Allah, Muhammed, Ali kutsallığını kalbinde
taşıyan , Hz.Ali’nin adaletinden ayrılmayan temelinde insan sevgisi bulunan her
dine , mezhebe ser inanca saygı duyan ve hoşgörü ile bakan, dil, din, ırk, renk
, farkı gözetmeyen eline diline sahip olma ilkelerini şart koşan, gelmek
isteyen, inançlı insanları çatısı altına alarak manevi susuzluklarını gideren,
insanları yaşadıkları toplumda kendi istekleriyle kendi kendilerini
yargılamalarını sağlayan, laik,demokrat, eiştlikçi, katılımcı, paylaşımcı
düşünceyi savunan, zalime ve zulme karşı gelen, mazlumun yanında olan, şeriatın
bağnaz kuralllarına bağlı olmayan, ve onu reddeden, İslam dinini kendine göre
ve sunni inancın dışında yorumlayan, aslı doğruluk, kemali dostluk, cevheri,
merhamet, görüşü eşitlik, hazinesi bilgi, meyvası sevgi hamuru ile
yoğrulmuş, insanı Kamil ve erdemli insan yaratmayı ön gören, korkuyu aşıp
sevgi ile tanrıya yönelen, Enel-Hak ile insanın özünde tanrıyı gören, yaradan
ile yaradılan ikiliğinen Varlk Birliğine varan, edep ve ahlaklığı yaşamın
temeline oturtan, insanı yücelten, hamurunda hem ilahiliğin hemde irfaniliğin
mayası bulunan; kişinin ahlaklı ve karakterli yaşam ilkelerini belirleyen, Hz.
Muhammed ve Hz. Ali’den gelen neslin imametini teberra ve tebelle ilkesi ile
sahiplenen, dini biçim ve şekil olarak değil, gerçek anlamıyla algılayan, dini
bağımsız bir irade gücü ve batını özelliği ile evrimleştiren akıl ve iman
bütünlüğünde birleştiren ve tüm bunları Kırklar Cemi ile yürüten bir inanç
sistemidir. Alevilik Aleviler için üst kavramı, Bektaşilik ve
Kızılbaşlık ise alt kavramları oluşturur.
Alevilikte Allahtan başka Tanrı Yoktur.
Gok ata’yi kendimize Adem eyledik. Yer ana’yi kendimize Havva eyledik
Ol bir zerre suyu sir eyledik. O sirri ufleyip insane eyledik.Ol insani
kendimize kibble eyledik.
Sevgiyi din eyledik, muhabbeti meze, sarabi kevser eyledik. Halil
ibrahimi sofra eyledik, Ol sofraya Ismail’I kurban eyledik.Ilyasi deryaya
gark eyledik, yunusu baliga yem eyledik.
Yusuf’u Misir’a sultan eyledik, Musa’yi firavuna çoban eyledik, Isa’yi
arsullaha bekçi eyledik.
Muhammed’I gun, Ali’yi ay eyledik.Adini kendimize ad eyledik,
Haksiza boyun eymeyen Huseyin’i iman eyledik.
Enel hak Mansuru dar eyledik, Arabinin vahdedini vucut eyledik,
Yesevinin dort mertebesini kapi eyledik. Ol
kapida Ilyas’I baba, Bektas-I Hunkar-I Veli eyledik. Ol Bektas-I serçesmede
Kabe gormeden Haci eyledik.
Mevlanayi dost eyledik, Tebrizi’yi sems eyledik, Yunus’u dil eyledik,
Abdal Musa’yi cem eyledik. Ol
cemde Karaca Ahmed’I gozcu eyledik,
Fazli’yi hançer eyledik,
Nesimi’nin derisini eylimize libas eyledik.Yarin yanagindan gayri her
yerde,
Bedreddin’I kendimize seyh
eyledik.
Sah Haydar’I basimiza tac eyledik, Sultan abdali kendimize pir eyledik.
Sazini cemimize bulbul eyledik, Fuzuli’yi gul eyledik, Hatayi’yi soz
eyledik.
Kul himmeti ustat eyledik, Virani’yi, Yemini’yi ol ustada es eyledik.
Tum bunlari sirlayip erkan eyledik, Ol erkena serimizi koyup talip
eyledik.
Hakki gonul evimize mihman eyledik,
Haber saldik peyikler ile, semah tuttuk geyikler ile,
avaz kildik turnalar ile.
Unutulmasin diye ovalara, daglara, taslara, irmaklara adimizi ad
eyledik.
Boyumuz boysun, soyumuz soysun diye Kamberi kilavuz, Hizir’I yoldas
eyledik.
Sirati yol aciyi bal eyledik geldik bu gune!!!.
HIDIR TEMEL
Yaşamı, evreni, dűnyayı, insanı ve bűtűn bunlarla ilintili ne varsa, doğru tanımlamak, kavramak, anlamak için Aleviyiz.
Yaşamı doğru bir şekilde yaşamak için Aleviyiz.
Hz. Muhammed’i peygamber, Hz. Ali’yi ve oniki imamları rehber, Hacı Bektaş veli’yi Hűnkar, Pir Sultan Abdal’i pir, olarak bildiğimiz için Aleviyiz.
Asırlardır yok edilmek istenen, baskılara ve katliamlara, iftiralara maruz kalan mazlum bir toplumun, haksızlığa ve zalimliğe boyun eğmeyen bir toplumun űyesi olmak için Aleviyiz.
Elimize, dilimize,
belimize sahip olmak için Aleviyiz.
Aşımıza,
eşimize, işimize sahip olmak için Aleviyiz.
Özűműze,
sözűműze, gözuze sahip olmak için Aleviyiz.
Asırlardır
insanlığa ışık tutanerenlerin, evliyaların, kamil insanların yozlaşıp
değerlerimize yabancılaşmamak için, yobazlaşıp gerici gelenekleri inanç diye
bilmemek için Aleviyiz.
Dört
kapının kırk makamına uymak ve insane olmak için Aleviyiz.
BŰTŰN YOZLARA VE YOBAZLARA İNAT ALEVİYIZ…
Birinci imam Hz.
Ali (a.s)
Aleviliğin kökeni
genel olarak Hz. Muhammed’in vefatı sonrasında yaşanan gelişmelere
dayanmaktadır. Ancak Anadolu Aleviliği ele alınırken islamöncesi ve sonrası
birçok farklı dinsel ve kültürel unsuru da gözden kaçırmamak gerekmektedir.Önce
Aleviliğin doğuşuna yolaçan gelişmeleri görelim:
Hz. Muhammed’in
vefatı sonrasında ortaya çıkan kimin halife olacağı sorunu, Alevi-sünni
meselesinin ilk tohumlarını atmıştır. Hz. Muhammed daha sağlığında birçok kez
Hz. Ali’nin halefi olacağını vurgulamıştı. Hz. Muhammed’in soyu, kızı Hz.
Fatıma’yı eş olarak verdiği Hz. Ali’den devam etmişti.Hz. Muhammed Mekke’ye
Hicret ettiği zaman da ailesine ve işlerine bakmak üzere Hz. Ali’yi yerine
bırakmıştı. Üstelik Peygamber Hz. Ali’nin katıldığı hemen hemen bütün savaşlarda
onu komutan olarak atamıştır.
Bilindiği üzere
Hz. Muhammed Veda Haccı dönüşünde (632) Gadîru Hum adlı yerde beraberindeki
müslümanlarla konaklayarak bir konuşma yapmış ve bu konuşmasında kendisinden
sonra amcasıoğlu ve damadı Hz. Ali’nin müslümanlara önder yani halife tayin
olduğunu ifade etmişti. Orada aralarında İkinci Halife Ömer’in de bulunduğu
müslümanlar bundan dolayı Hz. Ali’yi kutlamışlardı. Ölmeden önce Hz. Muhammed
“Bana bir kalem ve kağıt getirin size bir vasiyet yazdırayım ki, benden sonra
ihtilafa düşmeyesiniz.” demiş ancak bu isteği yerine getirilmemiş ve Peygamber
vasiyetini yazamadan vefat etmişti. Daha sonra Hz. Ali ve diğer aile üyeleri
Peygamberin defin işleriyle uğraşırken, Ebu Bekir ve Ömer’in de aralarında
bulunduğu ensar ve muhacirin ileri gelenleri iktidar kavgasına başlamışlardı
bile. Bu iktidar mücadelesi Ebu Bekir’in halife olması ile sonuçlanmış, daha
sonra sırasıyle Ömer ve Osman halife olmuşlardır. Sonuç olarak bu üç kişinin
halifelikleri, deyim yerindeyse Peygamberin Ehli Beytine rağmen gerçekleşmiş,
bu nedenle yüzyıllardır tartışılagelmiştir. Hz. Ali ve Hz. Fatıma bu
halifelikleri onaylamamakla birlikte, iktidar uğruna gerginlik yaratmaktan da
kaçınmışlar, bu haksızlığı sineye çekmeyi uygun görmüşlerdir.
Alevi-Sünni meselesinin
ilk çıkışı özetlemeğe çalıştığımız bu halifelik meselesine dayanır. Ehli Beytin
başına gelenler ve bunlardan en önemlisi Kerbela Olayı ise Aleviliğin siyasal
ve düşünsel bakımlardan daha da olgunlaşmasına ve Araplar dışındaki diğer
uluslar arasında da yayılmasına neden olmuştur.Şimdi bu gelişmeleri görelim:
Osman’ın
halifelik dönemi (644-656), daha önce tohumları ekilmiş bulunan bölünmelerin,
problemlerin su yüzüne çıktığı bir dönem olmuştur. Halife Osman’ın yönetiminde
akrabalarına, yani Emevi ailesine gösterdiği aşırı yakınlık ve valiliklere
onları tayin etmesi ve diğer suistimaller ona karşı Irak, Mısır, Hicaz ve
Surite’de yoğun bir hoşnutsuzluk duyulmasına yolaçmıştır. Valileri halka kötü
davranıyor olmalarına rağmen onları koruyucu bir tutum takınmış, sonuçta Mısır,
Basra ve Kûfe’den yola çıkan gruplar Halife Osman’ın evini kuşatarak onu
öldürmüşlerdir.(656)
Üçüncü Halife
Osman’ın öldürülmesi sonrası Hz. Ali halifeliği sahabenin ısrarları üzerine
kabul etmiştir. Hz. Ali iç karışıklıkların çok yoğun olduğu bir dönemde ve bu
karışıklıkları sonlandırmak amacıyla halifelik görevini kabul etmiştir. Daha
önce Osman’ın aleyhinde bulunmuş olan Hz. Muhammed’in eşlerinden Ayşe, Talha ve
Zübeyr, Hz. Ali’nin halife olması sonrasında onu Osman’ın ölümünden sorumlu
tutarak Cemel savaşına yolaçmışlardır. Cemel Savaşı Hz. Ali’nin galibiyetiyle
sonuçlanmıştır. Hz. Ali bu olaydan sonra Şam’da hüküm sürmekte olan ve
kendisine biat etmeyi reddeden Şam Valisi Muaviye sorununun çözümüne girişti.
Muaviye, Hz. Ali’yi Osman’ın ölümünden sorumlu tutuyor ve Şam’da bunun
propagandasını yapıyordu. Hz. Ali’nin uyarıları sonuçsuz kalınca Hz. Ali ve
Muaviye Orduları arasında Sıffin Savaşı (657) başlamış oldu. Hz. Ali’nin ordusu
savaşı kazanmak üzereyken, Muaviye’nin yakın adamı Amr İbn-ül As’ın, askerlerin
mızraklarının ucuna Kuran sayfalarını bağlatarak “Allahın kitabı sizinle bizim
aramızda hakem olsun.” diye bağırtması sonucu Hz. Ali’nin ordusu saldırıyı
durdurdu. Bu şekilde Amr’ın hilesi işe yaramış ve iki taraftan hakemler seçilmiş,
bir sonuca ulaşılamamıştır. Burada Hz. Ali’nin ordusundan ayrılan bir grup da
Hariciler adını almışlardır. Böylece müslümanlar Hz. Ali yandaşları, Muaviye
yandaşları ve Hariciler olmak üzere üçe bölünmüş oluyorlardı. Hz. Ali
vefatından önce Haricilere yönelik askeri bir harekat düzenlemiş, önemli bir
bölümünü yok etmişti.
24 Ocak 661’de
ise Hz. Ali, İbn Mülcem adlı bir harici tarafından uğradığı saldırı sonucunda
şehid olmuştur.
ikinci imam Hz.
Hasan (a.s) Hicretin üçüncü yili Ramazan ayinin on besinde dünyaya geldi.
Babasi Hz. Ali, annesi Fatimadir. Hz.Hasan, Resulullahin, Hz.Alinin ve Hz.
Fatimanin terbiyesiyle büyüdü. Resulullah Hz. Hasan'i çok severdi. Resulullah:
Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendileridir buyurmustur.
Hz. Hasan (a.s)
Hz.Ali'nin sehadetinden sonra imam old. Imam olmasindan on ay geçmeden,
Muaviye, saltanatini yayginmastirabilmek için, bir süre desiseler
tertipleyerek, imama karsi çikti. Imam Hasan, kendi ashap ve komutanlarinin
vefasizligi ve Müslümanlarin Ümeyyeogullarini iyi tanimamalari yüzünden ve ortamin
da bir kiyama elverisli olmadigini görerek Muaviye ile belli sartlar üzerine
sulh etti. Fakta Muaviya sartlarin hiç birine riayet etmedi ve böylece
Ümeyyeoguhllarinin içyüzü yavas yavas ortaya çikmaya basladi. Sonunda Muaviye
Imam Hasan'in varligini tahammül edemeyerek imami 47 yasinda iken hicretin 50.
yili safer ayinin yirmi sekizinde zehirleterek sehit etti. Imam Hasan (a.s)
Medine de Baki mezarligina defnedildi.
Üçüncü
Imam Hz.
Hüseyin, Hicretin dördünçü yilinda Saban
ayinin üçünçü gününde Medinede
dünyaya
geldi. Babasi Hz. Ali (a.s), annesi Hz.Fatima'dir. Nakledilen bir
çok hadise
gore Hz.Muhammed (s.a.v)
ona özel bir ilgi
gösteriyordu. Resulullah, onun dogum haberini aldiginda ve diger zamanlarda
onun bogazindan ve dudaklarindan öptügü, agladigi ve bu çocugun azgin bir
grubun eliyle sehit edilecegin haber verdigi, hadislerde nakledilmistir.
Hz. Hüseyin, Imam
Hasan'in zehirlenip sehid edilmesinden sonra imam oldu.
Ilahi emir ve
nehiylere itinasiz bir insan olan Muaviye'nin oglu Yezid'in
Müslümanlarin
önderligine geçmesiyle islam
kökten yok olmak
ve saptirilma tehlikesiyle karsi karsiya kalmisti.
Hz.Hüseyin, böyle
bir zatin Müslümanlara halife olusunun anlaminin ne oldugunu iyice biliyor ve
buyuruyordu: Eger islam ümmeti Yezid gibi bir önderin eline düserse islam'a veda
etmek gerekir.
Hz.Hüseyin
Müslümanlari bu büyük tehlike karsisinda uyarmak ve gelecek nesillere Yezid'in
takipçilerinin yaptikalri seylerin islam'a baglanamayacagini anlatabilmek için
kiyam etti ve Hicretin 61.yilinda Muharrem ayinin onuncu gününde Kerbela
çölünde 72 yaraniyla birlikte sehid edildi. Bu kiyam, Müslümanlarda büyük bir
uyanmaya vesile olarak islam'da büyük sapikliklarin meydana gelmesini
önlemistir. Imam Hüseyin'in kiyamini müteakip bir biri ardinca olusan kiyamlar
bunun en büyük delidir.
Dördüncü Imam Hz.
Zeynülabidin, hicretin 38. yilinda Cümad-es sani ayinin on besinde Medine'de
dünyaya geldi. Babasi Hz. Hüseyin, annesi Iran Sahi Yezdgird'in kizi
Sehrebanu'dur.Babasi Hz. Hüseyin(a.s) ve ashabinin sehid düstügü Kerbela
vakiasinda, yeryüzünün masum imamsiz kalmamasi için, ilahi bir lutüf olarak
hastalanmis, savasa katilamamis ve böylece sag kalmistir.
Hz. Zeynülabidin
(a.s) imam Hüseyin'in (a.s) hicretin 61. yilinda Kerbela'da sehid edilisini
müteakip imam oldu. Hz.Zeynülabidin'in (a.s) imamlik dönemi, Ümeyyeogullarinin
baski ve zulmünün en siddetli dönemine rastlar. Buna ragmen, babasinin
sehadetindensonra esir olarak dolastirildigi sehirlerde, yaptigi konusmalarda
Hz.Hüseyin'in (a.s) kiyaminin hedeflerini ve ugradiklari zulümleri açiklayarak
halki uyarmis ve onlari Yezid'in Kerbela vakiasini olusturmakta elde etmek
istedigi hedeflerin ters istikametine sevketmistir.
Hz.Zeynülabidin'in
(a.s) dualarindan olusan meshur ' Sahife-I Seccadiyye adli kitaba baktigimizda
islam'in bütün siyasi, içtimai ve ferdi nizamlarini en güzel üslupla dua
kalibinda dile getirdigini görüyoruz. Bu da en zor sartlarda bil e olsa
zalimler karsisinda susmamanin gerektigini iyice göstermektedir.
Hz.Zeyn-ül Abidin
(a.s) Hicretin 95. yilinda Muharrem ayinin yirmi besinde veya on sekizinde
zehirletilerek sehit edildi. Kabri Medine'de Baki mezarligindadir.
Besinci Imam
Hz.Muhammed Bakir (a.s), hicretin 57. yilinda Safer ayinin üçüncü Medine'de
dünyaya geldi. Babasi Hz. Imam Seccad, annesi Hz. Imam Hasan'in kizi
Fatima'dir. 38 yasinda imam oldu.
Imam
Zeynülabidin, 35 yillik imamlk döneminde bir çok Sia topluluklari olusturmustu.
Ama siyasi zulüm ve baski yüzünden Ehlibeyt mektebinin fikhi ve fikri
temellerini açiklamaya firsat bulmamisti; Imam muhammed Bakir ve Imam Cafer
Sadik döneminde zulüm ve baski otoritesinde meydan gelen zayiflama yüzünden,
islam ilimlerini ögrenmek isteyen Ehlibeyt dostlari, her taraftan Medine'ye
gelip çesitli islami ilimlerde imam Muhammed Bakir tarafindan
yetistiriliyorlardi. Bu nedenle imama Bakir-u Ulum (ilmileri yaran) lakabini
verdiler. Imam, hicretin 114 yili Zilhicce ayinin 7. günü sehid oldu. 57 yil
yasadi. Imamet müddeti 19 yil sürmüstür. Kabri Medine'de Baki mezarligindadir.
Altinci imam Hz.Cafer Sadik (a.s) hicri 83 yili Rebi-ül Evvel ayinin 17.
gününde Medine'de dünyaya geldi. Babasi imam Muhammed Bakir (a.s), annesi Kasim
Ibn-I Muhammed Ibn-I Ebi bekr'in kizi Ümmü Ferve'dir. 31 yasindayken imam oldu.
Hz. Imam Cafer Sadik (a.s) tarihin en hassas dönemlerinden birinde, yani
Ümeyyeogullari saltanatinin çöküsü ve Abbasogullarinin babsa geçisi döneminde
yasamistir. Imam Cafer Sadik (a.s) kendisine hilafet makaminca yöneltilen bütün
teklifleri reddetti. Çünkü Abbasogullarinin hedefi de Ümeyyeoigullari gibi
sadece kendi zalimane saltanatlarin pekistirmekti. Imam Cafer Sadik (a.s) bu
geçis döneminde diger islami ilimleri yaydi. Ilmi tioplantilar düzenledi, genis
ders halkalari zulüm otoritesinin zayiflamasindan en iyi sekilde faydalanarak,
fikih ve olusturdu.Nakledildigine gore, yaklasik 4000 talebe bu meclislere
katiliyor, degisik ilim ve marifet dallarinda ihtisas sahibi olmaya
çalisiyorlardi. Imamiyye Sia'sinin fikhi bu imam tarafindan tedvin edilmistir.
Bundan dolayi Ehlibeyt mezhebine, imam'a atfen Caferi
Mezhebi'denilmektedir.Imam Cafer Sadik (a.s) 65 yasindayken hicri 148 yilinda
receb ayinin on besinde ya da sevval ayinin yirmi besinde zehirletilerek sehit
edildi ve Medine-I Münevvere'de Baki mezarliginda defnedildi.
Yedinci Imam
Hz.Musa Kazim (a.s), hicri 128 yili safer ayinin yedisinde Mekke ve Medine
arasinda olan Ebva köyünde dünyaya geldi. Babasi Imam Cafer Sadik, annesinin
adi Hamide'dir. 20 yasinda iken imam oldu.
Imam Musa Kazim
(a.s) Müslümanlara islamin hakikatini açiklayarak, onlara zalim yöneticilerden
uzak durmayi emrediyordu. Abbasi halifilerinden olan Harun Resit, imamin
Müslümanlar arasindaki etkisinden dehsete kapilarak, devletin güvenligini
korumak adiyla, gerçekte ise kendi egemenligini korumak için imami yakalatip
gizlice Medine'den Bagdat'a getirterek zindana atti. Zalim yöneticiler Imamin
da kendileri gibi maddi ve sehevani meselelerden etkilenecegin sanarak sarayla
iliskisi olan kötü bir kadini Imami etkilemek için o hazretin bulundugu zindana
gönderdiler. O kadin Imamin ona hiç bir surette teveccüh etmedigini ve Allah
karsisindaki huzu ve husuunu, razu-niyazini sürdüdügünü görünce, o da tövbe
etti.
Imam'in hapiste
de halk içersinde etkisinin yogunlastigini anlayan Harun, o Hazret'in hayatta
kalmasini tahammül edemeyerek, bir Yahudi olan Sindi Ibn-I Sahik'in yönettigi
bir hapise intikal ettirilmesini ve orada zehirletilerek sehid edilmesini
emretti. Sonunda 55 yasindayken hiciri183 yili Receb ayinin yirmi besinde
Bagdat'ta söz konusu zindanda sehit oldu. Kabri, Bagdat'in yakininda olan
Kazimeyn sehrindedir.
Sekizinci Imam
Hz. Ali Riza (a.s) hiciri 148 yilinda zilkade ayinin 11. günü Medine'de dogdu.
Babasi imam Musa Kazim (a.s), annesi isi Necme'dir. 35 yasinda iken imam oldu.
Abbasi
sultanlarindan olan Me'mun, halkin ilgisini toplayabilmek için Medine'de
bulunan Imam Riza'yi Horasan'a davet etti. Görünürde imam'a çok ihtiram
gösteren Me'mun, hilafeti de ona teklif etti. Oyunlarin farkina varm imam,
Me'mun'la babasinin cinayetlerinin mesuliyetini Kabul etmeyerek bu teklifi
reddetti. Daha sonra Me'mun, imam'a veliahtlik teklif etti ve on baska bir
seçenegin bulunmadigini bildirdi. Imam, memleket ve devlet islerine müdahale
etmemek sartiyla bu teklifi Kabul etti.
Imam Riza (a.s)
büyük ilim sahibi bir sahsiyetti. Bu yüzden Al-I Muhammed'in alimi' diye ün
yapmisti. O zamanda mevcut dinlerin temsilcilerini Horasan'a davet eden Me'mun,
Imam'la münazara meclisleri tertiplerdi. Imam onlari bizzat kendi delilleriyle
susturudu. Imamin, halkin kalplerine yer eden sevgisi gittikçe fazlalasiyordu.
