ben evleneceğim kişiyi görecem diye oruç tutulmaz)

Hızır ayının en büyük önemi sosyal dayanışmanın ön plana çıkartılması, inanc bakımından insanların huzura kavuşması ve insanların kenetlenmesidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MUHARREM ORUCU (AĞIZ MÜHÜRLEME)NİYETİ GULBANG:

 

"BiSMi ŞAH. YA HAKK,YA MUHAMMED YA ALİ. ERENLERiN HiKMETiNE. HZ.HÜSEYiN'iN  SUSUZLUK ORUCU NiYETiNE. KERBELA ŞEHiTLERi'NiN TEMiZ CAN'LARINA, MATEM ORUCU NiYETi iLE HZ. FATMA ANAMIZIN ŞEFAATiNE. 12 iMAM, 14 MASUM-U PAK'IN ŞEVKiNE, 17 KEMERBESTLER HÜRMETiNE HAZIR-GAiP GERÇEK ERENLERiN YÜCE HİMMETLERi  ÜZERiMiZDE HAZIR VE NAZIR OLA. LANET MÜNKiRE. LANET YEZiD'E. RAHMET HÜSEYİN'E.

GERÇEĞE HÜ, MÜMİNE YA ALİ.

 

 

ORUÇ AÇMA(AĞIZ MÜHÜRÜNÜ BOZMA) NİYETİ GULBANG:

 

 

BİSMİ ŞAH. YA HAKK,YA MUHAMMED YA ALİ.KERBELA ŞEHİTLERİNE VE  İMAM HÜSEYİNE,ONUN YOLUNDAN GİDENLERE SELAM OLSUN.YEZİDE LANET OLSUN.HAK MUHAMMED ALİ MATEM ORUÇLARIMIZI KABUL ETSİN.GÖNÜL DEFTERLERİMİZE KAYDETSİN.

GERÇEĞE HÜ, MÜMİNE YA ALİ.

 

 

 

 

 

 

 

AŞURE KAZANI BAŞINDA OKUNACAK GÜLBANG:

 

BİSMİ ŞAH YA HAKK,YA MUHAMMED YA ALİ

SELAM OLSUN SANA YA MUHAMMED MUSTAFA

SELAM OLSUN SAN A YA ALİYYEL MURTAZA,

SELAM OLSUN SANA  YA HATİCE-İ KÜBRA,

SELAM OLSUN SANA  YA FATIMA-TÜL ZEHRA,

SELAM OLSUN SANA  YA HASAN EL MÜCTEBA,

SELAM OLSUN SANA  YA HÜSEYN-İ KERBELA,

SELAM OLSUN SANA  YA ZEYNEL-İ ABA,

SELAM OLSUN SANA  YA BAKIR-I BAHA,

SELAM OLSUN SANA  YA CAFER-İ SADIK,

SELAM OLSUN SANA  YA MUSA-İ KAZIM,

SELAM OLSUN SANA  YA RIZAYI CEFA,

SELAM OLSUN SANA  YA MUHAMMED TAKİ,

SELAM OLSUN SANA  YA ALİYYEL NAKİ,

SELAM OLSUN SANA  YA HASAN-EL ASKERİ.

SELAM OLSUN SANA  YA MEHDİ SAHİBİ ZAMAN.

YA HAKK YA MUHAMMED, YA ALİ. 3-LERİN,5-LERİN 7-LERİN, 12 İMAMLARIN,14 MASUM-U PAKLARIN,17 KEMERBESTLERİN,40-LARIN AZİZ CAN'LARI HÜRMETİNE, GÖNÜLLER SULTANI, ERENLER VE PIRLERIN  CANI HÜRMETİNE,  AŞIKLARIN SADIKLARIN HÜRMETİNE, TUTTUĞUMUZ MATEM ORUÇLARINI, YAPTIĞIMIZ DUALARI VE PİŞİRDİĞİMİZ

AŞURALARI, TÜM LOKMALARIMIZI DERGAHINDA  KABUL VE MAKBUL EYLE. EMEKLERİMİZİ BOŞA VERME. BİZLERİ YOLUMUZDAN, BİRLİĞİMİZDEN, DİRLİĞİMİZDEN VE ÖZGÜRLÜĞÜMÜZDEN AYIRMA. DİL BİZDEN , NEFES PİRDEN OLA. GERÇEĞE HÜ, MÜMİNE YA ALİ."

 

AŞURE SONRASI OKUNACAK GÜLBANG:

 

"BİSMİŞAH YA HAKK, YA MUHAMMED YA ALİ. ERENLER SOFRASI OLA.ER HAK BEREKETİN VERE.BU GİTTİ GANİSİ GELE.GİTTİĞİ YERLER GAM KEDER GÖRMEYE.KAZANIP GETİRENLERİN, PİŞİRİP DÖŞÜRENLERİN ELLERİ AYAKLARI DERT GÖRMEYE.KERBELA ŞEHİTLERİNİN ANISI HER DAİM TAZE OLA,RUHLARI ŞAD OLA.LOKMALARIMIZ KABUL OLA,GÖNÜL DEFTERLERİMİZE YAZILMIŞ OLA. ARTA EKSİLMEYE, HIZIR YERİNİ DOLDURA. GERÇEĞE HÜ, MÜMİNE YA ALİ."

 

 

KERBELA HAKSIZLIĞA DİRENİŞTİR. HAKSIZLIK KİME YAPILIRSA YAPILSIN KENDİMİZE KARŞI YAPILMIŞ GİBİ KARŞI ÇIKMAK GÖREVİMİZDİR. KERBELA HAKSIZLIK ÖNÜNDE EĞİLMEYEN, HEM HAKKINI HEM DE ŞEREFİNİ ÇAĞLARI AŞARAK BU GÜNLERE TAŞIYAN İMAM HÜSEYİN'İN İBRET ALINACAK DESTANIDIR. GERÇEĞE HÜ.

 

CENAZE MERASÏMÏ

 

 

MALZEMELERI ;

Erkekse boyunun bes kati bez, kadinsa boyunun yedi kati bez, en az uç havlu sabun, lif, eldiven, Önlük, çizme.

 

BEZIN HAZIRLIGI ;

Bezler boya görebastan ve ayaktan 40cm uzun birakilarak 4parçaya ayrilir,

2   parça sarmaya, 1 parça yakasiz ahiret gömlegine, bir parçada yikama aninda temizligi ve baglama islemine ayrilir.

 

BAGLAMA ;

 

Vucut sicak iken tekbir getirerek ( bismisah, Allah, Allah, Hak Muhammed Ali askina)sol el ile gözleri kapatilir sol el dilek elidir, hakka uzanan eldir sol el gozleri kapatirken sag el sol goyuste pençe olur. Gozlerin sirlanmasindan sonar çenesi baglanir baglama çenelerin birlestirilmesi ve kefenden ayrilan temiz bir bezle çenenin altindan basin ust arka tarafina baglanir.

 

 

Gulbengi ;

 

Bismisah Allah,Allah!

Cumle canlarin hak kapisi, dilekler makami, dogan, doguran, esirgeyen, bagislayan ya hak. Senden geldim sana giderim,  bu can bu bedeni terk etti. Dar-I didar için yol hazirligindadir. Sen yardim et ya sah-I merdan. Kollarini aç analar anasi ana Naciye. Darinda rehber ol ya Mansur!...  uçler, besler, yediler, onikiler, kirklar ile olsun ya Hizir!...

 

 

  Bu gulbenk okunurken  hakka yuruyen canin bedeni soyulur. Elleri er ise belde, kadin ise göyuste birlestirillerek < Ya Hak! Ya Hizir! Ya Ana Naciye> der ve. Ayak bas parmaklari baglandiktan sonra kendi yataginin uzerinde battaniye veya bir örtü üzerine uzatilir ve üstü bir çarsafla örtülerek bekletilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

HAZIRLIK ; 

 

Getirilen cenaze altindaki battaniye ve uzerindeki ortu alindiktan sonra erkekse gobekten dizinin ust tarafina, kadinsa goyusten dizinin ust kismina kadar kefenden ayrilan bezle ortulur. Baglari çozuldukten sonra sicak su ile ( yanmayacak derecede) yumusatilir, kollari duzeltilir, uzerine bastan ayaga kadar uç kez su dokulur. Dedenin iki yardimcisi ile cenazeyi iki omuzundan tutarak oturtacak gibi kaldirilir ve gogusten asagi uç kez sivazlanir. Bu hareketle ilk once iç temizligi yapilmis olur. Çikan gaz ve diskilar suyla ve kefenden ayrilan bezlerle temizlenir.

 

YIKAMA ;

              

«  Bismi-sah Allah Allah »

Niyet ettik  hakka yuruyen bu can kardesi yikayip bedenini pak etmeye.

Destur Allah eyvallah...

 

Bastan asagi uç kez su dokulur, ondan sonra sabunlanan liflerle sirasi ile bas, goz, sol kulak, sag kulak, burun, agiz boyun, vucut, sol kol, sag kol, sol bacak ve ayak, sag bacak ve ayak,en sonda bacak aralari, sol arka kismi, sag arka kismi sabunlanir.bacak aralari  kefenden kesilen bezlerle temizlenilir ve bol suyla durulanir. Hazirda bulunan uç havlu ile kurulanmadan once eger isteniyorsa es ive yakinlari tarafindan veda amaci ile su dokulebilir. Ayrica eger isteniyorsa ceneze yakinlari tarafindan dede nezaretinde yikanabilir.

 

 

«  Bismi-sah Allah Allah »

Atesten, havadan, topraktan ve su’dan var oldum. Can oldum rahmet dunyasindan akip geldim, rahman-I nur deryasina. Arilik duruluk suyundan geldim, arilik duruluk suyuyla giderim. Hak kapisindan geldim bu dunyaya, geldigim kapiya donerim. Bir çarki devran uzere.

 Bismi-sah Allah Allah!.

 Yolun açik, mekanin nur ola. Naciye ana yolunu aydinlata, Guruhu naci katarin ola. Kirklar meydanin ars-I ala divanin ola.

Her hizmetin goruldu, bizden yana helali hos olsun, Biz senden razi olduk, Hakta senden razi olsun.

Seyit nesimi sahidin, Mansur darin, Pir Sultan didarin ola!.. Dil bizden sefaat haktan ola!...  Gerçege Huu!..

 

 

 

 

 

ABDEST ;

 

Cenazenin abdesti alinirken alnina, ellerine, ayaklarina dokulen uç damla su ile abdesti alinir. Ve orada bulunan dede ve yardimcilari tarafindan kurulanir ve yas bezler alinarak ortulmesi gereken yerler havlu ile kapatilir.

 

SARMA VEYA KEFENLEME ;

 

Hakka yuruyen can eger ikrar sahibi ise kefenlenmeden once ikrardan dolayi kendilerinde olan bentleri baglanilir.

Onceden hazirlanmis boyundan uzun iki kat bez ve yakasiz ahiret gomlegi sarili olarak getirilir, cenazenin altina açilir ahiret gomlegi giydirilip kefene sarildiktan sonar, kefenden kesilen parçalarla cenaze bas ve ayak kisimlarindan baglanilir. Uzunca ve kalin bir parçada beline baglandiktan (bu daha sonra tabuta ve mezara yerlestirilirken kullanilacak tutulacak yerlerdir) Sonra tabuta yerlestirilmesi gerekiyorsa yerlestirilir.

 

TOPRAGA VERME ;

 

Tabuta konduktan sonra katilanlarin rizaliklari alinir, bir halka namazi gerçeklestirilir ve gulbenkleri okunur.

 

PIR SOYLE DER ;

 Gerçege hu erenler ;

«  Bismi-sah Allah Allah »

Hakka yuruyen can için bir diyecegi olan var ise, meydan erenlerindir. Buyursun dile gelsin, kimsenin diyecegi yoksa veya simdi soylemiyorsa, bundan sonrada soylemesin. Ebediyyen agzini muhurlesin ; Canimiz Hakka ve hakikate yolcu olmustur. Can gozu uzerimizdedir. Bu biline ve ardindan kovu kaybet edilmeye.

 

Bu uç kez okunur ve pir ana adiyla anarak hakka yuruyen can için uç kez rizalik diler ve derki ;

 

 Hakka yuruyen ……………oglu veye kizi……………….. canimizdan razimisiniz.  

 

Meydan raziligini verdikten sonra pir

 

 Hakta sizden razi olsun, tende ve canda kendini vareden hakkin adiyla Bismi-sah Allah, Allah !...

Der ve!.. Halka olunur.

 

Gulbengi okunmadan once halkada duran canlara yonelik hakka yuruyen can’in ailesi, arkadaslari, dostlari ve cenazeye katilan diger canlardan bir seyler soylemek isteyen veya bir anisini anlatmak isteyen var ise destur alir, meydana gelir ve diyecegini der.

 

 

Sonra gulbengi okunur.

 

Pir;

El ele, el hakka; yonumuz kabemiz, kiblemiz can cana, can didara,    ana……………….ten dogma, …………………… için dar olduk.

 

Hal ile hallestik, ozu oze bagladik, Hakka yuruyen can için yar olup yarlestik, eriyip arifler kazaninda pistik, Ya hak saklimiz gizlimiz yok, sen bilirsin halimizi, senden geldik sana doneriz.

Uçlerin, beslerin, yediler ile saf tutan pirlerin, onikilere yeten ariflerin, kirklara meydan gonullere rahman, Esirgeyen, bagislayan, besleyip buyuten, koruyup kollayan, hak kapisi naciye hakki için kapilari ona aç, onyedi kemerbeste varan, ondort masum-u pak’a didar olan, can ile canana iman, ezel ve ebed her haneye mihman, mazlumlar dergahi Mansur hakki için,  darini biz Kabul ettik sende et.

Rizalik kapisinda durduk, Hurrem ana baginda kerem aldik. Dar olmus didara cumlesi can, sevgimiz dindir sevdiyimiz iman, Yedi alem noktada oldu pinhan, noktanin sirrina eren, çark edip pervaza durdu alem-I devran, Cem-I semaha durdu insan. Hak; dogan ve doguran hakki için yoluna isik olsun, yolculugu aydinlik, mekani nur olsun.

 

Hizmetler hak ola, gonuler pak ola, rizalik verdigimiz can’in geride kalanlarinin omurleri uzun bedenleri saglikli ola. Can kardesimiz bir nur içinde, mekeni gonullerimizde daim ola. Rizaya gelen canlardan gonulleri razi ola, Dil bizden nutuk pirlerimizden ola.

 Gerçege huu.

Hu gerçege, gerçeklerin demine.

 

 

Daha sonra; nur içinde ol,  Hizir carina yetsin diyerek gorusulur ve niyaz olunur.

 

 

 

 

 

Gomuldukten sonra mezarin basinda anmak amaci ile kuçuk bir sohbet edilir, deyisler siirler, okunur, ve en son dede mezardan ayrilirken ( hakka emanet ol der) niyaz olur ve gider.

 

Bu islemler bittikten sonra, eger bilen var ise yola uygun siirler, beyitler ve saz esliginde deyisler mezar basinda okunabilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ORNEGIN;

Bir sonsuz ruyaya açilmis gozler              Gelmiyor, gelmiyor o gunler niçin  

Yummayin, yummayin kipriklerini        Kaybolmus onlarda koynunda hiçin

Kim ondan daha çok hayati ozler            Bilmiyor boyunun olçusu için

Cagirir, çagirir sevdiklerini.                    Basinin ucuna geldiklerini.

 

Bilmemki adini onun kim saklar

Açmis kollarini onu kucaklar

Besbelli usutur soguktur topraklar

Soymayin, soymayin giydiklerini.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HANEYE DONULDUKTEN SONRA OKUNACAK GULBENKLER

 

 

 

                                         

  «  Bismi-sah Allah Allah »

Atesten, havadan, topraktan ve sudan var oldum. Dogdum, yedi alem uç atadan, Hu dedim gerçekler askina!. Rahmet deryasindan akip geldim rahman-I nur deryasina, Anam yer babam yagmurdur kal-u beli, Atesten atese, havadan havaya, topraktan topraga, sudan suya, can cana dogru nur ile geldim, sir ile giderim. Hak kapisindan geldim dunya evine geldiyim kapiya donerim. Durdum divana, uydum meydana, can cana, can didara!

 

Bismi-I sah Allah, Allah.

Yolun açik ola mekanin nur ola, Naciye ana yolunu aydinlata, Guruh-u naci  katarin ola. Her hizmetin goruldu bizden yana helal-I hos ola, ………………..kizi veya oglu……………….. bu meydan senden razi oldu Hakta senden razi ola.

 

Seyyid Nesimi sahidin, Mansur darin, Pir Sultan didarin ola.  Yuzun ak, menzilin pak ola. Yolun aydinlik, mekanin nur ola.

Dil bizden sefaat haktan ola. Gerçekler askina Huu.

 

Hak ile hosça kalasin, gonullerdesin bunu bilesin, Atan gok, anan yer ola, mekanin isik içinde ola. Dil bizden nutuk haktan ola  Hak geride kalanlara baska acilar gostermeye. hu gerçege, gerçeklerin demine.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DEFINDEN SONRA OKUNACAK GULBENK SOYLEDIR

 

Bismi-I sah Allah, Allah.

 

Topragin ziyaret olsun, dun dehir hosnut olsun. Hak, Muhammed, Ali, oniki imam, ondort masum-u pak efendilerimiz, katarlarindan ayirmasin. Menzilin mubarek olsun, gunahlarin af bulsun. Uçler, beşler, yediler, kirklar pirler evliyalar gerçekler demine Huu…

 

Kevserle suvaran Hz. Ali’nin eliyle, Hz. Hasan ve Huseyin’in eliyle yuruyen ruhu susuzlugunu gidere. Bacilarin hanimefendisi, Hz. Fatima ve inanmis er ve bacilarin anasi Hz. Hatice anamiz kendisinden memnun ve razi ola. Yuce yardimlarini suna,, eksiklerini bagislaya, kotuluklerini iyiye çevire. Kabrini nur ede, yerini cennet bahçesi ede.

 

Geride kalan butun yakinlari ve dostlarini sag ve salim omurlerini uzun   ede ve kendine sonsuz sabirlar, tukenmez sevaplar vere. Dunya kederinden gok yuzu afetlerinden koruya bekleye.

 

Adem sefiyullah, Nuh neciyullah, Ibrahim Halilullah, Ismail Zebuhullah, Musa Kelimullah, Muhammed Habibullah, ve Ali Veliyullah, (Tanrinin temiz kisisi Adem, Tanrinin kurtaricisi Nuh, Tanrinin dostu Ibrahim, Tanrinin kurbani Ismail, Tanri ile konusan Musa, Tanri ruhu Isa, Tanri sevgilisi Muhammed, ve Tanrinin ermisi ve elçisinin vasisi Ali) Tertemiz imamlar, Tanrinin guvenli kisisi Muhammed mehdi ve butun yuce ermislerin tatli nefesleri ve ustun ruhlari degerli yardimlari bu hakka yuruyen  canimizin uzerine ola.

 

 Uçler besler, yediler, kirklar, yetmis iki kerbela sehidi ve butun gerçege ulasmis kisilerin kutsal yardimlari uzerimizde gozcumuz, bekçimiz ola. Gulbenk-I Muhammed-I, nuru nebi, keremi ali, pirimiz Hunkar-I Haci Bektas-i Veli demine, keremine hu Allah eyvallah

 

                                            ALEVILERDE KIRK




Alevilerde bir can hakka yürüdükten 40 gün sonra , 40 lokması verilir. Bu tören alevilerde oldukça önemlidir. 40 günden önce bu tören yapılmaz. Bu törenin anlamı hakka yürüyen bir canın ölüm haberini aynı anda, o gün içerisinde herkesin duyma olanağı ve cenaze törenine katılma imkanı olmayabilir. Alevi dedesi nasıl ki cenaze töreninde cemaatten helallık istiyorsa, 40 lokmasında da bulunanların tümünden yeniden bir helallık ister. Çünkü 40 gün içerisinde haber her tarafa yayılır, hakka yürüyen candan bir alacağı olan veya bir isteği olan, bir şikayeti bulunan kişi varsa 40 lokmasına gelip varislerden rızalık alıp rızalık verir. İşte 40 lokmasının en büyük anlamı kuldan rızalık almaktır. Bu durumlarda hakka yürüyen canların varisleri yani aile bireyleri herhangi bir şikayeti olanları razı ederler.

 

 

CAN AŞI
(KIRK YEMEĞİ)

Ölümün üçüncü, yedinci ve özellikle kırkıncı günü “hayır yemeği” verilir, düvazimam, mersiye ve dualar okutulur, sevabı Hakk’a yürüyen canın ruhuna armağan edilir. Ayrıca ölünün birinci yıl dönümünde yine hayır yemeği verilir ve istenirse mezarı yapılır.

Kırkıncı gününde verilen “hayır yemeği”nde bir kısa “cem töreni” de düzenlenebilir, sazla deyiş, düvazimam, mersiye okunur, cem erenlerinden helallık istenir, borçları ya da alacakları varsa ödenir. Bu cem’e “dar’dan indirme erkanı” [xxxvi] denir. Törenin sonunda mürşidi, ölen canın ruhunun sevinçli olması, kesilen kurbanın ve okunan düvaz ve gülbankların kabul olması için dua eder. Yemekten sonra, sofra duası eder:

“Allah Allah... Nimet-i Celil-ullah, bereket-i Halil-ullah, şefaat Ya Resûlallah! Bu gitti ganisi gele, Hak-Muhammed-Ali berekatını vere. Yiyene helal, yedirene delil, cennet taamı, kudret honu ola. Hizmet sahipleri hizmetlerinden şefaat bula. İmam Hüseyin dualarımızı Ulu Dergahında kabul eyleye. Hakk’a yürüyen kardeşimiz (...........................)’in ruhu şad, mekanı cennet ola. Geride kalan yakınlarına sabırlar ihsan eyleye. Soframız dolu, yardımcımız Ali ola. Ağrı, acı, elem, keder vermeye, ağzımızın tadını bozmaya. Dil bizden, nefes Hazret-i Hünkar’dan ola. Dem Ali, sırr-ı Nebi, Pirimiz-üstadımız Hünkar Hacı Bektaş Veli, Kerem-i evliya, gerçekler demine hü mü’mine Ya Ali...”