Günün birinde Me'mun, Imami Bayram Namazi kildirmakla görgevlendirdi. Imam bu
teklifi Kabul ederken ceddi Resulullah gibinamaz kildiracagini sart kostu.
Bayram günü sade bir elbise veyalin ayak, sehir disina namaz kilinacak yere
giderken, halkin sevgi gösterisi ve tezahüratiyla karsilasti. Süslü
elbiselerle, binekler üzerinde, Bayram Namazi yerine kadar imama refaket edecek
olan devlet adamlari, hallkin imama gösterdigi ilgi karsisinda ne yapacaklarini
sasirdilar ve Me'mun, oyunlarinin tutmadigini ve imamin kalplerdeki sevgisinin
gün geçtikçe arttigini hisedince, buna tahammül edemeyip Hicri 203.
yilininsafer ayinin sonuncu günü imami 55 yasinda iken zehirleyerek sehit etti.
Mübarek nasini Tus sehri yakinlarinda bir yere defnettiler. Su anda Meshed
Sehri olarak taninmakta olan bu yer, imamin asiklarinin ve dostlarinin
ziyaretgahi olmustur.
Dokuzuncu imam
Hz.Muhammed Taki (a.s), hicri 195 yili receb ayinin onunda ya da ramazan ayinin
on dokuzunda Medine'de dünyaya geldi. Babasi Hz. Imam Riza, annesinin adi ise
Sebike'dir.
Imamet makamina
eristiginde yasi küçüktü; fakat ilimde öyle bir mevkiye sahipti ki, halkin dini
sorunlarinin hepsini halledebiliyor, sinamak için kendisine yöneltilen çok zor
dini meselelere iyice cevap veriyordu.
Hz.Imam Muhammed
Taki (a.s) çok takvali ve cömert oldugu için Taki
ve Cevad
lakablarini aldi.
Hicri 220 yilinda
Abbasi Halifesi Mu'tasim, Hz. Imam Cevad'I Medine'den Bagdat'a getirtti ve ayni
yilini zilkade ayinin son gününde Bagdat'ta zehirlettirerek sehit etti ve ceddi
imam musa Kazim'in yanina defnedildi.
Medinede hiciri
212 yilinda dünyaya gelen Imam gelen Imam Ali Naki , genç yasinda iken babsini
kaybetti. Yasadigi dönem, Abbasi halifelerinden sirasiyla Me'mum, Mu'tasim,
Vasik, Mutevekkil, Muntasir, Müstain ve mu'tezz'in basta olduklari dönem
rastlar.
Mütevekkil'in
medine valisi, Imammin halk arasindaki itibar ve sevgisinden dogabileck
muhtemel tehlikelri Mütevekkil'e bildirdi. Mütevekkil, Imami gözaltinda
bulundurabilmek için onu hilafetin merkezi olan Samerra Sehri'ne gelmeye
zorladi. Hatta defalarca Imamin evi Mütevekkil'in emriyle aratilmisti. Ehlibeyt'e
karsi düsmanlik gütmek yönünden Abbasi Halifeleri arasinda Mütevekkil ön sirayi
alir. O açikça Hz. Ali'ye (a.s) küfür eder ve eglence meclislerinde
soytarilarina Hz. Ali'yi taklit ettirir ve eğlenirdi. Onun emriyle Hz.
Hüseyin'in türbesi tamamen yıktırıldı.
Müslümanlarin
beyt-ül malindan sorumsuzca harcamalarda bulunan Abbasi halifeleri, Allah'in
ahkamini da geregince tatbik etmiyorlardi. Bu durum karsisinda Ehlibeyt
Imamlari ise Müslümanlari uyararak onlarin zalimleri karsi durmalarini ve Islam
ahkamini müdafaa etmelerini istiyordu. Imamlarinin bu çalismalarindan tedirgin
olan Abbasi halifesi Mü'tezz sonunda imam Ali Naki'yi 254 hicri yilinda 42
yaşinda zehirleterek şehit etti. Mezari Samerra şehrindedir.
On birinci imam
Hz. Hasan Askeri (a.s), hicri 232 yili rabi-üs sani ayinm sekizinci ya da
dördüncü günü Medine'de dünyaya geldi. Babasi, imam Ali Naki, annesi isi
Hadis'dir. 23 yaşinda imam oldu. imam Hasan Askeri (a.s), değerli babasi gibi
Samerra şehrinde askeri bir bölgede gözaltina alinmişti. Bu yüzden de Askeri
lakabiyla anilmiştir. Değerli ömrünün bir müddetini de zindanda geçirmiştir.
Halk, serbestçe o hazretle görüşüp ilminden yararlanamadiği halde ondan çok
değerli hadisler naklolunmuştur.
imam Hasan Askeri
(a.s), 28 yil yaşadiktan sonra hicri 260 yilinda rebi-ül evvel ayinin sekizinde
Samerra'da zehirletilerek şehit edildi ve mübarek naşi ayni şehirde defnedildi.
İMAM MUHAMMED MEHDi'NiN HAYATI
On birinci imam
Hasan Askeri'nin oğlu olan imam Mehdi (a.s), hicri 255 yilinda şaban ayinin
15'nde Samerra şehrinde sabah vakti dünyaya geldi. ismini Muhammed koydular.
Annesinin adi, Nergis'dir. imamin doğuşu, halkin çoğundan, özellikle Abbasi
casuslarindan gizli ttuluyordu. Çünkü, on ikinci imamin kiyam edeceği ve bütün
zalimlerin hükümetine son vereceği Hz.Resulullah (s.a.v) tarafindan
müjdelendiği için, Abbasi Saltanati endişe içerisndeydi. Bu yüzden imamin yok
edilmesi için planlar tertipliyorlardi. Babalari hayatta iken, yalnizca imami
samimi dostu olan şiiler ziyaret edebiliyorlardi. Babalarinin şahadetinden
sonra Abbasi Saltanati, imamin öldürülmesi için çapli bir harekete girişti.
Allah da onu halkin gözünden uzaklaştirdi.
imamin hayatini
iki döneme ayirmak mümkündür.
1- Gaybet-I Suğra
(küçük gizlilik dönemi)
2- Gaybet-I Kübra
(büyük gizlilik dönemi)
Birinci gaybet döneminde
temiz ve pak yaratilişa sahip bazi kimseler imam tarafindan, vekalet ve
niyabetmakamina tayin edildiler. Bu vekiller, şiilerin sorularini Hz. Mehdi'ye
(a.s) ulaştirir ve Hazret'in yazdiği cevap ve tavsiyeleri tevkiadiyla halkin
istifadesine sonuyorlardi. Bu sefirlerin isimleri şöyledir:
1- Abu Amr Osman
b.Said
2- Ebu Cafer
Muhammed b. Osman
3- Hüseyn b. Ruh
4- Ali b.
Muhammed
Dördüncü sefir
olan Ali b. Muhammed'in vefati ile imamin tarafindan özel olarak belirlenen
niyabet makami da kalkmiş oldu ve imam'la dolayli olarak irtibat kurma yolu da
kapanarak Gaybet-I Kübra dönemi başladi.
Hicri 328
yilindan itibaren başlayan Gaybet-I Kübra ile artik hiç kimse imamin bulunduğ
uyerden haberdar değildir. imamin gerek görüşmelerinde ve gerekse yazmiş olduğu
tevkilerinde söylediği derin manali sözlerbu dönemdeki meselelere işik
tutmaktadir. Bu buyruklar gereğince onun takipçileri bu dönemde ehlibeyt
imamlari'ndan hadis nakleden fakihlere uyarlar. Gaybet-I Kübra döneminde bu
fakihlerin taşidiklari vazifeye niyabet-I amma(genel naiplik) denir. Bu esasa
göre şartlari haiz fakihler, taklid merciii yani şer'I hükümlerde fetvalarina
uyulmasi gereken kişilerdir. Yine bu esastan yöneticilik makaminin da fakihe
ait olduğu anlaşiliyor.
Imamin dünyaya
gelişinden bu güne kadar bin yıldan fazla bir süre geçmiştir. Bu zaman boyunca
hep neklenmiştir ve beklenecektir. inşallah o büyük Hazretín gelmesinden sonra
tüm dünyanin, zulm ve karanlıklardan sıyrılarak adalet ve nurla dolmasını
dileriz.
Ana Fatıma Günü 08 Aralik 2008 Matem orucu 29 Aralik 2008
09 Ocak 2009
YA İMAM HÜSEYİN BİZİ
KATARINDAN DİDARINDAN AŞKINDAN MAHRUM EYLEME.

Her şehit de Kerbela'da çürümez
Haktan izin yoktur kalkıp yürümez
İmam Hüseyin'in kanı kurumaz
Şehitler serdarın gördün mü turnam
Kul Hüsey'n'im der ki hakka varalım
Varıp o dergaha yüzler sürelim
Can baş feda olsun Şahı görelim
Sen de o sultanı gördün mü turnam
" kul Hűseyinn
ALEVİ-BEKTAŞİLERDE ORUÇ:
Aleviler 48 perşembe, 12 İmam Matem
orucu(12 gün) Fatma ana orucu, Masum-u Pak orucu, Hızır Orucu gibi oruçlar
tutarlar.
48
perşembe(ramazan ayındaki 4 perşembe hariç) niyet orucudur kişiseldir.
Muharrrem Orucu 12 gün tutulur. Bazı yörelerde Ana Fatma için bir gün önceden,
bazı yörelerde de Masum-u Pak orucu olarak üç gün önceden başlanır. Hızır
orucu, ocak ayının son günü başlar ve üç hafta boyunca değişik sürelerde
tutulabilir
(3
gün veya 5 gün olabilir)
Alevi-Bektaşilerde
oruç sıkı yaptırımlara tabi olmaz. Amaç nefsi terbiye edip, benlikten kibirden
uzaklaşmaktır. Hedef ise ilim, irfan ve edep ile Kamil insan olmaya
çalışmaktır. Asıl olarak Alevi-Bektaşilerde El Orucu(kimsenin emeğine el
uzatmamak),dil Orucu(asla yalan söylememek) ,bel orucu(şehvetten, zinadan ve
eşinden başkasına yan gözle bakmamak),nefis orucu(tamahkar olmamak, aç gözlü
olmamak) göz orucu(tam bir iyi niyet ve dürüstlükle bakmak),kulak
orucu(kulağını kirli işlere kapalı tutmak),Kalp(vicdanlı ve adaletli olmak) ve
irade orucu(Hz. Hüseyin,Hallac-ı Mansur,Seyyid Nesimi,Pir Sultan gibi iradeli
olmak), vardır.
TAKVİMLER VE MUHARREM
Takvim olarak Güneş yılı 365 gündür.
İlk defa Mısırlılar kullanmıştır.
İnka
ve Maya uygarlıkları da takvimi 365 güne göre kullanmışlardır.
Babil’deki
ziggurat'ların da 7 katlı ve 365 basamaklı oluşları buna işaret eder.
Tarih
boyunca Rumi, Şems'i(Celali) ve Miladi takvimler kullanılmıştır.
Rumi takvim eski Bizans takvimidir,
Hicret başlangıç alınmıştır, ama güneş yılı esas alınmıştır. Miladi takvim eski
Romalılarca kullanılmış, İsa'nın doğum günü esas alınmış Güneş yılı takvimidir
ve 365 gündür. Celali Takvimi, Selçuklular döneminde Melikşah tarafından
İran(Şemsi) takvimi esas alınarak uygulanmıştır.
MUHARREM:
Muharrem
ayı Hicri-Kameri takvimin 1. ayıdır. Kameri takvimde Muharrem 30 gün, devam
eden diğer aylar da biri 29 diğeri 30 gün olmak üzere 12 ay vardır. Toplam 354
gündür.10 yılda bir 365 gün olarak hesaplanır ve Ay takvimidir.
KUTSAL KİTAPLARDA VE TARİHTE 10 MUHARREM:
Genel olarak Muharrem ayının, özel
olarak 10 Muharrem (Aşura) gününün
kutsallığı,
insanlık tarihi kadar eskidir. Arapça'da 10 "Aşr" demektir,
Aşura'da
10 Muharrem’dir. Kutsal kabul edilen kitaplarda, Mısır, Sümer ve Hitit
tabletlerinde tarihin önemli olaylarına yapılan atıflar hep muharrem ayına
özellikle de 10 Muharrem'e verilen önemi, kutsallığı anlatır.
10 MUHARREMDE OLDUĞU KABUL EDİLEN OLAYLAR:
1-Adem'in
Havva ile buluştuğu gün.
2-Nuh'un
tufandan kurtulduğu ve gemisinde kalan yiyeceklerden"AŞURA" pişirdiği gün.
3-Hz.İbrahim'in
Nemrud'un attığı ateşten kurtulduğu gün.
4-İshak
veya İsmail Peygamberin kurban olmaktan kurtulduğu gün.
5-Yakup'un
oğlu Yusuf'a kavuştuğ ve gözlerinin tekrar görmeye başladığı gün.
6-Eyyüb'ün
ağır dertlerinden kurtulduğu gün.
7-Yunus'un
balığın karnından kurtulduğu gün.
8-Musa'nın
Firavun'un gazabından kaçarken Kızıldeniz'in yarılıp kendisine yol
verdiği gün.
9-İsa'nın
semaya(Göğe) çekildiği kabul edilen gün.
10-hz.
Muhammed'in Emevlerin zulmünden kurtulmak için Mekke'den Medine'ye Hicret
ettiği (göçtüğü) gün.
Saydığımız bütün bu önemli olaylar
Muharrem ayı içerisinde,
özellikle
10 Muharrem "AŞURA" günü meydana geldiği, eski kadim toplumların
kitabelerinde,
tabletlerinde ve kutsal kabul edilen kitaplarda(Zebur, Tevrat,
İncil
ve Kur'an) geçmektedir. Hicri tarihin Hz. Muhammed'in hicreti ile
başlaması
ilk defa Halife Ömer zamanında Hz. Ali'nin önerisi ile ve Meclisin(şura) kabulü
ile ugulanmaya başlanmıştır.
Hicri-Kameri takvimin ilk ayı
Muharremdir. Bununla birlikte recep, zilkadde, zilhicce aylarına araplar"
EŞHUR'İ HURUCU" adı verirler. Bu aylarda ve özellikle Muharrem ayında,
savaşlardan ve adam öldürmekten uzak durulurdu. Hatta
hiç
bir canlıyı öldürmemek, otları yeşili dahi çiğnememek gerekirdi. Buna uymayanların
suçlu olduğuna kanaat getirilir ve cezası verilirdi. (Nisa suresi 92.ayet.)
Rivayete
göre Hz. Muhammed Mekke'den Medine'ye 10 Muharrem günü
Hicret
etmişti. Medine'ye vardığında Yahudi'lerin "AŞURA" orucu tuttuğunu
görünce nedenini sordu. Yahudiler Tanrı'nın bu günde Hz.Musa'yı ve "Ben'i
İsrail'i" Firavun'un zulmünden koruduğu gündür.Hz. Musa şükür için oruç
tutardı, bizde tutarız dediler. Bunun üzerine Hz. Muhammed " Biz Musa'ya
sizlerden daha yakınız diyerek O'da oruç tuttu, ashabına da tutturdu ve
"AŞURA" pişirip dağıttı.(Sahih-i Buhari Hadis no:945.DİB yayınları)
Hicretin 2.yılına kadar Muharrem
Orucu (Aşura) sürekli olarak tutulduğu tarihi belgelere göre nettir ve
bellidir. Daha sonra ise Ramazan orucunun Hicretin 2. yılında ortaya çıkması
sonucu Ramazan ve Muharrem ayrı ayrı tutulmuştur. Hz. Muhammed'in ölümünden
sonraki halifeler devrinde ise Muharrem orucunu isteyenin tutabileceği şeklinde
İcma-i Ümmet(Şura) kararı ile bir esneklik getirilmiştir. Yezid döneminde ise
Muharrem orucu yasaklanmıştır.
Gerek
hilafet döneminde gerekse daha sonraki dönemlerde Ehl-i Beyt taraftarları
Muharrem orucunu sahiplenmiş ve sürekli tutmuşlardır. 10 Ekim 680 (Hicri 10
Muharrem 61) yılında Emevilerin 2. hükümdarı Yezid'in Hz.Hüseyin'i ve Ehl-i
Beyt'i Kerbela'da şehit etmesi ile Hz.Hüseyin'i sevenler ve Ehlibeyt
taraftarları bu günleri "MATEM" ilan etmişlerdir.
Burada çok önemli bir noktayı da
açıklamak gerekir. Yazımızın başlığında belirttiğim gibi Muharrem ayı binlerce
yıldan bu yana kutsal kabul edilen ,savaş yapılmayan,cana kıymanın yasak ve suç
olduğu bir aydır. Bu konuda Kur'an Meali'nde Nisa Suresinin 92.ayeti
şöyledir:" Katilin üzerine kadın ya da erkek bir esiri azad etmek borçtur.
O'da idama mahkum olmuş, boynunu zincirden kurtarıp serbest bıraktıra. Aranızda
anlaşma olan bir topluluktan olsa bile mirasçılara diyet vermek gerekir. Ancak
asker ya da yoksul olup, esir cariye ya da idam mahkumu azad etme parası ve
gücü olmayan katillerin hepsinin ikişer ay ya da birer oruç tutmaları
üzerlerine borçtur ve farzdır. Bu oruç borcu ve farzdır. Bu oruç borcu ve emri
insan öldürmemeleri için müslümanların
üzerine
Allah'ın farz kıldığı Katillik nişanıdır ki tövbe edip kimseyi
öldürmeyeler."(Nisa suresi 92.Ayet.)
Hz
Hüseyin'in Kerbela'da şehit edilmesinden sonra kutsal kabul edilen tüm
kitaplarda var olan ve neredeyse insanlık tarihi kadar eski olan Muharrem orucu
Yezid tarafından yasaklanmıştır. Yezid Kerbela'da sağ kurtulan Zeynel Abidin'i
halkın süreki tepkisi ve isyanından korkarak Medine'ye göndermiştir. Böylece
isyan ve öfke azaltılmış ve bir yandan da iktidar sağlamlaştırılmıştır. Ama
Emevi tarihinden de anlaşılacağı gibi halkın Kerbela katillerine duyduğu öfke ve tepki asla dinmemiş, isyanlar ardı
ardına gerçekleşmiştir. İşte Yezid devam eden tepkileri yumuşatabilmek için bir
yandan da Nisa Suresinin 92. ayetini uygulamaya koymuştur. Bu uygulama ile
Yezid tarafından yayınlanan bir
ferman
ile bir ay " ORUÇ" tutturulmuştur. Yezid ile başlayan bu gelenek
halen devam etmektedir.
Ne yazık ki Yezid ile başlayan bir
ay oruç tutma geleneği Ramazan ayına kaydırılarak; babası Muaviye'nin Hz.
Ali'nin katli dolayısı ile sevincini şeker dağıtarak kutladığı, içkili ziyafet
sofraları kurduğu "Şeker (Ramazan)
Bayramı"
ile birleştirilerek tutulmuştur. Bir yandan Muharrem Orucu Yezid döneminde
yasaklanırken, devam eden süreçte ve Abbasiler döneminde de 30 günlük "ORUÇ"
devam etmiştir.
"Muaviye,
Hasan ile yaptığı anlaşmaya rağmen tahtını oğlu Yezit'e bırakırken, Onu,
Ebubekir 'in oğlu Abdurrahman 'a, Ömer 'in oğlu Abdullah 'a, Abbas oğlu
Abdullah 'a, Zübeyr oğlu Abdullah 'a, ama özellikle kendisine de biat etmemiş
olan Ali oğlu Hüseyin'e karşı uyarıyordu. Bununla da kalmayıp egemen
odakları
sağlığında Yezit'e biat ettiriyordu. İşte kendisine hiçbir temsiliyet boşluğu
bırakmayan bu tarihsel ortamda mağrur, eşitlikçi ve idealist Hüseyin, kendi
şahsında toplumu da boyun eğdiren dayatmaya karşı başkaldıracaktı."
Gerek Hz. Ali'nin öldürülüş şekli,
gerek Hz. Hasan'ın zehirletilmesi, gerek se Hz. Hüseyin'in Kerbela'da şehit
edilmeleri o zamanların egemenlerinin “Güya” peygamber olarak kabul ettikleri
Hz. Muhammed'e verdikleri (daha doğrusu
vermedikleri) değeri göstermesi bakımından da ibret vericidir.
Muharrem'in ve Kerbela'nın tarihsel
işlevinden anlaşılması gereken şey , Şiilerde olduğu gibi salt kimin halife
olacağı-olduğu yüzeysel,sığ ve başka bir tür şeriatçı bakış açısı ve davası
değildir.Tam tersine ezilenlerin iktidar
sahiplerinin
zulmüne karşı kararlı, direnişçi, ölümü göze alan duruşlarıdır. Kerbela
Ezilenlerin hak mücadelesinde çağları aşıp bu günlere gelen ve binlerce yıl
daha unutulmayacak bir destandır. Alevi-Bektaşi batıni düşüncesinde
Kerbela'dan
ve Muharrem Orucundan anlaşılması gereken şey, Hüseyin'in eşitlikçi ezilenlerden
yana ve direnişçi-egemene biat etmeyen duruşunun bilince çıkarılması,
anlaşılması, kavranmasıdır.
Şiiler, Muharremin 10.gününde
kendilerini zincirlerle döverek, kesici aletlerle yaralayarak kendi kendilerine
işkence ederler. Bu şekilde ıztırap çekerek, İmam Hüseyin’in o korkunç ve
dayanılmaz acılarına ortak olduklarına inanırlar. Bu davranış şekli Kerbela
katliamının 1. yıldönümündebaşlamıştır. Daha önce Hz. Hüseyin'e söz verip de
O'nu Kerbelada yanlız bırakanların yaptıkları döneklikten pişman olup Katliamın
1. yıldönümünde kendilerini yaralayarak, işkence yaparak "Tövbe"
etmeleri sonucu, adları "Tavvabin" tarikatına çıkanların ardılları bu
günkü Şiilerdir.
"Hz. Hüseyin ve Kerbela
şehitleri, Elbetteki onuru, düşünce ve inançları ve büyük idealler için canını
vermiş kişilerden insanlık çok şey öğrenmiş.Çağlar boyu kendilerinden sonra
gelenler için, erdem, yiğitlik, korkusuzluk ve haksızlığa direnme örnekleri
oluşturmuşlardır. Hüseyin de bu örneklerden biridir. Hüseyin’in büyüklüğü,
Yezid’in haksızlığı ve zalimliğine boyun eğmemek için, bir avuç yandaşıyla 4-5
bin kişilik silahlı çıkarcı güce Kerbala çölünde ölümüne
direnmesiydi."
Tarih boyunca Ali
yanlıları-sevenleri Muharrem ayında önceleri 10 gün, sonraları zaman içinde
(15.yy.sonrası)12 gün olmak üzere Matem orucu tutmuşlardır. Bazı yörelerde bu
oruca ilaveten Hz. Hüseyin'in amcasının oğlu
Müslüm
bin Akiyl'in ve iki oğlu İbrahim ve Muhammed için Masum-u Pak orucu olarak üç
gün ilave edilir. Bazı yörelerde Fatma ana ve Hur şehit için birer gün ilave edilir.
Yöresel
farklılıklar 12 İmam Matem orucunun özünü, mesajını ve mahiyetini
değiştirmez.
Bu oruç süresince bir matem havası yaşanır. Süslenmek, koku sürünmek, eğlence
ve keyif verici işlerden, cinsel ilişkiden ve şehvetten kaçınılır. Gerek oruca
niyet edilirken gerekse oruç açılırken su içilmez. Sulu ve etsiz yemek yenilir,
sulu şeyler (ayran, meyve suyu çay kahve) içilir.Bazı yörelerde sakal kesmemek,
yıkanmamak gibi adetler oluşmuşsa da, matemin dış görünüşle değil, gönülde Hz.
Hüseyin`in uğradığı haksızlığı yad etmek ve
haksızlığa
karşı gelme geleneğini yaşatmak mateme daha uygundur. Önemli olan İmam
Hüseyin'in ve diğer Kerbela Şehitleri'nin çektikleri acıyı ve zorlukları
beyninde, kalbinde ve gönlünde duymaktır. Bunun anlamını zamanımızın koşullarına
uyarlayabilmektir.
Onlar gibi düşünüp, onlar gibi bu zamanda da zalime karşı çıkıp, mazlumdan yana
olmak haksız uygulamalara karşı çıkmaktır. Kimsenin kalbini kırmamak, eli ile
dili ile kimseyi incitmemek, gözü ile kimseye kötü
gözle
ve niyetle bakmamak kısacası nefsini terbiye etmek matem orucunun temel
ilkesidir.
12
gün Muharrem Orucu tutulduktan sonra Muharrem Ayının 13. günü kurbanları
tığlanır ve AŞURE dağıtılır. Kurban İmam Zeynel Abidin`in Kerbela Katliamı'ndan
kurtuluşundan duyulan şükranı belirtir.
Hızır inancı başta Alevi toplumu olmak üzere
pek çok kültürde kutsaldır.
Alevilikde özel bir yeri vardır Hızır ayının ve Hızır orucunun. Hem inancsal
açıdan hemde sosyal açıdan insanlar birbirine kenetlenir ve sosyal dayanışma
artar. Zaten Alevilikte her ritüel toplumsaldır insanlar bireysellikden mümkün
olduğunca uzaklaşıp Hak'la Halk'la bir olmaya çalışır.
Hızır orucu bazı yöresel farklılıklar olmasına karşın genelde ard arda 3 gün
süre ile tutulur. Hızır orucunun son günü "Xeylas" (ilyas) günüdür.
Miaz (Niyaz, Lokma) pişirilir dağıtılır. miyazların üzerine Hızır'a ithafen
bardaklarla şekil yapılır. Kurban kesilir bu kurban kesimi Müslümanlıktaki
kurban kesimiyle ilgisi yoktur. İnsanların manevi olarak Hızır'a yaklaşması ve
kurban etlerinin fakire fukaraya, komşuya dağıtılması ile sosyal dayanışmayı
arttıraması sağlanır.
Mezarlar ziyaret edilir, mezarlarda mumlar yakılıp dualar edilir. Evde
çerağ(Mumdur ancak özel olarak ziyaretlerdeki ipliklerden temin edilir) yakılır
ve ev, aile fertleri nurlandırılır. Müsahipler birbirlerini ziyaret eder
inkrarlarını unutmazlar, geçmiş bir senenin muhasebesi yapılır, karşılıklı
hediyeler alınıp verilir. Mum yakma genelde perşembe gecesi yapılır.
Ayrıca Hızır orucunda İlyas(Xeylas) günü genç kızlar ve erkekler yatmadan niyaz
yiyip su içmezler gece rüyalarında kim su ikram ediyorsa onunla ilerde
evlenileceği inancı vardır. (ama sırf ben evleneceğim kişiyi görecem diye oruç
tutulmaz)
Hızır ayının en büyük önemi sosyal dayanışmanın ön plana çıkartılması, inanc
bakımından insanların huzura kavuşması ve insanların kenetlenmesidir.
MUHARREM ORUCU (AĞIZ MÜHÜRLEME)NİYETİ
GULBANG:
"BiSMi
ŞAH. YA HAKK,YA MUHAMMED YA ALİ. ERENLERiN HiKMETiNE. HZ.HÜSEYiN'iN SUSUZLUK ORUCU NiYETiNE. KERBELA ŞEHiTLERi'NiN
TEMiZ CAN'LARINA, MATEM ORUCU NiYETi iLE HZ. FATMA ANAMIZIN ŞEFAATiNE. 12 iMAM,
14 MASUM-U PAK'IN ŞEVKiNE, 17 KEMERBESTLER HÜRMETiNE HAZIR-GAiP GERÇEK
ERENLERiN YÜCE HİMMETLERi ÜZERiMiZDE
HAZIR VE NAZIR OLA. LANET MÜNKiRE. LANET YEZiD'E. RAHMET HÜSEYİN'E.
GERÇEĞE HÜ,
MÜMİNE YA ALİ.
ORUÇ AÇMA(AĞIZ MÜHÜRÜNÜ BOZMA) NİYETİ
GULBANG:
BİSMİ
ŞAH. YA HAKK,YA MUHAMMED YA ALİ.KERBELA ŞEHİTLERİNE VE İMAM HÜSEYİNE,ONUN YOLUNDAN GİDENLERE SELAM
OLSUN.YEZİDE LANET OLSUN.HAK MUHAMMED ALİ MATEM ORUÇLARIMIZI KABUL ETSİN.GÖNÜL
DEFTERLERİMİZE KAYDETSİN.
GERÇEĞE
HÜ, MÜMİNE YA ALİ.
AŞURE KAZANI BAŞINDA OKUNACAK GÜLBANG:
BİSMİ
ŞAH YA HAKK,YA MUHAMMED YA ALİ
SELAM
OLSUN SANA YA MUHAMMED MUSTAFA
SELAM
OLSUN SAN A YA ALİYYEL MURTAZA,
SELAM
OLSUN SANA YA HATİCE-İ KÜBRA,
SELAM
OLSUN SANA YA FATIMA-TÜL ZEHRA,
SELAM
OLSUN SANA YA HASAN EL MÜCTEBA,
SELAM
OLSUN SANA YA HÜSEYN-İ KERBELA,
SELAM
OLSUN SANA YA ZEYNEL-İ ABA,
SELAM
OLSUN SANA YA BAKIR-I BAHA,
SELAM
OLSUN SANA YA CAFER-İ SADIK,
SELAM
OLSUN SANA YA MUSA-İ KAZIM,
SELAM
OLSUN SANA YA RIZAYI CEFA,
SELAM
OLSUN SANA YA MUHAMMED TAKİ,
SELAM
OLSUN SANA YA ALİYYEL NAKİ,
SELAM
OLSUN SANA YA HASAN-EL ASKERİ.
SELAM
OLSUN SANA YA MEHDİ SAHİBİ ZAMAN.
YA HAKK YA MUHAMMED, YA ALİ. 3-LERİN,5-LERİN 7-LERİN, 12
İMAMLARIN,14 MASUM-U PAKLARIN,17 KEMERBESTLERİN,40-LARIN AZİZ CAN'LARI
HÜRMETİNE, GÖNÜLLER SULTANI, ERENLER VE PIRLERIN CANI HÜRMETİNE, AŞIKLARIN SADIKLARIN HÜRMETİNE, TUTTUĞUMUZ
MATEM ORUÇLARINI, YAPTIĞIMIZ DUALARI VE PİŞİRDİĞİMİZ
AŞURALARI,
TÜM LOKMALARIMIZI DERGAHINDA KABUL VE
MAKBUL EYLE. EMEKLERİMİZİ BOŞA VERME. BİZLERİ YOLUMUZDAN, BİRLİĞİMİZDEN,
DİRLİĞİMİZDEN VE ÖZGÜRLÜĞÜMÜZDEN AYIRMA. DİL BİZDEN , NEFES PİRDEN OLA. GERÇEĞE
HÜ, MÜMİNE YA ALİ."
AŞURE SONRASI OKUNACAK GÜLBANG:
"BİSMİŞAH YA
HAKK, YA MUHAMMED YA ALİ. ERENLER SOFRASI OLA.ER HAK BEREKETİN VERE.BU GİTTİ
GANİSİ GELE.GİTTİĞİ YERLER GAM KEDER GÖRMEYE.KAZANIP GETİRENLERİN, PİŞİRİP
DÖŞÜRENLERİN ELLERİ AYAKLARI DERT GÖRMEYE.KERBELA ŞEHİTLERİNİN ANISI HER DAİM
TAZE OLA,RUHLARI ŞAD OLA.LOKMALARIMIZ KABUL OLA,GÖNÜL DEFTERLERİMİZE YAZILMIŞ
OLA. ARTA EKSİLMEYE, HIZIR YERİNİ DOLDURA. GERÇEĞE HÜ, MÜMİNE YA ALİ."
KERBELA
HAKSIZLIĞA DİRENİŞTİR. HAKSIZLIK KİME YAPILIRSA YAPILSIN KENDİMİZE KARŞI
YAPILMIŞ GİBİ KARŞI ÇIKMAK GÖREVİMİZDİR. KERBELA HAKSIZLIK ÖNÜNDE EĞİLMEYEN,
HEM HAKKINI HEM DE ŞEREFİNİ ÇAĞLARI AŞARAK BU GÜNLERE TAŞIYAN İMAM HÜSEYİN'İN
İBRET ALINACAK DESTANIDIR. GERÇEĞE HÜ.
MALZEMELERI ;
Erkekse boyunun bes kati bez, kadinsa boyunun yedi kati
bez, en az uç havlu sabun, lif, eldiven, Önlük, çizme.
BEZIN HAZIRLIGI ;
Bezler boya görebastan ve ayaktan 40cm uzun birakilarak
4parçaya ayrilir,
2 parça sarmaya,
1 parça yakasiz ahiret gömlegine, bir parçada yikama aninda temizligi ve
baglama islemine ayrilir.
BAGLAMA ;
Vucut sicak iken tekbir getirerek ( bismisah, Allah, Allah, Hak Muhammed Ali askina)sol el ile
gözleri kapatilir sol el dilek elidir, hakka uzanan eldir sol el gozleri
kapatirken sag el sol goyuste pençe olur. Gozlerin sirlanmasindan sonar çenesi
baglanir baglama çenelerin birlestirilmesi ve kefenden ayrilan temiz bir bezle
çenenin altindan basin ust arka tarafina baglanir.
Gulbengi ;
Bismisah Allah,Allah!
Cumle canlarin hak
kapisi, dilekler makami, dogan, doguran, esirgeyen, bagislayan ya hak. Senden
geldim sana giderim, bu can bu bedeni
terk etti. Dar-I didar için yol hazirligindadir. Sen yardim et ya sah-I merdan.
Kollarini aç analar anasi ana Naciye. Darinda rehber ol ya Mansur!... uçler, besler, yediler, onikiler, kirklar ile
olsun ya Hizir!...
Bu gulbenk okunurken hakka yuruyen canin bedeni soyulur. Elleri er
ise belde, kadin ise göyuste birlestirillerek < Ya Hak! Ya Hizir! Ya Ana Naciye>
der ve. Ayak bas parmaklari baglandiktan sonra kendi yataginin uzerinde battaniye
veya bir örtü üzerine uzatilir ve üstü bir çarsafla örtülerek bekletilir.
HAZIRLIK ;
Getirilen cenaze altindaki battaniye ve uzerindeki ortu
alindiktan sonra erkekse gobekten dizinin ust tarafina, kadinsa goyusten
dizinin ust kismina kadar kefenden ayrilan bezle ortulur. Baglari çozuldukten
sonra sicak su ile ( yanmayacak derecede) yumusatilir, kollari duzeltilir,
uzerine bastan ayaga kadar uç kez su dokulur. Dedenin iki yardimcisi ile
cenazeyi iki omuzundan tutarak oturtacak gibi kaldirilir ve gogusten asagi uç
kez sivazlanir. Bu hareketle ilk once iç temizligi yapilmis olur. Çikan gaz ve
diskilar suyla ve kefenden ayrilan bezlerle temizlenir.
YIKAMA ;
« Bismi-sah
Allah Allah »
Niyet ettik hakka yuruyen bu can kardesi yikayip bedenini
pak etmeye.
Destur Allah
eyvallah...
Bastan asagi uç kez su dokulur, ondan sonra sabunlanan
liflerle sirasi ile bas, goz, sol kulak, sag kulak, burun, agiz boyun, vucut, sol
kol, sag kol, sol bacak ve ayak, sag bacak ve ayak,en sonda bacak aralari, sol
arka kismi, sag arka kismi sabunlanir.bacak aralari kefenden kesilen bezlerle temizlenilir ve bol
suyla durulanir. Hazirda bulunan uç havlu ile kurulanmadan once eger isteniyorsa
es ive yakinlari tarafindan veda amaci ile su dokulebilir. Ayrica eger
isteniyorsa ceneze yakinlari tarafindan dede nezaretinde yikanabilir.
« Bismi-sah
Allah Allah »
Atesten, havadan,
topraktan ve su’dan var oldum. Can oldum rahmet dunyasindan akip geldim,
rahman-I nur deryasina. Arilik duruluk suyundan geldim, arilik duruluk suyuyla
giderim. Hak kapisindan geldim bu dunyaya, geldigim kapiya donerim. Bir çarki
devran uzere.
Bismi-sah Allah Allah!.
Yolun açik, mekanin nur ola. Naciye ana yolunu
aydinlata, Guruhu naci katarin ola. Kirklar meydanin ars-I ala divanin ola.
Her hizmetin goruldu,
bizden yana helali hos olsun, Biz senden razi olduk, Hakta senden razi olsun.
Seyit nesimi sahidin,
Mansur darin, Pir Sultan didarin ola!.. Dil bizden sefaat haktan ola!... Gerçege Huu!..
ABDEST ;
Cenazenin abdesti alinirken alnina, ellerine, ayaklarina
dokulen uç damla su ile abdesti alinir. Ve orada bulunan dede ve yardimcilari
tarafindan kurulanir ve yas bezler alinarak ortulmesi gereken yerler havlu ile
kapatilir.
SARMA VEYA KEFENLEME ;
Hakka yuruyen can eger ikrar sahibi ise kefenlenmeden
once ikrardan dolayi kendilerinde olan bentleri baglanilir.
Onceden hazirlanmis boyundan uzun iki kat bez ve yakasiz
ahiret gomlegi sarili olarak getirilir, cenazenin altina açilir ahiret gomlegi
giydirilip kefene sarildiktan sonar, kefenden kesilen parçalarla cenaze bas ve
ayak kisimlarindan baglanilir. Uzunca ve kalin bir parçada beline baglandiktan
(bu daha sonra tabuta ve mezara yerlestirilirken kullanilacak tutulacak
yerlerdir) Sonra tabuta yerlestirilmesi gerekiyorsa yerlestirilir.
TOPRAGA VERME ;
Tabuta konduktan sonra katilanlarin rizaliklari alinir,
bir halka namazi gerçeklestirilir ve gulbenkleri okunur.
PIR SOYLE DER ;
Gerçege hu erenler ;
« Bismi-sah
Allah Allah »
Hakka yuruyen can
için bir diyecegi olan var ise, meydan erenlerindir. Buyursun dile gelsin,
kimsenin diyecegi yoksa veya simdi soylemiyorsa, bundan sonrada soylemesin. Ebediyyen
agzini muhurlesin ; Canimiz Hakka ve hakikate yolcu olmustur. Can gozu
uzerimizdedir. Bu biline ve ardindan kovu kaybet edilmeye.
Bu uç kez okunur ve pir ana adiyla anarak hakka yuruyen
can için uç kez rizalik diler ve derki ;
Hakka yuruyen ……………oglu veye kizi………………..
canimizdan razimisiniz.
Meydan raziligini verdikten sonra pir
Hakta sizden razi olsun, tende ve canda
kendini vareden hakkin adiyla Bismi-sah Allah, Allah !...
Der ve!.. Halka
olunur.
Gulbengi okunmadan once halkada duran canlara yonelik
hakka yuruyen can’in ailesi, arkadaslari, dostlari ve cenazeye katilan diger
canlardan bir seyler soylemek isteyen veya bir anisini anlatmak isteyen var ise
destur alir, meydana gelir ve diyecegini der.
Sonra gulbengi
okunur.
Pir;
El ele, el hakka;
yonumuz kabemiz, kiblemiz can cana, can didara, ana……………….ten
dogma, ……………………
için dar
olduk.
Hal ile hallestik,
ozu oze bagladik, Hakka yuruyen can için yar olup yarlestik, eriyip arifler
kazaninda pistik, Ya hak saklimiz gizlimiz yok, sen bilirsin halimizi, senden
geldik sana doneriz.
Uçlerin, beslerin, yediler
ile saf tutan pirlerin, onikilere yeten ariflerin, kirklara meydan gonullere
rahman, Esirgeyen, bagislayan, besleyip buyuten, koruyup kollayan, hak kapisi
naciye hakki için kapilari ona aç, onyedi kemerbeste varan, ondort masum-u
pak’a didar olan, can ile canana iman, ezel ve ebed her haneye mihman,
mazlumlar dergahi Mansur hakki için,
darini biz Kabul ettik sende et.
Rizalik kapisinda
durduk, Hurrem ana baginda kerem aldik. Dar olmus didara cumlesi can, sevgimiz
dindir sevdiyimiz iman, Yedi alem noktada oldu pinhan, noktanin sirrina eren,
çark edip pervaza durdu alem-I devran, Cem-I semaha durdu insan. Hak; dogan ve
doguran hakki için yoluna isik olsun, yolculugu aydinlik, mekani nur olsun.
Hizmetler hak ola,
gonuler pak ola, rizalik verdigimiz can’in geride kalanlarinin omurleri uzun
bedenleri saglikli ola. Can kardesimiz bir nur içinde, mekeni gonullerimizde
daim ola. Rizaya gelen canlardan gonulleri razi ola, Dil bizden nutuk
pirlerimizden ola.
Gerçege huu.
Hu gerçege,
gerçeklerin demine.
Daha sonra; nur
içinde ol, Hizir carina yetsin diyerek
gorusulur ve niyaz olunur.
Gomuldukten sonra mezarin basinda anmak amaci ile kuçuk
bir sohbet edilir, deyisler siirler, okunur, ve en son dede mezardan ayrilirken
( hakka emanet ol der) niyaz olur ve gider.
Bu islemler bittikten sonra, eger bilen var ise yola
uygun siirler, beyitler ve saz esliginde deyisler mezar basinda okunabilir.
ORNEGIN;
Bir sonsuz ruyaya
açilmis gozler Gelmiyor,
gelmiyor o gunler niçin
Yummayin, yummayin
kipriklerini Kaybolmus onlarda
koynunda hiçin
Kim ondan daha çok
hayati ozler Bilmiyor boyunun
olçusu için
Cagirir, çagirir
sevdiklerini. Basinin
ucuna geldiklerini.
Bilmemki adini onun kim saklar
Açmis kollarini onu kucaklar
Besbelli usutur soguktur topraklar
Soymayin, soymayin giydiklerini.
HANEYE DONULDUKTEN SONRA OKUNACAK GULBENKLER
« Bismi-sah Allah Allah »
Atesten, havadan,
topraktan ve sudan var oldum. Dogdum, yedi alem uç atadan, Hu dedim gerçekler
askina!. Rahmet deryasindan akip geldim rahman-I nur deryasina, Anam yer babam
yagmurdur kal-u beli, Atesten atese, havadan havaya, topraktan topraga, sudan
suya, can cana dogru nur ile geldim, sir ile giderim. Hak kapisindan geldim
dunya evine geldiyim kapiya donerim. Durdum divana, uydum meydana, can cana,
can didara!
Bismi-I sah Allah,
Allah.
Yolun açik ola
mekanin nur ola, Naciye ana yolunu aydinlata, Guruh-u naci katarin
ola. Her hizmetin goruldu bizden yana
helal-I hos ola, ………………..kizi
veya oglu……………….. bu meydan
senden razi oldu
Hakta senden razi ola.
Seyyid Nesimi
sahidin, Mansur darin, Pir Sultan didarin ola.
Yuzun ak, menzilin pak ola. Yolun aydinlik, mekanin nur ola.
Dil bizden sefaat haktan
ola. Gerçekler askina Huu.
Hak ile hosça
kalasin, gonullerdesin bunu bilesin, Atan gok, anan yer ola, mekanin isik
içinde ola. Dil bizden nutuk haktan ola
Hak geride kalanlara baska acilar gostermeye. hu gerçege, gerçeklerin
demine.
DEFINDEN SONRA OKUNACAK GULBENK SOYLEDIR
Bismi-I sah Allah,
Allah.
Topragin ziyaret
olsun, dun dehir hosnut olsun. Hak, Muhammed, Ali, oniki imam, ondort masum-u
pak efendilerimiz, katarlarindan ayirmasin. Menzilin mubarek olsun, gunahlarin
af bulsun. Uçler, beşler, yediler, kirklar pirler evliyalar gerçekler demine
Huu…
Kevserle suvaran Hz.
Ali’nin eliyle, Hz. Hasan ve Huseyin’in eliyle yuruyen ruhu susuzlugunu gidere.
Bacilarin hanimefendisi, Hz. Fatima ve inanmis er ve bacilarin anasi Hz. Hatice
anamiz kendisinden memnun ve razi ola. Yuce yardimlarini suna,, eksiklerini
bagislaya, kotuluklerini iyiye çevire. Kabrini nur ede, yerini cennet bahçesi
ede.
Geride kalan butun
yakinlari ve dostlarini sag ve salim omurlerini uzun ede ve kendine sonsuz sabirlar, tukenmez
sevaplar vere. Dunya kederinden gok yuzu afetlerinden koruya bekleye.
Adem sefiyullah, Nuh
neciyullah, Ibrahim Halilullah, Ismail Zebuhullah, Musa Kelimullah, Muhammed
Habibullah, ve Ali Veliyullah, (Tanrinin temiz kisisi Adem, Tanrinin
kurtaricisi Nuh, Tanrinin dostu Ibrahim, Tanrinin kurbani Ismail, Tanri ile
konusan Musa, Tanri ruhu Isa, Tanri sevgilisi Muhammed, ve Tanrinin ermisi ve
elçisinin vasisi Ali) Tertemiz imamlar, Tanrinin guvenli kisisi Muhammed mehdi
ve butun yuce ermislerin tatli nefesleri ve ustun ruhlari degerli yardimlari bu
hakka yuruyen canimizin uzerine ola.
Uçler besler, yediler, kirklar, yetmis iki
kerbela sehidi ve butun gerçege ulasmis kisilerin kutsal yardimlari uzerimizde
gozcumuz, bekçimiz ola. Gulbenk-I Muhammed-I, nuru nebi, keremi ali, pirimiz
Hunkar-I Haci Bektas-i Veli demine, keremine hu Allah eyvallah
Alevilerde bir can hakka yürüdükten 40 gün sonra , 40 lokması verilir. Bu tören
alevilerde oldukça önemlidir. 40 günden önce bu tören yapılmaz. Bu törenin
anlamı hakka yürüyen bir canın ölüm haberini aynı anda, o gün içerisinde
herkesin duyma olanağı ve cenaze törenine katılma imkanı olmayabilir. Alevi
dedesi nasıl ki cenaze töreninde cemaatten helallık istiyorsa, 40 lokmasında da
bulunanların tümünden yeniden bir helallık ister. Çünkü 40 gün içerisinde haber
her tarafa yayılır, hakka yürüyen candan bir alacağı olan veya bir isteği olan,
bir şikayeti bulunan kişi varsa 40 lokmasına gelip varislerden rızalık alıp
rızalık verir. İşte 40 lokmasının en büyük anlamı kuldan rızalık almaktır. Bu
durumlarda hakka yürüyen canların varisleri yani aile bireyleri herhangi bir
şikayeti olanları razı ederler.