Deyişler ve mersiyeler okunduktan sonra, dar’dan indirme ceminin asıl ibadet bölümüne devam edilir. Cem törenlerinde olduğu gibi, “salevat”dan (Dede okur: “Evvel baştan Muhammed Mustafa’ya ve Ehl-i Beyti’ne salevat!..”Cemaat hep bir ağızdan salevat getirir: “Allahım! Muhammed Mustafa’ya ve Ehl-i Beyti’ne niyaz ve selam olsun.”) başlayarak sırayla “cem mühürleme” (Dede cemaate 3 kez şöyle seslenir: “Değerli canlar! Cemimizi mühürledik. Allah’ın emriyle bir hisar yaptım. Cebrail’in mührü ile mühürledim. Hasan, Hüseyin’in kilidi ile kilitledim. Ya Ali, bu cemaati sana ısmarladım. Verelim Muhammed Mustafa’ya candan salevat...” Tüm cemaat, salevat getirir.), “nâdi ali” (Dede, duayı okur: “Nâdi Aliyyen mazhar-ül-acaib Tecidühû avnen leke finnevâib Li ilallahi haceten külli hemmin ve gammin seyenceli Bi nûr-i azametike Ya Allah Ya Allah Ya Allah Ve binûr-i nübüvvetike Ya Muhammed Ya Muhammed Ya Muhammed Ve binûr-i nübüvvetike Ya Ali Ya Ali Ya Ali Edrikni edrikni edrikni Ve aleyhâ muhavveli La feta illâ Ali la seyfe illa Zülfikar Her bir kazayı, belayı def eder Perverdigâr La feta illa Ali la seyfe illa Zülfikar Yezid’in boynundan gitmesin tîğ ile teber La feta illa Ali la seyfe illa Zülfikar Müminin gönlünden gitmesin leyl-ü ve’nnehar İmam Cafer Buyruğu’nda budur muteber La feta illa Ali la seyfe illa Zülfikar.” Ey inanan can!Ali’yi çağır, o üstün kerametlere sahip olanı, sıkıntıların için ondan yardım görürsün, her türlü keder ve acı, senin ululuğunla dağılır ey Tanrı, senin peygamberliğin hürmetine de ey Muhammed, senin veliliğin hürmetine de ey Ali. Ey Hasan ve Hüseyin’in babası, ey Ebû Türâb, sorunlarımızı çöz ey veliler velisi. Ey yücelikler sahibi, ey Mürteza, ey Şah-ı Merdan Ali.”), “bağışlama” (“Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed Mustafa yüzü suyu hürmetine bağışla; Allahümme salli alâ seyyidina Aliyyel Mürteza yüzü suyu hürmetine bağışla; Allahümme salli alâ seyyidina Hasan-ül-Mücteba yüzü suyu hürmetine bağışla; Allahümme salli alâ seyyidina Hüseyn-i Kerbela yüzü suyu hürmetine bağışla; Allahümme salli alâ seyyidina Zeynel Aba yüzü suyu hürmetine bağışla; Allahümme salli alâ seyyidina Bakır Bahâ yüzü suyu hürmetine bağışla; Allahümme salli alâ seyyidina Cafer Rehnüma yüzü suyu hürmetine bağışla; Allahümme salli alâ seyyidina Musa Kâzım yüzü suyu hürmetine bağışla; Allahümme salli alâ seyyidina İmam Rıza yüzü suyu hürmetine bağışla; Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed Taki yüzü suyu hürmetine bağışla;

Allahümme salli alâ seyyidina Ali Naki yüzü suyu hürmetine bağışla; Allahümme salli alâ seyyidina Hasan-ül Askeri yüzü suyu hürmetine bağışla; Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed Mehdi yüzü suyu hürmetine bağışla; Allahümme salli alâ seyyidina Erenler, evliyalar yüzü suyu hürmetine bağışla.”) “tevbe” (Dede: Ey cem erenleri! Ulu Tanrı, Tevbe Sûresinin 119. Ayetinde “Ey mü’minler! Allah’tan sakının, doğrularla beraber olun” buyuruyor. Geliniz öz gönül birliği ile O’ndan yarlıganmamızı dileyelim:

Tevbe günahlarımıza estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah! Ya Rabbi, doğduğumuz günden bu ana gelinceye kadar eğer bilerek bilmeyerek işlediğimiz kov, gıybet, hata, isyan, küçük ve büyük günahların hepsine can-ü gönülden tevbe ettik pişman olduk. Bir daha işlemeyeceğimize tevbe estağfirullah. Kul kusur işler, sultan bağışlar. Tevbe estağfirullah. Evvelimiz Adem atamızdır, sonumuz bizim peygamberimiz iki cihan serveri Muhammed Mustafa (S.A.V.)’dır. Bu ikisi arasında her ne kadar peygamberler, veliler, nebiler, gerçek erenler geldi geçti ise hepsi haktır, hepsine inandık, iman getirdik. Elhamdü lillâh elhamdü lillâh. Dinimiz İslam, kıblemiz gönül kâbesi, kitabımız Kur’an, mezhebimiz İmam Cafer-i Sadık Mezhebi. Hak lâ ilâhe illallâh, Hak birdir, Muhammed resûlullâh, Emir-ül-mü’minin Ali veliyyullah. İlâhi ilâhi farzdır ilâhi, tâlibin kalbinde farzı ilâhi, Oniki İmamlar rehberdir Sultan Hatâyi. Kalbimizle severiz ol güzel Şahı” dedikten sonra, Tevbe Düvazı’nı okur.) ve “istiğfar” (Can-ı dilden, can-ı gönülden diyelim bir Allah Allah... Allah, Muhammed, Ali, Hünkar Hacı Bektaş Veli. Yetişe, ulaşa, dilde dilekleri, gönülde muratları vere. Kazalara, belalara kalkan ola. Oniki İmamlar cemalinden, nûrundan ayırmaya. Her gönülde bir murat vardır: Murat isteyenin muratlarını, dilek isteyenin dileklerini ihsan eyleye. Cümlemizi sancağının altında saklaya, bekleye. Hastalarımıza şifa, dertlerimize deva, borçlarımıza eda nasib eyleye. Destimiz deman, küfrümüz iman, yardımcımız Oniki İmam ola. Ali’den bakım, Hak’tan niyaz ola. Seksen bir Urum Erenleri, doksan bin Horasan Pirleri, yüz bin Gayb Erenleri yetişe, ulaşa, dilde dilekleri, gönülde muratları vere. Vakitler hayrola, hayırlar feth ola, şerler def ola.

Niyazlarımız Hak Dergahında kabul ola. Gözümüzden yaş, duvarımızdan taş düşürmeye, ocaklar başı aydın ola. Oniki İmamlar cümlemize yardım eyleye. Ceddi cemalim yolumuzu yolsuza, yaramaza, pirsize uğratmaya. Şeytanın şerrinden, gafil gadadan, görünür-görünmez beladan koruya. İki cihanda korktuğumuzdan emin, umduğumuza nail eyleye. Bu okunan duaların hürmeti hakkı için Ulu Tanrı, Hakk’a yürüyen (.....................) canımızın kabrini cennet bahçesi eyleye, sorgusunu kolay getire, günahları var ise bağışlaya, rahmet ve yarlıgamasını günden güne artıra. Geride kalan yakınlarına sonsuz sabırlar vere, hizmetlerini kabul eyleye. Burada hazır bulunup Allah diyen mü’minlerin geçmişlerine rahmet eyleye, kendilerine sağlık, esenlik vere. Dil bizden nefes Hazreti Pir’den) (yarlıganma’yı dileme), “mersiye”, “deyiş”, “düvazimam” ve “gülbank” okunur.
Düvazimam okunması bitince canlar secdeye varır, Dede dua eder: Dede: “ola. Dem Ali, sırr-ı Nebi, Pirimiz Hünkâr Bektaş Veli, Kerem-i Evliya, gerçekler demine hü...” Duadan sonra bir ya da üç tevhid çekilir. Tevhid okunup bitince, secde ve dua edilir.

Bismi-Şah Allah, Allah.

  Bizleri bir araya getiren duyguya aşk olsun.

  Aşk olsun o sevgiye ki, rengine, diline, dinine bakmadan bütün insanlığı kucaklar.

  Hamd olsun o yaratılışa ki insanoğlu oluştuğunda, onunla birlikte dil oluştu, anlaşmak için.

  El oluştu güzel şeyleri sunmak için.  Gönül oluştu herşeyi ve herkesi sevmek için.

  İnsanoğlunu, kusurunu görmeden, görsede üzerini örten göze aşk olsun.

  Sırları açmayan dile aşk olsun.

  Kendi emeğinden başkasına uzanmayan ele, paylaşan gönüle aşk olsun.

  Yüce erenler, Boz Atlı Hızır, Hazreti Pir  cümle canların hizmetlerini kabul eyleyin.

  Bizi akıl katarından ayırmayın.   Özümüz, aslımız ve yüzümüz sana dönüktür.

  Dile getirdiğimiz her türlü eşsiz hamd ve sena ... ancak sana mahsusdur.

  Yüce Hak, yüce mevla bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen sayısız alemleri   yaratan, rahma ve rahim olan ey Şerri Yezdan ellerimizi sana açtık.

 

Senin Rahim ve bağışlayıcı olduğunu biliyoruz.

  Burada hazır bulunan cümle canların dualarını kabul eyle.

  Ellerimizi boş döndürme hakka yürüyen sevgili canlarımızın günahlarını af eyle, mekanlarını ışık eyle, ruhlarını şad eyle.

 

Ya Hazreti Pir, Boz Atlı Hızır.

  Yüce hak okuduğumuz duaları dergahında kabul eyle.

  Cümlemizden himmetini esirgeme.

  Biz sana ibadet ederiz, sana ve senin sevdiklerinin yüzü hürmeti için,

  Aramızdan göçüp sana dönenlere senden şefaat dileriz.

  İhsanını esirgeme yüce mevlam.

  Yüce Haktır sevdiğimiz, Haktır taptığımız, Haktan özge yar bilmeyiz.

  Bütün sevip yarattığın Ulu Erenlerin hakkı için, Muhammed Mustafa hakkı için, Aliyul Murtaza hakkı için, Kerbelada Hz.Hüseyinin hakkı için hakka yürüyen canlarımızın aziz ruhlarını sonsuz nurunla aydınlat.

 

Gönüllere şifa veren sensin, dertlere derman olan sensin, yaraya merhem olan sensin, sana yürüyen canları bilerek veya bilmeyerek işledikleri bütün kusur ve eksiklerden bağışla.

  Çok bol olan rahmetini onlardan esirgeme Yüce Hak.

  Dil bizden, nefes senden Ya Rabbim.

  Kemlik bizden, kerem senden  Ya Rabbim.

  İsyan bizden, ihsan senden Ya Rabbim.

  Kereminle, ihsanınla, lütfunla, merhametinle, şefaatınla cümle canların kusurlarını bağışla ya Hazreti Pir.

  Yüce Hak tufanda ismini çağıran Nuh Nebi hakkı için.

  Turda Musa hakkı için, çarmıhta İsa hakkı için, miraçtaki Muhammed hakkı için.

  Senin yüce ismini zikreden canların dualarını kabul eyleyesin.

  Toplandık sana dua ediyoruz.

  Evliyalar hakkı için, erenler hakkı için, ermişler hakkı için.

  Üçler ve beşler hakkı için.

  Bütün lokma ve niyaz verenlerin hakkı için.

  Oniki İmam aşkı hakkı için.

  Kırkların hakkı için.

  Bütün Müminlerin aşkı hakkı için.

  Enel Hak diyen Mansur, hakkı için.

  Derisi yüzülen Nesimi hakkı için.

  Kuyuya atılan Yusuf Peygamberin hakkı için.

  Eyüp Peygamberin göz yaşı için, inup inup deleceği taş için.

  Biçilen Zekariyanın aziz naaşı için.

  Yusuf Peygamberin aziz başı için.

  Hakka yürüyen canımıza rahmet eyle, mekanını ışık, ruhunu şad eyle.

  Ey yüce Mevla.

  Murşid-i Kamilin aşkı hakkı için.

  Evrahı pakların aşkı hakkı için.

  Bütün iman sahipleri mümünlerin hakkı için.

  Hakka yürüyen canların kusur ve noksanlıklarını af eyle.

  Mekanlarını ışık eyle.

  Ruhlarını şad eyle.

  Biz günahkar kullarınıda sevabe nail eyle.

  Feylimize değil, halimize nazar edip kötü emellerimizi hayre tertip eyle.

 

Yüce Mevla.

  Yağan yağmur için, esen yel için.

  Dergahına varan doğru yol için.

  Banazda Pir Sultan, Nevşehirde Pir Hünkar için.

  Cümle biten çiçeklerin hakkı için.

  Şah Hatayimin yüce ismi için.

  Şah-ı Merdan Ali için.

  İkrarından dönmeyen Aşıklar için.

  Hakka yürüyen canımızın ruhunu şad eyle.

  Aile bireylerine, gönül dostlarına, yol arkadaşlarına sabır ve metanet dileriz.

  Gönüllerini şen kıl, gam ve efkarlarını dağıt.

  Dirlik ve düzenlerini bozma.

  Hak için niyaz eden  cümle canları, düşmanın şerinden, Hesudın afetinden, hilakarın düzeninden, münafıkın fitnesinden, yalancının iftirasından uzak eyleyesin.

 

Cümle canların duaları kabul olsun, emekleri zayi olmasın.

  Okuduğumuz duaları .......................oğlu/kızı........................... canın ruhuna bağışlıyoruz.

  Yüce Hak dergahında kabul eyleyesin.

  Dil bizden, nefes Hazreti Pirden olsun.

  Hü gerçeğe, gerçeklerin demine.

 

Allah Eyvallah...

                                                                               HASAN KILAVUZ

 

 

                                             CEM  ERKÂNI

HAZIRLIKLAR

 

 

Cem toreni baslamadan evvel; cem yapilacak yorede ise DEDE, yoksa rehber cem’in yapilacagi yerde, halk arasinda veya kurumsa kurumun belirledigi kisilerle 12 hizmetlerde gorev alacak kisilerin çalismalarini denetler yonetir ve ogretir.

 

Bu hizmetlerden DEDE ve Rehber’den sonra sirasi ile  Zakir, Gözcu, Delilci, Haberci (peyik), Supurgeci(ferras), Tezekar(ibrikçi), Kapici, Sakkaci, Lokmaci(kurbanci), Semahçi veya iznikçi olarak oniki kisi belirlenir.

 

Bu  kisiler gulbenglerini ogrenir ve kisa bir çalismaile cem’e hazirlanirlar.

 

 

Lokmaci ve kurbanci onceden belirlenen sayida kurbani hazirlar ve DEDE veya Rehber  araciligi ile tiglanilir.

 

 

BASLANGIC

 

Rehber geldigi cem salonunda hazirlanan divana yonelerek hak meydani denilen  meydanda once divana karsi secdeye geçer niyazini olur, sonra da sagindaki ve solundaki canlara donerek niyazini olur. ( Niyaz kapanmis yumruk seklindeki ellerin bas parmaklari açik ve yere gelecek sekilde yerlestirilir, once sol bas parmak(ya Allah), sonra sag bas parmak (ya Muhammed)ve orto ust kisima (ya Ali ) diye niyaz edilir.)

 

Divanda yerini alan Rehber zakirlare ve halka çagrida bulunur , sazlar hazirlanip zakirler yerini alana kadar  halk ta rehber gibi niyaza gelir. Bundan sonra gelen her can kapici ve gozcu’nun uyarisi ile ayni sekilde niyaza durur.Rehber kendi konusmasini yapar ve bolgedeki kurumun sorunlarina deginir.

 Zakirler bir uçleme yaparak deyisler ve duvazi imamlar okurlar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Rehber konusmasindan sonra DEDE’yi meydana çagirir.

 

Gerçege hu canlar,

 

Bismi – sah  Allah, Allah;

Hak,Muhammed, Ali yolunda, kirklar meydaninda, pir divaninda, cemimize vekalet edecek dedemizi meydanda gormek isteriz.

 

 DEDE meydana gelir meydanda divana ve canlara ayakta niyaz eder ve secdeye varir. Hem divana, hemde  saginda ve solunda bulunan canlara meydana egilip secdede niyaz eder ve hepsi ile gorusmus olur.

 

Daha sonra ayakta durarak kendisini tanitir ve rizalik alir.

 

Sevgili canlar;

 

Hak,Muhammed, Ali yolunda, kirklar meydaninda, pir divaninda, cemimizi yurutmek için vekalet etmek isteriz razimisiniz.  (bu uç kez tekrarlanir). Ve Hak’ta sizden razi olsun. Der. Ve dar-a durur.

 

Rehber dardaki DEDE’ye su gulbengi verir.

 

BISMI- SAH ALLAH,ALLAH;

 

Geldigin yerden, durdugun dardan, hizmetini gordugun pirin husni himmeti uzerinde ola.

Hak, Muhammed, Ali haktan adaletten, ayirmaya, hizmetin Kabul ola.  

 

 

Gulbengini alan dede konusmasini yapar ve cem çesitleri hakkinda bilgi verir.Hangi cemi isleyecekse onun uzerinde yogunlasir.

 

CEM BAŞLAMADAN EVVEL DEDE’NİN KONUŞMASI

“Saygıdeğer Cem Erenleri, Sevgili Canlar;
Cem ibadetimizi yapmak için toplanmış bulunuyoruz.Hepinizi en içten sevgilerimle selamlıyor, hoş geldiniz diyorum.Cem Erenleri, bacılar kardeşler;
Cemimize başlarken biliyorsunuz; biz önce kendi aramızda birliğimizi dirliğimizi sorgularız, hizmetlerimizi yaparız, çerağımızı uyarırız, lokmalarımızı paylaşırız.

Cemlerimiz önceki dönemlere göre herkese açıktır.Burada sizlerin yerine getirmek zorunda olduğunuz görevler vardır.Nedir bu görevler? Biraz sonra burada ibadete başlayacağız, belli kurallara uyacağız:Konuşmak, muhabbet etmek, oturup kalkmak, ibadet etmek.Bunların hepsi yerine göre yapılacak, rastgele konuşulmayacak.

Ey Canlar, bilmiş olasınız ki, Hakk Cemi’nde ayrılık gayrılık, senlik benlik yoktur.Siz hep ana, baba, kardeşsiniz.İmam Hüseyin’in yolu kıldan ince, kılıçtan keskindir.Kul kusursuz, hata tevbesiz olmaz.Kul kusur işler, Sultan bağışlar.Kusurlarımızı, günahlarımızı Hakk bağışlaya, esirgeye.Fakat bu yola girecekler haram yemeyecek, yalan söylemeyecek, kötülük yapmayacak.Bir kimsenin içinde kin kibir, düşmanlık, cimrilik, tamah, öfke dedikodu ve maskaralık ve daha nice kötü huylar olursa, su ile yıkanıp temizlenebilir mi?Öyle bilesiniz ki, temizlenmez.Bu dediğimiz kötü huyların biri bir kişi de olsa, onun bütün ibadeti ve ameli, hepsi boşuna olur.
Şunu iyi bilelim ki, yolumuzu kuran gerçek erenlerin aslı su’dandır.Su temizdir ve temizleyicidir.Buna göre “Ben Alevi’yim.” Diyen her can,su gibi temiz ve temizleyici olmalıdır.
Erkeğe Pirinden, kadına erinden şefaat edilecektir.Bu dünyada er-kişi eşinden kırıcı, kaba davrandığında, şunu bilsinler ki:Fatma Anamızı incitmiş olurlar.Erkeklerin şefaatçısı Hz. Hüseyin’dir; kadınlarımızın şefaatçısı Fatma Ana’mızdır.Komşu hakkı, Tanrı Hakkı’dır.Komşusunu bilmeyen, Tanrı’sını bilmez.Atasını bilmeyen de Tanrı’sını bilmez.Yolumuzun buyruğunu tutup, yasaklardan kaçmak gerek.Üstadımız Şah-ı Merdan Ali bunu böyle buyurmuştur.
Sizler ey Canlar, birbirinizden hoşnut ve razı mısınız?Birlik misiniz?Cemaat “Razıyız.” Ya da “Eyvallah.” Der.Dede “Niyazlaşın.” Der, canlar birbirlerinin omuzlarına niyaz ederler.Dede konuşmasını sürdürür:”Değerli Canlar, bizim yolumuzda gönül kırılmaz, çünkü Tanrı evidir.Emanete hıyanet edilmez.Hz. Pir buyurmuş ki; “Elinize, dilinize, belinize sahip olun.”Bu üç kelimenin baş harfleri “EDB”i oluşturuyor.Yani her zaman “EDEBLİ OLUN ve EDEB içinde oturun.”Ehl-i beyt düşmanlarıyla dost olmayın.Herkes bir müsahip kardeşi tutmalıdır.Allah’a kul, Muhammed’e ümmet, Ali’ye talib olan Canlar.Döktüğünüz varsa doldurun, ağlattığınız varsa güldürün, yıktığınız varsa kaldırın.Doğru gezin, dost gönlünü incitmeyin.Mürşidinizin buyruğuna uyun.İbadetlerinizi gösteriş için yapmayın.Erenler yolunda verdiğiniz ikrardan dönmeyin.Tevella ve teberrayı bilin.Dört kapı, kırk makamı, üç sünnet yedi farzı öğrenin ve uygulayın.12 gün Muharrem (Matem) Orucu’nu, 3 gün Hızır Orucu’nu tutun.Gerçekmiş gibi görünüp, dünya menfaatiyle gözünüzü kamaştıracak münafıkların sözlerine aldanıp Erenler yolundan uzaklaşırsanız, mahşer günü Ulu Divan’da şefaati kimden umacaksınız?Oniki İmamlar bizleri şefaatinden mahrum eylemeye.İbadetlerimizi kabul eyleye.

 

 

 

 

 

 Bu konusmasindan sonra oniki hizmetlere deginir.

 

Zakirlerin bir deyisinden sonra, oniki hizmetleri çagirma dizeleri’nin soylenmesi ile oniki hizmetler meydana basta gozcu olmak sarti ile hepsi yarim ay seklinde divanin karsisina geçer.

Oniki hizmet sahipleri sag basta rehber olmak üzere meydanin orta yerinde dara dururlar.(Meydana, hizmetlerle ilgili bir deyis çalinarak da gelirler.) Adi okunan himet sahibi meydana gelir., “ Allah, Muhammed, Ya Ali” diyerek secdesini yapar ve dara durur. Dede, dua ve tecella duasi verir.


ONIKI HIZMET DEYISI

Haktan bize nida geldi
Pirim sana beyan olsun
Sahdan bize name geldi
Rehberime haber olsun

Sah kuluna kildi nazar
Dört kaliptan adem süzer
Zeval gelmis cemi bozar
Gözcü sana haber olsun

 


Zakirin zikri saz ile
Kuran okur avaz ile
Mümin müslim niyaz ile
Zakirlere haber olsun

Hak kuluna nazar eyler
Hakkin kelamini söyler
Mümin gelmis mürvet diler
Peyik sana haber olsun


Mümini çekti meydana
Münkiri sürdü zindana
Hizmet verildi Selman’a
Farasçiya haber olsun


Mümin yolun yakin ister
Münkirlerden sakin ister
Delil yanmaz yagin ister
Delilciye haber olsun


Bu yola giden nâcidir
Erenler kardes bacidir
Cem kilidi kapicidir
Kapiciya haber olsun


Zakirlerin zikri sazdir
Okunan deyis düvazdir
Mümin hak ile niyazdir
Niyazciya haber olsun


Hak kuluna kildi rahmet
Sana niyaz Ya Muhammed
Hizmet görüldü muhabbet
Tezekere haber olsun

Yola giden haslar hasi
Mümin giyer Hak libasi
Doldur ver engürün tasi
Sakkaciya haber olsun

SAH HATAYI’m vari geldi
Müminlerin kâri geldi
Hakkin armagani geldi
Iznikçiye haber olsun


Zakir, hizmet deyisini çalip bitirince Oniki Hizmet sahipleri meydanda yay seklinde dâr’a durur, Dede, topluca dualarini verir:

 “Allah… Allah…
Aksamlar hayr ola, hayirlar feth ola, serler def ola, Hizmetleriniz kabul ola. Dileklerinizi Hak-Muhammed-Ali vere.Emekleriniz bosa gitmeye. Erenlerin aydin yüzlerine askola. Onsekiz bin alemle birlikte, cümle mümin kardeslerimizi Hak-Muhammed-Ali yolundan mahrum eylemeye. Sizler bize hizmet ediyorsunuz; gerçek erenler de sizleri kazadan, beladan, kötülüklerden koruya. Hizmetini gördügünüz pirlerin himmetleri üzerinizde ola. Hazret-i Hüseyin yardimciniz, Bozatli Hizir yoldasiniz ola. Saklaya, bekleye. Geldiginiz yerden, durdugunuz dardan iyilikler göresiniz. Dil bizden, nefes Hünkâr Haci Bektas-i Veli’den ola. Gerçege hü.”
Hizmet sahipleri bu duadan sonra yere secde eder tekrar dara dururlar. Bu kez Dede tecellâ duasi verir:
Tecellâ, Tevellâ Hakk’a yazila. Tecellâniz temiz, yüzünüz ak ola. Tecellâ gören cehennem atesi görmeye. Gerçege hü…”
Tecellâ’dan sonra cem erenlerinin oniki hizmet sahiplerinden, hizmet sahiplerinin de birbirlerinden razi ve hosnut olup olmadiklari Dede tarafindan sorulur. Canlar “Biz raziyiz Hak da razi olsun.” derlerse, Dede “Dâvâya mâna, âsika nisan gerek. Niyazlasin canlar” der ve herkes birbiriyle görüsür. Rehber Dede’nin, Dede rehberin; yine Rehber oniki hizmet sahiplerinin kusaklarini baglar. Hizmet sahipleri meydana niyaz edip hizmetlerinin basina giderler.

 

DEDE oniki hizmetlerin gulbengini verir.

 

Gulbenk;

 Bismi’sah Allah Allah! Akşamlar hayır ola, Hayırlar feth ola şerler defola, hizmetleriniz kabul ola. Muratlarınız hasıl ola. Hazır, gaib, zahir batın ayini Cem erenlerinin nur cemallerine aşk ola. On sekiz bin alemle cümle kardeşlerimizi Muhammed- Ali gülbangından mahrum eylemeye. Allah cümlemizi didarı ehli beyte meşrebi hüseyine nail eyleye Muhammet el mustafa, Aliyyel Murtaza, Cebrail Musaffa, Gözcü Er Mustafa, Gulam Kamber, Çerağcı Cabir Ensar, Selmani Farisi, Bilal Habeşi, Kurbancı Mahmut Ensari, Gulam Kisani, Semahcı Abuzer Gaffari, Fatımatül Zehra, Amırı Eyyar ve İznikci, Hüzeymenin hüsnü himmetleri üzerinizde ola. Saklaya bekleye dil bizden nefes Pirimiz Hünkar Hacıi Bektaş Veli den ola  gerçek erenler demine hu! Mümine Ya Ali.

 

( Dariniz didariniz kabul, muradlariniz hasil ola. Cektiginiz darlar, Mansur, Nesimi, Fatima ve Fazli dari defterine kayit ola. Dar çekenler didar (cemal) gore, yapacaginiz hizmetlerde hizmet pirleriniz yandasiniz ola. Gorevleriniz ahsan, hayirli dilekleriniz ihsan ola. Hizmetiniz hak için ola. Dil bizden nutuk hazreti pirden ola.

Hu gerçege gerçeklerin demine...)

Gulbengin okunmasindan sonra kemerbest’ler baglanir.

 

Ve her hizmetli kendi gorev yerine gider.

 

 

 

Her cemin baslamasi supurgeci hizmeti ile baslar. Supurgeciler gelerek darda dururlar bu sirada DEDE supurgeci hizmetinin anlamini anlatir.

Bu hizmetin amacinin cem alanini temizlemek deyilde, ceme katilanlarin sembolik olarak gonullerinin temizlenmesidir. Bu hizmetle ceme katilanlar kin, kibir, kotu dusunceler gibi olumsuzluklarin cem alanindan temizlendigi sembilize edilir. Ayrica  çevre temizligini de temsil eden bu hizmet cem boyunca uç kez gorulur.

 

Supurgeciler bir adim atarak supurgeyi uç sefer çalarlar. Her seferinde once Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali diyerek huzura gelir supurgeyi sol kolunun altina alarak gulbengini okur.

 

Supurgeci gulbengi;

 Biz uç baciyiz, guruhu naciyiz, kirklar meydaninda supurgeciyiz, Supurgeci selman, korolsun mervan, zuhur etsin mehdi sahip zaman, Allah eyvallah nefes pirdedir.

 

DEDE Allah Allah! Hizmetin kabul ola. Muradın hasıl ola. Seyyid Ferraş Efendimizin Hizmeti üzerinde ola. Ayni hizmeti ileride nice saglikli yillarda ve nice cemlerde yapmaya hak nasip ede.
  Gerçek erenler demine hu!

 (supurgeci, bulunduğu yere niyaz edip geri geri çekilerek meydanı terk eder.

 

 

Ikinci hizmet olarak tezekar hizmetidir. Tezekar hizmeti beden temizligini temsil ettiginden el suyu hizmeti de denir. Tezekar hizmetlisi surahi, havlu, ve legen malzemeleri ile pir huzuruna çikarlar, bir baci ve erden olusan hizmetliler es olmalidir. iki can karsi karsiya geçerek birbirinin eline su dokup kurular ve niyaz olurlar.

Daha sonra once DEDE’nin eline sonra Rehberin ve divanda bulunan bir er ve bir bacinin eline suyu doker,kurular ve niyaz olurlar. Daha sonra darda durur ve gulbenklerini alirlar.

 çift malzemeleri ile dara dururlar ve gulbenglerini okurlar.

 

Destur pirim, Ben Gulam-i Haydariyem, Adiden etmem , hayf-u bak, çunku bu hizmette örnektir bana selman-i pak, Gonlumuzu Hakka baglayip, yunduk, arindik olduk pak.

Nefesler pir nefesi ola hu pirim.

 

 DEDE gulbenglerini verir.

 

Allah,Allah;

Hizmetleriniz kabul ola, Muratlariniz hasil ola, Istediginizi, dilediginizi, Hak, Muhammed Ali vere, Elleriniz dert gormeye, gonlunuz incinmeye, Hizmetinizden sefaat bulasiniz. . Ayni hizmeti ileride nice saglikli yillarda ve nice cemlerde yapmaya hak nasip ede.

Selman-i pak’in husni himmeti uzerinizde ola. Gerçege hu.

 

 Uçuncu hizmet olarak gozcu gelir;

Asasi ile darda durur ve gulbengini okur.

 

 Allah…Allah Allah’tan ola hidayet Muhammed Mustafa dan bize şefaat Aliyyel Murtaza dan ola keramet Hünkar Hacı Bektaş Veli den ola himmet kırklar meydanında Pirimiz Gözcü er Mustafa dan Karaca Ahmet Ber cemalı Muhammed bikemali hasan, bikemali imam huseyin.
 

DEDE dardaki gozcuye cem ayinini yeri ve katilan canlar ile birlikte kendisine teslim ettigini soyler ve gulbengini verir.

 

Allah…Allah Hizmetin kabul muradın hasıl olsun. Gözcü Er Mustafa ve Karaca Ahmet Efendilerimizin hüsnü himmetleri üzerinizde olsun. Dil bizden nefes pirimiz Hacı Bektaşi Veli den olsun. . Ayni hizmeti ileride nice saglikli yillarda ve nice cemlerde yapmaya hak nasip ede. Gerçek erenler demine Hu!

 

Sira post hizmetine gelmistir. Post hizmeti için rehber  post ile birlikte meydana gelir ve su gulbengi okur.

 

Destur pirim;

Bismi-sah Allah,Allah;

Allah…Allah destur pirim Muhammed Mustafa’nın dır Bu post Aliyyel Murtazanındır bu post oniki İmamlarındır bu post Pirimiz Hünkar Hacı Bektaşi Velinin dir bu post Ber Cemalı Muhammed Kemalı Hasan Hüseyin Ali’ye  selavat.

Cem birligine, sohbet sirligina, evliya keremine hu diyelim Allah eyvallah, nefes pirdedir.

 

DEDE’nin gulbengi;

 

Allah .Allah postlar kadim ola İnkar def ola hayıra gelmiş hayıra serilmiş ola .Kırklar meydanında serilen bu seccadenin üzerinde sorgulanan canların didarı cennet ola günahları af ola postunuz temiz yüzünüz ak olsun Hz Fatıma anamızın hüsnü himmetleri üzerinizde olsun.Dil bizden nefes hazreti pirden olsun. Ayni hizmeti ileride nice saglikli yillarda ve nice cemlerde yapmaya hak nasip ede.
 Gerçek erenler demine Hu!

Rehber postu serer ve sag ve sol ucuna ve orta ust kismina Ya Allah, Ya Muhammed ve Ya Ali diyerek niyaz olur ve yerini alir.

 

Postun serilmesinden sonra sira Dililin uyrilmasina gelmistir . DEDE delilin anlami uzerine bir konusma yapar ve anlamini açiklar.

 

 

ÇERAĞ(IŞIK) MAKAMI: Posttan sonra ikinci derece kabul edilen Çerağ'dır. Önemi iki konudan ileri gelmektir. Birinci konu maddi, ikinci konu ise manevidir.

 

            Birincisi: Işık saçıp gece boyunca ayni cemin sağlıklı sürmesini sağlamasıdır. Çerağ nur olarak kabul edilir. Güneş, dünyanın çerağıdır. Güneş olmasa dünya karanlıkta kalır, hiçbir hayat olmaz. Işık hayatın kaynağıdır. Dünyadaki varlık güneşin sayesindedir. Güneş büyük çerağ olarak kabul edilir.

Manevi olan ikinci konuya gelince: Çerağ Tanrının nurudur, Bu nur, nübüvvet ve velayet olarak kendisini göstermiştir. Peygamberlik nurunun kaynağı Hazreti Muhammed'dir. Velilik nurunun kaynağı Hazreti Ali'dir.    

 

 

 

 

 

Ceragci ( delilci)  delili alarak meydana gelir ve dara durur. Gulbengini okur.

 

Ceragi Evliga nur u semavat ki ol bu tur a münecaat …

Cerag uyaninca kil niyazi,

Muhammed Ali ye candan selavat….

Ceragi nur-u Muhammed Ali’den doguptur ol ay ile gunes

Fakiriz bizde bir katresini alalim olsun gonlumuze es

 

Destur Allah Eyvallah

 

( Ceragci her delilleri Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali der ve delilleri uyandirir gulbengini okur.)

 

Cün ceragi uyandirdik O Hüdanin askina

Fahr I Alem Muhammed Mustafanin askina.

Saki Kevser Ali el Mürtezanin askina.

Hem Hatice Fatima Hayirli  kadinlar askina.

Sah Hasan Hulki Riza, hem Sah Hüseyin  I Kerbela.

Ol imam etkiya Zeynel Abidin askina.

Hem Muhammed Bakir ol kim nesl I pak Mürteza

Cafer I Sadik imami Rahmaninin askina.

Hem Ali Musa Riza yi sabiran askina.

Sah Taki ve Naki hem Hasan ül Askeri

Ol Muhammed Mehdi sahip livanin askina.

Pirimiz üstadimiz Hünkâr haci Bektas I velinin askina.

Hasderek yanan yakilanin askina.

Ber Cemal I Muhammed Pir Kemal I Imam hasan

Sah Hüseyin Ali’nin yolunu bir bilip verelim candan

Selavat.

 

Daha sonra DEDE delili kutsar;

 

Sem-i tevhide hidayettir yuzun, sureti haktan besarettir yuzun, manayi kurandan ibarettir yuzun, Hac cul ehrama ziyarettir yuzun.

 Bercemali Muhammed, bikemali imam Hasan, bikemali imam Huseyin, Ali’yul Fatimayi selavat. Oniki imameyn efendilerimizin ruhu revenleri sad ola. Asiklari fahri meydanda ola. Lanet olsun o yezidin canina,  Rahmet olsun sah Huseyin ervanina.

Ask ile sevk ile diyelim Allah,Allah. 

 

 

 

 

 

 

Delil uyandirildiktan sonra  delilci delilin sagina, soluna, ve onune niyaz olur ve delili alarak divanin bir ucuna yerlestirir,

 

 

Daha sonra zakir  delili kutsamak için bir deyis ve duaz dile getirirler.

 

 

 

Hata ettim hüda yaktı delili
Muhammed Mustafa yaktı delili
Ol Ali abadan Haydar-ı Kerrar
Aliyül murtaza yaktı delili


Haticetül kübra Fatma Zehra
Ol hayrün nisa yaktı delili
İmam hasan aşkına girdim meydana
Hüseyni kerbela yaktı delili


İmam Zeynel imam bakırı Cafer
Kazım musa rıza yaktı delili
Muhammet takiden hem ali naki
Hasanül askeri yaktı delili

Muhammed methi ol sahip zaman
Eşiğinde ayet yaktı delili
Bilirim günahım haleden aşubdur
Hünkar-ı evliya yaktı delili
Oniki imamdır bu nur hatayi
Şir-i Yezdan yaktı delili

 

 Sira Lokmaci hizmetine gelmistir. Lokmaci Adanan kurbanlardan ve ceme gelen lokmalardan karistirip bir tepsi uzerinde meydana gelir;

 

 

LOKMACI

 Evvel Allah diyelim. Kadim Allah diyelim. Geldi Ali sofrası Hak versin biz yiyelim. Allah Eyvallah. Gerçeğe Hü!

DEDE

Bismi-sah  Allah, Allah! Hayır hizmetin kabul muradın hasıl olsun. Sofran Kamberin serdiği sofra olsun gerçek erenler demine hü!

 Allah, Allah! Nimeti Celil, bereketi Halil, Şefaati Rasül inayeti Ali, Himmeti, Pirimiz Hacı Bektaş Veli Bu gide, ganisi gele Hak Muhammed Ali kabul ede. Yiyene helal yedirene delil ola Yiyeni yedireni pişirip getireni Hak saklaya, Hızır bekleye Şeyen Lillah Allah Eyvallah hü!

 

DEDE

Bismi-sah Allah! Allah! Akşamlar hayır ola. Hayırlar feth ola. Şerler def ola. Münkirler mat, münafıklar berbat ola.Müminler şad ola. Meydanlar abad ola.Sırlar mestur, gönüller mesrür ola. Hak Muhammed Ali yardımcımız ola. On iki imam, on dört masum pak, on yedi kemer best katarlarından didarlarından ayırmaya Pirimiz üstadımız Hünkar Hacı Bektaş Veli muin ve dest’girimiz ola. Cenab-ı Hak münkir münafık şerrinden, adü mekrinden hifz-i emande eyleye. Dertlerimize derman, hastalarımıza şifa, borçlarımızı eda, nasib ve müyesser eyleye. Allah, Gökten hayırlı Rahmetler, yerden hayırlı bereketler ihsan eyleye. Namerde muhtaç eylemeye. Kurbanlarımızı Dergah-ı izzetinde kabül eyleye. Lokmaya sevap yazıla. Kazaları, afetleri belaları defetmiş ola. Dil bizden nefes, Hazreti Hünkardan ola. Nür-u Nebi Kerem-i Ali Gülbank-ı Evliya Hünkar Hacı Bektaş Veli, gerçek Erenler Demine Hü.


ZAKİR (Duayı Takip Zakirler üç nefes bir duaz söyler.)

Akıl ermez yaradanın sırrına
Muhammed Ali’ye indi bu kurban
Kurban olam kudretinin nuruna
Hasan Hüseyin’e indi bu kurban

Ol İmâm Zeynel’in destinde idim
Muhammed Bâkır’ın dostunda idim
Ca’fer-i Sâdık’ın postunda idim
Mûsa Kâzım, Rızâ’ya indi bu kurban

Muhammed Takî’nin nûrunda idim
Aliyyün-Nakî’nin sırrında idim
Hasanü’l –Askerîn dârında idim
Muhammed Mehdî’ye indi bu kurban

Aslı Şâh-ı Merdan,gürûh’u Naci
Gerçeğe bağlıdır bu yolun ucu
Senede bir kurban tâlibin borcu
Pir-i Tarikat’a indi bu kurban

Tarikattan hakikat’a ereler
Cennet-i Âlâ’ya hülle sereler
Muhammed –Ali’nin yüzün göreler
Erenler aşkına indi bu kurban

Şâh Hatâyim eder bilirmi her can
Kurbanın üstüne yürüdü erkân
Tırnağında tesbih kanında mercan
Mü’min müslüman’a indi bu kurban

(Duaz bitince Zakir, sazların üstüne eğilerek dededen dua ister)

DEDE

Bismi-sah  Allah Allah! Hizmetleriniz kabul, muradlarınız hasıl ola. Ağzınız ağrı dert görmeye. Zikrettiğiniz, Erenlerin Evliyaların ve Hizmet Piriniz Bilal-i Habeşi Abduş Samed Hz İmam Bakır’ın Hüsnü himmetleri üzerinizde Hazır ve nazır ola. Demi Hünkar Kerem’i evliya gerçek erenler demine Hu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Sıra Miraçlamaya ve tevhit okumaya gelmiştir).

 

ZAKİRLER
 

Geldi Cebrail çağırdı
Hak Muhammed mustafa
Hak seni Mirac’a oku
Davete kadir Huda

Evvel emanetim budur
Pir-ü Rehber tutasın
Kadimi erkana yatıp
Tarîk-ı Müstkime

Muhammed şol kula vardı
Yoktur senden bir aziz
İmdi senden el tutayım
Hak buyurdu Ve’dduhâ

Muhammed’in belin bağladı
Anda âhir Cebrail
İki gönül bir oluben
Yürüdüler dergaha

Vardı dergah kapısına
Gördü bir arslan yatar
Arslan anda hamle kıldı
Başa koptu tufâne

Buyurdu Sırr-ı Kâinat
Korkmasın Habibim dedi
Hatem’i ağzınaver ki
Arslan ister nişane

Hatem’i ağzına verdi
Arslan anda oldu sakin
Muhammede yol verdiler
Arslan gitti nihane

Vardı Hakkı tavaf etti
Evvel bunu söyledi
Ne heybetli senin şîrin
Hayli cevreyledi bize

Gördü bir çare derviş
Hemen yutmak diledi
Ali bile olayıdı
Dayanırdı bu cevre


 
 


 
 

 

 

 

Ol şerbetten biri içti
Cümlesi mest-ü Hayran
Mümin müslüm üryan büryan
Hepside girdiler semah’a

Cümlesi de el çırpuben
Dediler Allah Allah
Muhammed de bile girdi
Kırklar ile semaha

Muhammed de cûşa geldi
Tâcı başından aldı
Kemerbestin kırka böldü
Sarıldılar kırklara

Muhabbet galip oldu
Yol-erkân yerin buldu
Muhammed’i gönderdiler
Hatırlar safa Oldu

Muhammed evine gitti
Ali Hakk’ı tavaf etti
Hatem’i önüne koydu
Dedi saddak Mürteza

Evveli sen âhiri sen
Ey velayetler mÂdeni
Cümleside sana tâbi
Dedi Şâh-ı Evliya

Şah HATAYİ’m vâkıf oldu
Bu sırrın ötesine
Hakk’ı inandıramadı
Özü çürük ervah’a
 

 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


“Ayak üstü kalktı server “ (Tüm cem erenleri ayağa kalkar)
Oturdu hak makamına (Otururlar)
Hu dedi gerçek demine ( Zakire katılıp Hü derler)
Cümlesi de oldu sacid (Oldukları yerde secde ederler)

Miraçlama okunurken bir erkek ve bacı semah yaparlar
Miraclama bittikten sonra erkek ve bacı yan yana dara dururlar.

DEDE

Bismi-sah Allah Allah! Cümle alemi yaratan nuru mutlak Ya Allah,Ya Allah, Ya Allah Nuri Nübüvvet Ya Muhammed (3 defa) Nuri Velayet Ya Ali (Üç defa) Ekberi Ümmehat Hatice ve Fatıma analarımız, Hasan, Hüseyin, Zeynel, Bakır Cafer, Musa, Rıza, Taki, Naki, Askeri, Mehdi cümle imameyn ve Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli hürmetine yaptığımız ibadetler okuduğumuz gülbanklar semahlar ve cümle hizmetler huzuru baride kabul ola. Allah bütün kusur ve günahlarımızı bağışlaya.Doğru yoldan ayırmaya Şeytan şerrinden münafık mekrinden koruya. Kötülere eş etmeye. Eşimize dostumuza komşumuza çocuklarımıza yeryüzündeki cümle müminlerle beraber hayırlı işler hayırlı ameller hayırlı düşünceler nasib ve müyesser eyleye Didarı Aliden ve meşrebi Hüseyin den mahrum etmeye. Bilerek bilmeyerek yaptığımız günahlara geri döndürmeye. Semah yapan bacı ve kardeş miraçlama söyleyen Zakir ler hizmetlerinin pirinden şefaat bulalar. Dil bizden, nefes Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş veliden ola. gerçek erenler demine Hu! Mümine ya Ali…

 

Miraçlamadan sonra eger varise semah grubu veye semah donmek isteyen canlar semahlarini donerler.

 

 

 Gulbengi okunur;

 

Bismisah Allah,Allah

Semahlar saf ola,

Gunahlar af ola,

Rehberimiz oniki imam, yardimcimiz hak ola.

Dil bizden, nefes hunkar-i Pir’den ola.

Gerçege hu mumine ya Ali.

 

SEMAH

Cem’de dondugumuz semah kirklar meclisinden kalmadir.Hz. Muhammed’in kirklar meclisinde dondugu semahtir.Cem ibadet yeridir, semah bizim ibedetimizin sembolu oldugundan cemlerde donulur.

Dugun ve eglence yerlerinde donulmemelidir. Cemlerde dondugumuz semahlar kirklarin askina donulen semahtir, bu ne bir eylence nede bir folklor ogesidir.

 

 

 

Miraclamadan sonra,  supurgeci hizmeti yine gelir ve meydani semahlardan sonra kalanlari ve pervaneden dokulenleri , saçilanlari hizmetleri ile kutsar ve yerlerine geçerler.

 

Supurgeciler meydana gelir ve;

 

Bir adim atarak supurgeyi uç sefer çalarlar. Her seferinde once Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali diyerek huzura gelir supurgeyi sol kolunun altina alarak gulbengini okur.

 

 

 

Supurgeci gulbengi;

 Biz uç baciyiz , guruhu naciyiz, kirklar meydaninda supurgeciyiz, Supurgeci selman, korolsun mervan, zuhur etsin mehdi sahip zaman, Allah eyvallah nefes pirdedir.

 

DEDE

 Allah Allah! Hizmetin kabul ola. Muradın hasıl ola. Seyyid Ferraş Efendimizin Hizmeti üzerinde ola. Gerçek erenler demine hu!
(supurgeci, bulunduğu yere niyaz edip geri geri çekilerek meydanı terk eder.

 

 

 

DEDE tevhit hakkinda bilgileri verir ve  sonra tevhit okunur;

Tevhitte ceme katilan cumle canlar hep birlikte muzige ve sozlere eslik ederler.