CAN AŞI
(KIRK YEMEĞİ)
Ölümün üçüncü, yedinci ve
özellikle kırkıncı günü “hayır yemeği”
verilir,
düvazimam, mersiye ve dualar okutulur, sevabı Hakk’a
yürüyen canın ruhuna
armağan edilir. Ayrıca ölünün birinci yıl
dönümünde yine hayır yemeği verilir
ve istenirse mezarı yapılır.
Kırkıncı gününde verilen “hayır yemeği”nde bir kısa “cem töreni” de
düzenlenebilir, sazla deyiş, düvazimam, mersiye okunur, cem erenlerinden
helallık istenir, borçları ya da alacakları varsa ödenir. Bu cem’e “dar’dan
indirme erkanı” [xxxvi] denir. Törenin sonunda mürşidi, ölen canın ruhunun
sevinçli olması, kesilen kurbanın ve okunan düvaz ve gülbankların kabul olması
için dua eder. Yemekten sonra, sofra duası eder:
“Allah Allah... Nimet-i Celil-ullah, bereket-i Halil-ullah, şefaat Ya
Resûlallah! Bu gitti ganisi gele, Hak-Muhammed-Ali berekatını vere. Yiyene
helal, yedirene delil, cennet taamı, kudret honu ola. Hizmet sahipleri
hizmetlerinden şefaat bula. İmam Hüseyin dualarımızı Ulu Dergahında kabul
eyleye. Hakk’a yürüyen kardeşimiz (...........................)’in ruhu şad,
mekanı cennet ola. Geride kalan yakınlarına sabırlar ihsan eyleye. Soframız
dolu, yardımcımız Ali ola. Ağrı, acı, elem, keder vermeye, ağzımızın tadını
bozmaya. Dil bizden, nefes Hazret-i Hünkar’dan ola. Dem Ali, sırr-ı Nebi,
Pirimiz-üstadımız Hünkar Hacı Bektaş Veli, Kerem-i evliya, gerçekler demine hü
mü’mine Ya Ali...”
Deyişler ve mersiyeler okunduktan sonra, dar’dan indirme ceminin asıl ibadet
bölümüne devam edilir. Cem törenlerinde olduğu gibi, “salevat”dan (Dede okur:
“Evvel baştan Muhammed Mustafa’ya ve Ehl-i Beyti’ne salevat!..”Cemaat hep bir
ağızdan salevat getirir: “Allahım! Muhammed Mustafa’ya ve Ehl-i Beyti’ne niyaz
ve selam olsun.”) başlayarak sırayla “cem mühürleme” (Dede cemaate 3 kez şöyle
seslenir: “Değerli canlar! Cemimizi mühürledik. Allah’ın emriyle bir hisar
yaptım. Cebrail’in mührü ile mühürledim. Hasan, Hüseyin’in kilidi ile
kilitledim. Ya Ali, bu cemaati sana ısmarladım. Verelim Muhammed Mustafa’ya
candan salevat...” Tüm cemaat, salevat getirir.), “nâdi ali” (Dede, duayı okur:
“Nâdi Aliyyen mazhar-ül-acaib Tecidühû avnen leke finnevâib Li ilallahi haceten
külli hemmin ve gammin seyenceli Bi nûr-i azametike Ya Allah Ya Allah Ya Allah
Ve binûr-i nübüvvetike Ya Muhammed Ya Muhammed Ya Muhammed Ve binûr-i
nübüvvetike Ya Ali Ya Ali Ya Ali Edrikni edrikni edrikni Ve aleyhâ muhavveli La
feta illâ Ali la seyfe illa Zülfikar Her bir kazayı, belayı def eder
Perverdigâr La feta illa Ali la seyfe illa Zülfikar Yezid’in boynundan gitmesin
tîğ ile teber La feta illa Ali la seyfe illa Zülfikar Müminin gönlünden
gitmesin leyl-ü ve’nnehar İmam Cafer Buyruğu’nda budur muteber La feta illa Ali
la seyfe illa Zülfikar.” Ey inanan can!Ali’yi çağır, o üstün kerametlere sahip
olanı, sıkıntıların için ondan yardım görürsün, her türlü keder ve acı, senin
ululuğunla dağılır ey Tanrı, senin peygamberliğin hürmetine de ey Muhammed,
senin veliliğin hürmetine de ey Ali. Ey Hasan ve Hüseyin’in babası, ey Ebû
Türâb, sorunlarımızı çöz ey veliler velisi. Ey yücelikler sahibi, ey Mürteza,
ey Şah-ı Merdan Ali.”), “bağışlama” (“Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed
Mustafa yüzü suyu hürmetine bağışla; Allahümme salli alâ seyyidina Aliyyel
Mürteza yüzü suyu hürmetine bağışla; Allahümme salli alâ seyyidina
Hasan-ül-Mücteba yüzü suyu hürmetine bağışla; Allahümme salli alâ seyyidina
Hüseyn-i Kerbela yüzü suyu hürmetine bağışla; Allahümme salli alâ seyyidina
Zeynel Aba yüzü suyu hürmetine bağışla; Allahümme salli alâ seyyidina Bakır
Bahâ yüzü suyu hürmetine bağışla; Allahümme salli alâ seyyidina Cafer Rehnüma
yüzü suyu hürmetine bağışla; Allahümme salli alâ seyyidina Musa Kâzım yüzü suyu
hürmetine bağışla; Allahümme salli alâ seyyidina İmam Rıza yüzü suyu hürmetine
bağışla; Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed Taki yüzü suyu hürmetine
bağışla;
Allahümme salli alâ seyyidina Ali Naki yüzü suyu hürmetine bağışla; Allahümme
salli alâ seyyidina Hasan-ül Askeri yüzü suyu hürmetine bağışla; Allahümme
salli alâ seyyidina Muhammed Mehdi yüzü suyu hürmetine bağışla; Allahümme salli
alâ seyyidina Erenler, evliyalar yüzü suyu hürmetine bağışla.”) “tevbe” (Dede:
Ey cem erenleri! Ulu Tanrı, Tevbe Sûresinin 119. Ayetinde “Ey mü’minler!
Allah’tan sakının, doğrularla beraber olun” buyuruyor. Geliniz öz gönül birliği
ile O’ndan yarlıganmamızı dileyelim:
Tevbe günahlarımıza estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah! Ya Rabbi,
doğduğumuz günden bu ana gelinceye kadar eğer bilerek bilmeyerek işlediğimiz
kov, gıybet, hata, isyan, küçük ve büyük günahların hepsine can-ü gönülden
tevbe ettik pişman olduk. Bir daha işlemeyeceğimize tevbe estağfirullah. Kul
kusur işler, sultan bağışlar. Tevbe estağfirullah. Evvelimiz Adem atamızdır,
sonumuz bizim peygamberimiz iki cihan serveri Muhammed Mustafa (S.A.V.)’dır. Bu
ikisi arasında her ne kadar peygamberler, veliler, nebiler, gerçek erenler
geldi geçti ise hepsi haktır, hepsine inandık, iman getirdik. Elhamdü lillâh
elhamdü lillâh. Dinimiz İslam, kıblemiz gönül kâbesi, kitabımız Kur’an,
mezhebimiz İmam Cafer-i Sadık Mezhebi. Hak lâ ilâhe illallâh, Hak birdir,
Muhammed resûlullâh, Emir-ül-mü’minin Ali veliyyullah. İlâhi ilâhi farzdır
ilâhi, tâlibin kalbinde farzı ilâhi, Oniki İmamlar rehberdir Sultan Hatâyi.
Kalbimizle severiz ol güzel Şahı” dedikten sonra, Tevbe Düvazı’nı okur.) ve “istiğfar”
(Can-ı dilden, can-ı gönülden diyelim bir Allah Allah... Allah, Muhammed, Ali,
Hünkar Hacı Bektaş Veli. Yetişe, ulaşa, dilde dilekleri, gönülde muratları
vere. Kazalara, belalara kalkan ola. Oniki İmamlar cemalinden, nûrundan
ayırmaya. Her gönülde bir murat vardır: Murat isteyenin muratlarını, dilek
isteyenin dileklerini ihsan eyleye. Cümlemizi sancağının altında saklaya,
bekleye. Hastalarımıza şifa, dertlerimize deva, borçlarımıza eda nasib eyleye.
Destimiz deman, küfrümüz iman, yardımcımız Oniki İmam ola. Ali’den bakım,
Hak’tan niyaz ola. Seksen bir Urum Erenleri, doksan bin Horasan Pirleri, yüz
bin Gayb Erenleri yetişe, ulaşa, dilde dilekleri, gönülde muratları vere.
Vakitler hayrola, hayırlar feth ola, şerler def ola.
Niyazlarımız Hak Dergahında kabul ola. Gözümüzden yaş,
duvarımızdan taş
düşürmeye, ocaklar başı aydın ola. Oniki İmamlar
cümlemize yardım eyleye. Ceddi
cemalim yolumuzu yolsuza, yaramaza, pirsize uğratmaya. Şeytanın
şerrinden,
gafil gadadan, görünür-görünmez beladan
koruya. İki cihanda korktuğumuzdan
emin, umduğumuza nail eyleye. Bu okunan duaların hürmeti hakkı
için Ulu Tanrı,
Hakk’a yürüyen (.....................) canımızın
kabrini cennet bahçesi eyleye,
sorgusunu kolay getire, günahları var ise bağışlaya, rahmet ve
yarlıgamasını günden
güne artıra. Geride kalan yakınlarına sonsuz sabırlar vere,
hizmetlerini kabul
eyleye. Burada hazır bulunup Allah diyen mü’minlerin
geçmişlerine rahmet
eyleye, kendilerine sağlık, esenlik vere. Dil bizden nefes Hazreti
Pir’den)
(yarlıganma’yı dileme), “mersiye”,
“deyiş”, “düvazimam” ve
“gülbank” okunur. Düvazimam okunması bitince canlar secdeye varır, Dede
dua eder: Dede: “ola. Dem Ali, sırr-ı Nebi, Pirimiz Hünkâr Bektaş Veli, Kerem-i
Evliya, gerçekler demine hü...” Duadan sonra bir ya da üç tevhid çekilir.
Tevhid okunup bitince, secde ve dua edilir.
Bismi-Şah Allah, Allah.
Bizleri bir araya getiren duyguya aşk
olsun.
Aşk olsun o sevgiye ki, rengine, diline,
dinine bakmadan bütün insanlığı kucaklar.
Hamd olsun o yaratılışa ki insanoğlu
oluştuğunda, onunla birlikte dil oluştu, anlaşmak için.
El oluştu güzel şeyleri sunmak için. Gönül oluştu herşeyi ve herkesi sevmek için.
İnsanoğlunu, kusurunu görmeden, görsede
üzerini örten göze aşk olsun.
Sırları açmayan dile aşk olsun.
Kendi emeğinden başkasına uzanmayan ele,
paylaşan gönüle aşk olsun.
Yüce erenler, Boz Atlı Hızır, Hazreti
Pir cümle canların hizmetlerini kabul
eyleyin.
Bizi akıl katarından ayırmayın.
Özümüz, aslımız ve yüzümüz sana dönüktür.
Dile getirdiğimiz her türlü eşsiz hamd ve
sena ... ancak sana mahsusdur.
Yüce Hak, yüce mevla bilinen ve bilinmeyen,
görünen ve görünmeyen sayısız alemleri
yaratan, rahma ve rahim olan ey Şerri Yezdan ellerimizi sana açtık.
Senin Rahim ve bağışlayıcı olduğunu biliyoruz.
Burada hazır bulunan cümle canların
dualarını kabul eyle.
Ellerimizi boş döndürme hakka yürüyen
sevgili canlarımızın günahlarını af eyle, mekanlarını ışık eyle, ruhlarını şad
eyle.
Ya Hazreti Pir, Boz Atlı Hızır.
Yüce hak okuduğumuz duaları dergahında
kabul eyle.
Cümlemizden himmetini esirgeme.
Biz sana ibadet ederiz, sana ve senin
sevdiklerinin yüzü hürmeti için,
Aramızdan göçüp sana dönenlere senden
şefaat dileriz.
İhsanını esirgeme yüce mevlam.
Yüce Haktır sevdiğimiz, Haktır taptığımız,
Haktan özge yar bilmeyiz.
Bütün sevip yarattığın Ulu Erenlerin hakkı
için, Muhammed Mustafa hakkı için, Aliyul Murtaza hakkı için, Kerbelada
Hz.Hüseyinin hakkı için hakka yürüyen canlarımızın aziz ruhlarını sonsuz
nurunla aydınlat.
Gönüllere şifa veren sensin, dertlere derman olan
sensin, yaraya merhem olan sensin, sana yürüyen canları bilerek veya bilmeyerek
işledikleri bütün kusur ve eksiklerden bağışla.
Çok bol olan rahmetini onlardan esirgeme
Yüce Hak.
Dil bizden, nefes senden Ya Rabbim.
Kemlik bizden, kerem senden Ya
Rabbim.
İsyan bizden, ihsan senden Ya Rabbim.
Kereminle, ihsanınla, lütfunla,
merhametinle, şefaatınla cümle canların kusurlarını bağışla ya Hazreti Pir.
Yüce Hak tufanda ismini çağıran Nuh Nebi
hakkı için.
Turda Musa hakkı için, çarmıhta İsa hakkı
için, miraçtaki Muhammed hakkı için.
Senin yüce ismini zikreden canların
dualarını kabul eyleyesin.
Toplandık sana dua ediyoruz.
Evliyalar hakkı için, erenler hakkı için,
ermişler hakkı için.
Üçler ve beşler hakkı için.
Bütün lokma ve niyaz verenlerin hakkı için.
Oniki İmam aşkı hakkı için.
Kırkların hakkı için.
Bütün Müminlerin aşkı hakkı için.
Enel Hak diyen Mansur, hakkı için.
Derisi yüzülen Nesimi hakkı için.
Kuyuya atılan Yusuf Peygamberin hakkı için.
Eyüp Peygamberin göz yaşı için, inup inup
deleceği taş için.
Biçilen Zekariyanın aziz naaşı için.
Yusuf Peygamberin aziz başı için.
Hakka yürüyen canımıza rahmet eyle,
mekanını ışık, ruhunu şad eyle.
Ey yüce Mevla.
Murşid-i Kamilin aşkı hakkı için.
Evrahı pakların aşkı hakkı için.
Bütün iman sahipleri mümünlerin hakkı için.
Hakka yürüyen canların kusur ve
noksanlıklarını af eyle.
Mekanlarını ışık eyle.
Ruhlarını şad eyle.
Biz günahkar kullarınıda sevabe nail eyle.
Feylimize değil, halimize nazar edip kötü
emellerimizi hayre tertip eyle.
Yüce Mevla.
Yağan yağmur için, esen yel için.
Dergahına varan doğru yol için.
Banazda Pir Sultan, Nevşehirde Pir Hünkar
için.
Cümle biten çiçeklerin hakkı için.
Şah Hatayimin yüce ismi için.
Şah-ı Merdan Ali için.
İkrarından dönmeyen Aşıklar için.
Hakka yürüyen canımızın ruhunu şad eyle.
Aile bireylerine, gönül dostlarına, yol
arkadaşlarına sabır ve metanet dileriz.
Gönüllerini şen kıl, gam ve efkarlarını
dağıt.
Dirlik ve düzenlerini bozma.
Hak için niyaz eden cümle canları, düşmanın şerinden, Hesudın
afetinden, hilakarın düzeninden, münafıkın fitnesinden, yalancının iftirasından
uzak eyleyesin.
Cümle canların duaları kabul olsun, emekleri zayi
olmasın.
Okuduğumuz duaları .......................oğlu/kızı...........................
canın ruhuna bağışlıyoruz.
Yüce Hak dergahında kabul eyleyesin.
Dil bizden, nefes Hazreti Pirden olsun.
Hü gerçeğe, gerçeklerin demine.
Allah Eyvallah...
HASAN
KILAVUZ
HAZIRLIKLAR
Cem toreni baslamadan evvel; cem yapilacak
yorede ise DEDE, yoksa rehber cem’in yapilacagi yerde, halk arasinda veya
kurumsa kurumun belirledigi kisilerle 12 hizmetlerde gorev alacak kisilerin
çalismalarini denetler yonetir ve ogretir.
Bu hizmetlerden DEDE ve Rehber’den sonra
sirasi ile Zakir, Gözcu, Delilci,
Haberci (peyik), Supurgeci(ferras), Tezekar(ibrikçi), Kapici, Sakkaci,
Lokmaci(kurbanci), Semahçi veya iznikçi olarak oniki kisi belirlenir.
Bu
kisiler gulbenglerini ogrenir ve kisa bir çalismaile cem’e
hazirlanirlar.
Lokmaci ve kurbanci onceden belirlenen sayida
kurbani hazirlar ve DEDE veya Rehber
araciligi ile tiglanilir.
BASLANGIC
Rehber geldigi cem salonunda hazirlanan
divana yonelerek hak meydani denilen
meydanda once divana karsi secdeye geçer niyazini olur, sonra da
sagindaki ve solundaki canlara donerek niyazini olur. ( Niyaz kapanmis yumruk
seklindeki ellerin bas parmaklari açik ve yere gelecek sekilde yerlestirilir,
once sol bas parmak(ya Allah), sonra sag bas parmak (ya Muhammed)ve orto ust
kisima (ya Ali ) diye niyaz edilir.)
Divanda yerini alan Rehber zakirlare ve halka
çagrida bulunur , sazlar hazirlanip zakirler yerini alana kadar halk ta rehber gibi niyaza gelir. Bundan
sonra gelen her can kapici ve gozcu’nun uyarisi ile ayni sekilde niyaza durur.Rehber
kendi konusmasini yapar ve bolgedeki kurumun sorunlarina deginir.
Zakirler bir uçleme yaparak deyisler ve duvazi
imamlar okurlar.
Rehber konusmasindan sonra DEDE’yi meydana
çagirir.
Gerçege hu canlar,
Bismi – sah Allah,
Allah;
Hak,Muhammed, Ali yolunda, kirklar meydaninda, pir
divaninda, cemimize vekalet edecek dedemizi meydanda gormek isteriz.
DEDE
meydana gelir meydanda divana ve canlara ayakta niyaz eder ve secdeye varir.
Hem divana, hemde saginda ve solunda
bulunan canlara meydana egilip secdede niyaz eder ve hepsi ile gorusmus olur.
Daha sonra ayakta durarak kendisini tanitir
ve rizalik alir.
Sevgili canlar;
Hak,Muhammed, Ali yolunda, kirklar meydaninda, pir
divaninda, cemimizi yurutmek için vekalet etmek isteriz razimisiniz. (bu
uç kez tekrarlanir). Ve Hak’ta sizden
razi olsun. Der. Ve dar-a durur.
Rehber dardaki DEDE’ye su gulbengi verir.
BISMI- SAH ALLAH,ALLAH;
Geldigin yerden, durdugun dardan, hizmetini gordugun
pirin husni himmeti uzerinde ola.
Hak, Muhammed, Ali haktan adaletten, ayirmaya, hizmetin
Kabul ola.
Gulbengini alan dede konusmasini yapar ve cem
çesitleri hakkinda bilgi verir.Hangi cemi isleyecekse onun uzerinde yogunlasir.
CEM BAŞLAMADAN EVVEL DEDE’NİN KONUŞMASI
“Saygıdeğer Cem Erenleri, Sevgili Canlar;
Cem ibadetimizi yapmak için toplanmış bulunuyoruz.Hepinizi en içten
sevgilerimle selamlıyor, hoş geldiniz diyorum.Cem Erenleri, bacılar kardeşler;
Cemimize başlarken biliyorsunuz; biz önce kendi aramızda birliğimizi
dirliğimizi sorgularız, hizmetlerimizi yaparız, çerağımızı uyarırız,
lokmalarımızı paylaşırız.
Cemlerimiz önceki dönemlere göre herkese açıktır.Burada sizlerin yerine
getirmek zorunda olduğunuz görevler vardır.Nedir bu görevler? Biraz sonra
burada ibadete başlayacağız, belli kurallara uyacağız:Konuşmak, muhabbet etmek,
oturup kalkmak, ibadet etmek.Bunların hepsi yerine göre yapılacak, rastgele
konuşulmayacak.
Ey Canlar, bilmiş olasınız ki, Hakk Cemi’nde ayrılık gayrılık, senlik benlik
yoktur.Siz hep ana, baba, kardeşsiniz.İmam Hüseyin’in yolu kıldan ince,
kılıçtan keskindir.Kul kusursuz, hata tevbesiz olmaz.Kul kusur işler, Sultan
bağışlar.Kusurlarımızı, günahlarımızı Hakk bağışlaya, esirgeye.Fakat bu yola
girecekler haram yemeyecek, yalan söylemeyecek, kötülük yapmayacak.Bir kimsenin
içinde kin kibir, düşmanlık, cimrilik, tamah, öfke dedikodu ve maskaralık ve
daha nice kötü huylar olursa, su ile yıkanıp temizlenebilir mi?Öyle bilesiniz
ki, temizlenmez.Bu dediğimiz kötü huyların biri bir kişi de olsa, onun bütün
ibadeti ve ameli, hepsi boşuna olur.
Şunu iyi bilelim ki, yolumuzu kuran gerçek erenlerin aslı su’dandır.Su temizdir
ve temizleyicidir.Buna göre “Ben Alevi’yim.” Diyen her can,su gibi temiz ve
temizleyici olmalıdır.
Erkeğe Pirinden, kadına erinden şefaat edilecektir.Bu dünyada er-kişi eşinden
kırıcı, kaba davrandığında, şunu bilsinler ki:Fatma Anamızı incitmiş
olurlar.Erkeklerin şefaatçısı Hz. Hüseyin’dir; kadınlarımızın şefaatçısı Fatma
Ana’mızdır.Komşu hakkı, Tanrı Hakkı’dır.Komşusunu bilmeyen, Tanrı’sını
bilmez.Atasını bilmeyen de Tanrı’sını bilmez.Yolumuzun buyruğunu tutup,
yasaklardan kaçmak gerek.Üstadımız Şah-ı Merdan Ali bunu böyle buyurmuştur.
Sizler ey Canlar, birbirinizden hoşnut ve razı mısınız?Birlik
misiniz?Cemaat
“Razıyız.” Ya da “Eyvallah.” Der.Dede
“Niyazlaşın.” Der, canlar birbirlerinin
omuzlarına niyaz ederler.Dede konuşmasını
sürdürür:”Değerli Canlar, bizim
yolumuzda gönül kırılmaz, çünkü Tanrı
evidir.Emanete hıyanet edilmez.Hz. Pir
buyurmuş ki; “Elinize, dilinize, belinize sahip olun.”Bu
üç kelimenin baş
harfleri “EDB”i oluşturuyor.Yani her zaman “EDEBLİ
OLUN ve EDEB içinde
oturun.”Ehl-i beyt düşmanlarıyla dost olmayın.Herkes bir
müsahip kardeşi
tutmalıdır.Allah’a kul, Muhammed’e ümmet, Ali’ye
talib olan Canlar.Döktüğünüz
varsa doldurun, ağlattığınız varsa güldürün, yıktığınız
varsa kaldırın.Doğru
gezin, dost gönlünü incitmeyin.Mürşidinizin
buyruğuna uyun.İbadetlerinizi
gösteriş için yapmayın.Erenler yolunda verdiğiniz ikrardan
dönmeyin.Tevella ve
teberrayı bilin.Dört kapı, kırk makamı, üç sünnet
yedi farzı öğrenin ve
uygulayın.12 gün Muharrem (Matem) Orucu’nu, 3 gün Hızır
Orucu’nu
tutun.Gerçekmiş gibi görünüp, dünya
menfaatiyle gözünüzü kamaştıracak münafıkların
sözlerine aldanıp Erenler yolundan uzaklaşırsanız, mahşer
günü Ulu Divan’da
şefaati kimden umacaksınız?Oniki İmamlar bizleri şefaatinden mahrum
eylemeye.İbadetlerimizi kabul eyleye.
Bu
konusmasindan sonra oniki hizmetlere deginir.
Zakirlerin bir deyisinden sonra, oniki
hizmetleri çagirma dizeleri’nin soylenmesi ile oniki hizmetler meydana basta
gozcu olmak sarti ile hepsi yarim ay seklinde divanin karsisina geçer.
Oniki
hizmet sahipleri sag basta rehber olmak üzere meydanin orta yerinde dara dururlar.(Meydana,
hizmetlerle ilgili bir deyis çalinarak da gelirler.) Adi okunan himet sahibi
meydana gelir., “ Allah, Muhammed, Ya Ali” diyerek secdesini yapar ve dara
durur. Dede, dua ve tecella duasi verir.
ONIKI HIZMET DEYISI
Haktan bize nida geldi
Pirim sana beyan olsun
Sahdan bize name geldi
Rehberime haber olsun
Sah kuluna kildi nazar
Dört kaliptan adem süzer
Zeval gelmis cemi bozar
Gözcü sana haber olsun
Zakirin zikri saz ile
Kuran okur avaz ile
Mümin müslim niyaz ile
Zakirlere haber olsun
Hak kuluna nazar eyler
Hakkin kelamini söyler
Mümin gelmis mürvet diler
Peyik sana haber olsun
Mümini çekti meydana
Münkiri sürdü zindana
Hizmet verildi Selman’a
Farasçiya haber olsun
Mümin yolun yakin ister
Münkirlerden sakin ister
Delil yanmaz yagin ister
Delilciye haber olsun
Bu yola giden nâcidir
Erenler kardes bacidir
Cem kilidi kapicidir
Kapiciya haber olsun
Zakirlerin zikri sazdir
Okunan deyis düvazdir
Mümin hak ile niyazdir
Niyazciya haber olsun
Hak kuluna kildi rahmet
Sana niyaz Ya Muhammed
Hizmet görüldü muhabbet
Tezekere haber olsun
Yola giden haslar hasi
Mümin giyer Hak libasi
Doldur ver engürün tasi
Sakkaciya haber olsun
SAH
HATAYI’m vari geldi
Müminlerin kâri geldi
Hakkin armagani geldi
Iznikçiye haber olsun
Zakir, hizmet deyisini çalip bitirince Oniki Hizmet sahipleri meydanda yay
seklinde dâr’a durur, Dede, topluca dualarini verir:
“Allah… Allah…
Aksamlar hayr ola, hayirlar feth ola,
serler def ola, Hizmetleriniz kabul ola. Dileklerinizi Hak-Muhammed-Ali
vere.Emekleriniz bosa gitmeye. Erenlerin aydin yüzlerine askola. Onsekiz bin
alemle birlikte, cümle mümin kardeslerimizi Hak-Muhammed-Ali yolundan mahrum
eylemeye. Sizler bize hizmet ediyorsunuz; gerçek erenler de sizleri kazadan,
beladan, kötülüklerden koruya. Hizmetini gördügünüz pirlerin himmetleri
üzerinizde ola. Hazret-i Hüseyin yardimciniz, Bozatli Hizir yoldasiniz ola.
Saklaya, bekleye. Geldiginiz yerden, durdugunuz dardan iyilikler göresiniz. Dil
bizden, nefes Hünkâr Haci Bektas-i Veli’den ola. Gerçege hü.”
Hizmet sahipleri bu duadan sonra yere secde eder tekrar dara dururlar. Bu
kez Dede tecellâ duasi verir:
Tecellâ, Tevellâ Hakk’a yazila.
Tecellâniz temiz, yüzünüz ak ola. Tecellâ gören cehennem atesi görmeye. Gerçege
hü…”
Tecellâ’dan sonra cem erenlerinin oniki hizmet sahiplerinden, hizmet
sahiplerinin de birbirlerinden razi ve hosnut olup olmadiklari Dede tarafindan
sorulur. Canlar “Biz raziyiz Hak da razi olsun.” derlerse, Dede “Dâvâya mâna,
âsika nisan gerek. Niyazlasin canlar” der ve herkes birbiriyle görüsür. Rehber Dede’nin,
Dede rehberin; yine Rehber oniki hizmet sahiplerinin kusaklarini baglar. Hizmet
sahipleri meydana niyaz edip hizmetlerinin basina giderler.
DEDE oniki hizmetlerin gulbengini verir.
Gulbenk;
Bismi’sah Allah
Allah! Akşamlar hayır ola, Hayırlar feth ola şerler defola, hizmetleriniz kabul
ola. Muratlarınız hasıl ola. Hazır, gaib, zahir batın ayini Cem erenlerinin nur
cemallerine aşk ola. On sekiz bin alemle cümle kardeşlerimizi Muhammed- Ali
gülbangından mahrum eylemeye. Allah cümlemizi didarı ehli beyte meşrebi
hüseyine nail eyleye Muhammet el mustafa, Aliyyel Murtaza, Cebrail Musaffa,
Gözcü Er Mustafa, Gulam Kamber, Çerağcı Cabir Ensar, Selmani Farisi, Bilal
Habeşi, Kurbancı Mahmut Ensari, Gulam Kisani, Semahcı Abuzer Gaffari, Fatımatül
Zehra, Amırı Eyyar ve İznikci, Hüzeymenin hüsnü himmetleri üzerinizde ola.
Saklaya bekleye dil bizden nefes Pirimiz Hünkar Hacıi Bektaş Veli den ola gerçek erenler demine hu! Mümine Ya Ali.
( Dariniz didariniz kabul, muradlariniz hasil ola.
Cektiginiz darlar, Mansur, Nesimi, Fatima ve Fazli dari defterine kayit ola.
Dar çekenler didar (cemal) gore, yapacaginiz hizmetlerde hizmet pirleriniz
yandasiniz ola. Gorevleriniz ahsan, hayirli dilekleriniz ihsan ola. Hizmetiniz
hak için ola. Dil bizden nutuk hazreti pirden ola.
Hu gerçege gerçeklerin demine...)
Gulbengin okunmasindan sonra kemerbest’ler
baglanir.
Ve her hizmetli kendi gorev yerine gider.
Her cemin baslamasi supurgeci hizmeti ile baslar. Supurgeciler gelerek darda dururlar
bu sirada DEDE supurgeci hizmetinin anlamini anlatir.
Bu hizmetin amacinin cem alanini temizlemek
deyilde, ceme katilanlarin sembolik olarak gonullerinin temizlenmesidir. Bu
hizmetle ceme katilanlar kin, kibir, kotu dusunceler gibi olumsuzluklarin cem
alanindan temizlendigi sembilize edilir. Ayrica
çevre temizligini de temsil eden bu hizmet cem boyunca uç kez gorulur.
Supurgeciler bir adim atarak supurgeyi uç
sefer çalarlar. Her seferinde once Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali diyerek huzura
gelir supurgeyi sol kolunun altina alarak gulbengini okur.
Supurgeci gulbengi;
Biz uç baciyiz,
guruhu naciyiz, kirklar meydaninda supurgeciyiz, Supurgeci selman, korolsun
mervan, zuhur etsin mehdi sahip zaman, Allah eyvallah nefes pirdedir.
DEDE Allah Allah! Hizmetin kabul ola. Muradın hasıl ola.
Seyyid Ferraş Efendimizin Hizmeti üzerinde ola. Ayni hizmeti ileride nice
saglikli yillarda ve nice cemlerde yapmaya hak nasip ede.
Gerçek erenler demine hu!
(supurgeci, bulunduğu yere niyaz edip geri geri çekilerek
meydanı terk eder.
Ikinci hizmet olarak tezekar hizmetidir. Tezekar hizmeti beden temizligini temsil
ettiginden el suyu hizmeti de denir. Tezekar hizmetlisi surahi, havlu, ve legen
malzemeleri ile pir huzuruna çikarlar, bir baci ve erden olusan hizmetliler es
olmalidir. iki can karsi karsiya geçerek birbirinin eline su dokup kurular ve
niyaz olurlar.
Daha sonra once DEDE’nin eline sonra Rehberin
ve divanda bulunan bir er ve bir bacinin eline suyu doker,kurular ve niyaz
olurlar. Daha sonra darda durur ve gulbenklerini alirlar.
çift
malzemeleri ile dara dururlar ve gulbenglerini okurlar.
Destur pirim, Ben Gulam-i Haydariyem, Adiden etmem ,
hayf-u bak, çunku bu hizmette örnektir bana selman-i pak, Gonlumuzu Hakka
baglayip, yunduk, arindik olduk pak.
Nefesler pir nefesi ola hu pirim.
DEDE
gulbenglerini verir.
Allah,Allah;
Hizmetleriniz kabul ola, Muratlariniz hasil ola,
Istediginizi, dilediginizi, Hak, Muhammed Ali vere, Elleriniz dert gormeye,
gonlunuz incinmeye, Hizmetinizden sefaat bulasiniz. . Ayni hizmeti ileride nice
saglikli yillarda ve nice cemlerde yapmaya hak nasip ede.
Selman-i pak’in husni himmeti uzerinizde ola. Gerçege hu.
Uçuncu
hizmet olarak gozcu gelir;
Asasi ile darda durur ve gulbengini okur.
Allah…Allah
Allah’tan ola hidayet Muhammed Mustafa dan bize şefaat Aliyyel Murtaza dan ola
keramet Hünkar Hacı Bektaş Veli den ola himmet kırklar meydanında Pirimiz Gözcü
er Mustafa dan Karaca Ahmet Ber cemalı Muhammed bikemali hasan, bikemali imam
huseyin.
DEDE dardaki gozcuye cem ayinini yeri ve
katilan canlar ile birlikte kendisine teslim ettigini soyler ve gulbengini
verir.
Allah…Allah Hizmetin kabul muradın hasıl olsun. Gözcü Er
Mustafa ve Karaca Ahmet Efendilerimizin hüsnü himmetleri üzerinizde olsun. Dil
bizden nefes pirimiz Hacı Bektaşi Veli den olsun. . Ayni hizmeti ileride nice
saglikli yillarda ve nice cemlerde yapmaya hak nasip ede. Gerçek erenler demine
Hu!
Sira post
hizmetine gelmistir. Post hizmeti için rehber
post ile birlikte meydana gelir ve su gulbengi okur.
Destur pirim;
Bismi-sah Allah,Allah;
Allah…Allah destur pirim Muhammed Mustafa’nın dır Bu post
Aliyyel Murtazanındır bu post oniki İmamlarındır bu post Pirimiz Hünkar Hacı
Bektaşi Velinin dir bu post Ber Cemalı Muhammed Kemalı Hasan Hüseyin
Ali’ye selavat.
Cem birligine, sohbet sirligina, evliya keremine hu
diyelim Allah eyvallah, nefes pirdedir.
DEDE’nin gulbengi;
Allah .Allah postlar kadim ola İnkar def ola hayıra
gelmiş hayıra serilmiş ola .Kırklar meydanında serilen bu seccadenin üzerinde
sorgulanan canların didarı cennet ola günahları af ola postunuz temiz yüzünüz
ak olsun Hz Fatıma anamızın hüsnü himmetleri üzerinizde olsun.Dil bizden nefes
hazreti pirden olsun. Ayni hizmeti ileride nice saglikli yillarda ve nice
cemlerde yapmaya hak nasip ede.
Gerçek erenler demine Hu!
Rehber postu serer ve sag ve sol ucuna ve orta ust kismina Ya Allah, Ya
Muhammed ve Ya Ali diyerek niyaz olur ve yerini alir.
Postun serilmesinden sonra sira Dililin
uyrilmasina gelmistir . DEDE delilin anlami uzerine bir konusma yapar ve anlamini
açiklar.
ÇERAĞ(IŞIK)
MAKAMI:
Posttan sonra ikinci derece kabul edilen Çerağ'dır. Önemi iki konudan ileri
gelmektir. Birinci konu maddi, ikinci konu ise manevidir.
Birincisi:
Işık saçıp gece boyunca ayni cemin sağlıklı sürmesini sağlamasıdır. Çerağ nur
olarak kabul edilir. Güneş, dünyanın çerağıdır. Güneş olmasa dünya karanlıkta
kalır, hiçbir hayat olmaz. Işık hayatın kaynağıdır. Dünyadaki varlık güneşin
sayesindedir. Güneş büyük çerağ olarak kabul edilir.
Manevi olan ikinci konuya gelince: Çerağ Tanrının nurudur, Bu nur, nübüvvet
ve velayet olarak kendisini göstermiştir. Peygamberlik nurunun kaynağı Hazreti
Muhammed'dir. Velilik nurunun kaynağı Hazreti Ali'dir.
Ceragci ( delilci) delili alarak
meydana gelir ve dara durur. Gulbengini okur.
Ceragi Evliga nur u semavat ki ol bu tur a münecaat …
Cerag uyaninca kil niyazi,
Muhammed Ali ye candan selavat….
Ceragi nur-u Muhammed Ali’den doguptur ol ay ile gunes
Fakiriz bizde bir katresini alalim olsun gonlumuze es
Destur Allah Eyvallah
( Ceragci her delilleri Ya Allah, Ya
Muhammed, Ya Ali der ve delilleri uyandirir gulbengini okur.)
Cün ceragi uyandirdik O Hüdanin askina
Fahr I Alem Muhammed Mustafanin askina.
Saki Kevser Ali el Mürtezanin askina.
Hem Hatice Fatima Hayirli
kadinlar askina.
Sah Hasan Hulki Riza, hem Sah Hüseyin I Kerbela.
Ol imam etkiya Zeynel Abidin askina.
Hem Muhammed Bakir ol kim nesl I pak Mürteza
Cafer I Sadik imami Rahmaninin askina.
Hem Ali Musa Riza yi sabiran askina.
Sah Taki ve Naki hem Hasan ül Askeri
Ol Muhammed Mehdi sahip livanin askina.
Pirimiz üstadimiz Hünkâr haci Bektas I velinin askina.
Hasderek yanan yakilanin askina.
Ber Cemal I Muhammed Pir Kemal I Imam hasan
Sah Hüseyin Ali’nin yolunu bir bilip verelim candan
Selavat.
Daha sonra DEDE delili kutsar;
Sem-i tevhide hidayettir yuzun, sureti haktan
besarettir yuzun, manayi kurandan ibarettir yuzun, Hac cul ehrama ziyarettir
yuzun.
Bercemali
Muhammed, bikemali imam Hasan, bikemali imam Huseyin, Ali’yul Fatimayi selavat.
Oniki imameyn efendilerimizin ruhu revenleri sad ola. Asiklari fahri meydanda
ola. Lanet olsun o yezidin canina,
Rahmet olsun sah Huseyin ervanina.
Ask ile sevk ile diyelim Allah,Allah.
Delil uyandirildiktan sonra delilci delilin sagina, soluna, ve onune
niyaz olur ve delili alarak divanin bir ucuna yerlestirir,
Daha sonra zakir delili kutsamak için bir deyis ve duaz dile
getirirler.
Hata ettim hüda yaktı delili
Muhammed Mustafa yaktı delili
Ol Ali abadan Haydar-ı Kerrar
Aliyül murtaza yaktı delili
Haticetül kübra Fatma Zehra
Ol hayrün nisa yaktı delili
İmam hasan aşkına girdim meydana
Hüseyni kerbela yaktı delili
İmam Zeynel imam bakırı Cafer
Kazım musa rıza yaktı delili
Muhammet takiden hem ali naki
Hasanül askeri yaktı delili
Muhammed methi ol sahip zaman
Eşiğinde ayet yaktı delili
Bilirim günahım haleden aşubdur
Hünkar-ı evliya yaktı delili
Oniki imamdır bu nur hatayi
Şir-i Yezdan yaktı delili
Sira Lokmaci hizmetine gelmistir. Lokmaci
Adanan kurbanlardan ve ceme gelen lokmalardan karistirip bir tepsi uzerinde
meydana gelir;
LOKMACI
Evvel Allah
diyelim. Kadim Allah diyelim. Geldi Ali sofrası Hak versin biz yiyelim. Allah
Eyvallah. Gerçeğe Hü!
DEDE
Bismi-sah Allah,
Allah! Hayır hizmetin kabul muradın hasıl olsun. Sofran Kamberin serdiği sofra
olsun gerçek erenler demine hü!
Allah, Allah!
Nimeti Celil, bereketi Halil, Şefaati Rasül inayeti Ali, Himmeti, Pirimiz Hacı
Bektaş Veli Bu gide, ganisi gele Hak Muhammed Ali kabul ede. Yiyene helal
yedirene delil ola Yiyeni yedireni pişirip getireni Hak saklaya, Hızır bekleye
Şeyen Lillah Allah Eyvallah hü!
DEDE
Bismi-sah Allah! Allah! Akşamlar hayır ola. Hayırlar feth
ola. Şerler def ola. Münkirler mat, münafıklar berbat ola.Müminler şad ola.
Meydanlar abad ola.Sırlar mestur, gönüller mesrür ola. Hak Muhammed Ali
yardımcımız ola. On iki imam, on dört masum pak, on yedi kemer best
katarlarından didarlarından ayırmaya Pirimiz üstadımız Hünkar Hacı Bektaş Veli
muin ve dest’girimiz ola. Cenab-ı Hak münkir münafık şerrinden, adü mekrinden
hifz-i emande eyleye. Dertlerimize derman, hastalarımıza şifa, borçlarımızı
eda, nasib ve müyesser eyleye. Allah, Gökten hayırlı Rahmetler, yerden hayırlı
bereketler ihsan eyleye. Namerde muhtaç eylemeye. Kurbanlarımızı Dergah-ı
izzetinde kabül eyleye. Lokmaya sevap yazıla. Kazaları, afetleri belaları defetmiş
ola. Dil bizden nefes, Hazreti Hünkardan ola. Nür-u Nebi Kerem-i Ali Gülbank-ı
Evliya Hünkar Hacı Bektaş Veli, gerçek Erenler Demine Hü.
ZAKİR (Duayı Takip Zakirler üç nefes bir duaz söyler.)
Akıl ermez yaradanın sırrına
Muhammed Ali’ye indi bu kurban
Kurban olam kudretinin nuruna
Hasan Hüseyin’e indi bu kurban
Ol İmâm Zeynel’in destinde idim
Muhammed Bâkır’ın dostunda idim
Ca’fer-i Sâdık’ın postunda idim
Mûsa Kâzım, Rızâ’ya indi bu kurban
Muhammed Takî’nin nûrunda idim
Aliyyün-Nakî’nin sırrında idim
Hasanü’l –Askerîn dârında idim
Muhammed Mehdî’ye indi bu kurban
Aslı Şâh-ı Merdan,gürûh’u Naci
Gerçeğe bağlıdır bu yolun ucu
Senede bir kurban tâlibin borcu
Pir-i Tarikat’a indi bu kurban
Tarikattan hakikat’a ereler
Cennet-i Âlâ’ya hülle sereler
Muhammed –Ali’nin yüzün göreler
Erenler aşkına indi bu kurban
Şâh Hatâyim eder bilirmi her can
Kurbanın üstüne yürüdü erkân
Tırnağında tesbih kanında mercan
Mü’min müslüman’a indi bu kurban
(Duaz bitince Zakir, sazların üstüne eğilerek
dededen dua ister)
DEDE
Bismi-sah Allah
Allah! Hizmetleriniz kabul, muradlarınız hasıl ola. Ağzınız ağrı dert görmeye.
Zikrettiğiniz, Erenlerin Evliyaların ve Hizmet Piriniz Bilal-i Habeşi Abduş
Samed Hz İmam Bakır’ın Hüsnü himmetleri üzerinizde Hazır ve nazır ola. Demi Hünkar
Kerem’i evliya gerçek erenler demine Hu.
(Sıra Miraçlamaya ve tevhit okumaya
gelmiştir).
ZAKİRLER
Geldi Cebrail çağırdı
Hak Muhammed mustafa
Hak seni Mirac’a oku
Davete kadir Huda
Evvel emanetim budur
Pir-ü Rehber tutasın
Kadimi erkana yatıp
Tarîk-ı Müstkime
Muhammed şol kula vardı
Yoktur senden bir aziz
İmdi senden el tutayım
Hak buyurdu Ve’dduhâ
Muhammed’in belin bağladı
Anda âhir Cebrail
İki gönül bir oluben
Yürüdüler dergaha
Vardı dergah kapısına
Gördü bir arslan yatar
Arslan anda hamle kıldı
Başa koptu tufâne
Buyurdu Sırr-ı Kâinat
Korkmasın Habibim dedi
Hatem’i ağzınaver ki
Arslan ister nişane
Hatem’i ağzına verdi
Arslan anda oldu sakin
Muhammede yol verdiler
Arslan gitti nihane
Vardı Hakkı tavaf etti
Evvel bunu söyledi
Ne heybetli senin şîrin
Hayli cevreyledi bize
Gördü bir çare derviş
Hemen yutmak diledi
Ali bile olayıdı
Dayanırdı bu cevre
Ol şerbetten biri içti
Cümlesi mest-ü Hayran
Mümin müslüm üryan büryan
Hepside girdiler semah’a
Cümlesi de el çırpuben
Dediler Allah Allah
Muhammed de bile girdi
Kırklar ile semaha
Muhammed de cûşa geldi
Tâcı başından aldı
Kemerbestin kırka böldü
Sarıldılar kırklara
Muhabbet galip oldu
Yol-erkân yerin buldu
Muhammed’i gönderdiler
Hatırlar safa Oldu
Muhammed evine gitti
Ali Hakk’ı tavaf etti
Hatem’i önüne koydu
Dedi saddak Mürteza
Evveli sen âhiri sen
Ey velayetler mÂdeni
Cümleside sana tâbi
Dedi Şâh-ı Evliya
Şah HATAYİ’m vâkıf oldu
Bu sırrın ötesine
Hakk’ı inandıramadı
Özü çürük ervah’a
“Ayak üstü kalktı server “ (Tüm cem erenleri
ayağa kalkar)
Oturdu hak makamına (Otururlar)
Hu dedi gerçek demine ( Zakire katılıp Hü derler)
Cümlesi de oldu sacid (Oldukları yerde secde ederler)
Miraçlama okunurken bir erkek ve bacı semah
yaparlar
Miraclama bittikten sonra erkek ve bacı yan yana dara dururlar.
DEDE
Bismi-sah Allah Allah! Cümle alemi yaratan nuru mutlak Ya
Allah,Ya Allah, Ya Allah Nuri Nübüvvet Ya Muhammed (3 defa) Nuri Velayet Ya Ali
(Üç defa) Ekberi Ümmehat Hatice ve Fatıma analarımız, Hasan, Hüseyin, Zeynel,
Bakır Cafer, Musa, Rıza, Taki, Naki, Askeri, Mehdi cümle imameyn ve Pirimiz
Hünkar Hacı Bektaş Veli hürmetine yaptığımız ibadetler okuduğumuz gülbanklar
semahlar ve cümle hizmetler huzuru baride kabul ola. Allah bütün kusur ve
günahlarımızı bağışlaya.Doğru yoldan ayırmaya Şeytan şerrinden münafık
mekrinden koruya. Kötülere eş etmeye. Eşimize dostumuza komşumuza çocuklarımıza
yeryüzündeki cümle müminlerle beraber hayırlı işler hayırlı ameller hayırlı
düşünceler nasib ve müyesser eyleye Didarı Aliden ve meşrebi Hüseyin den mahrum
etmeye. Bilerek bilmeyerek yaptığımız günahlara geri döndürmeye. Semah yapan
bacı ve kardeş miraçlama söyleyen Zakir ler hizmetlerinin pirinden şefaat
bulalar. Dil bizden, nefes Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş veliden ola. gerçek
erenler demine Hu! Mümine ya Ali…
Miraçlamadan sonra eger varise semah grubu
veye semah donmek isteyen canlar semahlarini donerler.