 

 

 

TEVHIT

 

Tevhıt cem içinde bir ibadet degildir. Tevhit muzik esliginde elleri dizlere vurarak yapilan harekettir. Tevhit Alevilik de yoktur.Bu nerden geliyor ? Bektasi felsefesine karsi olan Osmanli’lar Bektasiligin onune gecmeleri icin ellerinden geleni yapmistirlar. Osmanlilar kendi adamlarini gondererek sahte Ocaklar, tekkeler kurdurmustur. Cemlere dedelik yapmalari icin kendi kurdugu Ocaklardan sahte Dede gondermistir. Iste tevhit Naksibendi Tarikatindan bir Naksibendliyi Alevi cemine Dede olarak gonderiyor. Bu tevhit meselesi, Naksibentlinin zamaninda icat oluyor. Osmanli’nin Cem yurut diye genderdiyi bu Naksibentlide daha sonra Alevi oluyor. Tevhit Naksibent Tarikatindan geliyor.Tevhit Cemlerde yapila bilir de, yapilmaya bilir de. Tevhit yapmak ibadet degildir.

 

 

 

 

 

Tevhit’ten sonra sakka suyu hizmeti gelir.

DEDE’nin yapacagi sakka suyu nedeni ve onemi uzerine konusmadan sonra meydana gelen sakka’ci.

 

 

SAKKA

  Bismi Şah..”-Biz her canlıyı sudan yarattık.Bütün dertlere derman olsun . Selamullah ala İmam Hüseyin Ve Allah ın laaneti İmam Hüseyin in Katilinin üzerine olsun.
Lütfuna muhtacız eyle ihsan ya Hüseyin---Derdimize senden derman eyle derman ya Hüseyin-- -Gayriye muhtaç kılma âşıkânı elaman---Sen medet kıl bizlere her vakit yâ Hüseyin---Sad hazeran Laanet olsun ol güruhu dalâle---Nakz-ı ahd ile şehit kıldılar anlar seni ya Hüseyin---İsm-i Pâkin aşkı için zikredeni koyma zulmette hergiz---Bermurad et dide-i giryan ile ağlayanı Ya Hüseyin---İznin ile su tapşırdım aşkına vermek için---Aşkınla içenlere kıl ab-ı hayat Ya Hüseyin.
Bercemali Muhammed, bikemali imam Hasan, bikemali imam Huseyin, Ali’yul Fatimayi selavat.


DEDE

 Allah Allah! Hizmetleriniz kabul ola. Dileğinizi Hak Muhammed- Ali vere. Elleriniz dert görmeye. Gönlünüz incinmeye. Yoluna Hizmet ettiğiniz Pirin himmeti üzerinizde ola. . Ayni hizmeti ileride nice saglikli yillarda ve nice cemlerde yapmaya hak nasip ede.
 Dil bizden nefes hazreti pirden ola. Gerçeğe Hü!

 

 

 

 

Daha sonra bir bardaga konan suyu DEDE alir ve o bardagin ustunu eliyle kapatip duasini okur.

 

Sem-i tevhide hidayettir yuzun, sureti haktan besarettir yuzun, manayi kurandan ibarettir yuzun, Hac cul ehrama ziyarettir yuzun.

 Bercemali Muhammed, bikemali imam Hasan, bikemali imam Huseyin, Ali’yul Fatimayi selavat. Oniki imameyn efendilerimizin ruhu revenleri sad ola. Asiklari fahri meydanda ola. Lanet olsun o yezidin canina,  Rahmet olsun sah Huseyin ervanina.

Ask ile sevk ile diyelim Allah,Allah.

 

 

Daha sonra o bardaktaki su diger suya karistirilir ve DEDE(ye ve yanindakilere ve ayrica isteyen canlara bir kaç bardak ile dagitilir. Kalan su goturulup çogaltilir ve lokma aninda lokmalarla birlikte dagitilir.

Sakka suyu dagitildiktan sonra hizmetliler tekrar dara dururlar.

 

Sakaci :

«  Zerrede var edenin hayat  veren can vereniin ari duru pak kilanin hakkina hizmete geldik. Eyli hak darinda cemi didar sirrinda nefes almaya geldik.

Rahminde var eden ser çesmenin gözünde aldik. Kadrini bilmeye deminde tatmaya, ikrar darinda durduk. Üçler besler hakina, yedilerin göz gönül aydinligina dört kapi, dört çira kirklar makaminda on yedi kemerbestin hakina, demini cemi canlara sunmaya geldik… »

Rabbin sundugu saraben tahura, nasip ettin ya huda sakka, sakkasi kevser Aliyel Murteza.

Bercemali Muhammed Bicemali Ali, cemali Hasan Huseyin erenleri bilenlere selavat.-

 

Dede;

Lanet olsun be hey Yezit senin sanina,

bunu ben demedim Hak buyurdu senin namina.

 Muhammedin ummetiyim dersin selavat verirsin,

 Ali’ye karsisin yuh senin fasik çuruk imanina.

Yuz bin kere Hacca gitsen olmaz tavafin kabul,

 Arafatta kurban kessen kelp (kopek) duser kurbanina.

Ey azazil (lanetli) sen dunyanin gerçek donusunu inkar eyledin ol sebepten karismadi kanim kanina. Ey kul Himmet’im sen Ali’yi sevenlerden ol. Ali keremler kanidir( keramet sahibidir), bagislayicidir, kalmaz cumlemizin noksan ve isyanina.

 

 

 

 

 

SAKKA SUYU DAGITILDIGINDA GULBENKTEN EVVEL OKUNUR.

 

  Gun Muhammed gunu, nazik cemaline kevser suyunu veren sahim Ali’dir. Sah suvarim hem Ali’sin hem Velisin kainatin aynisin. Kimseler bilmez bu sirri Hak bilir perver digar. Tas yarildi arsa çikti duldul ile bile zulfukar.

 Uyan ey havariç yola gel yola eyleme sahtan kenar.

Men sahin mecnuniyem olmusam esigine toz ile gubar.

Su cihanin nuru kimdir kim ola, sah hasan’dir, sah Huseyindir Alim koydu yadigar. Comertler comerdi sensin ya emirel muminin comertligin emri budur dedi Ali Kambere sofra ser. Ey Hatayi sen bu dusuncede devam edersen daima okuki La feta illa Ali, La seyfe illa Zulfikar.

 

Onik imam efendilerimizin ruhlari sad olsun, gerçek erenler var olsun, lanet olsun ol yezidin canina, rahmet olsun sah Huseyinin namina. Ask ile sevk ile diyelim Allah, Allah.

 

  ( Bismi sah Allah Allah;

Hizmetleriniz kabul ola, Muratlariniz hasil ola, Istediginizi, dilediginizi, Hak, Muhammed Ali vere, Elleriniz dert gormeye, gonlunuz incinmeye, Hizmetinizden sefaat bulasiniz. . Ayni hizmeti ileride nice saglikli yillarda ve nice cemlerde yapmaya hak nasip ede.)

 

 

 

Bu sirada daha once duasini alan lokmacilar lokmalarini hazirlamaktalardir. DEDE’nin verecegi desturla lokmalar dagitilir.

 

 

 

 

Lokmalar dagitimi sirasinda DEDE yine çesitli konularda bigilendirmelerine devam eder.

 

 

 

Lokmalar dagitildiktan sonra lokmaci ve mutfakta bulunan bir can meydana gelir ve soyle der.

 

Elimde yoktur kantar terazi herkes odlumu hakkına razı… 

 (bunu uç kez tekrarlar)  Diyerek toplumdan razılık alındıktan sonra dede yemeğe başlama duası verir.
 

 

Yemeğe başlamadan önce” -Onlar içleri çektiği halde yiyeceğini yoksula, öksüze, ve esire yedirirler. Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz . bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz derler

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

LOKMA DUASI

 

 

Lokma askina imameyin keremine balimin sirrina, Hunkar-i pirin dem-i devrani, yolu erkani yuruye.

 

Lokmalar yiyenlere helal, yedirenlere delil ola.

Destur lokmaya, keremi evliyaya.

 

Hu gerçege, gerçeklerin demine Allah, eyvallah.

 

 

 

 

 

LOKMALAR YENDIKTEN SONRA

 

 

 

        BISMI-SAH  ALLAH, ALLAH

 

Lokmalar Kabul, muratlar hasil ola.

 

Arta eksilmeye tasa dokulmeye, pir bereket vere.

Yiyenlere helal yedirenlere delil ola.

Pisirip tasirip, lokma serenlerin hizmetini gorenlerin bedenleri saglik ola.

Dildeki dilekleri, gonuldeki hayirli muradlari hasil ola.

Dil bizden nefes nutuk Hunkar-I pirden ola.

 

Hu gerçege, gerçeklerin demine. Allah, eyvallah.

 

 

 

 

Lokmalar yendikten sonra post hizmeti postu almak için gelir. Postu alir ve katlamadan once sagina, soluna ve onune niyazda bulunur. Yine katlarken uçe katlar ve her seferinde Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali der.

 

POstu alarak dar’a durur.

 

DEDE

 Allah .Allah postlar kadim ola İnkar def ola hayıra gelmiş hayıra serilmiş ola .Kırklar meydanında serilen bu seccadenin üzerinde sorgulanan canların didarı cennet ola günahları af ola seccadeniz temiz yüzünüz ak olsun Hz Fatıma anamızın hüsnü himmetleri üzerinizde olsun.Dil bizden nefes Pirimiz Hacı Bektaş Veliden olsun Gerçek erenler demine Hu!

 Diye gulbengini okur ve hizmetli postu bir dahaki ceme kadar saklamak için goturur.

 

 

Cem bitimini bildiren son hizmet olarakta delilci dara durur ve sirlama isine gelinir.

 

 

ÇERAĞCI

Yaradan Tanrı adıyla (“Allah, göklerin ve yerin nurudur. Onun nuru, içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir. Cam ise sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. Bu, ne yalnız doğuda, ne de yalnız batıda bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Ateş değmese bile neredeyse yağın kendisi aydınlatacak nur üstüne nurdur 

 

Der ve sirlama isine geçilir. Delilin sirlanmasi  her uç isigin parmaklari islatarak her seferide yine Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali diyerek sirlanilir. Ve DEDE gulbengini okur.

 

DEDE

 Allah Allah! Hizmetin kabul, muradın hasıl ola. Cabir Ensarinin himmeti üzerinde ola. Gerçek Erenler demine Hu!

 

 

 

En son cem dagilma gulbengi okunur ve cem biter.

 

 

Cemi bitiris duasi;

 

 

DEDE Allah, Allah! Akşamlar hayrola hayırlar feth ola şerler defola. Münkirler mat Münafıklar berbat ola Müminler şad ola Meydanlar abad ola. Sırlar mestur Gönüller mesrur ola. Hak Muhammed Ali erenler ceminde hizmet bezledenleri cemde bulunan bacıları, kardaşları cümle Muhibbi ehli beytle beraber didarlarından katarlarından ayırmaya. On iki imam on dört masum pak on yedi kemer bestin Hüsnü himmetleri üzerimizde ola. Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli muin ve destigirimiz ola üçler beşler yediler kırklar ve rical el gayb erenleri safa nazarlarını üzerimizden esirgemeye Cenabı Hak cümlemizi münkir münafık şerrinden adu mekrinden hıfzı amanda eyleye Dertlerimize derman gönüllerimize iman hastalarımıza şifa borçlarımıza eda nasib ve müesser eyleye Cenabı Hak Cemi cümlemizi Muhammet Ali on iki imam katarına dahil eyleye. Bütün dünya milletleriyle birlikte Yurdumuzda Barış Dünyamızda Barış ihsan eyleye. Vaktimız hayır gele Dil bizden nefes Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veliden ola. Gerçek Erenler demine hu! Mümine ya Ali…

Oturan duran koğsuz gaybetsiz evine varıp yastığına baş koyan sağ yata selamet kalka Ali yoldaşı Hızır kılavuzu ola.Gerçek erenler demine hu! Mümine ya Ali…

(Cemde bulunanlar meydana niyaz ettikten sonra çekilir giderler. Dede ile hizmet sahipleri kalınca dışardaki bekçiler çağrılır. Rehber sağ başta olmak üzere duaya durur.)

DEDE

 

 Allah, Allah! Hizmetleriniz kabul ola, Hak, Muhammed, Ali dergahına yazıla.Hizmetiniz kabul muradınız hasıl ola. Allah korktuğunuzdan emin isteğinizi nail eyleye Hizmetinde bulunduğunuz erenlerin evliyaların Hüsnü himmetleri sizinle beraber ola. Gerçek Erenlerler  demine hü! Mümine ya Ali…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

NASIHATLAR

 

 

Ara bul

Incinsende incitme

Kadinlarinizi okutunuz

Murada ermek sabir iledir

Arastirma açik bir sinavdir

Eline, diline, beline sahip ol

Asina esine isine sahip ol

Ozune, sozune, gozune sahip ol

Her ne araisen kendinde ara

Bir olalim, iri olalim, diri olalim

Arifler hem aridir, hem ariticidir

Marifet ehlinin ilk makami edeptir

Insanin cemali sozunun guzellilgidir

Hiç bir insani ve milleti ayiplamayiniz

Nefsine agir geleni kimseye tatbik etme

Ilimden gidilmeyen yolun sonu karanliktir

Dusunce karanligina isik tutanlara ne mutlu

Dusmaninizin dahi insan oldugunu unutmayiniz

Nebi’ler Veli’ler insanliga tanrinin bir hediyesidir.

 

 

En bilge insan eksigini kusurunu bilen kisidir

Sozunu tutan, bencil tutkulari silen kisidir

Ovunç duyacagi bir soyu varsa bilgisia kulun, bilsinki çamurdan ve sudandir ozu suyunun

Katlanilmaz bir kotuluk gelirse eger basina, suskun kayalar gibi dur ve diren tek basina

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sofra Duası

 

 

Bismillah bismisah Allah Allah

Nimmet-i Celil, bereket-i Halil, sefaat-i Resul, inayet-i Ali, Himmet-i Veli ola

Artsin eksilmesin, taşsın dökülmesin.

Hak-Muhammed-Ali bereketini vere

Yiyip yedirenlere, pişirip getirenlere nur-i iman ve aşkı şevk ola

Dertlere derman hastalara şifa ola

Gittikleri yerde kan ve keder görmeye lokmalariniz kabul ola

Üçlerin, beşlerin, yedilerin, on iki imamlarin, ondört masumu paklarin, onyedi kemerbestlerin, kirklarin

Rical ül gayp erenlerin ve Pir dergahina yazila

Yiyene helal yedirene delil ola.

Hak saklaya. Hizir bekleye gerçege Hüü..

 

 

 

 

  Lokma Duası

 

Bismillah Bismişah Allah Allah

Hizmetleriniz Kabul ola,

Lokmalariniz Kurbanlariniz Ulu dergaha yazılmıŞ ola

Hak Muhammed Ali'nin didarından

Imam Hüseyin'in darından

On iki imamın katarindan ayirmaya

On dört masumu pak, on yedi kemeri best ve kırklar sefaatçiniz ola

Emeginiz zaya gitmeye

Her iki cihanda yüzünüz ak imaniniz pak ola

Ömrünüz bereketli, yuvaniz meseretli ola

Dil bizden nefes Pir'den sayila

Allah eyvallah Hüü..

 

                                                          SEMAH

SEMAH GELENEĞİNİN UYGULANMASI

 

Dr. Armağan ELÇİ

Kültür Bakanlığı

Türk Halk Müziği

Solist Sanatçı

 

Alevi-Bektaşi toplulukları inançlarını, yaşam biçimlerini, felsefelerini, düşüncelerini, gelenek ve göreneklerini bu güne değin en çok törenleri ve semahları ile yansıtmışlardır. Cemler, Alevi-Bektaşi topluluklarında gelenek ve göreneğe dayanan din hayatının sosyal bünyesindeki oluşumun ötesinde toplumsal, eğitsel, kültürel ve dini boyutlar taşımaktadır.

Alevi-Bektâşi törenleri ve bu törenlerde yer alan, onun ayrılmaz bir parçası olan semahlar, kırkların ceminden doğmuştur; semah Hz. Muhammed'in kırklar meclisinde semah dönmesinin yansılamasıdır. Bele bağlanan şed ve tığbent, Hz. Muhammed'in kırk parça edilmiş sarığının kırklar tarafından bele bağlanmış olmasından gelmektedir. Cemleri ve semahları birbirinden ayrı düşünemeyiz. Semahlar Alevi-Bektâşi cemlerinin hangisinde olursa olsun belirli kurallar içinde dönülür ve ritüeldirler. Sözlü kültür ürünleri olan semahlar, yazıya ve notaya geçirilmeden kuşaktan kuşağa günümüze değin gelmiştir. Bünyesindeki müziğin sağlamlığı ve söz bütünlüğü sayesinde günümüzde de bu özelliğini korumaktadır. Ancak gelenek gereği gizli yapılan cemler ve semahlar artık bazı çevrelerde açıkça yapılmaya başlanmıştır. Böylelikle dini temeli ve içeriği olan cemler ve semahlar seyirlik özelliği kazanmıştır.

Alevi-Bektâşi cemlerini ve semahlarını belirli kalıplar içine sokamayız; genel karakterin değişmemesi yanında cemler ve semahlar yö­reden yöreye değişmektedir. Uygulamada farklılık olmasına rağmen öz aynıdır. Bunu Alevi-Bektâşiler "Yol bir, sürek bin." deyişi ile açıkla­maktadırlar. Cemler ve semahlar kesinlikle dini amaçlıdır; bununla birlikte Türk kültürüne, halk edebiyatına, halk müziğine hizmet etmiş ve etmektedirler. Alevi-Bektâşi törenlerinin ve semahlarının ilk şe­killerinin İslâmiyetten önce var olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Alevi-Bektâşiler, köken olarak eski Türklerden aldıkları bu geleneklerini doğal olarak sürdürmüşler ve korumuşlardır.

Semahlar, Alevi törenlerinin hangisinde olursa olsun, katılanlar tarafından belli kurallar içerisinde uygulanır ve sıkı bir düzenleri vardır. Alevi-Bektaşi törenlerinin ayrılmaz parçası olan semahlar günümüzde, Hz. Ali başkanlığında toplanan kırklar meclisinde yapılan semahı anmak için yapılmaktadır. Semahlarda halk ezgileri-nefesler eşliğinde aşkla, coşkuyla dönülmektedir. İlahi aşkla yapılan bu dönüşler, Hakk’a ve hakikate ulaşmak içindir. Semah dönen kişi, dünya kirinden arınmış olur. Yüzü ve kalbi nurlanır; sever, sevilir...

Semah dönülürken, saza ve aşığın okuduğu nefese dikkat edilir. Semah dönen insan cezbeye kapılarak kendinden geçer, ayakları yerden kesilir ve semaya doğru yükselir. Burada söz konusu olan şey maddi dünyadan geçmektir.

Semahların en önemli özelliği dini törenlerde oynanıyor olması­dır. Cemin düzenine göre, gizli olarak oynanır. Semahları törenlerden ve cemlerden bağımsız düşünemeyiz; ancak günümüzde bazı yöreler­de gizlilikten arınarak açıkta oynanmaya başlanmıştır. Küçük cemlerde, cemin sonuna doğru, büyük cemlerde periyodik zamanlarda semah dönülür. Semahlar, şimdi sadece törenlere özgü değildir; aynı zamanda türbeleri kutsamak amacıyla, önemli günleri anmak ama­cıyla da dönülmektedir. Yani katı kurallara sokulmayan semahlar, edep ve erkân kuralları içerisinde cemlerde dönüldüğü gibi, kutlama ve eğlence günlerinde de dönülmektedir. Örneğin; her yıl 16-17-18 Ağus­tosta Nevşehir ili Hacıbektaş ilçesinde Hacı Bektaş Veli'yi anma günle­rinde semahlar dönülmektedir. Anadolu'nun bir çok yöresinde 1 Mart’ta Nevruz’u kutlamak için semahlar dönülmektedir. Bu da se­mahın gizlilikten kurtulduğunu göstermektedir.

Semahlar, katı kurallara sokulmadığı için ve yöreden yöreye böl­gesel farklılıklar ihtiva ettiği için çeşitlenmişlerdir; ancak, Anadolu Alevi­lerinin semahları farklı yerlerde farklı biçimlerde oynanmaz. Genel olarak, bütün Anadolu semahlarının genel karakteri değişmez; sadece yörenin farklı müzik ve hareket yapısı semahlara yansır. Bütün Ana­dolu'da semahların müzik ve dans yapısına ilişkin olarak, "ağırlama-yeldirme-yürütme-yeğinleme” kavramlarla karşılaşmamız müm­kündür. Semahların en tipik özelliği ağır hareketlerle başlayıp, gide­rek hızlanması ve sonra yeniden ağırlaşmasıdır. Semahlar, genellikle kadın-erkek beraber dönülür. Bunun yanında sadece kadınların ve sadece erkeklerin döndüğü semahlar var ise de, bunlar oldukça azdır. Kadınlar tarafından oynanan semahlara örnek olarak "Çark Sema­hı'nı verebiliriz. Çark semahının yalnız kadınlar tarafından oynanma­sı kurallaştırılmıştır. Sadece erkekler tarafından oynanan semahları Malatya, Tokat ve Sivas'ta görmekteyiz ve buna örnek olarak "Yâ Hızır Semah"ını verebiliriz; ancak bu semah aynı zamanda kadın erkek be­raber de dönülür. Yalnız erkeklerin ve yalnız kadınların oynadıkları semahlarda da arada belli bir mesafe korunur.

Semaha kalkma, dönme ve semahı bitirme düzeninde törensi işlemlerin yapılması çok önemlidir. Bu işlemler yapılmadan semah dönülmez. Semahların başlangıcı, dönülmesi ve bitiminde yöreden yöreye farklılıklar görülmektedir. Bunun sebebi de semahın katı kurallara sokulmamış olmasıdır. Göçebe yaşam biçimi de bu farklılıkların oluşmasında etkili olmuştur.

 

Semah Sözcüğü Ne Zaman Kullanılmaya Başlandı?

 

Alevi törenlerinde, katılanların belirli kurallar içerisinde uygula­dıkları (davranış biçimi olan) "Semahlar" için Anadolu ağızlarında "semah, zamah, zemah, zamak, semağ, zamağ, zemak” vb. de denil­mektedir. Semah, Arapça kökenli "sema" sözcüğünden gelmektedir. İşitmek, duymak, dinlemek, işitilen söz, iyi şöhret, iyi anlama (Kamus Terc. 111.202), şarkı dinleme (Südi, Şarh-ı Divan-ı Hafız, İskenderiye 1250 1.41) ve mecazen şarkı, nağme, raks, vecd, üns meclisi ve yarı dini mahiyette çalgılı, şarkılı ziyafet gibi türlü anlamlara gelmektedir.

Sonradan kazanmış olduğu raks anlamı, musikinin doğal bir sonucudur[1][1][1]. "Semâ' köküne dayanan sözcük, Türkçe’de "sema” ve "semah" biçimlerinde iki ana söylenişe ayrılmıştır. Her söyleniş birbirinden ayrı iki oyun biçiminin adıdır. Sema, Mevlevilik’le diğer Sünni tarikatların; semah ise Alevilerin dinsel oyununun adıdır. Halk, "samah" söz­cüğünün asıl söylenişini değiştirerek "semah" biçimine sokmuştur.

Samah sözcüğünün ne zaman kullanılmaya başlandığı konusunda, kesin bilgimiz yoktur. Sözcüğe Divan-ı Lûgat-it Türk'de rastlan­mamaktadır. Ancak 13. yüzyılda yaşamış olası mutasavvıf ozan Şey­yad Hamza'nın on sekiz dizelik bir şiirinde "cırgalan" sözcüğüne rastlanmaktadır. "Moğol hanının ya da hanımının kendisine iyi Arap atına binmiş, süslü giyinmiş ve başına da samur börk geçirmiş, elinde güzel bir kargı tutmuş bir 'mugal'ı çapardığını (Moğol atlısı gönderdiği­ni), bunlar için ayağcılar (sâkiler) suğrak (içki) verirlerse cırgalan (içkili) rakslı toplantı yapacağını...". "Cırgalan" karşılığındaki semah sözcüğü bugün de Anadolu'da eş anlamda kullanılmaktadır. Samak, samağ, samah biçimiyle Isparta'nın İğdecik köyünde, Niğde'nin Bor ilçesinde, Kayseri'nin Bünyan ve Talas ilçeleri ile köylerinde "düğün yemeği', "Şölen” anlamında bu sözcükle karşılaşmaktayız. Bu biçimi ile sözcü­ğün "semâ”dan geldiği açıktır. Samah sözcüğü, Burdur'un Yeşilova il­çesinde de "ucundan alev çıkararak yanan değnek, meşâle" anlamın­dadır. Sözcüğün, ateş yöresinde dönen kamdan mı, yoksa Şamanist Türklerin ateş yöresini dolanmalarından mı esinlenerek ortaya çıktığı belirsizdir.

İlk sema türünün, ateş yöresini dolanmak biçiminde olduğunun bir delilini de Hacı Bektaş Vilâyetnamesi’nde bulmaktayız;

"Hacı Bektaş-ı Veli’nin abdallarla Hırka Dağına gidişi sı­rasında abdallara Hazret-i Pir, 'tez varın, ateş yakın' dedi. Abdallar, etraftan çer çöp yığdılar. Ateşlediler. Hünkâr, ateş yanında coşup semaha girdi. Abdallar da ona uydular. Kırk kere ateşi dolandılar.”

 

Vilâyetnâme'de semah sözcüğüne rastlanılan diğer bölümleri de verelim:

 

"Seyyid Mahmut Hayranî, aslana binip yılanı kamçı ede­rek Hünkâr'a doğru gelirken Hünkâr'ın kendisine doğru bir kayaya binerek sürüp geldiğini görür. Tekke kayanın dibin­de oturarak bir hafta sema, safa ederler."

 

"Hazret-i Pir’in önünde Şems-i Tebrizi semaa kalkıp bir Hû ismiyle berheva olup yedi gün yedi gece bu minval üzre sema eylenir."

 

"Hakim Sultan. Seyyid Gazi dergâhına gitmeden kudüm çaldırarak sema eder. Seyyid Gazi dergâhında da sema ya­pılmaktadır. Hacım Sultan hemen çarh urarak semaa girer. Etekleri hangi dervişe dokunursa o derviş düşer ölür."

 

"Hünkar, Kayseri'de Bostancı Çelebi'nin evine iner. Cuma vaktine dek muhabbet, semağ, safa olur."[2][2] [2]

 

Abdal Musa Menakıpnâmesi’nde, Onun yakılması bölümünde semah sözcüğüne rastlanılmaktadır:

 

"Bu durum Abdal Musa Hazretlerine önceden malûm oldu. Oturduğu yerden 'Ya Allah' diye bir nara vurdu. Bu hal üzerine Abdal Musa dört beş yüz müridiyle semah ede ede Teke Bey'ine karşı yürümeye başladı. Asitanenin batı­sında yüksek bir dağ vardı. Abdal Musa ve müritlerinin sema etmesi sırasında bu dağ da onların ardınca yürüdü, Sultan, ona bakınca mübarek eliyle işaret edip 'dur dağım dur’ dedi ve dağ durdu. Daha sonra Abdal Musa ile taş ve ağaçlar cuşa gelip Sultan'ın ardınca Teke Beyi’ne doğru yürüdüler. Dur dağında ne kadar ağaç, taş varsa hepsi halka olup Abdal Musa ile semaha girdiler. Sultan ve müritleri semah ederek ateşin içine doğru yürüdüler ve ateşi tama­men mahvedip söndürdüler."[3][3] [3]

Şamanist olan Sibirya ve Orta Asya topluluklarının yaptığı dini amaçlı dansların, kalıntıları ve kimlik değiştirmiş biçimleri Alevi semahları olarak karşımıza çıkmaktadır. Semahlar, kurallarla sınırlandırılmıştır ve semah sözcü­ğünün -kesin bir bilgimiz olmamasına karşın- 13. yüzyıldan sonra kullanıldığını varsayabilmekteyiz. Yunus Emre'nin (M. 1240-1322) Divanındaki dizelere bakarsak:

 

"Bu semaa girmeyen sonra peşiman olur

Erişür bizüm ile ser-be-ser düşman olur.

 

Bir niçenin gönline şeytanlar tolup durur

Erenler semaına anlar erişgen olur.”[4][4] [4]

 

Sema sözcüğünü burada da görmekteyiz. Yunus Emre'den önce sema sözcüğüne rastlanmamaktadır.

Dede Korkut Oğuznâmeleri’nde yapılan bir düğünde kopuz eşli­ğinde kadınların oyun oynadıkları görülmektedir. Kaşgarlı Mahmut'ta ise raks etmek anlamında "büzüşmek" sözcüğü kullanılmaktadır[5][5] [5]. Erdebil Türkmen Şahı İsmail Hataî (ölm. 1524), bir nefesinde semah sözcüğüne şöyle yer vermiştir:

Semahlar Ne Zaman Dönülür?

 

Semahlar muhabbet cemlerinde, cemin sonuna doğru yapılır. Muhabbet toplantısının sonunda bütün kadın ve erkekler beraberce semaha kalkarlar. Görgü cemlerinde belli aralıklarla dönülür, ancak burada bir sıra izlenir. Önce çerağ uyarılma işlemi yapılır. Âşıklar nefes okur. Cemdeki dede ya da babanın izni ile ilk semah yapılır. Bundan sonra dönülecek semahların kendi aralarında bir sırası var­dır. Semahlar gençleri alıştırmak için yapılan, Koldan Kopan erkânında Nevruz'da ve Hıdırellez'de yatırlarda dönülür.

Semaha Kimler Girer, Kimler Giremez?

 

Ceme, semahlı toplantılara karı-koca gidilmesi şarttır. Dul kadın ve dul erkekler de gidebilirler. Çünkü onlar daha önce karı koca cem­lere gittiklerinden ve bunların durum ve kimlikleri gerektiği şekilde anlaşıldığından, yalnız gelmelerinde bir mahsur görülmemektedir. Ceme davet etmek de ilk baştan bu kaidelere uymakla olur. Davetsiz hiç kimse ceme gelemez, semaha katılamaz ve bu durum her zaman göz önünde tutularak takip edilir. Kısaca düşkün olan kişi veya kişiler ceme katılamaz, semah dönemezler. Bazı yörelerde mürşit, semaha kalkanlar için cem erenlerine onları sorar ve öyle destur verir.

Alevi-Bektaşi toplumu içinde iyi semah dönen belirli kişiler bu konuda şöhret olmuşlardır. Hatta "Semahçıoğulları" gibi soyadlar almışlar ya da sülale olarak bu şekilde tanınmışlardır. İyi semah dönen kişilerin yapılması gereken belli hareketlerde, yaptık­ları kıvrak ve aynı zamanda vakur hareketleri görmek gerekir. Yü­rüyüşteki mimik, eda, tavır, ritme uyan ince nüanslar, topukların ay­rılmasını takiben ayak parmaklarının birbiri üzerine bel hareketine uygun olan teması, aksak gibi yürürken düz harekete geçiş ve bütün bunlar esnasında nefes söyleyenlerin tonlarına göre "Ya Şah!" diye dem tutmak harika bir görsellik oluşturmaktadır. Fakat buradaki kıv­raklık, hareketlilik hiçbir zaman ciddiyet sınırını aşmaz.

Semah dönenlerin kıyafetleri halkın günlük kıyafetidir ve temiz olmasına dikkat edilir. Semah, belli bir özel kıyafet gerektirmez; ancak bazı yörelerin (Tokat gibi) kendilerine özgü özel kıyafetleri de vardır. Eski dönemlerde semah dönen kadınlar üç etek ve fistan giymişlerdir. Kı­yafetlerde yöreden yöreye bir farklılık ortaya çıkmaktadır. Doğuda ka­dınlar baş açık semah dönmez; erkekler mendil ya da puşi (poşi, puşu, poşu) bağlarlar. Semahın bütün kurallarında öze önem verildiği için şekil önemli değildir.

 

Semah Bölümleri

 

Semahlar ya ağırlama ve yeldirme (yellendirme, yürütme, yeğinleme, pervaz, çark vb.) olmak üzere iki; ya da ağırlama, karşılama(canlandırma, yürüme) ve yeldirme (dönme, hızlanma) olmak üzere üç bölümlüdür. Ağırlama ile yeldirme arasındaki canlandırma bölü­mü bir geçiştir. Yer yer değişiklikler göstermesine rağmen semahlarda ağır ve yavaş olan hareketin ardından daha canlı bir bölümün gelme­si değişmez kaidedir; bazen bunlar hemen birbirinin ardından gelir, bazen de ağırlamadan sonra düvaz okunur. Bazı yeldirmelerin son bölümleri büsbütün canlı, çok süratli ve hareketlidir. Ayrıca öyle se­mahlarla karşılaşmaktayız ki; bir ağırlama ve yeldirme bölümünden sonra araya düvazlar girerek ikinci bir ağırlama ve yeldirme bölümü tekrar bulunur. Semah başlamadan önce ve bitiminde ise dede dua ver­mektedir.

Ağırlama, semahın birinci bölümünün ezgisi anlamında kullanıl­maktadır. Genellikle bu bölüm 6+5 ya da 4+4+3 duraklı ve 11 heceli­dir. abab, cccb, dddb şeklinde kafiyelidir. Ağırlamada erler kollarını sağa ve sola hareket ettirirler; bacılar da aynı hareketi kollarını omuz­dan yukarı kaldırmamak üzere yaparlar; ayaklar müziğin ritmine göre ileri geri gider. Bu bölüm semahın diğer bölümlerine göre daha yavaştır. Düzgün ve aksak tartımlıdır. Bu bölümde bir hazırlık söz ko­nusudur. Müzik, ritm, söz ve hareketler bu bölümün karakterine uy­maktadır. Yusuf Ziya, ağırlamayı "cemde ayak kesmeden yapılan bir semah" olarak tanımlar ve biz de doğal olarak ilk semahın ağırlama olduğunu kabul etmekteyiz. Bunun yanında önemle belirtmemiz ge­reken bir konu vardır ki; bazı yörelerin semahlarında ağırlama bölü­mü yoktur.

Yeldirme, semahın ikinci bölümüdür. Bazı bölgelerde yeldirmeye geçilirken semahçılar birbirlerine niyaz etmektedirler. Bu bölümde müziğin ritmine uygun beden hareketleri ile yürünür. Semahlara adını veren ve semahın müzik karakterini görebileceğimiz bölüm, bu bölümdür. Bu bölümdeki dönüşler söze ve müziğin ritmine uygundur. Yeldirme bölümünde, ağırlama bölümündeki deyişin bir bölümü hızlı söylenebilir ya da bu bölümde yeni bir deyiş okunur. Bazı semahlar­daki yeldirme bölümü kendi içinde küçük bölümlere ayrılır ve burada da yavaştan hızlıya gitmek söz konusudur. 6+5 ya da 4+4+3 duraklı ve 11 hecelidir ya da 4+4 duraklı 8 hecelidir. Yeldirme bölümü ağır bir seyirde de, hızlı bir seyirde de bitebilir, ancak nadir ol­makla birlikte bazı semahlarda bitiş ritmi bu bölümün hızından biraz daha ağır seviyede olabilmektedir. Ozanın adı bulunan son kıtada yani, şah beyitte, ozana gösterilen saygıdan dolayı bir müddet durul­maktadır. Ozanın adı geçen dize bitince tekrar aynı ritme devam edi­lir. Bazı yörelerde ağırlama ve yeldirme arasında bulunan düvazlar genellikle 11 hecelidir.

Semah bittiği zaman, semah dönenler oldukları yerde sağ ayak baş parmağı sol ayak baş parmağı üzerine, sağ el sol el üzerine gele­cek şekilde göğüs üstünde bağlanır. Vücut hafifçe öne eğilir, oturan­lar da aynı şekilde secde durumuna gelirler. Burada dede şu şekilde semahın bitiş duasını verir:

 

"Allah Allah. nur-u nebi keremi, pirimiz üstadımız Hacı Bektaş Veli, On İki İmam, On dört masum-ı pâk, on yedi kemer-best, doksanbin Horasan eri hazretleri üzerinde hazır ve nazır olan münkirler, münafıklar berbat ola, geceler hayır ola, semahlar kabul ola, hayırlar fethola şerler def ola. Hünkar Hacı Bektaşi Veli devranına hü...”[6][15] [15]

Semahta Figür

 

Semahta, semah dönen kişinin bağımsızlığı ana ilkedir. Her semah dönen kişi kendi içinde bağımsızdır. Bu durumda, bağımsız parçaların bütüne uyumları söz konusudur. Semah figürleri çok ha­reketlidir ve bu hareketliliği ifade eden bir güzelliğe sahiptir. Figür olarak incelediğimizde kökende dini olan semahlar, görünümde halk oyunları gibi algılanabilir.

Semahlarda el ele tutuşmak, bel bele tutuşmak ve birbirine do­kunmak yoktur. Yalnız erkeklerin ayakları, kapalı yerde yapılan se­mahlarda çıplaktır ve yalnız kadınların döndüğü semahlarda da bu kurala uyulur. Semah dönenler açılan boşlukta oldukları yerde değil, meydanda halka halinde birbirlerini karşılamak sureti ile dönerler. Semah dönerken genellikle el çırpmak da yoktur; ancak bazı yöreler­de buna rastlamaktayız. Semah dönmek isteyen kişi önce izler, daha sonra gençler ya da gönüller semahında semaha girer. Bu semahlar alıştırma semahları olduğu için iyice öğrenilir ve daha sonra diğer se­mahlarda yerlerini alabilirler. Bektaşi ve Alevi semahları sadece vücu­dun mihveri etrafında dönüş hareketinden ibaret değildir; belirli ezgi­lerin kesin ritmlerine uygun çeşitli kol ve ayak hareketlerinden oluşmaktadır ve bazı yerlerde pervaz terimi de kullanılabilir.

Semahlardaki figürler bütünüyle doğadan alınmıştır. Figürler do­ğanın stilize edilerek sembolleştirilmesidir. Bu yüzden her bölgenin semahında özel bir yön vardır. İzmir, Aydın, Denizli, Isparta, Antalya, Malatya, Sivas, Nevşehir, Manisa, Erzincan semah gruplarının hepsinde ortak taraflar olduğu kadar, bölgesel karakter taşıyan farklı fi­gürler de vardır. Turna semahı, turna adlı kuşun kanat vuruşu, uçuş ve duruşunu canlandıran figürlerle oynanır. Turna ile Hz. Ali arasın­da bir ilgi düşünülmüştür ve bir çok Bektaşî-Alevi şiirinde buna deği­nen mısralar bulunmaktadır. Kırat semahı, güneşin çevresinde yıldız­ların pırıldayışını ve dönüşünü ele almıştır. Tokat ve Şarkikarahisar semahlarında da yine evrenin fezada hareketleri canlandırılmaktadır. Erzincan semahı, bildiğimiz erkan semahıdır. Sade ağır kol hareketle­ri ve buna uygun adımlarla yapılan bu semahın kendine özgü ağır­başlı bir havası vardır

Anadolu'daki ve Rumeli’deki semahlar arasında figür farklılıkları görülmektedir. Denizli'de, Isparta’da, İzmir-Seferihisar-Bademler kö­yünde semahların figürleri kendine özgüdür. Buna karşılık Bulgaris­tan'dan Trakya’ya göç eden Çorlu (Babai) Bektaşi-Alevilerinin semah figürleri apayrıdır. Bu bölgede en bilinen semah, Çorlu semahıdır. Bu semahın yanında çabuk semah adıyla anılan bir semah daha döner­ler ve bu semahı "kadril"e benzetebiliriz. 16 kişilik semahta dört kişi­lik sıralar halinde bulunan semahçılar birbirlerini taraklar şekilde ge­çerlerken önde ve yanlarda bulunan arkadaşlarına hiç dokunmazlar. Oldukça süratli olan bu semahta yarım ölçüye bir ayak hareketi düşer. V. Lütfi SALCI'nın Kadril'e benzettiği 16 kişilik çabuk semahın nefesini aktarırsak:

 

 

Biraz önce de değindiğimiz gibi, erkek-kadın (er-bacı) birbirine hiç dokunmadan ve el ele tutuşmadan semah dönerler. Kollar, bazen kuş uçuşunu andırır şekilde, bazen de ileri uzatılıp geri çekilmesi şeklinde hareket ettirilir ve bu yapılırken ritmik, zarif ve estetik bir görünüm hakimdir. Bazen de eller niyaz durumunda göğüste çapraz­lanır. Ayaklar bağlamaya ve müziğe uymuş olarak, eller gibi çok rit­mik şekilde ve sağ ayak parmakları sol ayak parmaklarını örterek (ayak mühürlenerek) yürünür ve oynanır. Bu arada semah yapanlar mürşide ve çerağ tahtına arkalarını dönmezler; hızlı semahlar da bile buna özen gösterilir. Mürşit ve mürşidin yanında duran çerağ tahtı­nın önünden geçerken, yüzleri bunlara doğru dönük olan semahçılar, bu geçişleri sırasında, mürşidi hafif baş keserek selamlar ve niyaz etmiş olurlar. Semah nefesini okuyanlar, şâh beyite gelince, semah dönenler oldukları yerde hareket etmeden dururlar ve ozanın adı geçen mısra okunup bitince tekrar eski figürlerle semahın ahengine dikkat ederek dönerler. Bu, şaire, ozana saygı duruşudur ve onlara verilen değeri göstermektedir.

Bu durumda karşımıza iki ana semah figürü çıkmaktadır; birin­cisinde semahçılar karşı karşıya gelirler ya da halka oluşturulur, bir kuşun uçuşu gibi kollar aynı zamanda ileri kaldırılarak göğse kavuş­turulur; ikincisinde ise, yürüyüş söz konusudur. Burada da müziğin temposuna uygun, ayak parmakları birbiri üzerine konularak yürü­yüp dolaşılır. Birbirlerine değmeyen, yana açılmış el ve kol hareketleri ile yapılan dönüşler (çarhlar, pervaneler) kanatlanmış turnaları andır­maktadır.

Hacı Bektaş Veli müzesinde, kırklar meydanında teşhir edilen büyük bir pirinç şamdan karidesi vardır. Bu şamdan üzerinde ustaca süslemeler arasında çizilmiş çember şeklinde bölümler içinde kudüm, tanbur... gibi müzik aletlerini çalanlar ile semah yapanların semah figürleri kalemle oyulmuştur ve oldukça ilginçtir.

 

SEMAHLARIMIZ

 

Arapça bir sözcük olan Semah, Türkçede Gökyüzüne yükselme anlamına gelir. Topluca yapılan Ayn-i Cem ibadetlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Cemlerdeki, her biri ayrı bir anlam ve öneme sahip olan oniki hizmetlerden biridir. Geleneksel inanca göre kaynak Kırklar Cemine dayanır.

Semah, Alevi inancının müzik, söz ile birlikteliğini temel alan bir coşku halidir. Aynı zamanda ibadet (zikr'le ayin) olarak görülen bu coşku hali, Aleviliğin ayırtedici özelliklerindendir. Semah aynı zamanda Tanrı aşkına ulaşmak için ortaya çıkan coşkunun bir tür dışavurumu olarak da yorumlanır.  Alevi geleneğine göre Semahın kaynağı Kırklar Meclisi  olup, ilk semahın Kırklar Meclisinde dönüldüğüne inanıp itikat edilmektedir.

 

 

Semahlar muhabbet cemlerinde, cemin sonuna doğru yapılır. Muhabbet toplantısının sonunda bütün kadın ve erkekler beraberce semaha kalkarlar. Görgü cemlerinde belli aralıklarla dönülür, ancak burada bir sıra izlenir. Önce çerağ uyarılma işlemi yapılır. Âşıklar nefes okur. Cemdeki dede ya da babanın izni ile ilk semah yapılır. Bundan sonra dönülecek semahların kendi aralarında bir sırası var­dır.

 

Mevlevilerde de semah vardır fakat bu yine de Alevi semahlarından köklü bir şekilde ayrılır. Zira Mevleviler Islamın şeriat kuralları gereği Semalarında sadece erkeklere yer verirler. Kadınlar semaha alınmazlar.

Alevilerde ise kadın-erkek ayrımına yer yoktur (Alevilikte hepsi Can'dır). Bu yüzden kadın-erkek birlikte dönerler. Alevi inancında üç, beş, yedi, dokuz, oniki gibi sayıların özel bir anlamı olduğu için, semah dönen canların sayıları bunlara göre tertiplenir.

Semahların bir özelliği de baş açık, yalın ayak (üryan-büryan) dönülmesidir.

 

Semah dönenlerin kıyafetleri halkın günlük kıyafetidir ve temiz olmasına dikkat edilir. Semah, belli bir özel kıyafet gerektirmez; ancak bazı yörelerin (Tokat gibi) kendilerine özgü özel kıyafetleri de vardır. Eski dönemlerde semah dönen kadınlar üç etek ve fistan giymişlerdir. Kı­yafetlerde yöreden yöreye bir farklılık ortaya çıkmaktadır. Doğuda ka­dınlar baş açık semah dönmez; erkekler mendil ya da puşi (poşi, puşu, poşu) bağlarlar. Semahın bütün kurallarında öze önem verildiği için şekil önemli değildir.

 

Semahlar ya ağırlama ve yeldirme (yellendirme, yürütme, yeğinleme, pervaz, çark vb.) olmak üzere iki; ya da ağırlama, karşılama (canlandırma, yürüme) ve yeldirme (dönme, hızlanma) olmak üzere üç bölümlüdür. Ağırlama ile yeldirme arasındaki canlandırma bölü­mü bir geçiştir. Yer yer değişiklikler göstermesine rağmen semahlarda ağır ve yavaş olan hareketin ardından daha canlı bir bölümün gelme­si değişmez kaidedir; bazen bunlar hemen birbirinin ardından gelir, bazen de ağırlamadan sonra düvaz okunur. Bazı yeldirmelerin son bölümleri büsbütün canlı, çok süratli ve hareketlidir. Ayrıca öyle se­mahlarla karşılaşmaktayız ki; bir ağırlama ve yeldirme bölümünden sonra araya düvazlar girerek ikinci bir ağırlama ve yeldirme bölümü tekrar bulunur. Semah başlamadan önce ve bitiminde ise dede dua ver­mektedir.

 

Ağırlama, semahın birinci bölümünün ezgisi anlamında kullanıl­maktadır. Genellikle bu bölüm 6+5 ya da 4+4+3 duraklı ve 11 heceli­dir. abab, cccb, dddb şeklinde kafiyelidir. Ağırlamada erler kollarını sağa ve sola hareket ettirirler; bacılar da aynı hareketi kollarını omuz­dan yukarı kaldırmamak üzere yaparlar; ayaklar müziğin ritmine göre ileri geri gider. Bu bölüm semahın diğer bölümlerine göre daha yavaştır. Düzgün ve aksak tartımlıdır. Bu bölümde bir hazırlık söz ko­nusudur. Müzik, ritm, söz ve hareketler bu bölümün karakterine uy­maktadır.