Gulbengi okunur;
Bismisah Allah,Allah
Semahlar saf ola,
Gunahlar af ola,
Rehberimiz oniki imam, yardimcimiz hak ola.
Dil bizden, nefes hunkar-i Pir’den ola.
Gerçege hu mumine ya Ali.
SEMAH
Cem’de
dondugumuz semah kirklar meclisinden kalmadir.Hz. Muhammed’in kirklar
meclisinde dondugu semahtir.Cem ibadet yeridir, semah bizim ibedetimizin
sembolu oldugundan cemlerde donulur.
Dugun
ve eglence yerlerinde donulmemelidir. Cemlerde dondugumuz semahlar kirklarin
askina donulen semahtir, bu ne bir eylence nede bir folklor ogesidir.
Miraclamadan sonra, supurgeci hizmeti yine gelir ve meydani
semahlardan sonra kalanlari ve pervaneden dokulenleri , saçilanlari hizmetleri
ile kutsar ve yerlerine geçerler.
Supurgeciler meydana gelir ve;
Bir adim atarak supurgeyi uç sefer çalarlar.
Her seferinde once Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali diyerek huzura gelir supurgeyi
sol kolunun altina alarak gulbengini okur.
Supurgeci gulbengi;
Biz uç baciyiz ,
guruhu naciyiz, kirklar meydaninda supurgeciyiz, Supurgeci selman, korolsun
mervan, zuhur etsin mehdi sahip zaman, Allah eyvallah nefes pirdedir.
DEDE
Allah Allah!
Hizmetin kabul ola. Muradın hasıl ola. Seyyid Ferraş Efendimizin Hizmeti
üzerinde ola. Gerçek erenler demine hu!
(supurgeci, bulunduğu yere niyaz edip geri
geri çekilerek meydanı terk eder.
DEDE tevhit hakkinda bilgileri verir ve sonra tevhit okunur;
Tevhitte ceme katilan cumle canlar hep
birlikte muzige ve sozlere eslik ederler.
TEVHIT
Tevhıt
cem içinde bir ibadet degildir. Tevhit muzik esliginde elleri dizlere vurarak
yapilan harekettir. Tevhit Alevilik de yoktur.Bu nerden geliyor ? Bektasi
felsefesine karsi olan Osmanli’lar Bektasiligin onune gecmeleri icin ellerinden
geleni yapmistirlar. Osmanlilar kendi adamlarini gondererek sahte Ocaklar,
tekkeler kurdurmustur. Cemlere dedelik yapmalari icin kendi kurdugu Ocaklardan
sahte Dede gondermistir. Iste tevhit Naksibendi Tarikatindan bir Naksibendliyi
Alevi cemine Dede olarak gonderiyor. Bu tevhit meselesi, Naksibentlinin
zamaninda icat oluyor. Osmanli’nin Cem yurut diye genderdiyi bu Naksibentlide
daha sonra Alevi oluyor. Tevhit Naksibent Tarikatindan geliyor.Tevhit Cemlerde
yapila bilir de, yapilmaya bilir de. Tevhit yapmak ibadet degildir.
Tevhit’ten
sonra sakka suyu hizmeti gelir.
DEDE’nin
yapacagi sakka suyu nedeni ve onemi uzerine konusmadan sonra meydana gelen
sakka’ci.
SAKKA
Bismi
Şah..”-Biz her canlıyı sudan yarattık.Bütün dertlere derman olsun . Selamullah
ala İmam Hüseyin Ve Allah ın laaneti İmam Hüseyin in Katilinin üzerine olsun.
Lütfuna muhtacız eyle ihsan ya Hüseyin---Derdimize senden derman eyle derman ya
Hüseyin-- -Gayriye muhtaç kılma âşıkânı elaman---Sen medet kıl bizlere her
vakit yâ Hüseyin---Sad hazeran Laanet olsun ol güruhu dalâle---Nakz-ı ahd ile
şehit kıldılar anlar seni ya Hüseyin---İsm-i Pâkin aşkı için zikredeni koyma
zulmette hergiz---Bermurad et dide-i giryan ile ağlayanı Ya Hüseyin---İznin ile
su tapşırdım aşkına vermek için---Aşkınla içenlere kıl ab-ı hayat Ya Hüseyin.
Bercemali Muhammed, bikemali imam Hasan, bikemali imam Huseyin, Ali’yul
Fatimayi selavat.
DEDE
Allah Allah!
Hizmetleriniz kabul ola. Dileğinizi Hak Muhammed- Ali vere. Elleriniz dert
görmeye. Gönlünüz incinmeye. Yoluna Hizmet ettiğiniz Pirin himmeti üzerinizde
ola. . Ayni hizmeti ileride nice saglikli yillarda ve nice cemlerde yapmaya hak
nasip ede.
Dil bizden nefes hazreti pirden ola.
Gerçeğe Hü!
Daha
sonra bir bardaga konan suyu DEDE alir ve o bardagin ustunu eliyle kapatip
duasini okur.
Sem-i tevhide hidayettir yuzun, sureti haktan
besarettir yuzun, manayi kurandan ibarettir yuzun, Hac cul ehrama ziyarettir
yuzun.
Bercemali
Muhammed, bikemali imam Hasan, bikemali imam Huseyin, Ali’yul Fatimayi selavat.
Oniki imameyn efendilerimizin ruhu revenleri sad ola. Asiklari fahri meydanda
ola. Lanet olsun o yezidin canina,
Rahmet olsun sah Huseyin ervanina.
Ask ile sevk ile diyelim Allah,Allah.
Daha
sonra o bardaktaki su diger suya karistirilir ve DEDE(ye ve yanindakilere ve
ayrica isteyen canlara bir kaç bardak ile dagitilir. Kalan su goturulup
çogaltilir ve lokma aninda lokmalarla birlikte dagitilir.
Sakka
suyu dagitildiktan sonra hizmetliler tekrar dara dururlar.
Sakaci :
« Zerrede var edenin hayat veren can vereniin ari duru pak kilanin
hakkina hizmete geldik. Eyli hak darinda cemi didar sirrinda nefes almaya
geldik.
Rahminde var eden ser çesmenin gözünde aldik. Kadrini
bilmeye deminde tatmaya, ikrar darinda durduk. Üçler besler hakina, yedilerin
göz gönül aydinligina dört kapi, dört çira kirklar makaminda on yedi
kemerbestin hakina, demini cemi canlara sunmaya geldik… »
Rabbin sundugu saraben tahura, nasip ettin ya huda sakka,
sakkasi kevser Aliyel Murteza.
Bercemali Muhammed Bicemali Ali, cemali Hasan Huseyin
erenleri bilenlere selavat.-
Dede;
Lanet olsun be hey Yezit senin sanina,
bunu ben demedim Hak buyurdu senin namina.
Muhammedin ummetiyim dersin selavat verirsin,
Ali’ye
karsisin yuh senin fasik çuruk imanina.
Yuz bin kere Hacca gitsen olmaz tavafin
kabul,
Arafatta kurban kessen kelp (kopek) duser
kurbanina.
Ey azazil (lanetli) sen dunyanin gerçek
donusunu inkar eyledin ol sebepten karismadi kanim kanina. Ey kul Himmet’im sen
Ali’yi sevenlerden ol. Ali keremler kanidir( keramet sahibidir),
bagislayicidir, kalmaz cumlemizin noksan ve isyanina.
SAKKA SUYU DAGITILDIGINDA GULBENKTEN EVVEL OKUNUR.
Gun Muhammed
gunu, nazik cemaline kevser suyunu veren sahim Ali’dir. Sah suvarim hem Ali’sin
hem Velisin kainatin aynisin. Kimseler bilmez bu sirri Hak bilir perver digar.
Tas yarildi arsa çikti duldul ile bile zulfukar.
Uyan ey havariç
yola gel yola eyleme sahtan kenar.
Men sahin mecnuniyem olmusam esigine toz ile gubar.
Su cihanin nuru kimdir kim ola, sah hasan’dir, sah
Huseyindir Alim koydu yadigar. Comertler comerdi sensin ya emirel muminin
comertligin emri budur dedi Ali Kambere sofra ser. Ey Hatayi sen bu dusuncede
devam edersen daima okuki La feta illa Ali, La seyfe illa Zulfikar.
Onik imam efendilerimizin ruhlari sad olsun, gerçek
erenler var olsun, lanet olsun ol yezidin canina, rahmet olsun sah Huseyinin
namina. Ask ile sevk ile diyelim Allah, Allah.
( Bismi sah
Allah Allah;
Hizmetleriniz kabul ola, Muratlariniz hasil ola,
Istediginizi, dilediginizi, Hak, Muhammed Ali vere, Elleriniz dert gormeye,
gonlunuz incinmeye, Hizmetinizden sefaat bulasiniz. . Ayni hizmeti ileride nice
saglikli yillarda ve nice cemlerde yapmaya hak nasip ede.)
Bu
sirada daha once duasini alan lokmacilar
lokmalarini hazirlamaktalardir. DEDE’nin verecegi desturla lokmalar dagitilir.
Lokmalar dagitimi sirasinda DEDE yine çesitli konularda
bigilendirmelerine devam eder.
Lokmalar
dagitildiktan sonra lokmaci ve mutfakta bulunan bir can meydana gelir ve soyle
der.
Elimde yoktur kantar terazi herkes odlumu
hakkına razı…
(bunu uç kez tekrarlar)
Diyerek toplumdan razılık alındıktan sonra dede yemeğe başlama duası
verir.
Yemeğe
başlamadan önce” -Onlar içleri çektiği halde yiyeceğini yoksula, öksüze, ve
esire yedirirler. Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz . bir karşılık
ve teşekkür beklemiyoruz derler
LOKMA DUASI
Lokma askina imameyin keremine balimin sirrina, Hunkar-i
pirin dem-i devrani, yolu erkani yuruye.
Lokmalar yiyenlere helal, yedirenlere delil ola.
Destur lokmaya, keremi evliyaya.
Hu gerçege, gerçeklerin demine Allah, eyvallah.
LOKMALAR YENDIKTEN SONRA
BISMI-SAH ALLAH, ALLAH
Lokmalar Kabul, muratlar hasil ola.
Arta eksilmeye tasa dokulmeye, pir bereket vere.
Yiyenlere helal yedirenlere delil ola.
Pisirip tasirip, lokma serenlerin hizmetini gorenlerin
bedenleri saglik ola.
Dildeki dilekleri, gonuldeki hayirli muradlari hasil ola.
Dil bizden nefes nutuk Hunkar-I pirden ola.
Hu gerçege, gerçeklerin demine. Allah, eyvallah.
Lokmalar
yendikten sonra post hizmeti postu
almak için gelir. Postu alir ve katlamadan once sagina, soluna ve onune niyazda
bulunur. Yine katlarken uçe katlar ve her seferinde Ya Allah, Ya Muhammed, Ya
Ali der.
POstu
alarak dar’a durur.
DEDE
Allah
.Allah postlar kadim ola İnkar def ola hayıra gelmiş hayıra serilmiş ola
.Kırklar meydanında serilen bu seccadenin üzerinde sorgulanan canların didarı
cennet ola günahları af ola seccadeniz temiz yüzünüz ak olsun Hz Fatıma
anamızın hüsnü himmetleri üzerinizde olsun.Dil bizden nefes Pirimiz Hacı Bektaş
Veliden olsun Gerçek erenler demine Hu!
Diye gulbengini okur ve hizmetli postu
bir dahaki ceme kadar saklamak için goturur.
Cem
bitimini bildiren son hizmet olarakta delilci
dara durur ve sirlama isine gelinir.
ÇERAĞCI
Yaradan Tanrı adıyla (“Allah, göklerin ve
yerin nurudur. Onun nuru, içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O
ışık bir cam içindedir. Cam ise sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. Bu, ne yalnız
doğuda, ne de yalnız batıda bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Ateş
değmese bile neredeyse yağın kendisi aydınlatacak nur üstüne nurdur
Der
ve sirlama isine geçilir. Delilin sirlanmasi
her uç isigin parmaklari islatarak her seferide yine Ya Allah, Ya
Muhammed, Ya Ali diyerek sirlanilir. Ve DEDE gulbengini okur.
DEDE
Allah
Allah! Hizmetin kabul, muradın hasıl ola. Cabir Ensarinin himmeti üzerinde ola.
Gerçek Erenler demine Hu!
En
son cem dagilma gulbengi okunur ve cem biter.
Cemi bitiris duasi;
DEDE Allah, Allah! Akşamlar hayrola hayırlar feth ola
şerler defola. Münkirler mat Münafıklar berbat ola Müminler şad ola Meydanlar
abad ola. Sırlar mestur Gönüller mesrur ola. Hak Muhammed Ali erenler ceminde
hizmet bezledenleri cemde bulunan bacıları, kardaşları cümle Muhibbi ehli
beytle beraber didarlarından katarlarından ayırmaya. On iki imam on dört masum
pak on yedi kemer bestin Hüsnü himmetleri üzerimizde ola. Pirimiz Hünkar Hacı
Bektaş Veli muin ve destigirimiz ola üçler beşler yediler kırklar ve rical el
gayb erenleri safa nazarlarını üzerimizden esirgemeye Cenabı Hak cümlemizi
münkir münafık şerrinden adu mekrinden hıfzı amanda eyleye Dertlerimize derman
gönüllerimize iman hastalarımıza şifa borçlarımıza eda nasib ve müesser eyleye Cenabı
Hak Cemi cümlemizi Muhammet Ali on iki imam katarına dahil eyleye. Bütün dünya
milletleriyle birlikte Yurdumuzda Barış Dünyamızda Barış ihsan eyleye. Vaktimız
hayır gele Dil bizden nefes Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veliden ola. Gerçek
Erenler demine hu! Mümine ya Ali…
Oturan duran koğsuz gaybetsiz evine varıp yastığına baş koyan sağ yata selamet
kalka Ali yoldaşı Hızır kılavuzu ola.Gerçek erenler demine hu! Mümine ya Ali…
(Cemde bulunanlar meydana niyaz ettikten sonra çekilir giderler. Dede ile hizmet
sahipleri kalınca dışardaki bekçiler çağrılır. Rehber sağ başta olmak üzere
duaya durur.)
DEDE
Allah, Allah! Hizmetleriniz kabul ola, Hak,
Muhammed, Ali dergahına yazıla.Hizmetiniz kabul muradınız hasıl ola. Allah
korktuğunuzdan emin isteğinizi nail eyleye Hizmetinde bulunduğunuz erenlerin
evliyaların Hüsnü himmetleri sizinle beraber ola. Gerçek Erenlerler demine hü! Mümine ya Ali…
NASIHATLAR
Ara bul
Incinsende
incitme
Kadinlarinizi
okutunuz
Murada
ermek sabir iledir
Arastirma açik
bir sinavdir
Eline,
diline, beline sahip ol
Asina esine
isine sahip ol
Ozune,
sozune, gozune sahip ol
Her ne
araisen kendinde ara
Bir olalim,
iri olalim, diri olalim
Arifler hem
aridir, hem ariticidir
Marifet
ehlinin ilk makami edeptir
Insanin
cemali sozunun guzellilgidir
Hiç bir
insani ve milleti ayiplamayiniz
Nefsine
agir geleni kimseye tatbik etme
Ilimden
gidilmeyen yolun sonu karanliktir
Dusunce
karanligina isik tutanlara ne mutlu
Dusmaninizin
dahi insan oldugunu unutmayiniz
Nebi’ler
Veli’ler insanliga tanrinin bir hediyesidir.
En bilge
insan eksigini kusurunu bilen kisidir
Sozunu
tutan, bencil tutkulari silen kisidir
Ovunç
duyacagi bir soyu varsa bilgisia kulun, bilsinki çamurdan ve sudandir ozu
suyunun
Katlanilmaz
bir kotuluk gelirse eger basina, suskun kayalar gibi dur ve diren tek basina
Sofra Duası
Bismillah bismisah Allah Allah
Nimmet-i Celil, bereket-i Halil, sefaat-i
Resul, inayet-i Ali, Himmet-i Veli ola
Artsin eksilmesin, taşsın dökülmesin.
Hak-Muhammed-Ali bereketini vere
Yiyip yedirenlere, pişirip getirenlere nur-i
iman ve aşkı şevk ola
Dertlere derman hastalara şifa ola
Gittikleri yerde kan ve keder görmeye
lokmalariniz kabul ola
Üçlerin, beşlerin, yedilerin, on iki
imamlarin, ondört masumu paklarin, onyedi kemerbestlerin, kirklarin
Rical ül gayp erenlerin ve Pir dergahina
yazila
Yiyene helal yedirene delil ola.
Hak saklaya. Hizir bekleye gerçege Hüü..
Lokma
Duası
Bismillah Bismişah Allah Allah
Hizmetleriniz Kabul ola,
Lokmalariniz Kurbanlariniz Ulu dergaha yazılmıŞ
ola
Hak Muhammed Ali'nin didarından
Imam Hüseyin'in darından
On iki imamın katarindan ayirmaya
On dört masumu pak, on yedi kemeri best ve
kırklar sefaatçiniz ola
Emeginiz zaya gitmeye
Her iki cihanda yüzünüz ak imaniniz pak ola
Ömrünüz bereketli, yuvaniz meseretli ola
Dil bizden nefes Pir'den sayila
Allah eyvallah Hüü..
SEMAH GELENEĞİNİN
UYGULANMASI
Dr. Armağan ELÇİ
Kültür Bakanlığı
Türk Halk Müziği
Solist Sanatçı
Alevi-Bektaşi
toplulukları inançlarını, yaşam biçimlerini, felsefelerini, düşüncelerini,
gelenek ve göreneklerini bu güne değin en çok törenleri ve semahları ile
yansıtmışlardır. Cemler, Alevi-Bektaşi topluluklarında gelenek ve göreneğe
dayanan din hayatının sosyal bünyesindeki oluşumun ötesinde toplumsal, eğitsel,
kültürel ve dini boyutlar taşımaktadır.
Alevi-Bektâşi
törenleri ve bu törenlerde yer alan, onun ayrılmaz bir parçası olan semahlar,
kırkların ceminden doğmuştur; semah Hz. Muhammed'in kırklar meclisinde semah
dönmesinin yansılamasıdır. Bele bağlanan şed ve tığbent, Hz. Muhammed'in kırk
parça edilmiş sarığının kırklar tarafından bele bağlanmış olmasından
gelmektedir. Cemleri ve semahları birbirinden ayrı düşünemeyiz. Semahlar
Alevi-Bektâşi cemlerinin hangisinde olursa olsun belirli kurallar içinde
dönülür ve ritüeldirler. Sözlü kültür ürünleri olan semahlar, yazıya ve notaya
geçirilmeden kuşaktan kuşağa günümüze değin gelmiştir. Bünyesindeki müziğin
sağlamlığı ve söz bütünlüğü sayesinde günümüzde de bu özelliğini korumaktadır.
Ancak gelenek gereği gizli yapılan cemler ve semahlar artık bazı çevrelerde
açıkça yapılmaya başlanmıştır. Böylelikle dini temeli ve içeriği olan cemler ve
semahlar seyirlik özelliği kazanmıştır.
Alevi-Bektâşi
cemlerini ve semahlarını belirli kalıplar içine sokamayız; genel karakterin
değişmemesi yanında cemler ve semahlar yöreden yöreye değişmektedir.
Uygulamada farklılık olmasına rağmen öz aynıdır. Bunu Alevi-Bektâşiler
"Yol bir, sürek bin." deyişi ile açıklamaktadırlar. Cemler ve
semahlar kesinlikle dini amaçlıdır; bununla birlikte Türk kültürüne, halk
edebiyatına, halk müziğine hizmet etmiş ve etmektedirler. Alevi-Bektâşi törenlerinin
ve semahlarının ilk şekillerinin İslâmiyetten önce var olduğu sonucunu
çıkarabiliriz. Alevi-Bektâşiler, köken olarak eski Türklerden aldıkları bu
geleneklerini doğal olarak sürdürmüşler ve korumuşlardır.
Semahlar,
Alevi törenlerinin hangisinde olursa olsun, katılanlar tarafından belli
kurallar içerisinde uygulanır ve sıkı bir düzenleri vardır. Alevi-Bektaşi
törenlerinin ayrılmaz parçası olan semahlar günümüzde, Hz. Ali başkanlığında
toplanan kırklar meclisinde yapılan semahı anmak için yapılmaktadır. Semahlarda
halk ezgileri-nefesler eşliğinde aşkla, coşkuyla dönülmektedir. İlahi aşkla
yapılan bu dönüşler, Hakk’a ve hakikate ulaşmak içindir. Semah dönen kişi,
dünya kirinden arınmış olur. Yüzü ve kalbi nurlanır; sever, sevilir...
Semah
dönülürken, saza ve aşığın okuduğu nefese dikkat edilir. Semah dönen insan
cezbeye kapılarak kendinden geçer, ayakları yerden kesilir ve semaya doğru
yükselir. Burada söz konusu olan şey maddi dünyadan geçmektir.
Semahların
en önemli özelliği dini törenlerde oynanıyor olmasıdır. Cemin düzenine göre,
gizli olarak oynanır. Semahları törenlerden ve cemlerden bağımsız düşünemeyiz;
ancak günümüzde bazı yörelerde gizlilikten arınarak açıkta oynanmaya
başlanmıştır. Küçük cemlerde, cemin sonuna doğru, büyük cemlerde periyodik
zamanlarda semah dönülür. Semahlar, şimdi sadece törenlere özgü değildir; aynı
zamanda türbeleri kutsamak amacıyla, önemli günleri anmak amacıyla da
dönülmektedir. Yani katı kurallara sokulmayan semahlar, edep ve erkân kuralları
içerisinde cemlerde dönüldüğü gibi, kutlama ve eğlence günlerinde de
dönülmektedir. Örneğin; her yıl 16-17-18 Ağustosta Nevşehir ili Hacıbektaş
ilçesinde Hacı Bektaş Veli'yi anma günlerinde semahlar dönülmektedir.
Anadolu'nun bir çok yöresinde 1 Mart’ta Nevruz’u kutlamak için semahlar
dönülmektedir. Bu da semahın gizlilikten kurtulduğunu göstermektedir.
Semahlar,
katı kurallara sokulmadığı için ve yöreden yöreye bölgesel farklılıklar ihtiva
ettiği için çeşitlenmişlerdir; ancak, Anadolu Alevilerinin semahları farklı
yerlerde farklı biçimlerde oynanmaz. Genel olarak, bütün Anadolu semahlarının
genel karakteri değişmez; sadece yörenin farklı müzik ve hareket yapısı
semahlara yansır. Bütün Anadolu'da semahların müzik ve dans yapısına ilişkin
olarak, "ağırlama-yeldirme-yürütme-yeğinleme” kavramlarla karşılaşmamız
mümkündür. Semahların en tipik özelliği ağır hareketlerle başlayıp, giderek
hızlanması ve sonra yeniden ağırlaşmasıdır. Semahlar, genellikle kadın-erkek
beraber dönülür. Bunun yanında sadece kadınların ve sadece erkeklerin döndüğü
semahlar var ise de, bunlar oldukça azdır. Kadınlar tarafından oynanan
semahlara örnek olarak "Çark Semahı'nı verebiliriz. Çark semahının yalnız
kadınlar tarafından oynanması kurallaştırılmıştır. Sadece erkekler tarafından
oynanan semahları Malatya, Tokat ve Sivas'ta görmekteyiz ve buna örnek olarak
"Yâ Hızır Semah"ını verebiliriz; ancak bu semah aynı zamanda kadın
erkek beraber de dönülür. Yalnız erkeklerin ve yalnız kadınların oynadıkları
semahlarda da arada belli bir mesafe korunur.
Semaha kalkma, dönme ve
semahı bitirme düzeninde törensi işlemlerin yapılması çok önemlidir. Bu
işlemler yapılmadan semah dönülmez. Semahların başlangıcı, dönülmesi ve
bitiminde yöreden yöreye farklılıklar görülmektedir. Bunun sebebi de semahın
katı kurallara sokulmamış olmasıdır. Göçebe yaşam biçimi de bu farklılıkların
oluşmasında etkili olmuştur.
Semah Sözcüğü Ne Zaman Kullanılmaya Başlandı?
Alevi
törenlerinde, katılanların belirli kurallar içerisinde uyguladıkları (davranış
biçimi olan) "Semahlar" için Anadolu ağızlarında "semah, zamah,
zemah, zamak, semağ, zamağ, zemak” vb. de denilmektedir. Semah, Arapça kökenli
"sema" sözcüğünden gelmektedir. İşitmek, duymak, dinlemek, işitilen
söz, iyi şöhret, iyi anlama (Kamus Terc. 111.202), şarkı dinleme (Südi, Şarh-ı
Divan-ı Hafız, İskenderiye 1250 1.41) ve mecazen şarkı, nağme, raks, vecd, üns
meclisi ve yarı dini mahiyette çalgılı, şarkılı ziyafet gibi türlü anlamlara
gelmektedir.
Sonradan
kazanmış olduğu raks anlamı, musikinin doğal bir sonucudur[1][1][1].
"Semâ' köküne dayanan sözcük, Türkçe’de "sema” ve "semah"
biçimlerinde iki ana söylenişe ayrılmıştır. Her söyleniş birbirinden ayrı iki
oyun biçiminin adıdır. Sema, Mevlevilik’le diğer Sünni tarikatların; semah ise
Alevilerin dinsel oyununun adıdır. Halk, "samah" sözcüğünün asıl
söylenişini değiştirerek "semah" biçimine sokmuştur.
Samah
sözcüğünün ne zaman kullanılmaya başlandığı konusunda, kesin bilgimiz yoktur.
Sözcüğe Divan-ı Lûgat-it Türk'de rastlanmamaktadır. Ancak 13. yüzyılda yaşamış
olası mutasavvıf ozan Şeyyad Hamza'nın on sekiz dizelik bir şiirinde "cırgalan" sözcüğüne
rastlanmaktadır. "Moğol hanının ya da hanımının kendisine iyi Arap atına
binmiş, süslü giyinmiş ve başına da samur börk geçirmiş, elinde güzel bir kargı
tutmuş bir 'mugal'ı çapardığını (Moğol atlısı gönderdiğini), bunlar için ayağcılar (sâkiler) suğrak
(içki) verirlerse cırgalan
(içkili) rakslı toplantı yapacağını...". "Cırgalan"
karşılığındaki semah sözcüğü bugün de Anadolu'da eş
anlamda kullanılmaktadır.
Samak, samağ, samah biçimiyle Isparta'nın İğdecik
köyünde, Niğde'nin Bor
ilçesinde, Kayseri'nin Bünyan ve Talas ilçeleri ile
köylerinde "düğün
yemeği', "Şölen” anlamında bu sözcükle
karşılaşmaktayız. Bu biçimi ile
sözcüğün "semâ”dan geldiği
açıktır. Samah sözcüğü, Burdur'un Yeşilova
ilçesinde
de "ucundan alev çıkararak yanan değnek, meşâle"
anlamındadır.
Sözcüğün, ateş yöresinde dönen kamdan mı,
yoksa Şamanist Türklerin ateş
yöresini dolanmalarından mı esinlenerek ortaya çıktığı
belirsizdir.
İlk
sema türünün, ateş yöresini dolanmak biçiminde olduğunun bir delilini de Hacı
Bektaş Vilâyetnamesi’nde bulmaktayız;
"Hacı Bektaş-ı Veli’nin abdallarla Hırka
Dağına gidişi sırasında abdallara Hazret-i Pir, 'tez varın, ateş yakın' dedi.
Abdallar, etraftan çer çöp yığdılar. Ateşlediler. Hünkâr, ateş yanında coşup
semaha girdi. Abdallar da ona uydular. Kırk kere ateşi dolandılar.”
Vilâyetnâme'de
semah sözcüğüne rastlanılan diğer bölümleri de verelim:
"Seyyid Mahmut
Hayranî, aslana binip yılanı kamçı ederek Hünkâr'a doğru gelirken Hünkâr'ın
kendisine doğru bir kayaya binerek sürüp geldiğini görür. Tekke kayanın dibinde
oturarak bir hafta sema, safa ederler."
"Hazret-i Pir’in önünde
Şems-i Tebrizi semaa kalkıp bir Hû ismiyle berheva olup yedi gün yedi gece bu
minval üzre sema eylenir."
"Hakim Sultan. Seyyid
Gazi dergâhına gitmeden kudüm çaldırarak sema eder. Seyyid Gazi dergâhında da
sema yapılmaktadır. Hacım Sultan hemen çarh urarak semaa girer. Etekleri hangi
dervişe dokunursa o derviş düşer ölür."
"Hünkar, Kayseri'de
Bostancı Çelebi'nin evine iner. Cuma vaktine dek muhabbet, semağ, safa
olur."[2][2] [2]
Abdal
Musa Menakıpnâmesi’nde, Onun yakılması bölümünde semah sözcüğüne
rastlanılmaktadır:
"Bu durum Abdal Musa
Hazretlerine önceden malûm oldu. Oturduğu yerden 'Ya Allah' diye bir nara
vurdu. Bu hal üzerine Abdal Musa dört beş yüz müridiyle semah ede ede Teke
Bey'ine karşı yürümeye başladı. Asitanenin batısında yüksek bir dağ vardı.
Abdal Musa ve müritlerinin sema etmesi sırasında bu dağ da onların ardınca
yürüdü, Sultan, ona bakınca mübarek eliyle işaret edip 'dur dağım dur’ dedi ve
dağ durdu. Daha sonra Abdal Musa ile taş ve ağaçlar cuşa gelip Sultan'ın
ardınca Teke Beyi’ne doğru yürüdüler. Dur dağında ne kadar ağaç, taş varsa
hepsi halka olup Abdal Musa ile semaha girdiler. Sultan ve müritleri semah
ederek ateşin içine doğru yürüdüler ve ateşi tamamen mahvedip
söndürdüler."[3][3]
[3]
Şamanist
olan Sibirya ve Orta Asya topluluklarının yaptığı dini amaçlı dansların,
kalıntıları ve kimlik değiştirmiş biçimleri Alevi semahları olarak karşımıza
çıkmaktadır. Semahlar, kurallarla sınırlandırılmıştır ve semah sözcüğünün
-kesin bir bilgimiz olmamasına karşın- 13. yüzyıldan sonra kullanıldığını
varsayabilmekteyiz. Yunus Emre'nin (M. 1240-1322) Divanındaki dizelere
bakarsak:
"Bu semaa girmeyen
sonra peşiman olur
Erişür bizüm ile ser-be-ser
düşman olur.
Bir niçenin gönline
şeytanlar tolup durur
Erenler semaına anlar
erişgen olur.”[4][4]
[4]
Sema
sözcüğünü burada da görmekteyiz. Yunus Emre'den önce sema sözcüğüne
rastlanmamaktadır.
Dede
Korkut Oğuznâmeleri’nde yapılan bir düğünde kopuz eşliğinde kadınların oyun
oynadıkları görülmektedir. Kaşgarlı Mahmut'ta ise raks etmek anlamında
"büzüşmek" sözcüğü kullanılmaktadır[5][5]
[5]. Erdebil Türkmen Şahı İsmail Hataî (ölm. 1524), bir nefesinde semah
sözcüğüne şöyle yer vermiştir:
Semahlar Ne Zaman Dönülür?
Semahlar
muhabbet cemlerinde, cemin sonuna doğru yapılır. Muhabbet toplantısının sonunda
bütün kadın ve erkekler beraberce semaha kalkarlar. Görgü cemlerinde belli
aralıklarla dönülür, ancak burada bir sıra izlenir. Önce çerağ uyarılma işlemi
yapılır. Âşıklar nefes okur. Cemdeki dede ya da babanın izni ile ilk semah
yapılır. Bundan sonra dönülecek semahların kendi aralarında bir sırası vardır.
Semahlar gençleri alıştırmak için yapılan, Koldan Kopan erkânında Nevruz'da ve
Hıdırellez'de yatırlarda dönülür.
Semaha Kimler Girer, Kimler
Giremez?
Ceme,
semahlı toplantılara karı-koca gidilmesi şarttır. Dul kadın ve dul erkekler de
gidebilirler. Çünkü onlar daha önce karı koca cemlere gittiklerinden ve
bunların durum ve kimlikleri gerektiği şekilde anlaşıldığından, yalnız
gelmelerinde bir mahsur görülmemektedir. Ceme davet etmek de ilk baştan bu
kaidelere uymakla olur. Davetsiz hiç kimse ceme gelemez, semaha katılamaz ve bu
durum her zaman göz önünde tutularak takip edilir. Kısaca düşkün olan kişi veya
kişiler ceme katılamaz, semah dönemezler. Bazı yörelerde mürşit, semaha
kalkanlar için cem erenlerine onları sorar ve öyle destur verir.
Alevi-Bektaşi
toplumu içinde iyi semah dönen belirli kişiler bu konuda şöhret olmuşlardır.
Hatta "Semahçıoğulları" gibi soyadlar almışlar ya da sülale olarak bu
şekilde tanınmışlardır. İyi semah dönen kişilerin yapılması gereken belli
hareketlerde, yaptıkları kıvrak ve aynı zamanda vakur hareketleri görmek
gerekir. Yürüyüşteki mimik, eda, tavır, ritme uyan ince nüanslar, topukların
ayrılmasını takiben ayak parmaklarının birbiri üzerine bel hareketine uygun
olan teması, aksak gibi yürürken düz harekete geçiş ve bütün bunlar esnasında
nefes söyleyenlerin tonlarına göre "Ya Şah!" diye dem tutmak harika
bir görsellik oluşturmaktadır. Fakat buradaki kıvraklık, hareketlilik hiçbir
zaman ciddiyet sınırını aşmaz.
Semah dönenlerin kıyafetleri
halkın günlük kıyafetidir ve temiz olmasına dikkat edilir. Semah, belli bir
özel kıyafet gerektirmez; ancak bazı yörelerin (Tokat gibi) kendilerine özgü
özel kıyafetleri de vardır. Eski dönemlerde semah dönen kadınlar üç etek ve
fistan giymişlerdir. Kıyafetlerde yöreden yöreye bir farklılık ortaya
çıkmaktadır. Doğuda kadınlar baş açık semah dönmez; erkekler mendil ya da puşi
(poşi, puşu, poşu) bağlarlar. Semahın bütün kurallarında öze önem verildiği
için şekil önemli değildir.
Semahlar ya ağırlama ve yeldirme (yellendirme, yürütme, yeğinleme, pervaz, çark vb.) olmak
üzere iki; ya da ağırlama, karşılama(canlandırma,
yürüme) ve yeldirme (dönme, hızlanma) olmak üzere
üç bölümlüdür.
Ağırlama ile yeldirme arasındaki canlandırma bölümü
bir geçiştir. Yer yer
değişiklikler göstermesine rağmen semahlarda ağır ve yavaş olan
hareketin
ardından daha canlı bir bölümün gelmesi değişmez
kaidedir; bazen bunlar hemen
birbirinin ardından gelir, bazen de ağırlamadan sonra düvaz
okunur. Bazı
yeldirmelerin son bölümleri büsbütün canlı,
çok süratli ve hareketlidir. Ayrıca
öyle semahlarla karşılaşmaktayız ki; bir ağırlama ve yeldirme
bölümünden sonra
araya düvazlar girerek ikinci bir ağırlama ve yeldirme
bölümü tekrar bulunur.
Semah başlamadan önce ve bitiminde ise dede dua vermektedir.
Ağırlama, semahın birinci
bölümünün ezgisi anlamında kullanılmaktadır. Genellikle bu bölüm 6+5 ya da
4+4+3 duraklı ve 11 hecelidir. abab, cccb, dddb şeklinde kafiyelidir.
Ağırlamada erler kollarını sağa ve sola hareket ettirirler; bacılar da aynı
hareketi kollarını omuzdan yukarı kaldırmamak üzere yaparlar; ayaklar müziğin
ritmine göre ileri geri gider. Bu bölüm semahın diğer bölümlerine göre daha
yavaştır. Düzgün ve aksak tartımlıdır. Bu bölümde bir hazırlık söz konusudur.
Müzik, ritm, söz ve hareketler bu bölümün karakterine uymaktadır. Yusuf Ziya,
ağırlamayı "cemde ayak kesmeden yapılan bir semah" olarak tanımlar ve
biz de doğal olarak ilk semahın ağırlama olduğunu kabul etmekteyiz. Bunun
yanında önemle belirtmemiz gereken bir konu vardır ki; bazı yörelerin
semahlarında ağırlama bölümü yoktur.
Yeldirme, semahın ikinci
bölümüdür. Bazı bölgelerde yeldirmeye geçilirken semahçılar birbirlerine niyaz
etmektedirler. Bu bölümde müziğin ritmine uygun beden hareketleri ile yürünür.
Semahlara adını veren ve semahın müzik karakterini görebileceğimiz bölüm, bu
bölümdür. Bu bölümdeki dönüşler söze ve müziğin ritmine uygundur. Yeldirme
bölümünde, ağırlama bölümündeki deyişin bir bölümü hızlı söylenebilir ya da bu
bölümde yeni bir deyiş okunur. Bazı semahlardaki yeldirme bölümü kendi içinde
küçük bölümlere ayrılır ve burada da yavaştan hızlıya gitmek söz konusudur. 6+5
ya da 4+4+3 duraklı ve 11 hecelidir ya da 4+4 duraklı 8 hecelidir. Yeldirme
bölümü ağır bir seyirde de, hızlı bir seyirde de bitebilir, ancak nadir olmakla
birlikte bazı semahlarda bitiş ritmi bu bölümün hızından biraz daha ağır
seviyede olabilmektedir. Ozanın adı bulunan son kıtada yani, şah beyitte, ozana
gösterilen saygıdan dolayı bir müddet durulmaktadır. Ozanın adı geçen dize
bitince tekrar aynı ritme devam edilir. Bazı yörelerde ağırlama ve yeldirme
arasında bulunan düvazlar genellikle 11 hecelidir.
Semah bittiği zaman, semah
dönenler oldukları yerde sağ ayak baş parmağı sol ayak baş parmağı üzerine, sağ
el sol el üzerine gelecek şekilde göğüs üstünde bağlanır. Vücut hafifçe öne
eğilir, oturanlar da aynı şekilde secde durumuna gelirler. Burada dede şu şekilde
semahın bitiş duasını verir:
"Allah Allah. nur-u nebi keremi, pirimiz üstadımız Hacı Bektaş Veli,
On İki İmam, On dört masum-ı pâk, on yedi kemer-best, doksanbin Horasan eri
hazretleri üzerinde hazır ve nazır olan münkirler, münafıklar berbat ola, geceler
hayır ola, semahlar kabul ola, hayırlar fethola şerler def ola. Hünkar Hacı
Bektaşi Veli devranına hü...”[6][15] [15]
Semahta, semah dönen kişinin
bağımsızlığı ana ilkedir. Her semah dönen kişi kendi içinde bağımsızdır. Bu
durumda, bağımsız parçaların bütüne uyumları söz konusudur. Semah figürleri çok
hareketlidir ve bu hareketliliği ifade eden bir güzelliğe sahiptir. Figür
olarak incelediğimizde kökende dini olan semahlar, görünümde halk oyunları gibi
algılanabilir.
Semahlarda el ele tutuşmak,
bel bele tutuşmak ve birbirine dokunmak yoktur. Yalnız erkeklerin ayakları,
kapalı yerde yapılan semahlarda çıplaktır ve yalnız kadınların döndüğü
semahlarda da bu kurala uyulur. Semah dönenler açılan boşlukta oldukları yerde
değil, meydanda halka halinde birbirlerini karşılamak sureti ile dönerler.
Semah dönerken genellikle el çırpmak da yoktur; ancak bazı yörelerde buna
rastlamaktayız. Semah dönmek isteyen kişi önce izler, daha sonra gençler ya da
gönüller semahında semaha girer. Bu semahlar alıştırma semahları olduğu için
iyice öğrenilir ve daha sonra diğer semahlarda yerlerini alabilirler. Bektaşi
ve Alevi semahları sadece vücudun mihveri etrafında dönüş hareketinden ibaret
değildir; belirli ezgilerin kesin ritmlerine uygun çeşitli kol ve ayak
hareketlerinden oluşmaktadır ve bazı yerlerde pervaz terimi de kullanılabilir.
Semahlardaki
figürler bütünüyle doğadan alınmıştır. Figürler doğanın stilize edilerek
sembolleştirilmesidir. Bu yüzden her bölgenin semahında özel bir yön vardır.
İzmir, Aydın, Denizli, Isparta, Antalya, Malatya, Sivas, Nevşehir, Manisa,
Erzincan semah gruplarının hepsinde ortak taraflar olduğu kadar, bölgesel
karakter taşıyan farklı figürler de vardır. Turna semahı, turna adlı kuşun
kanat vuruşu, uçuş ve duruşunu canlandıran figürlerle oynanır. Turna ile Hz.
Ali arasında bir ilgi düşünülmüştür ve bir çok Bektaşî-Alevi şiirinde buna
değinen mısralar bulunmaktadır. Kırat semahı, güneşin çevresinde yıldızların
pırıldayışını ve dönüşünü ele almıştır. Tokat ve Şarkikarahisar semahlarında da
yine evrenin fezada hareketleri canlandırılmaktadır. Erzincan semahı,
bildiğimiz erkan semahıdır. Sade ağır kol hareketleri ve buna uygun adımlarla
yapılan bu semahın kendine özgü ağırbaşlı bir havası vardır
Anadolu'daki ve Rumeli’deki
semahlar arasında figür farklılıkları görülmektedir. Denizli'de, Isparta’da,
İzmir-Seferihisar-Bademler köyünde semahların figürleri kendine özgüdür. Buna
karşılık Bulgaristan'dan Trakya’ya göç eden Çorlu (Babai) Bektaşi-Alevilerinin
semah figürleri apayrıdır. Bu bölgede en bilinen semah, Çorlu semahıdır. Bu
semahın yanında çabuk semah adıyla anılan bir semah daha dönerler ve bu semahı
"kadril"e benzetebiliriz. 16 kişilik semahta dört kişilik sıralar
halinde bulunan semahçılar birbirlerini taraklar şekilde geçerlerken önde ve
yanlarda bulunan arkadaşlarına hiç dokunmazlar. Oldukça süratli olan bu semahta
yarım ölçüye bir ayak hareketi düşer. V. Lütfi SALCI'nın Kadril'e benzettiği 16
kişilik çabuk semahın nefesini aktarırsak:
Biraz önce de değindiğimiz
gibi, erkek-kadın (er-bacı) birbirine hiç dokunmadan ve el ele tutuşmadan semah
dönerler. Kollar, bazen kuş uçuşunu andırır şekilde, bazen de ileri uzatılıp
geri çekilmesi şeklinde hareket ettirilir ve bu yapılırken ritmik, zarif ve
estetik bir görünüm hakimdir. Bazen de eller niyaz durumunda göğüste çaprazlanır.
Ayaklar bağlamaya ve müziğe uymuş olarak, eller gibi çok ritmik şekilde ve sağ
ayak parmakları sol ayak parmaklarını örterek (ayak mühürlenerek) yürünür ve
oynanır. Bu arada semah yapanlar mürşide ve çerağ tahtına arkalarını dönmezler;
hızlı semahlar da bile buna özen gösterilir. Mürşit ve mürşidin yanında duran
çerağ tahtının önünden geçerken, yüzleri bunlara doğru dönük olan semahçılar,
bu geçişleri sırasında, mürşidi hafif baş keserek selamlar ve niyaz etmiş
olurlar. Semah nefesini okuyanlar, şâh beyite gelince, semah dönenler oldukları
yerde hareket etmeden dururlar ve ozanın adı geçen mısra okunup bitince tekrar
eski figürlerle semahın ahengine dikkat ederek dönerler. Bu, şaire, ozana saygı
duruşudur ve onlara verilen değeri göstermektedir.
Bu durumda karşımıza iki ana
semah figürü çıkmaktadır; birincisinde semahçılar karşı karşıya gelirler ya da
halka oluşturulur, bir kuşun uçuşu gibi kollar aynı zamanda ileri kaldırılarak
göğse kavuşturulur; ikincisinde ise, yürüyüş söz konusudur. Burada da müziğin
temposuna uygun, ayak parmakları birbiri üzerine konularak yürüyüp dolaşılır.
Birbirlerine değmeyen, yana açılmış el ve kol hareketleri ile yapılan dönüşler
(çarhlar, pervaneler) kanatlanmış turnaları andırmaktadır.
Hacı Bektaş Veli müzesinde,
kırklar meydanında teşhir edilen büyük bir pirinç şamdan karidesi vardır. Bu
şamdan üzerinde ustaca süslemeler arasında çizilmiş çember şeklinde bölümler
içinde kudüm, tanbur... gibi müzik aletlerini çalanlar ile semah yapanların
semah figürleri kalemle oyulmuştur ve oldukça ilginçtir.
SEMAHLARIMIZ
Arapça bir sözcük olan Semah, Türkçede Gökyüzüne yükselme anlamına gelir. Topluca yapılan Ayn-i Cem ibadetlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Cemlerdeki, her biri ayrı bir anlam ve öneme sahip olan oniki hizmetlerden biridir. Geleneksel inanca göre kaynak Kırklar Cemine dayanır.
Semah, Alevi inancının müzik, söz ile birlikteliğini temel alan bir coşku halidir. Aynı zamanda ibadet (zikr'le ayin) olarak görülen bu coşku hali, Aleviliğin ayırtedici özelliklerindendir. Semah aynı zamanda Tanrı aşkına ulaşmak için ortaya çıkan coşkunun bir tür dışavurumu olarak da yorumlanır. Alevi geleneğine göre Semahın kaynağı Kırklar Meclisi olup, ilk semahın Kırklar Meclisinde dönüldüğüne inanıp itikat edilmektedir.
Semahlar muhabbet cemlerinde, cemin sonuna doğru yapılır. Muhabbet
toplantısının sonunda bütün kadın ve erkekler beraberce semaha kalkarlar. Görgü
cemlerinde belli aralıklarla dönülür, ancak burada bir sıra izlenir. Önce çerağ
uyarılma işlemi yapılır. Âşıklar nefes okur. Cemdeki dede ya da babanın izni
ile ilk semah yapılır. Bundan sonra dönülecek semahların kendi aralarında bir
sırası vardır.
Mevlevilerde de semah vardır fakat bu yine de Alevi semahlarından köklü bir şekilde ayrılır. Zira Mevleviler Islamın şeriat kuralları gereği Semalarında sadece erkeklere yer verirler. Kadınlar semaha alınmazlar.