 

Yeldirme, semahın ikinci bölümüdür. Bazı bölgelerde yeldirmeye geçilirken semahçılar birbirlerine niyaz etmektedirler. Bu bölümde müziğin ritmine uygun beden hareketleri ile yürünür. Semahlara adını veren ve semahın müzik karakterini görebileceğimiz bölüm, bu bölümdür. Bu bölümdeki dönüşler söze ve müziğin ritmine uygundur. Yeldirme bölümünde, ağırlama bölümündeki deyişin bir bölümü hızlı söylenebilir ya da bu bölümde yeni bir deyiş okunur.

 

Üçüncü aşama ise, içindeki sonsuz kuvvet ve kudret olan Hakkla bütünleşme aşamasıdır. Artık çarka girmiştir, sadece dünyayla (zahirle ) değil, kendi benliğiyle de bağı kesilmiştir. Bu son aşamada Hakk'la Hakk olan semah dönen canlar, içsel dünyanın derinliğine dalarak derin bir cezbe (kendinden geçme, taşma, trans) hali yaşar.

 

Semah bittiği zaman, semah dönenler oldukları yerde sağ ayak baş parmağı sol ayak baş parmağı üzerine, sağ el sol el üzerine gele­cek şekilde göğüs üstünde bağlanır. Vücut hafifçe öne eğilir, oturan­lar da aynı şekilde secde durumuna gelirler. Burada dede şu şekilde semahın bitiş duasını verir:

 

SEMAHLAR SAF OLA, MUNAFIKLAR BERBAT OLA, GÖNÜLLER ABAD OLA,

 

 YIGITLER MEYDAN OLA, YARDIMCIMIZ MERT OLA, HIZMETLERIMIZ BOSA

 

GITMEYE, SEYIR ICIN OLMAYA, HAK ICIN OLA, DONDUGUMUZ SEMAH

 

KIRKLARIN SEMAHI OLA, BIRLIGIMIZ, DIRLIGIMIZ KAIM VE DAIM OLA,

 

DERGAHI ILAHIYE KAYIT OLA.

                                                          

GERCEGE HU,   MUMINE  YA ALI. 

 

Semahlarda  Mürşid'i temsilen postta oturan dedeye sırt dönülmez. Postun önünden geçerken cemal cemale gelinir, ki bunun da Alevi inancında önemli bir anlamı vardır. Hilmi dedebabanın bir nefesinde bunun anlamı şu dizelerle dile getirilir: Tuttum aynayı yüzüme, Ali göründü gözüme, nazar eyledim özüme, Ali göründü gözüme.

Semahlarda el ve ayak hareketleri mistik anlamlar içerir. Bir elin avuç içinin göğe dönük, diğerinin yere dönük olması, Alevi Sufi ve dervişlerinin deyimiyle „Haktan aldığını halka vermek“ anlamına gelir.

 

Semahta figűr, semah dönen kişinin bağımsızlığı ana ilkedir. Her semah dönen kişi kendi içinde bağımsızdır. Bu durumda, bağımsız parçaların bütüne uyumları söz konusudur. Semah figürleri çok ha­reketlidir ve bu hareketliliği ifade eden bir güzelliğe sahiptir. Figür olarak incelediğimizde kökende dini olan semahlar, görünümde halk oyunları gibi algılanabilir.

Semahlarda el ele tutuşmak, bel bele tutuşmak ve birbirine do­kunmak yoktur. Yalnız erkeklerin ayakları, kapalı yerde yapılan se­mahlarda çıplaktır ve yalnız kadınların döndüğü semahlarda da bu kurala uyulur. Semah dönenler açılan boşlukta oldukları yerde değil, meydanda halka halinde birbirlerini karşılamak sureti ile dönerler. Semah dönerken genellikle el çırpmak da yoktur;

 

Bektaşi ve Alevi semahları sadece vücu­dun mihveri etrafında dönüş hareketinden ibaret değildir; belirli ezgi­lerin kesin ritmlerine uygun çeşitli kol ve ayak hareketlerinden oluşmaktadır ve bazı yerlerde pervaz terimi de kullanılabilir.

 

Semahlardaki figürler bütünüyle doğadan alınmıştır. Figürler do­ğanın stilize edilerek sembolleştirilmesidir. Bu yüzden her bölgenin semahında özel bir yön vardır. İzmir, Aydın, Denizli, Isparta, Antalya, Malatya, Sivas, Nevşehir, Manisa, Erzincan semah gruplarının hepsinde ortak taraflar olduğu kadar, bölgesel karakter taşıyan farklı fi­gürler de vardır. Turna semahı, turna adlı kuşun kanat vuruşu, uçuş ve duruşunu canlandıran figürlerle oynanır. Turna ile Hz. Ali arasın­da bir ilgi düşünülmüştür ve bir çok Bektaşî-Alevi şiirinde buna deği­nen mısralar bulunmaktadır. Kırat semahı, güneşin çevresinde yıldız­ların pırıldayışını ve dönüşünü ele almıştır. Tokat ve Şarkikarahisar semahlarında da yine evrenin fezada hareketleri canlandırılmaktadır. Erzincan semahı, bildiğimiz erkan semahıdır. Sade ağır kol hareketle­ri ve buna uygun adımlarla yapılan bu semahın kendine özgü ağır­başlı bir havası vardır [1][18].

 

Biraz önce de değindiğimiz gibi, erkek-kadın (er-bacı) birbirine hiç dokunmadan ve el ele tutuşmadan semah dönerler. Kollar, bazen kuş uçuşunu andırır şekilde, bazen de ileri uzatılıp geri çekilmesi şeklinde hareket ettirilir ve bu yapılırken ritmik, zarif ve estetik bir görünüm hakimdir. Bazen de eller niyaz durumunda göğüste çapraz­lanır. Ayaklar bağlamaya ve müziğe uymuş olarak, eller gibi çok rit­mik şekilde ve sağ ayak parmakları sol ayak parmaklarını örterek (ayak mühürlenerek) yürünür ve oynanır. Bu arada semah yapanlar mürşide ve çerağ tahtına arkalarını dönmezler; hızlı semahlar da bile buna özen gösterilir. Mürşit ve mürşidin yanında duran çerağ tahtı­nın önünden geçerken, yüzleri bunlara doğru dönük olan semahçılar, bu geçişleri sırasında, mürşidi hafif baş keserek selamlar ve niyaz etmiş olurlar. Semah nefesini okuyanlar, şâh beyite gelince, semah dönenler oldukları yerde hareket etmeden dururlar ve ozanın adı geçen mısra okunup bitince tekrar eski figürlerle semahın ahengine dikkat ederek dönerler. Bu, şaire, ozana saygı duruşudur ve onlara verilen değeri göstermektedir.

 

Bu durumda karşımıza iki ana semah figürü çıkmaktadır; birin­cisinde semahçılar karşı karşıya gelirler ya da halka oluşturulur, bir kuşun uçuşu gibi kollar aynı zamanda ileri kaldırılarak göğse kavuş­turulur; ikincisinde ise, yürüyüş söz konusudur. Burada da müziğin temposuna uygun, ayak parmakları birbiri üzerine konularak yürü­yüp dolaşılır. Birbirlerine değmeyen, yana açılmış el ve kol hareketleri ile yapılan dönüşler (çarhlar, pervaneler) kanatlanmış turnaları andır­maktadır.

 

 

Cemlerde ki davraniş olarakta meydana gelişlerde ve edep erkan’a uyuşlarda işinize yarayacak dar şekillerinide aşşağıda bildirmek isterim. Bu şekiller genellikle meydana gelince duruş, niyaz ve dar duruşunu simgeler.

 

 

 

 

 

 

 

Dara durmak

 


Dar, kıyamla Allah'ın huzurunda durmak demektir. Dört türlüdür:


1-Mansur darı yani mansur gibi Hak yoluna serini vermektir. Ayakta dosdoğru durup elini yani sağ elini kalbinin üzerine koyup, sol elini yanına salarak durur. Şekilde görüldüğü gibi.

Şekil 1

2- Fazlı darı Kafirler Fazlı'nın karnına hançer saplamışlardı. Fazlı, eğilip  elini karnının üstüne basmıştı. Şekil 2 de görüldüğü gibi.





Şekil 2

3- Nesimi hazretleri taassubun batıl inancını pervasızca tenkit ettiğinde Nesimi sultanı oturtup derisini yüzdüler. Şekil 3 de görüldüğü gibi.





Şekil 3

4 — Fatime darı, Resulü Ekrem efendimizin yanında bulunan torunları Hasan'la Hüseyin (A.S.) dan su istedi. İkİsî birden koştular dedelerine su getirmek için İmam Hüseyirj acele ettiğinden sol ayağının baş parmağı bir şeye dokundu kanadı. Utancından dedesi görmesin diye sağ ayağının baş parmağını kanıyan parmağın üzerine kapattı. Fatime ana parmağını sardığı için Fatime darı denildi. Şekil 4'de görüldüğü gibi.






Şekil 4
Talibler meydan yerine geldiklerinde önce Mansur darını, sonra Fazlı darını üçüncü de Nesimi darını dördüncüsü Fatime darını eda ederler. Önce Mansur gibi doğru durur sonra Fazlı gibi eğilir, niyaz olduktan sonra Nesimi gibi oturur. Fatime darı ise her üç darda da eda edilir. Cemaata geldiğinde ve gittiğinde sağ ayak parmağı sol ayak parmağı üzerine konur. Muhammed Ali'nin yolunda dar mukaddesdir Dar çok önemlidir.
Talibler darda İken edep erkân oturulur .Pirden başka kimse konuşamaz. Her sahada dara taazimle hürmet gösterilir. Çünkü dar Muhammed Ali'nindir.

 

 

                                                                             Seyit (araştırmalar)    11/05/2006                  


 

 

Semahlar

 

Tasavvuf ehlinin, müzik aletleri de çalınarak söylenen neşidelere uyup vecde gel melerine, raks etmelerine, dönmelerine denir. İslam Ansiklopedisi’ne göre ise; aslında “sem” kökünden, “sam” veya “sim” gibi bir mastar olup, “işitmek, duymak, dinlemek, işitilen söz, iyi şöhret ve iyi anılma, şarkı dinleme” ve nihayet, “yarı dini mahiyette çalgılı ve şarkılı ziyafet” gibi türlü manalara gelmektedir.

 

 Semahlar Anadolu Halk Kültürü’nün müzikal dehası olup, Alevi-Bektaşi toplumunun yüksek müzik zevkinin en bariz örneklerindendir. Kelime

anlamına bakarsak; Abdülbaki Gölpınarlı’nın Tasavvuftan Dilimize Gelen Deyimler ve Atasözleri” adlı kitabına göre sema; (sima) 5 Arapça, “duymak”, “işitmek” anlamında bir sözdür.

 

Bu çeşit manalar, birkaçı hariç diğerlerinin, kelimenin Eski Arapça’daki “şarkı söyleme” veya “çalgı çalma” manası ile yakından ilgili olduğu açıkça görülmektedir.

 

İşitmek, duymak, dinlemek kökünden gelen Semah sözcüğü “samah”, “zamah”, “samak” gibi çeşitli şekillerde söylenmektedir.

 

Tamamıyla Alevi-Bektaşi topluluğuna ait olan semahlar, Doğu Karadeniz’de en az olmak üzere bu topluluğun yaşadığı bütün yörelerde mevcuttur. Ancak bugüne kadar derlenmiş eserler itibarıyla, Sivas, Erzincan, Malatya, Urfa, Muğla (özellikle Fethiye), Denizli ve Ege geneli ile Antalya’da yaygındır.

 

Semahlar, Alevi Toplumu’nun gizli dernek toplantılarıdır ve dinsel ibadetlerin yerine getirildiği özel günlerde yapılır. Hasat mevsimi gibi yılın belirli günlerinde de yapıldığı söylenmektedir. Dini özellikleri dolayısıyla, gelişigüzel zaman ve mekanlar da oynanmaz. İki, dört, altı, sekiz veya daha fazla kişiyle oynanan oyunlar olup, tek oynandığı görülmemiştir. Semahların karışık oynandığı yerlerde, kadınlarla erkekler arasında belli bir hısımlık, yakınlık gözetilir. Bazı yörelerde çok yakın komşuluk birlikte oynamak için yeterlidir. Bu tarz toplantılarda kadınla erkek arasında herhangi bir erkeklik, dişilik davranışı söz konusu olamaz, böyle davranan kişiler çok ayıplanır ve topluluğa bir daha kabul edilmezler.

 

Semahların oynandığı Cem Ayinleri’nin en büyük özelliklerinden biri müziğe ve oyuna gösterilen saygıdır. Bu toplantılarda semah oynanırken oturulmaz, ayakta dinlenilip seyredilir. Bağlama bazı yörelerde kutsal sayılıp duvara, insan boyunun bir karış üstüne gelecek şekilde ve Kuran-ı Kerim’le yanyana asılır. Saz çalınacağı zaman, sazı çalacak olana veren kişi öpüp başına koyar, alan kişi de öpüp başına koymadan çalmaya başlamaz.

 

Semahlar karşılıklı durarak ve ayrık düzende (eller veya kollardan tutuşmadan), Cem Bezmi’nin ortasında açılan boşlukta, dolaşarak oynanır. Çerağ Mumları’nın yandığı “Çerağ Tahtı” denilen yere gelinince, yüzler o tarafa döner, eller hürmetle göğüste birleştirilip boyun hafifçe eğilir. Bu mevkiye sırt dönülmez, orası kutsal bir köşedir. Semah Nefesi okunurken nefesin son kıtasında, şairin şah beyiti geldiğinde oyuncular oldukları yerde hareketsiz kalır, şairin adına hürmeten bu bölümde oynanmaz. Semahlar yalnız bağlama eşliğinde oynanır. Tunceli ve Ege semahlarında kemane de bağlamaya eşlik eder. Davul, zurna (yakın zamana kadar gizli oynandığı için), hiç kullanılmaz. Bazı semahlarda sazlar bir çeşit pedal görevi yaparak, karar sesi civarında dola şan sabit bir melodiyi çalarlar. Hemen bütün semahlar da birbirine benzeyen bu ezgi, vokal bölümü de dahil olmak üzere, bütün eser boyu devam eder. Ton değişirse, sazlar da o tona uygun başka bir sabit melodiye geçerler. (Örn. Bir Kız ile Bir Gelin - Fethiye) Semahlar, özellikle ritmik yapıları bakımından, Türk Halk Müziği Repertuarı’nın en önemli eserlerini oluştururlar. Ana Usuller, (2,3,4 ve üçerli şekillerinden 12) ve Birleşik Usullerin(5,7, 8, 9) tamamıyla, 10 zamanlı Karma usul, semahlar içinde mevcuttur.

 

Semahlar tek veya birkaç bölümlü olabilirler. Çok bölümlü semahlarda bölümler genellikle birbirinden farklı tonlardadır. İki bölümlü semahların ilk bölümleri “Ağırlama”, ikinci bölümleri ise “Yeldirme”, “Yürütme”, “Pervane” veya “Pervaz” adlarını alırlar. (Örn. Ya Hızır Semahı - Arapkir). Eğer semah üç bölümlüyse, ilk bölüme “Ağırlama”, ikinci bölüme “ İki Ayak” veya “Yürütme”, üçüncü bölüme ise “Yeldirme” veya “Pervaz” denilir. (Örn. Yüce Dağ Başında Bir Koyun Meler -Fethiye). Dört bölümlü semahlar yine “Ağırlama”yla başlar, “ikileme”yle devam eder, “Yürütme”ye geçilip, “Yeldirme” ile son bulur. (Örn, Gine Dertli Dertli-Sivas)

 

En önemli ritmik özellikleri ise bazı semahlarda birkaç değişik ritm kullanılmasıdır. Ritmik değişiklikler çoğunlukla bölüm geçişlerinde olur ‘ki genellikle aynı anda’ ton da değişmektedir. Tempoları açısından gittikçe hızlanan bir sıra takip ederler. Bazı semahlarda ise, ağır-hızlı-ağır- hızlı düzeni görülür. (Örn. Bugün Yasta Gördüm - Urfa) Ancak bütün semahlar biterken ağırlaşırlar. Bazı Arguvan Semahları arasında temposu sabit olanlara rastlanmış tır.

 

Sonuç olarak semahların tanıtılabileceği en kısa özet bu olabilir. Müzik Analizi derslerinin en yoğun örneklerini teşkil eden semahları, yaratanlara, derleyen ve notaya alanlara, seslendirerek tanınmalarına katkıda bulunanlara Halk Müziği camiası minnettardır.

 

Gamze TÜFEKÇİ-İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Öğretim Görevlisi

Motif Dergisi 29. Sayı

 

II

SEMAHLAR HAKKINDA GENEL BİLGİ

 

Alevi dinsel oyunlarını halk, ''semah, samah, zamah'' gibi yerel sözlerle adlandırır. Semah katı kurallara sokulmamıştır. Bu, onun değişimini ve çok çeşitli dallara ayrılmasını sağlamıştır. Böylece çeşitli semah türleri doğmuştur.

 

Semahlar kentlerde kadının baskı ve peçe altında tutulduğu dönemlerde bile kadın erkek birlikte oynanır. Bu, doğa ile insanın zo­runlu uyumundan kaynaklanır. Semahlar kökende göçebe toplumun dinsel oyunudur. Göçebe toplumlarda ise kadın erkek ayrımı yerleşiklerdeki gibi katı kurallarla ayrılmaz. Doğa, kişiyi günlük yaşamın her kesiminde ve dinsel törenlerde eşit kılar. Böylece semahlar kadın ve erkeklerin birlikte oynadıkları oyun durumuna girer. Yalnız erkeklerce oynanan semah türü neredeyse yok gibidir. Salt erkeklerce oy­nanan semah türüne Sivas, Malatya, Tokat çevresinde oynanan "Ya Hızır" semahı örnek verilebilir. Oysa bu semahın da kadın erkek karı­şık oynandığı olur. Yalnız kadınlarca oynanan semahlar oldukça çoktur. Karışık yapılan semahlarda kadın ve erkek sayısının birbirine yaklaşık olmasına çalışılır. ''Çark'' semahında olduğu gibi kimi se­mahların yalnız kadınlarca oynanması kural haline gelmiştir.

 

Semahlarda yerel ayrılıklar çok görülür. Bunun kökeni de göçe­be toplum yaşam biçiminin devingenliğinden kaynaklanır. Gerektiğinde kurallar yaşam biçimine göre düzenlenir. Ya da yeni kurallar konur. Semahların başlangıcı, oynanışı ve bitiminde görülen bölgesel ayrılıklar biraz da buradan kaynaklanır.

 

 

SEMAHTA KİŞİ

 

Semahların belli sayıda kişilerce oynanmasına özen gösterilir. Bektaşi semahlarını anlatan kaynaklar, semahların 2-4-6-8-10-12 ki­şilik öbeklerce yapıldığını bildirirler. M. Tevfik Oytan semahın başlangıcını şöyle anlatır:

"İlk önce dört can semaha kalkar. Bu ilk semah açılış semahı olduğu için mürşit ve cem erenlerinin tümü ayağa kalkarlar.'' Aynı sayılar Vahit Lutfi Salcı, Bedri Noyan gibi yazarlarca da verilir.

 

Ancak Alevi semahlarının daha çok 3-5-7-9-12 kişilik öbeklerce yapıldığı gözlenir. Gerçekten Aleviler arasında bu sayılara çok önem verilir. Bu sayıların kutsallığına inanılır. Bu sayılar hayırlı dualar durumunda olan gülkbenklerde de anılır. ''Üçler, beşler, yediler, onlar, ikiler'' den yardım ve şefaat dilenir. Son yıllarda semah oyunlarını ko­nu edinen incelemelerde semah oyuncularının sayılan olarak bu sayılar gösterilir. Bizim halktan öğrendiğimiz sayılar da çok kez bu sayıları doğrular durumdadır.

 

Bu durumda semahçıların sayısında bir değişiklik söz konusudur. Vahit Lutfi Salcı, M. Tevfik Oytan. Bedri Noyan gibi Bektaşi tarikatının içinden gelen kişilerin böyle bir konuda yanlış yapmış olmaları düşünülemez. Büyük olasılıkla semahçı sayısındaki bu ayrılık. Alevi ve Bektaşi semahlarından kaynaklanır. Bektaşilerin ve Alevlerin bir bölümü birinci sayılarla. Aleviler ise ikinci sayılarla semah ederler.

 

Ayrıca on altı kişilik, kırk kişilik ve daha kalabalık toplulukla­rın yaptıkları semahlar vardır. On altı kişilik semahın oynanış biçimi başkadır. Dörder kişi karşılıklı dizilirler. Çaprazlama oynarlar. Kırk kişilik semah ise Fethiye Tahtacıları arasında kadir geceleri yapılır. Yeniden doğuşu canlandıran kırklar olayının anısına dayanır. Ama bu semahın kapalı yerde yapılması zordur. Nitekim çok kalabalık öbeklerce oynanan Yatır Semahları da böyledir.

 

 

SEMAHTA EZGİ

 

Semahların ezgisi halk müziğinden kaynaklanır ve türkülüdür. Türkü ile oyun iç içedir. Yörelere göre ezgilerde, vuruşlarda ayrılıklar görülür. Semah ezgileri genellikle 5-7-9 aksak vuruşlu ya da çift vu­ruşlu havalardır. Ezgiler genellikle bağlama ve keman ile çalınır. Vur­malı ve cafcaflı sazlar kullanılmaz. Böylece oyunun kutsallık işlevi ko­runmuş olur;

 

Çepniler de cemde kesinlikle on iki çalgı bulunur. Bu on iki saz aynı türden olabileceği gibi değişik türlerden de olabilir. Semahlar bu on iki çalgı ile çalınır. Tahtacı cemlerinde ise en az iki, en çok on iki çalgı bulundurmak töredir. Genelde Çepni cemleriyle Tahtacı cemleri büyük benzerlik gösterir. Ezgi ve vuruşlarda yörelere göre ayrımlar görülür. Sözgelimi Sıraçlar Köroğlu havası ile semahın yeldirme bölümünü oynarlar.

 

 

 

SEMAHTA GİYSİ

 

Semah yapılırken semahçıların üzerindeki giysiler çok renkli ve değişiktir. Daha doğrusu halkın günlük, bayramlık giysisidir. Belli bir kalıp söz konusu değildir. Erkekler de bacılar da temiz giysileri ile se­mah yapmaya özen gösterirler. Bu giysi bacı için üçetek giyildiği dö­nemlerde üçetektir. Fistan giyildiği dönemlerde fistandır. Giysilerde de eskiye bağlılık söz konusu değildir. Kurallarda biçime değil öze önem verilir. Biçim özü bozmadığı sürece değişebilir.

 

Giysilerde yerel ayrılıklar görülür. Doğu illerinde baş açık se­mah yapmak uygun bulunmaz. Bacıların başları zaten örtülüdür. Erler ise şapka ile semaha kalkmazlar. Semah yapacak erler başlarına mendil, poşu gibi bir şey bağlarlar.

 

 

SEMAHA KALKIŞ

 

Semaha kalkışta da kimi töreler söz konusudur. Bu töreler böl­gelere göre küçük ayrılıklar gösterir. Doğu illerinde semaha kalkmadan önce el, ayak ve yüz yıkanır. Bu bir tür abdest işlevindedir. Kapalı yerlerde yapılan semahlar yalınayak oynanır.

 

Cemde semahlar başlayacağı zaman semahçılar kendiliğinden semaha çıkarlar. Herhangi bir üşengenlik, çekingenlik olursa belli ki­şiler toplumun üstelemesi ile kalkarlar. Genelde semaha kalkmak bir onur sayıldığından böyle üstelemelere karşı direnilmez.

 

Anadolu'nun çeşitli yerlerinde cemde ilk semah yapılacağında önce semahçılar dedeye niyaz ederler. Bu nişanın çeşitli bölgelerde değişik biçimlerde olduğu görülür.

 

Denizli'de er, bacının önünde niyaz eder. Bacı ise sağ elinin parmaklan sol elinin parmakları üzerinde olarak niyaz edenin sırtına hafifçe dokunur biçimde ona niyaz eder. Bu semah iki kişinin oynadı­ğı bir semahtır. er ayağa kalktığında saz yavaş yavaş ve tatlı kıpırda­nışlarla semahı başlatırlar. Kuşkusuz saz ve söz semaha eşlik eder. Bacı bir elinin avucu ile öbür eline tempo tutar. Er kollarını yana açmıştır, bileklerinden başlayarak uygun biçemde kollarını oynatır. Böylece de tempoya uyar. Bunu eşit adımlarla sazın ve sözün vuruşlarına uygun olarak semahçıların oyunu sürdürmeleri izler. Er ile bacı arasındaki aralık sürekli korunur.

 

Erzincan-Maraş yöresinde semaha kalkan er semah başlama­dan bacının elinin içini öper. Ama bu törenin yaygın biçimi bacının erin sağ omzuna niyaz etmesi biçimindedir. İç Anadolu'da Sivas'tan Toroslara değin geniş alanda semahlara böyle başlanır.

 

Kimi bölgelerde semaha erbacı selamlaşması ile başlanır.

 

Antalya Alevilerinin bir bölümünde bacı, erin göğsüne bir şedde bağlar. Elmalı'nın Tekke köyünde bu şedde bağlandıktan sonra bacı secdeye varır.

 

Kimi bölgelerde ilk semah yapılacağı zaman dede ve tüm cem erenleri topluca ayağa kalkarlar. Semahçılar gelip dedenin önünde niyaza dururlar. Niyazdan sonra dede ve cem erenleri yerlerine otururlar. Dede bir gülbenk okur. Semaha böylece başlanır. Bundan sonraki semahlarda ayağa kalkılmaz.

 

 

SEMAHTA FİGÜR

 

Semahlar kökende değişik ve güzel figürlere dayanır. Figürlerin zenginliği ve güzelliği semahların en üstün yanlarından biridir. Kö­kende dinsel görünümde halk oyunu olmalarına karşın kimi ilkelerle öbür halk oyunlarından ayrılırlar. Semahlarda bireyin bağımsızlığı ana ilkedir. Hiçbir semah türünde hiçbir biçimde oyuncular arasında el ele tutuşulmaz. Her semahçı kendi içinde bağımsızdır. semahlarda bağımsız birimlerin bütüne uyumları söz konusudur.

 

Semahlar iki ana figüre dayanır. Bunların başında kuşun uçu­şunu andıran kolların aynı anda kalkıp inişi figürü gelir. İkincisi yürüyüş ve ayak figürüdür. Bunlar arasında da bir uyum vardır. Semahlarda kol ve ayak figürleri dışında vücudun başka bölümlerinin figürleri bulunmaz. Müziğin akışına göre bunlar ivedi ya da yavaş biçimde uyumlu olarak hareket ettirilir. Bu, uzun bir vücut eğitimi isteyen bir uğraştır. Öbür halk oyunlarında olduğu gibi semahlarda da çocuklukta başlayan bir öğrenme olayı vardır. Kişi başlangıçta izleyi­cidir. Belli bir yaşa değin semahları izler. Sonra ''gençler'', "gönüller'' semahı denen semah türü ile oyunun içine girer. Bu, alıştırma daha doğrusu çıraklık dönemidir. Kişi daha sonra oynayış yeteneğine göre öbür semahlarda yerini alır. 

 

 

SEMAH SÖZLERİ

 

Semahlar Türkçe sözlü deyişlerle oynanır. Bu deyişler gizemci halk yazının ürünleridir. Hemen her dönemde Türkçe egemenliğini korumuştur. Başta Hatayi olmak üzeri Pir Sultan Abdal, Kaygusuz, Nesimi gibi ozanların deyişleri semah sözü olarak türküleşmiştir. Us­ta halk ozanlarının dizelerinde Türkçe bir kuyumcu ustalığı ile işlen­miştir. Coşkun ve içli bir şiir geleneği ortaya konmuştur. Sonra on1arıizleyen birçok yerel ozan ortaya çıkmıştır.

 

Semah deyişlerinin bir bölümü doğrudan semah sözü olarak yazılmış olmalıdır. Halk ozanlarının yaklaşık olarak tümü bağlama çalar. Bu nedenle aşık sözü halk arasında "ozan, bağlama çalan ve türkü söyleyen" gibi geniş anlam içerir. Halk ozanlarının büyük çoğunluğu bu üç yeteneği birlikte taşımışlardır. Böylece kimi ozanların doğrudan semah sözü yazmaları ve türküleştirmeleri doğaldır.

 

Dinsel özle beslenen türküler kimileyin belli kuralları, inançları anlatır. Kimi kez ise sevgiyi dile getirir. Kökende sevgi ana konudur . Öbür konular sevgi ekseni çevresine sanılmıştır. Böylece bu dizelerde türkü yolu ile öğütler verilir. Birlik çağrıları yapılır. Sözler dinsel de olsa, dindışı da olsa hep yaşama sevinci doludur, coşkuludur. Se­mahlar yaşamı kucaklayan türkülerdir. Gerek içerikleri, gerek müzik­leriyle öbür türkülerden ayrılırlar. Başka bir bütünlük oluştururlar.

 

Dinsel çarpıcı sözler çevresinde birleşilmiştir. Bu sözlerin ardında yüzyılların acıları, başkaldırıları yatar. Nitekim dinsel tören olan cemlerde söylenen tevhitler de aynı işlevdedir. "Tevhit" sözü birlik. birleşme anlamındadır. Bunlar coşku yüklü çağırışlardır. Bütün içinde se­mah ve tevhitler oyun ve türkü aracılığı ile bir olmayı, birliği amaçlar. Kimi sözcüklerin müzik ve yinelemelerinden yararlanılır.

 

Semah sözlerinde de yörelere göre değişiklik vardır. Müzik ve türkülerde de sürekli değişik gelirler. Çeşitli yörelerde yeni semah sözleri doğar. Yeni semahlar gelişir. Törenlerin yaşadığı sürece bu değişme ve gelişmeler sürer. Bu durum yaşamın değişken olmasından kaynaklanır. Çeşitli yörelerde semah sözlerinin değişik ezgilerle ve vuruşlarla çalındıkları olur. Semah sözleri ile müzik birbirine uygunluk gösterir.

 

 

SEMAHIN ORTAMI

 

İlke olarak semahlar dinsel tören olan "cem" ya da "görgü, görüm" de yapılır. Kutsal inanç bütünün bir birimidir. Salt oyun işlevinde algılanmaz. Semaha kalkıştan oturuşa değin tüm kurallar yöre­lere göre kimi ayrılıklar gösterse bile, belirlenmiştir. Bu kurullar yerine getirilmeden semah dönülmez. Her işlem zincirin bir halkasını oluşturur.

 

Semahların yapıldığı yerlerde etkin bir sıkıdüzen egemendir. tüm görgü töreni boyunca olduğu gibi semahlar süresince de gürültü yapılmaz. Ayrıca semahlar çalınıp söylenirken sigara kullanılmaz. bir şey yenip içilmez. Diz üstü ya da bağdaş kurulup oturulur. Gürültü edenler, uygun olmayan davranışta bulunanlara çeşitli cezalar verilir. Bu cezanın biçimi dedenin ve toplumun kararına bağlıdır. Ceza olarak, toplum için yiyecek, içecek gibi bir şey aldırılabilir. Kişi bir süre ­törenden dışarı atılabilir. Ceza verme konusunda da yerel ayrılıklar vardır. Doğuda suçlunun eline bir kova verilir, bir süre bir kıyıda bekletilir. Sivas-Malatya yöresinde dara çekilir. Kişinin suçu ağır ol­duğunda asa ile vurularak cezalandırıldığı olur.  

 

Alevi dinsel törenleri "Görgü'', "Muhabbet cemi" ve ''Abdal Musa" olmak üzere üçe ayrılır. Görgü cemi yıllık dinsel törendir. İnanca göre bir yıl içinde yapılanların hesabı verilir. Muhabbet cemleri her­hangi bir fırsat nedeniyle bir araya gelindiğinde yapılan cemlerdir. Abdal Musa ise görgülerin sonunda ya da görüm yapılmadığı yıllarda tüm toplumu birlikte tutmak amacıyla bir akşam içine sığdırılan din­sel törenlerdir.

 

Semahlar muhabbet cemlerinde cemin sonuna doğru yapılır. Muhabbet toplantısının sonunda tüm er ve bacılar semaha kalkar. Birinci deste okuyucuları mürşidin iki yanında, ikinci deste okuyucu­ları onların karşısında, üçüncü deste okuyucuların tören odasının sağ ve sol yanında yer alırlar. Birinci deste deyişin ezgisini okur. İkinciler bu ezgiyi bir üçlü aşağı ve yarım ölçü sonradan başlama üzere çok sesli biçimde yineleyerek izlerler. Parçanın sonundaki "la" sesin­de birleşirler. Birinci bölümün yinelenmesi ve ikinci bölümün okunması da bu biçimde söylenerek sürdürülür. Bu okunuş sırasında yanlarda duran üçüncü destedeki kişiler notadaki seslere ''Ya şah-ı Velayet'' diye tempo tutarlar. Orada semah yapanlar da ezginin ve bağlamanın vuruşlarına uygun biçimde ''Ya Şah.. Ya Şah'' diye çağrışırlar.

 

Görgü cemlerinde belli aralıklarla semah yapılır. Ancak bunlar­da da bir sıra izlenir. Önce tören başlar. Çerağ uyandırılır. Aşıklar sazlarına sarılıp bir iki deyiş okurlar. İlk semah bundan sonra cemi yöneten dede ya da babanın izni ile yapılır. Önce ağır ve yavaş hare­ketli semah deyişleri ile başlanır.

 

Semahları cemden ayrı düşünmek ve incelemek yanlıştır. Gerek Aleviliğin kutsal kitabı Buyruk'ta; gerekse halk arasında semah on iki hizmetten biri olarak sayılır. Ancak zaman akışı içinde semahların oynandığı ortamda da bir yumuşama olmuştur. Giderek dede katında yapılan toplantılarda da oynanmaya başlanmış, bunu daha geniş eğlentilerde oynanması izlemiştir. Katı kurallara girmeyen Alevi toplumu ''dinsel ortam'' kuralında da direnmemiştir. Mutlu günlerde, eğlencelerde bir banş şöleni gibi, barış sevinci içinde yapılır olmuştur. Topluluğu daha canlı, daha neşeli tutabilme işlevini üstlenmiştir. Gü­nümüzde düğünlerde bile oynanmaktadır.

 

 

SEMAHTA DÜZEN

 

Semah oyununa önce yavaş hareketli semahla başlanır. Bu ge­nelde oyunların yaygın kuralıdır. Yavaş oyun, bir giriş bir ısındırma amacı güder. Ardından ivedi hareketli bir bölüm gelir. Semahlarda da bu kural geçerlidir. Semahlar genellikle ''ağırlama'' ve ''yeldirme'' bö­lümleri olmak üzere iki bölümden oluşur. Doğal olarak ilk semah ağırlamadır. Kişinin oyuna hazırlanması amacı güder. Söz ve ezgi bu ağırlamaya göre seçilmiştir. Hareketler de bu düzene uygundur.

Ağırlama cemde ayak kesilmeksizin yapılan ilk semah olarak tanımlanır. Ağırlamada erler kollarını sağa sola hareket ettirirler. Bacılar kollarını omuz düzeyinden daha yukarıya kaldırmamak üzere aynı hareketi yan tarafa doğru yaparlar. Söz ve ezgiye uygun olarak ayaklar ileri geri atılır.

Semahlar konusunda yaptığım araştırmalarda genellikle Semahtan bahsederken ''oyundur", ''oynanır'' gibi sözcüklerde karşılaştım. Kendisinin kitabından faydalandığım Sayın Yazar Fuat Bozkurt'ta semahlar konusunu anlatırken oyun, oynanır, semahçı gibi sözcükler kullanmıştır. Bana göre aslında bu sözcükler yerine icra edilir, dönülür ve semazen sözcüklerinin kullanılması daha uygundur.

 

Semahlar dinsel nitelikler taşıdıklarına göre diğer halk oyunlarından ayrılmalıdırlar. Alevi toplumunda kesinlikle ''Semah oynama'' veya "Semah oyunu'' gibi terimler kullanılmaz. "Semah dönme'' veya "dönülür" gibi sözler kullanılır.

 

Semahların oyun mudur? değil midir? konusunda Sayın İbrahim ÖZER (İbrahim Dede) şöyle düşünüyor:

İnsanlar maneviyatta ve tasavvuf ilmine göre basamaklarla, inanarak ve inandıkları o güçle Allah'a varmayı düşünürler. Bunu şu şekilde tarif edebiliriz.

 

1. Şeriat Kapısı     2 .Tarikat kapısı

 

3. Marifet Kapısı   4. Sırr-ı Hakikat Kapısı Semah'ın tarifi şöyle

 

düşünülebilir. Şeriat kapısında yani birin­ci basamakta adı geçen semah bir folklor oyunu olarak düşünülür ve her yörenin kendine has figürleriyle icra edilir.

 

Tarikat kapısında, yani ikinci kapıda semah, gerek Alevilerde, gerek Mevlevilerde, gerek Kadirilerde, gerek Nakşibendilerde yapılan ibadetin bir nevi, bir bölümü olarak düşünülebilir. Aleviler bu semahı bağlama eşliğinde yaparlar. Mevleviler bendir eşliğinde yaparlar, Kadi­riler ve Nakşibendiler davulbazlar eşliğinde yaparlar. 

 

Üçüncü kapı ve üçüncü basamak olan marifet kapısında semah, ilahi bir aşkın vermiş olduğu bir iksirdir. Bu aşk geldiğinde o insan sokakta bile dönebilir. Ve hiç bir çalgıya ihtiyaç görmeksizin de­mircinin demire vurmuş olduğu tempoyu dahi kendine bir müzik kabul ederek o aşka ve meşke kendini kaptırır ve böylece 4. kapı olan Hakikat kapısına yol bulduğuna inanarak kendisini tatmin etmiş olur.

 

Henüz birinci basamakta olan kişiler için semah bir oyun sayılabilir. Çünkü burada kişi henüz çıraklık dönemindedir ve ibadet olayının içine girmemiştir. Bir nevi acemilik dönemidir. Tarikat kapısına gelince semah oyun olmaktan çıkar. Çünkü kişi Semahın ibadetin bir parçası olduğunu anlamıştır ve bunu ibadet amacıyla yapmaktadır

musahiplik

 

Müsahiplik, Alevilerde yol kardeşliği anlamında kullanılır. Bu kardeşlik "kan kardeşliği", "Kan yolu ile akrabalık" dışında kurulan sosyal-toplumsal bir akrabalıktır. "Kan bağına" dayanan "akrabalık" bir anlamda zorunlu akrabalık iken, bu türdeki akrabalık tamamen gönüllülük esasına dayalı bir akrabalıktır. Alevilerin temel ibadeti olan Cem törenleri esas olarak iki türlü yapılır. Birincisi yediden yetmişe herkesin katıldığı cemlerdir. Bunların sınırı oldukça geniştir. Adına "Birlik Cemi" de denir. Bu cemler daha çok gençlere (kız ve erkek) öğretmek amacıyla yapılır. İkinci tür Cemler ise daha dar bir kesimin katıldığı cemlerdir. İşte bu cemlere sadece evli veya müsahip olan çiftler katılır. Bu cemlere "Görgü Cemleri" de denir. Bu Cemlerdeki katılımcılar bir anlamda müsahip olmuş yola girmiş olanlardır. Burada herşey daha disiplinli e kuracıdır. Müsahip olmayanlar bu cemlere alınmazlar. Müsahip olma bunun ön şartıdır. Müsahip ise şöyle olunur: İyi anlaşan iki arkadaş "Yol kardeşi" olmaya karar verdiklerinde önce ailelerinin ve eşlerinin bu konuda rızalarını almaları gerekir. Müsahiplik taraflardan biri ölmedikçe bir kere yapılır. Hayatta sadece bir kişi ile yapılır. Evli olunması ve eşlerinde benimsemesi, anlaşması şarttır. Eğitim düzeyleri, sosyal-toplumsal konumları, ve ekonomik yapılarının birbirleriyle uyumlu olmaları gerekir. Bu uyum sağlanmazsa ileride sorun çıkabilir. Tabi en önemlisi de iki müsahibin ve eşlerinin çok iyi anlaşması gerekir. Müsahip eşleri birbirinin kardeşi, çocukları da kendi çocukları sayılır. Kan bağı ile olan amca çocukları, teyze, hala çocukları birbirleriyle evlenebildiği halde müsahip çocukları asla birbirleriyle evlenemezler. Onlara evlilik düşmez.Müsahipler arasında hem dinsel anlamda yol kardeşliği hem de toplumsal anlamda yol kardeşliği vardır. Kan bağı ile oluşan kardeşlikte aileler ayrı evlerde oturduklarından birbirlerinden sosyal ve toplumsal olarak sorumlu değillerdir. Yani kardeşler birbirinin hatasından sevabından sorumlu değildirler. Cüzdanları ayrıdır. Yardımlaşma olur. Ama müsahiplikteki gibi ortak değildirler. Müsahiplikte ise; iki taraf birbirinin hatasından ve sevabından sorumludur. Namus dışında neredeyse herşey ortaktır. Yani kurulan bu kardeşlik toplumsal sorumluluk ve paylaşım açısından kan kardeşliğinden daha kapsayıcı ve sorumluluk gerektiren bir işleve sahiptir. Kan kardeşleri arasındaki ilişkide cüzdanlar ayrıdır. Ama müsahiplikte cüzdanlar aynıdır. Ayrı düşünmek en büyük zaaf sayılır. Bu sorumlulukları gönüllü olarak kabul eden iki aday dedelerine Mürşitlerine başvurur. Niyetlerini ifade ederler. Dede de onlara müsahip olmanın koşullarını tanıklar huzurunda arar ve sorar. Dede şartları uygun görürse onları huzura alır. Dua alma vaziyetini alarak dua okur. Arkasından da müsahip olmanın zorluklarını anlatır. Özetle; "1- Birbirinize ölünceye kadar yardımcı olacaksınız. 2- Yalan söylemeyecek, haram yemeyeceksiniz. 3- Elinize dilinize belinize sahip çıkacaksınız. 4- Birinizin günahından hatasından diğeriniz sorumlu olursunuz. O nedenle birbirinizin suç işlemesine engel olacaksınız." der. Dede sonra bu gönüllülere bir yıl süre vererek; bu kardeşliğin sürüp sürmeyeceğini hayatınızda deneyin der. Bu süreden sonra hoşnut olarak müsahiplikleri sürerse gene dedeye başvururlar. Bu kez dede perşembeyi cumaya başlayan bir akşam Cem yapar. Bu iki istekli veya başka istekli varsa onlarla birlikte yapılacak müsahip cemine katılırlar. Ceme müsahip adayları eşleriyle birlikte katılır. Beyaz dikişsiz, süssüz elbiseler giyerler. Yapılan törenle müsahip olurlar. Bir Alevi yerleşmesinde örneğin köyde oturan herkesin müsahip olduğu düşünülürse ve müsahiplerin de bu ilkelere bağlı yaşamı olursa, gerçekten o yerleşme toplumsal anlamda birliğin, kardeşliğin hoşgörünün, toplumsal barışın, iktisadi bölüşümün, hakça yapıldığı bir toplumsal yapı oluşmuş olur.

                                                                   NIKAH

 

Nikah toreni için yeni çiftlerin resmi nikahı olup olmadığı sorulur, eğer var ise devam edilir, eğer yok ise orada bulunanların şahitliği  huzurunda yeni çiftlerden ve ailelerinden söz alınarak nikah işlemine geçilir.

 

Evlenecek çiftler anne babaları veya vekilleri ile huzura gelir ;

 

Oğlan kız baba ve anneleri ortaya dara çekilir, birbirleri ile darda razılık işareti olarak tekrar niyaz istenir, niyaz olduktan sonra Zakir (aşık) bir düvaz okur. Dede Allah'ın emri okumaya başlar ve şöyle söyler.

Önce kız babasından başlar:

 

 "Allah'ın emri ile peygamberin kavli Hazreti Hüseyin yolu  İmamı Caferi Sadık Mezhebi üzerine kızın (.................),  ................... oğlu (....................) verdin mi?" der.

 

Kız babası "verdim" dedikten sonra Dede aynısını damat babasınada sorar. Daha sonra,

 

“Allah hayırlı uğurlu etsin. Hazreti Ali, Hazreti Fatima kavli kararı üzerine olsun. Allah hayırlı evlat versin.”

 

Dede bir sofranın űzerine bir tas su (serbet)  konulmasını ve bu tas suyun temiz bir havlu veya bez ile örtűlmesini ister.

                           Edep erkan diyerek dede nikah islemine baslar.

 

Dede;

 

Resmi nikahı  yapmış  olsanız dahı yinede birkez daha sormak isterim.

 

 Allah’ın emri,  peygamberimiz  Hz. Muhammed Mustafa’nın kavli, İmam Cafer-i Sadık hazretlerinin yolu ve erkanı, Fatma anamızın akdı nikahı, yerin gögűn ve hazırda bulunan cemaatin tanıklığı űzere, hiç bir tesir ve baskı altında kalmadan, canı  gönűlden severek, iyi gűnde, kötű gűnde, dar gűnde, ve bollukta ………….kızı / oğlu …………………..es olarak alıp Kabul ettinmi?

 

   Bu soru űç defa evlenecek erkege ve űç defa evlenecek kıza dede tarafından sorulur.

 

Cevebı  alan dede;

 

Hazır bulunan canlar sizlerde bu sözleri duydunuz şahitmisiniz der.

 

Cemaat

                       Allah eyvallah şahidiz         der.

Ardından dede su duayı yapar;

 

Bismişah, Allah,Allah ;

 

İmam Cafer-i Sadık hazretlerinin yolu ve erkanı űzere

Hak Muhammed Ali akd-i nikahınızı kabul eyleye, rızkınızı bol eyleye, kuracağınız yuvada sağlıklı, huzurlu çocuklarınızla mutlu olasınız. Muhannete muhtaç olmayasınız. Bir yastıkta kocayasınız. Ayrılık kırgınlık kötűlűk çekmeyesiniz. Birbirinize ve bűyűklerinize karşı saygılı, kűçűklerinize karşı sevgi dolu olasınız. Yűz kızartıcı suçlardan sakınasınız. Hak Muhammed Ali ah vah dedirtmeye. Kinden, kibirden ve benlikten uzak eyleye. Kazadan beladan ve kötűlűklerden sizleri saklaya. Sevginizi daim kıla. Fatma anamızın akd-ı  nıkahı ola.

Nur-u nebi, kerem-i Ali, Pirlerimiz, erenler, evliyalar  yardımcınız ola.

 

Gerçege hűű, műmine ya Ali

 

Bism-i Şah Allah, Allah!..


Ya Hakk, Ya Muhammed, Ya Ali,
Kıydığımız bu nikahı ve bu birlikteliği mübarek eyle.
Eşlerin ömürlerini uzun, sağlıklı ve mutlu eyle.
Dildeki dileklerine gönüldeki muratlarına vasıl eyle.
Yuvalarını mutlu, nimetleri bereketli eyle.
Ailenize, yurdumuza, ulusumuza hayırlı evlâtlar nasip eyleye.
Aralarınızda ki sevgiyi ve saygıyı sonsuza dek daim eyle.
Ağızlarınız tatlı, günleriniz mutlu, ömrünüz uzun ve kutlu ola.
Soyunuz ve nesliniz de yeryüzünde daim ola.
Nikahlarınız kadim, muratlarınız da hasıl ola.
Verdiğiniz ikrardan dönmeyesiniz.
Pir divanında utanmayasınız.
Birbirinizden usanmayasınız.
Yüce Allah gelecek kazalardan, belâlardan emin eyleye.
Gelinle-damadı ve buradaki kardeşlerimizi de iki cihanda aziz eyleye.
Bu nikah iki evladımıza ve ailelerine de hayırlı ve uğurlu ola.
Ömür boyu mutlu ve huzurlu olmalarını nasip eyleye.
Hz. Muhammed Mustafa ve Hatice-i Kibriya
Ve Hz. İmam Ali ile Hz. Fatma’nın nikahlarının yüzü suyu hürmetine sizlerinde nikahı kutlu, mutlu ve hayırlı ola.
Ehlibeytin katarından ve didarından mahrum eylemeye.
Dil bizden, nefes pirlerden ola...

Hű gerçeğe gerçeklerin demine…..Allah, eyvallah.

                                                           AŞURE

                                                                

 

Arap aylarında muharremin onuncu gűnűne aşure derler bizde ise bildiğimiz tatlı çorbadır.

Aşure ( bakla, nohut, kuru fasulye, bugday, kuru incir, kestane, findık, fıstık, kuru uzum) gibi maddeleri kaynatarak yapılır. İçine şeker katılır, pişirildikten sonra kaplara konarak űzerine susam serpilir.

Aşura gűnű araplar tarafından őnceden beri kutlanan bir gűndűr. Bu aşure gűnű için çok sőylenti vardır. Őrnek olarak Hz. Adem’in ilk gunahından dolayı ettiği tővbenin bugűn kabul olunduğu, Hz. İbrahim’in bugűn ateşten kurtulduğu, Yakup peygamberin oğluna bugűn kavuştuğu, Nuh’un bindiği geminin bugűn cudi dağına oturmuş olduğu sőylentileri gibi.

 

Yine sőylentiye gőre Nuh gemide kalan erzaklarla tatlı bir çorba pişilmesini sőylemiş ve  tufandan kurtulanlar o gűnű ululayarak bayram etmişler ve bu çorbadan yemişler.

Yukarıda sayılanlardan başka sőylentilerde vardır.

 

Hz. Muhammed’in torunu olan Hz. Hűseyin kerbelada yine muharrem ayının onuncu cuma gűnű şehit edildiği için, Aşure onun ve onun ile birlikte kerbela’da şehit olanların ruhu için pişirilir ve dağıtılır olmuştur

 

.

 

Hz. Hűseyin’e yapılan son derece haksız, canavarca zulűm ve cinayet, onun şehit oluşunun faziletini kat kat arttırmıştır.

 

 

 

AŞURE KAZANI BAŞINDA OKUNACAK GÜLBANG:

 

BİSMİ ŞAH YA HAKK,YA MUHAMMED YA ALİ

SELAM OLSUN SANA YA MUHAMMED MUSTAFA

SELAM OLSUN SAN A YA ALİYYEL MURTAZA,

SELAM OLSUN SANA  YA HATİCE-İ KÜBRA,

SELAM OLSUN SANA  YA FATIMA-TÜL ZEHRA,

SELAM OLSUN SANA  YA HASAN EL MÜCTEBA,

SELAM OLSUN SANA  YA HÜSEYN-İ KERBELA,

SELAM OLSUN SANA  YA ZEYNEL-İ ABA,

SELAM OLSUN SANA  YA BAKIR-I BAHA,

SELAM OLSUN SANA  YA CAFER-İ SADIK,

SELAM OLSUN SANA  YA MUSA-İ KAZIM,

SELAM OLSUN SANA  YA RIZAYI CEFA,

SELAM OLSUN SANA  YA MUHAMMED TAKİ,

SELAM OLSUN SANA  YA ALİYYEL NAKİ,

SELAM OLSUN SANA  YA HASAN-EL ASKERİ.

SELAM OLSUN SANA  YA MEHDİ SAHİBİ ZAMAN.

YA HAKK YA MUHAMMED, YA ALİ. 3-LERİN,5-LERİN 7-LERİN, 12 İMAMLARIN,14 MASUM-U PAKLARIN,17 KEMERBESTLERİN,40-LARIN AZİZ CAN'LARI HÜRMETİNE, GÖNÜLLER SULTANI, ERENLER VE PIRLERIN  CANI HÜRMETİNE,  AŞIKLARIN SADIKLARIN HÜRMETİNE, TUTTUĞUMUZ MATEM ORUÇLARINI, YAPTIĞIMIZ DUALARI VE PİŞİRDİĞİMİZ

AŞURALARI, TÜM LOKMALARIMIZI DERGAHINDA  KABUL VE MAKBUL EYLE. EMEKLERİMİZİ BOŞA VERME. BİZLERİ YOLUMUZDAN, BİRLİĞİMİZDEN, DİRLİĞİMİZDEN VE ÖZGÜRLÜĞÜMÜZDEN AYIRMA. DİL BİZDEN , NEFES PİRDEN OLA. GERÇEĞE HÜ, MÜMİNE YA ALİ."

 

 

 

 

AŞURE SONRASI OKUNACAK GÜLBANG:

 

"BİSMİŞAH YA HAKK, YA MUHAMMED YA ALİ. ERENLER SOFRASI OLA.ER HAK BEREKETİN VERE.BU GİTTİ GANİSİ GELE.GİTTİĞİ YERLER GAM KEDER GÖRMEYE.KAZANIP GETİRENLERİN, PİŞİRİP DÖŞÜRENLERİN ELLERİ AYAKLARI DERT GÖRMEYE.KERBELA ŞEHİTLERİNİN ANISI HER DAİM TAZE OLA,RUHLARI ŞAD OLA.LOKMALARIMIZ KABUL OLA,GÖNÜL DEFTERLERİMİZE YAZILMIŞ OLA. ARTA EKSİLMEYE, HIZIR YERİNİ DOLDURA. GERÇEĞE HÜ, MÜMİNE YA ALİ."

 

 

KERBELA HAKSIZLIĞA DİRENİŞTİR. HAKSIZLIK KİME YAPILIRSA YAPILSIN KENDİMİZE KARŞI YAPILMIŞ GİBİ KARŞI ÇIKMAK GÖREVİMİZDİR. KERBELA HAKSIZLIK ÖNÜNDE EĞİLMEYEN, HEM HAKKINI HEM DE ŞEREFİNİ ÇAĞLARI AŞARAK BU GÜNLERE TAŞIYAN İMAM HÜSEYİN'İN İBRET ALINACAK DESTANIDIR. GERÇEĞE HÜ.

 

 

 

 

Seyit  21/01/20008(araştırmalar)

                                                           

HIZIR  VE HIDIRELLEZ

 

Bilimsel olarak baktığımızda Hızır’ın kimliği ve kişiliği ile ilgili birçok tanımlama ile karşılaşa biliriz. Hızır sadece belli dinler içerisinde yer almış kişilik kazanmış ab-ı hayat suyunu içerek őlűmsűzlűğe ulaşan bir şahıstan ibaret değil insan oğlunun varlığı ile başlayan çok tanrılı dinler içerisindede yer alan bir gűcűn genel adıdır.

Mitolojik olarak bakıldığında efsaneleşen bir hayatı bűtűn peygamberlerin yoldaşı, veliler ve nebilerin sırdaşı olan Hızır bir insan olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Hızır inancı başta Alevi toplumu olmak üzere pek çok kültürde kutsaldır.
Alevilikde özel bir yeri vardır Hızır ayının ve Hızır orucunun. Hem inançsal açıdan hemde sosyal açıdan insanlar birbirine kenetlenir ve sosyal dayanışma artar. Zaten Alevilikte her ritüel toplumsaldır insanlar bireysellikten mümkün olduğunca uzaklaşıp Halk'la bir olmaya çalışır.

Yolda dağda, bayırda, her yerde zor ve dar gűnlerde sıkıştığımızda yardımımıza gelen ona olan sevgimizle bedenimiz bűtűnleşen, bizleri kőtűlűk ve fenelıklardan koruyan bu gűç Alevilerin bir parçası haline gelmiştir.

 
Hızır orucu bazı yöresel farklılıklar olmasına karşın genelde ard arda 3 gün süre ile tutulur. Hızır orucunun son günű "Xeylas" (ilyas) günűdür. Miaz (Niyaz, Lokma) pişirilir dağıtılır. miyazların üzerine Hızır'a ithafen bardaklarla şekil yapılır. Kurban kesilir bu kurban kesimi Müslümanlıktaki kurban kesimiyle ilgisi yoktur. İnsanların manevi olarak Hızır'a yaklaşması ve kurban etlerinin fakire fukaraya, komşuya dağıtılması ile sosyal dayanışmayı arttıraması sağlanır.

Mezarlar ziyaret edilir, mezarlarda mumlar yakılıp dualar edilir. Evde çerağ(Mumdur ancak özel olarak ziyaretlerdeki ipliklerden temin edilir) yakılır ve ev, aile fertleri nurlandırılır. Müsahipler birbirlerini ziyaret eder inkrarlarını unutmazlar, geçmiş bir senenin muhasebesi yapılır, karşılıklı hediyeler alınıp verilir. Mum yakma genelde perşembe gecesi yapılır.

 

Hızır orucuda muharrem orucu gibi tutulur ancak muharrem orucu suresince olan tek değişiklik oruç açıldığındada suyun içilmemesi  ve etin yenmemesidir. Bu yıl hızır orucu 13,14 ve 15 şubat tarihlerinde tutulacaktır. Űç gűn olan bu orucun en az bir gűnű tutulmalıdır.

 

Bu űç gűnlűk oruçta bile bir gizem yatmaktadır. Bu gizem kendi sorumluluğundan çok başkalarının sorunlarını giderme amacında buda yine paylaşımla olur. Açlığın paylaşımıda sabır iledir. Erenler derki; ne verirsen elinle, geri gelir seninlegőnűl eri olmak, gőnűlden gőnűle girmek, sabırın ve sevginin eseridir.

Ayrıca Hızır orucunda İlyas(Xeylas) günü genç kızlar ve erkekler yatmadan niyaz yiyip su içmezler gece rüyalarında kim su ikram ediyorsa onunla ilerde evlenileceği inancı vardır. (ama sırf ben evleneceğim kişiyi görecem diye oruç tutulmaz)

Hızır ayının en büyük önemi sosyal dayanışmanın ön plana çıkartılması, inanc bakımından insanların huzura kavuşması ve insanların kenetlenmesidir. Şunu unutmayalımki ezelden beri dağıttıkça çoğalan tek şey vardır o da sevgidir. İçinizdeki sevgiyi ne kadar çok dağıtırsanız o kadar çok sevilirsiniz.

 

...Alevi Bektaşiler, Her yıl 6 mayısta da Hıdırellez denilen bir anma şenliği düzenleyip kırlara çıkar eğlenceler düzenlerler.

Bunun nedeni ise Hz Hızır ile Musahibi Hz İlyas ın 6 mayısta bir gül ağacının altında bir araya gelip buluşup hasret gidereceklerine inanmaktadırlar.
Hızır elinden tutsun,
Hızır birinize bin katsın,
Hızır hanesi olsun,
Hızır yoldaşın olsun,
Hızır kılavuzun olsun,
Hızır carına yetişsin,
Hızır destgirin olsun,
Hızırın gölgesinde olasın,
Hızır görüp gözetsin,
Hızır hazır nazırdır,
Kul daralmayınca hızır yetişmez gibi bir çok güzel deyimlerimizde mevcuttur.

Hızırın her oturduğu yerin yeşilleneceğine olan inançla Hızır bereketin hayatın canlılığın sembolüdür.

 

Ya Hızır nebi musabinle buluşacağın hasret gidereceğin bu kutsal gününde Cümle Ehl-i Beyt-e yardımlarınızı esirgemeyin. Bizleri zalımların zulmundan saklayın görün gözetin. Ülkemizi karanlık günlere teslim etmeyin. Yozun yobazın ülkemizi teslim almak istediği şu günlerde bu millete uyanıp vatanına milletine ülkesine sahip olma dirayetini veresiniz. Aydınlığın barışın kardeşliğin insan hak ve hukukunun çiğnenmediği güzel günleri bizlere nasip edesin. Dünyanın neresinde bir mazlum varsa elinden tutasın Ya Hızır..

21/01/2008  seyit( araştırmalardan)


 

ImageALEVİLER VE KURBAN BAYRAMI

Aleviler Piri evine geldiğinde, Cem yapıldığında, müsahiplik tutulduğunda, uzun süre çocuğu olmayanların çocuk sahibi olması halinde, sünnet, kirvelik, düğün sırasında,  Hakk’a yürüyen Can’a yapılan hizmet, Hızır ve Muharrem oruçları, Hıdırellez şenlikleri, Hz. Ali’nin doğumu ve Nevruz törenleri, sırasında  ve özel adaklarında Kurban keserler. Bunların tümü aslında ikrara yöneliktir ve ahde vefayı simgelerler. Yazar: Kazım ENGİN  18.12.2007

ALEVİLER VE KURBAN BAYRAMI

Kurban, kelime olarak Arapça “Kurb” sözcüğünden türemiştir.anlamı“yakın olmak”, “yaklaşmak” demektir. Dini bir terim olarak kurbanlık,  Hakk’a yaklaşmak niyetiyle belli günlerde kesilen hayvana verilen addır.

Tevrat ta ve Kur’an tesfirlerinde anlatıldığına göre,İbrahim Peygamberin Hakk’a “Eğer bir oğlum olursa onu senin yoluna kurban ederim diye yakarışının arından dünyaya gelen oğlu Ismail’i verdiği sözde durarak, Hakk yoluna kurban etmek ister. Bunun üzerine Cebrail tarafından bir koç indirilir ve Ismail kurban olmaktan kurtulur. O günden bu yana, kurban geleneği bütün inançlarda yerini almıştır.
Eski uygarlıkarda çok tanrılı dönemde, “doğa üstü” güçlere “hoş görünmek”, onlardan kötülüklere engel olmalarını istemek, şükranlarını sunmak için yapılan dinsel törenlerdi. Tarihsel süreçte inanç mensupları yalnız insan ve hayvan kesmek yoluyla değil, çeşitli ürünler sunmak yoluyla bu dinsel törenleri gerçekleştirmişlerdir.

 En eski  inançlardan, günümüz çağdaş toplumların inancına kadar kurban olgusunun kaynağı üstüne çeşitli varsayımlar ileri sürülmüştür.
 Kurban hemen bütün inançlarda kanlı ve kansız olmak üzere iki biçimdir.
Kanlı kurbanlar insan ve hayvanlar, kansız kurbanlar yiyecek ve içeceklerdir. Kurban inancı adak inancıyla da bağımlıdır. Inanç gereği Tanrıya her zaman, ya da o an için haz vermek üzere kurban sunulur. Insanların kurban edilmesi ilk cağların yakın dönemlerine kadar sürmüştür. Bu öykülerin mitolojik açıdan gerekçelerini bilimadamları açıklamaktadır. Bir takım doğa afetlerine karşı “Tanrıların gazabından” kurtulmak için genç insanların kurban edildiği tarihi tapınaklara halen Anadolu’da rastlanmaktadır. Maalesef bu tip “insan kurban edilmesi” anlayışı şeriatçı-yobaz çevrelerin bir kısmında zaman zaman görülmektedir.

 Ibrahim peygamber zamanında, Ismail’in yerine “inen koç”un kurban edilmesiyle, insan kurban etme geleneği iyi yürekli Tanrı tarafından kaldırılmıştır. Müslümanlıkta kurban kesmek Hicrettin ikinci yılında emredilmiştir.
 Kurban kesmek farz değildir. Kurban namazı da farz değildir. Hanefi mezhebine göre kurban kesmek vaciptir. Sünni mezhebe göre bayram namazına giden sevap kazanır, yapmıyan inkar eden dinden çıkmaz. Sünni Islam’da 5 çeşit kurban vardır. Haç farizesini yerine getirenlerin veya hacca gidenlerin kestiği kurbana Udhiyye (Vacip) kurban denir. Hacca giden bir kişi hac yolunda veya hac yerinde bir günah veya kusur işlerse, bir hatta yaparsa kestiği kurbana Hedy kurban denir. Nezir (Adak) kurbanı vardır. Nesike (Akika) denilen kurban yeni doğan çocuklar için kesilen kurbandır. Nafile Kurban, Allah için kesilen kurbandır. Sünni Islam inancında olanlar her sene hacca giderken kestikleri kurbana Udhiyye ve yapılan törene bayram derler.

Son zamanlarda Islam teologları ve bir takım bilimadamları Kur-an’da kurban kesmenin emr edilmediğini söyleyip duruyorlar ve tartışmalar gittikçe yoğunlaşıyor. (Yaşar Nuri Öztürk, Zekeriye Beyaz, Hüseyin Hatemi vb) ama buna rağmen Türkiye’de bilinçsizce dinin hiç emr etmediği bir şekilde hayvanlara işkence ve eziyet yaparak ortalığı kan gölüne çevirmek ibadet değildir.
Piri evine geldiğinde, Cem yapıldığında, Hızır ve Muharrem ayı geldiğinde, Müsahiplik tutulduğunda, herhangi bir dilekte bulunulduğunda adağını yerine getirmek ve Hakk’a yürüyen bir aile bireyi niyetine lokma vermek için kurban kesilir.  

Aleviler esas olarak kurbanı “YOLA KURBAN OLMAK VE YOL UĞRUNDA GEREKİRSE BOYNUNU VURDURMAK” olarak algılarlar. Alevilerde ise kurban dendiği zaman asıl kurban nefsini tığlamaktır. Çünkü Alevilerde dualarda canım kurban tenim tercüman diyerek ikrar verip ikrarında durmaktır, ilim ve irfanla olgunlaşıp erenler yolunda el ele el hakka insani kamil mertebesine erip o meydana gelmektir

Allah Allah deyip gel bu meydana
Can baş feda edip götür kurbana
Boyun eğip yüz sür Şahı Merdana
Erenler bu meydan er meydanıdır.

Canım erenlere kurban
Serim meydanda meydanda
İkrarım ezelden verdi
Canım meydanda meydanda

Gerçek olan olur gani
Gani olan olur veli
NESİMİ ,yim yüzün beni
Derim meydanda meydanda

Alevi inancının temeli ikrar vermektir ve ahdine sadık olmaktır. Yani “ÖL İKRAR VERME, ÖL İKRARINDAN DÖNME”  anlayışı ile ikrarına sadık, sözünden dönmeyen, ahde vefalı, ve yolu uğruna canını seve seve verecek kamil insanı yaratmak Aleviliğin temel anlayışıdır. Alevilikte hak yemeden, hak yedirmeden insanca mutlu yaşamak ‘’dünyada cennet” için mücadele etmek, insanlık yoluna hizmet etmek en büyük kurbandır..  Hüseyin, Eba Müslüm, Hallac-ı Mansur, Seyid Nesimi, Pir Sultan, Bedreddin, Seyit Rıza ve  tüm Alevi uluları bu yolda, kaç baş koç veya deve kurban kestikleri ile değil, gerektiğinde insanca yaşama uğruna, bu yola (amaca) kendi başını ‘kurban’ verdikleri için anılır.  Amaç canlara işi, aşı yaşamı, kan akıtmadan her şeyi paylaşmayı, birbirine ‘kurban olmayı’ sevmeyi öğretmektir. Alevilerin birbirine tüm canlara ve Hak’a vereceği en büyük kurban SEVGİDİR.. Alevilikte “kurban” lokmadır.

Bu temel anlayışı yine çeşitli törenlerle kurban adayarak yerine getirmekteyiz. Aleviler Piri evine geldiğinde, Cem yapıldığında, müsahiplik tutulduğunda, uzun süre çocuğu olmayanların çocuk sahibi olması halinde, sünnet, kirvelik, düğün sırasında,  Hakk’a yürüyen Can’a yapılan hizmet, Hızır ve Muharrem oruçları, Hıdırellez şenlikleri, Hz. Ali’nin doğumu ve Nevruz törenleri, sırasında  ve özel adaklarında Kurban keserler. Bunların tümü aslında ikrara yöneliktir ve ahde vefayı simgelerler. Kurban gece kesilmez. Aleviler ulu orta yerlerde kurban kesmezler ve cana kıymazlar, geçmişte Ahiler kendi cemaatlerine avcıları almamışlardır, “Can olan hiçbir şeye kıyılamaz”dı onlar için.. Alevilerde kurban vardır fakat bayram namazı yoktur.

Yetmiş deve ile Kabeden gelsem
Amentü okusam abdestim alsam
Ulu camilerde beş vaktim kılsam
Mürşide varmadan yoktur çaresi

Arafatta kurban kessem yedirsem
Hac kurbanın kabul oldu dedirsem
Pir aşkına su doldursam su versem
Mürşide varmadan yoktur çaresi

Kul Himmet

 Bu gün Alevi- Bektaşiler artık kanlı görüntülerden uzakta özellikle şehirlerde kurumlarımıza maddi katkı yaparak, olanakları bulunmayan kişilerin çocuklarına eğitim katkısı ve bursu vererek kurbanlarını “kansız” ve en yararlı bir şekilde yapabilirler.

Bu konuda dedelerimizin de sünni etkileşimden uzak gerçekleri halka anlatmasında fayda vardır. Nitekim “Ramazan Bayramı” yapmak isteyen canlara bazı Cem evlerinde Alevilerin Ramazan konusundaki düşünceleri, fikirleri ve tarihsel gerçekler anlatılmış Canlar konuyu kısa sürede idrak etmişlerdir. Kurban Bayramı vesilesi ile de dedelere gerçeklerin anlatılması, halkımızın aydınlatılması konusunda büyük görevler düşmektedir. Bu konuda gerekli bilgi kendi tarihimizde, nefeslerimizde, deyişlerimizde, yol önderlerimizin sözlerinde ve davranışlarında mevcuttur.
Bozatlı Hızır hepimizin yoldaşı olsun.

                                                                                                    kazim engin


                                                                                         BAȘA GEÇ