Alevilerde ise kadın-erkek ayrımına yer yoktur (Alevilikte hepsi Can'dır). Bu yüzden kadın-erkek birlikte dönerler. Alevi inancında üç, beş, yedi, dokuz, oniki gibi sayıların özel bir anlamı olduğu için, semah dönen canların sayıları bunlara göre tertiplenir.
Semahların bir
özelliği de baş açık, yalın ayak (üryan-büryan) dönülmesidir.
Semah dönenlerin kıyafetleri halkın günlük kıyafetidir ve temiz olmasına
dikkat edilir. Semah, belli bir özel kıyafet gerektirmez; ancak bazı yörelerin
(Tokat gibi) kendilerine özgü özel kıyafetleri de vardır. Eski dönemlerde semah
dönen kadınlar üç etek ve fistan giymişlerdir. Kıyafetlerde yöreden yöreye bir
farklılık ortaya çıkmaktadır. Doğuda kadınlar baş açık semah dönmez; erkekler
mendil ya da puşi (poşi, puşu, poşu) bağlarlar. Semahın bütün kurallarında öze
önem verildiği için şekil önemli değildir.
Semahlar ya ağırlama ve yeldirme (yellendirme, yürütme,
yeğinleme, pervaz, çark vb.) olmak üzere iki; ya da ağırlama, karşılama (canlandırma, yürüme) ve
yeldirme (dönme, hızlanma) olmak üzere üç bölümlüdür. Ağırlama ile yeldirme
arasındaki canlandırma bölümü bir geçiştir. Yer yer değişiklikler göstermesine
rağmen semahlarda ağır ve yavaş olan hareketin ardından daha canlı bir bölümün
gelmesi değişmez kaidedir; bazen bunlar hemen birbirinin ardından gelir, bazen
de ağırlamadan sonra düvaz okunur. Bazı yeldirmelerin son bölümleri büsbütün
canlı, çok süratli ve hareketlidir. Ayrıca öyle semahlarla karşılaşmaktayız
ki; bir ağırlama ve yeldirme bölümünden sonra araya düvazlar girerek ikinci bir
ağırlama ve yeldirme bölümü tekrar bulunur. Semah başlamadan önce ve bitiminde
ise dede dua vermektedir.
Ağırlama, semahın birinci bölümünün ezgisi anlamında kullanılmaktadır. Genellikle
bu bölüm 6+5 ya da 4+4+3 duraklı ve 11 hecelidir. abab, cccb, dddb şeklinde
kafiyelidir. Ağırlamada erler kollarını sağa ve sola hareket ettirirler;
bacılar da aynı hareketi kollarını omuzdan yukarı kaldırmamak üzere yaparlar;
ayaklar müziğin ritmine göre ileri geri gider. Bu bölüm semahın diğer
bölümlerine göre daha yavaştır. Düzgün ve aksak tartımlıdır. Bu bölümde bir
hazırlık söz konusudur. Müzik, ritm, söz ve hareketler bu bölümün karakterine
uymaktadır.
Yeldirme, semahın ikinci
bölümüdür. Bazı bölgelerde yeldirmeye
geçilirken
semahçılar birbirlerine niyaz etmektedirler. Bu
bölümde müziğin ritmine uygun
beden hareketleri ile yürünür. Semahlara adını veren ve
semahın müzik
karakterini görebileceğimiz bölüm, bu
bölümdür. Bu bölümdeki dönüşler
söze ve
müziğin ritmine uygundur. Yeldirme bölümünde,
ağırlama bölümündeki deyişin bir
bölümü hızlı söylenebilir ya da bu
bölümde yeni bir deyiş okunur.
Üçüncü aşama ise, içindeki sonsuz kuvvet ve kudret olan Hakkla bütünleşme
aşamasıdır. Artık çarka girmiştir, sadece dünyayla (zahirle ) değil, kendi
benliğiyle de bağı kesilmiştir. Bu son aşamada Hakk'la Hakk olan semah dönen
canlar, içsel dünyanın derinliğine dalarak derin bir cezbe (kendinden geçme,
taşma, trans) hali yaşar.
Semah bittiği zaman, semah dönenler oldukları yerde sağ ayak baş parmağı
sol ayak baş parmağı üzerine, sağ el sol el üzerine gelecek şekilde göğüs
üstünde bağlanır. Vücut hafifçe öne eğilir, oturanlar da aynı şekilde secde
durumuna gelirler. Burada dede şu şekilde semahın bitiş duasını verir:
SEMAHLAR SAF OLA,
MUNAFIKLAR BERBAT OLA, GÖNÜLLER ABAD OLA,
YIGITLER MEYDAN OLA, YARDIMCIMIZ MERT OLA,
HIZMETLERIMIZ BOSA
GITMEYE,
SEYIR ICIN OLMAYA, HAK ICIN OLA, DONDUGUMUZ SEMAH
KIRKLARIN
SEMAHI OLA, BIRLIGIMIZ, DIRLIGIMIZ KAIM VE DAIM OLA,
DERGAHI
ILAHIYE KAYIT OLA.
GERCEGE
HU, MUMINE YA ALI.
Semahlarda Mürşid'i temsilen postta oturan dedeye sırt dönülmez. Postun önünden geçerken cemal cemale gelinir, ki bunun da Alevi inancında önemli bir anlamı vardır. Hilmi dedebabanın bir nefesinde bunun anlamı şu dizelerle dile getirilir: Tuttum aynayı yüzüme, Ali göründü gözüme, nazar eyledim özüme, Ali göründü gözüme.
Semahlarda el ve
ayak hareketleri mistik anlamlar içerir. Bir elin avuç içinin göğe dönük,
diğerinin yere dönük olması, Alevi Sufi ve dervişlerinin deyimiyle „Haktan
aldığını halka vermek“ anlamına gelir.
Semahta figűr, semah dönen kişinin bağımsızlığı ana ilkedir. Her semah
dönen kişi kendi içinde bağımsızdır. Bu durumda, bağımsız parçaların bütüne
uyumları söz konusudur. Semah figürleri çok hareketlidir ve bu hareketliliği
ifade eden bir güzelliğe sahiptir. Figür olarak incelediğimizde kökende dini
olan semahlar, görünümde halk oyunları gibi algılanabilir.
Semahlarda el ele tutuşmak, bel bele tutuşmak ve birbirine dokunmak
yoktur. Yalnız erkeklerin ayakları, kapalı yerde yapılan semahlarda çıplaktır
ve yalnız kadınların döndüğü semahlarda da bu kurala uyulur. Semah dönenler
açılan boşlukta oldukları yerde değil, meydanda halka halinde birbirlerini
karşılamak sureti ile dönerler. Semah dönerken genellikle el çırpmak da yoktur;
Bektaşi ve Alevi semahları sadece vücudun mihveri etrafında dönüş
hareketinden ibaret değildir; belirli ezgilerin kesin ritmlerine uygun çeşitli
kol ve ayak hareketlerinden oluşmaktadır ve bazı yerlerde pervaz terimi de kullanılabilir.
Semahlardaki
figürler bütünüyle doğadan alınmıştır. Figürler doğanın stilize edilerek
sembolleştirilmesidir. Bu yüzden her bölgenin semahında özel bir yön vardır.
İzmir, Aydın, Denizli, Isparta, Antalya, Malatya, Sivas, Nevşehir, Manisa,
Erzincan semah gruplarının hepsinde ortak taraflar olduğu kadar, bölgesel karakter
taşıyan farklı figürler de vardır. Turna semahı, turna adlı kuşun kanat
vuruşu, uçuş ve duruşunu canlandıran figürlerle oynanır. Turna ile Hz. Ali
arasında bir ilgi düşünülmüştür ve bir çok Bektaşî-Alevi şiirinde buna değinen
mısralar bulunmaktadır. Kırat semahı, güneşin çevresinde yıldızların
pırıldayışını ve dönüşünü ele almıştır. Tokat ve Şarkikarahisar semahlarında da
yine evrenin fezada hareketleri canlandırılmaktadır. Erzincan semahı,
bildiğimiz erkan semahıdır. Sade ağır kol hareketleri ve buna uygun adımlarla
yapılan bu semahın kendine özgü ağırbaşlı bir havası vardır [1][18].
Biraz önce de değindiğimiz gibi, erkek-kadın (er-bacı) birbirine hiç
dokunmadan ve el ele tutuşmadan semah dönerler. Kollar, bazen kuş uçuşunu
andırır şekilde, bazen de ileri uzatılıp geri çekilmesi şeklinde hareket
ettirilir ve bu yapılırken ritmik, zarif ve estetik bir görünüm hakimdir. Bazen
de eller niyaz durumunda göğüste çaprazlanır. Ayaklar bağlamaya ve müziğe
uymuş olarak, eller gibi çok ritmik şekilde ve sağ ayak parmakları sol ayak
parmaklarını örterek (ayak mühürlenerek) yürünür ve oynanır. Bu arada semah
yapanlar mürşide ve çerağ tahtına arkalarını dönmezler; hızlı semahlar da bile
buna özen gösterilir. Mürşit ve mürşidin yanında duran çerağ tahtının önünden
geçerken, yüzleri bunlara doğru dönük olan semahçılar, bu geçişleri sırasında,
mürşidi hafif baş keserek selamlar ve niyaz etmiş olurlar. Semah nefesini
okuyanlar, şâh beyite gelince, semah dönenler oldukları yerde hareket etmeden
dururlar ve ozanın adı geçen mısra okunup bitince tekrar eski figürlerle
semahın ahengine dikkat ederek dönerler. Bu, şaire, ozana saygı duruşudur ve
onlara verilen değeri göstermektedir.
Bu durumda karşımıza iki ana semah figürü çıkmaktadır; birincisinde
semahçılar karşı karşıya gelirler ya da halka oluşturulur, bir kuşun uçuşu gibi
kollar aynı zamanda ileri kaldırılarak göğse kavuşturulur; ikincisinde ise,
yürüyüş söz konusudur. Burada da müziğin temposuna uygun, ayak parmakları
birbiri üzerine konularak yürüyüp dolaşılır. Birbirlerine değmeyen, yana
açılmış el ve kol hareketleri ile yapılan dönüşler (çarhlar, pervaneler)
kanatlanmış turnaları andırmaktadır.
Cemlerde ki davraniş olarakta meydana gelişlerde ve edep erkan’a
uyuşlarda işinize yarayacak dar şekillerinide aşşağıda bildirmek isterim. Bu
şekiller genellikle meydana gelince duruş, niyaz ve dar duruşunu simgeler.
Dara durmak
Dar, kıyamla Allah'ın huzurunda durmak
demektir. Dört türlüdür:
1-Mansur darı yani mansur gibi Hak yoluna serini vermektir. Ayakta dosdoğru
durup elini yani sağ elini kalbinin üzerine koyup, sol elini yanına salarak
durur. Şekilde görüldüğü gibi.
Şekil 1
2- Fazlı darı Kafirler Fazlı'nın karnına hançer saplamışlardı. Fazlı,
eğilip elini karnının üstüne basmıştı.
Şekil 2 de görüldüğü gibi.

Şekil 2
3- Nesimi hazretleri taassubun batıl inancını pervasızca tenkit ettiğinde
Nesimi sultanı oturtup derisini yüzdüler. Şekil 3 de görüldüğü gibi.
Şekil 3
4 — Fatime darı, Resulü Ekrem efendimizin yanında bulunan torunları Hasan'la
Hüseyin (A.S.) dan su istedi. İkİsî birden koştular dedelerine su getirmek için
İmam Hüseyirj acele ettiğinden sol ayağının baş parmağı bir şeye dokundu
kanadı. Utancından dedesi görmesin diye sağ ayağının baş parmağını kanıyan
parmağın üzerine kapattı. Fatime ana parmağını sardığı için Fatime darı
denildi. Şekil 4'de görüldüğü gibi.

Şekil 4
Talibler meydan yerine geldiklerinde önce Mansur darını, sonra Fazlı darını üçüncü
de Nesimi darını dördüncüsü Fatime darını eda ederler. Önce Mansur gibi doğru
durur sonra Fazlı gibi eğilir, niyaz olduktan sonra Nesimi gibi oturur. Fatime
darı ise her üç darda da eda edilir. Cemaata geldiğinde ve gittiğinde sağ ayak
parmağı sol ayak parmağı üzerine konur. Muhammed Ali'nin yolunda dar
mukaddesdir Dar çok önemlidir.
Talibler darda İken edep erkân oturulur .Pirden başka kimse konuşamaz. Her
sahada dara taazimle hürmet gösterilir. Çünkü dar Muhammed Ali'nindir.
Seyit (araştırmalar) 11/05/2006
Semahlar
Tasavvuf ehlinin,
müzik aletleri de çalınarak söylenen neşidelere uyup vecde gel melerine, raks
etmelerine, dönmelerine denir. İslam Ansiklopedisi’ne göre ise; aslında “sem”
kökünden, “sam” veya “sim” gibi bir mastar olup, “işitmek, duymak, dinlemek,
işitilen söz, iyi şöhret ve iyi anılma, şarkı dinleme” ve nihayet, “yarı dini
mahiyette çalgılı ve şarkılı ziyafet” gibi türlü manalara gelmektedir.
Semahlar Anadolu Halk Kültürü’nün müzikal
dehası olup, Alevi-Bektaşi toplumunun yüksek müzik zevkinin en bariz
örneklerindendir. Kelime
anlamına
bakarsak; Abdülbaki Gölpınarlı’nın Tasavvuftan Dilimize Gelen Deyimler ve
Atasözleri” adlı kitabına göre sema; (sima) 5 Arapça, “duymak”, “işitmek”
anlamında bir sözdür.
Bu çeşit manalar,
birkaçı hariç diğerlerinin, kelimenin Eski Arapça’daki “şarkı söyleme” veya
“çalgı çalma” manası ile yakından ilgili olduğu açıkça görülmektedir.
İşitmek, duymak,
dinlemek kökünden gelen Semah sözcüğü
“samah”, “zamah”, “samak” gibi
çeşitli
şekillerde söylenmektedir.
Tamamıyla
Alevi-Bektaşi topluluğuna ait olan semahlar, Doğu Karadeniz’de en az olmak
üzere bu topluluğun yaşadığı bütün yörelerde mevcuttur. Ancak bugüne kadar
derlenmiş eserler itibarıyla, Sivas, Erzincan, Malatya, Urfa, Muğla (özellikle
Fethiye), Denizli ve Ege geneli ile Antalya’da yaygındır.
Semahlar, Alevi
Toplumu’nun gizli dernek toplantılarıdır ve dinsel ibadetlerin yerine
getirildiği özel günlerde yapılır. Hasat mevsimi gibi yılın belirli günlerinde
de yapıldığı söylenmektedir. Dini özellikleri dolayısıyla, gelişigüzel zaman ve
mekanlar da oynanmaz. İki, dört, altı, sekiz veya daha fazla kişiyle oynanan
oyunlar olup, tek oynandığı görülmemiştir. Semahların karışık oynandığı
yerlerde, kadınlarla erkekler arasında belli bir hısımlık, yakınlık gözetilir.
Bazı yörelerde çok yakın komşuluk birlikte oynamak için yeterlidir. Bu tarz
toplantılarda kadınla erkek arasında herhangi bir erkeklik, dişilik davranışı
söz konusu olamaz, böyle davranan kişiler çok ayıplanır ve topluluğa bir daha
kabul edilmezler.
Semahların
oynandığı Cem Ayinleri’nin en büyük özelliklerinden biri müziğe ve oyuna
gösterilen saygıdır. Bu toplantılarda semah oynanırken oturulmaz, ayakta
dinlenilip seyredilir. Bağlama bazı yörelerde kutsal sayılıp duvara, insan
boyunun bir karış üstüne gelecek şekilde ve Kuran-ı Kerim’le yanyana asılır.
Saz çalınacağı zaman, sazı çalacak olana veren kişi öpüp başına koyar, alan
kişi de öpüp başına koymadan çalmaya başlamaz.
Semahlar
karşılıklı durarak ve ayrık düzende (eller veya kollardan tutuşmadan), Cem Bezmi’nin
ortasında açılan boşlukta, dolaşarak oynanır. Çerağ Mumları’nın yandığı “Çerağ
Tahtı” denilen yere gelinince, yüzler o tarafa döner, eller hürmetle göğüste
birleştirilip boyun hafifçe eğilir. Bu mevkiye sırt dönülmez, orası kutsal bir
köşedir. Semah Nefesi okunurken nefesin son kıtasında, şairin şah beyiti
geldiğinde oyuncular oldukları yerde hareketsiz kalır, şairin adına hürmeten bu
bölümde oynanmaz. Semahlar yalnız bağlama eşliğinde oynanır. Tunceli ve Ege
semahlarında kemane de bağlamaya eşlik eder. Davul, zurna (yakın zamana kadar
gizli oynandığı için), hiç kullanılmaz. Bazı semahlarda sazlar bir çeşit pedal
görevi yaparak, karar sesi civarında dola şan sabit bir melodiyi çalarlar.
Hemen bütün semahlar da birbirine benzeyen bu ezgi, vokal bölümü de dahil olmak
üzere, bütün eser boyu devam eder. Ton değişirse, sazlar da o tona uygun başka
bir sabit melodiye geçerler. (Örn. Bir Kız ile Bir Gelin - Fethiye) Semahlar,
özellikle ritmik yapıları bakımından, Türk Halk Müziği Repertuarı’nın en önemli
eserlerini oluştururlar. Ana Usuller, (2,3,4 ve üçerli şekillerinden 12) ve
Birleşik Usullerin(5,7, 8, 9) tamamıyla, 10 zamanlı Karma usul, semahlar içinde
mevcuttur.
Semahlar tek veya
birkaç bölümlü olabilirler. Çok
bölümlü semahlarda bölümler genellikle
birbirinden
farklı tonlardadır. İki bölümlü semahların ilk
bölümleri “Ağırlama”, ikinci
bölümleri ise “Yeldirme”,
“Yürütme”, “Pervane” veya
“Pervaz” adlarını alırlar.
(Örn. Ya Hızır Semahı - Arapkir). Eğer semah üç
bölümlüyse, ilk bölüme
“Ağırlama”, ikinci bölüme “ İki Ayak”
veya “Yürütme”, üçüncü
bölüme ise
“Yeldirme” veya “Pervaz” denilir. (Örn.
Yüce Dağ Başında Bir Koyun Meler
-Fethiye). Dört bölümlü semahlar yine
“Ağırlama”yla başlar, “ikileme”yle devam
eder, “Yürütme”ye geçilip,
“Yeldirme” ile son bulur. (Örn, Gine Dertli
Dertli-Sivas)
En önemli ritmik
özellikleri ise bazı semahlarda birkaç değişik ritm kullanılmasıdır. Ritmik
değişiklikler çoğunlukla bölüm geçişlerinde olur ‘ki genellikle aynı anda’ ton
da değişmektedir. Tempoları açısından gittikçe hızlanan bir sıra takip ederler.
Bazı semahlarda ise, ağır-hızlı-ağır- hızlı düzeni görülür. (Örn. Bugün Yasta
Gördüm - Urfa) Ancak bütün semahlar biterken ağırlaşırlar. Bazı Arguvan
Semahları arasında temposu sabit olanlara rastlanmış tır.
Sonuç olarak
semahların tanıtılabileceği en kısa özet bu olabilir. Müzik Analizi derslerinin
en yoğun örneklerini teşkil eden semahları, yaratanlara, derleyen ve notaya
alanlara, seslendirerek tanınmalarına katkıda bulunanlara Halk Müziği camiası
minnettardır.
Gamze TÜFEKÇİ-İTÜ
Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Öğretim Görevlisi
Motif Dergisi 29.
Sayı
II
SEMAHLAR HAKKINDA
GENEL BİLGİ
Alevi dinsel
oyunlarını halk, ''semah, samah, zamah'' gibi yerel sözlerle adlandırır. Semah
katı kurallara sokulmamıştır. Bu, onun değişimini ve çok çeşitli dallara
ayrılmasını sağlamıştır. Böylece çeşitli semah türleri doğmuştur.
Semahlar
kentlerde kadının baskı ve peçe altında tutulduğu dönemlerde bile kadın erkek
birlikte oynanır. Bu, doğa ile insanın zorunlu uyumundan kaynaklanır. Semahlar
kökende göçebe toplumun dinsel oyunudur. Göçebe toplumlarda ise kadın erkek
ayrımı yerleşiklerdeki gibi katı kurallarla ayrılmaz. Doğa, kişiyi günlük
yaşamın her kesiminde ve dinsel törenlerde eşit kılar. Böylece semahlar kadın
ve erkeklerin birlikte oynadıkları oyun durumuna girer. Yalnız erkeklerce
oynanan semah türü neredeyse yok gibidir. Salt erkeklerce oynanan semah türüne
Sivas, Malatya, Tokat çevresinde oynanan "Ya Hızır" semahı örnek
verilebilir. Oysa bu semahın da kadın erkek karışık oynandığı olur. Yalnız
kadınlarca oynanan semahlar oldukça çoktur. Karışık yapılan semahlarda kadın ve
erkek sayısının birbirine yaklaşık olmasına çalışılır. ''Çark'' semahında
olduğu gibi kimi semahların yalnız kadınlarca oynanması kural haline
gelmiştir.
Semahlarda yerel
ayrılıklar çok görülür. Bunun kökeni de göçebe toplum yaşam biçiminin
devingenliğinden kaynaklanır. Gerektiğinde kurallar yaşam biçimine göre
düzenlenir. Ya da yeni kurallar konur. Semahların başlangıcı, oynanışı ve
bitiminde görülen bölgesel ayrılıklar biraz da buradan kaynaklanır.
SEMAHTA KİŞİ
Semahların belli
sayıda kişilerce oynanmasına özen gösterilir. Bektaşi semahlarını anlatan
kaynaklar, semahların 2-4-6-8-10-12 kişilik öbeklerce yapıldığını bildirirler.
M. Tevfik Oytan semahın başlangıcını şöyle anlatır:
"İlk önce
dört can semaha kalkar. Bu ilk semah açılış semahı olduğu için mürşit ve cem
erenlerinin tümü ayağa kalkarlar.'' Aynı sayılar Vahit Lutfi Salcı, Bedri Noyan
gibi yazarlarca da verilir.
Ancak Alevi
semahlarının daha çok 3-5-7-9-12 kişilik öbeklerce yapıldığı gözlenir.
Gerçekten Aleviler arasında bu sayılara çok önem verilir. Bu sayıların
kutsallığına inanılır. Bu sayılar hayırlı dualar durumunda olan gülkbenklerde
de anılır. ''Üçler, beşler, yediler, onlar, ikiler'' den yardım ve şefaat
dilenir. Son yıllarda semah oyunlarını konu edinen incelemelerde semah
oyuncularının sayılan olarak bu sayılar gösterilir. Bizim halktan öğrendiğimiz
sayılar da çok kez bu sayıları doğrular durumdadır.
Bu durumda
semahçıların sayısında bir değişiklik söz konusudur. Vahit Lutfi Salcı, M.
Tevfik Oytan. Bedri Noyan gibi Bektaşi tarikatının içinden gelen kişilerin
böyle bir konuda yanlış yapmış olmaları düşünülemez. Büyük olasılıkla semahçı
sayısındaki bu ayrılık. Alevi ve Bektaşi semahlarından kaynaklanır.
Bektaşilerin ve Alevlerin bir bölümü birinci sayılarla. Aleviler ise ikinci
sayılarla semah ederler.
Ayrıca on altı
kişilik, kırk kişilik ve daha kalabalık toplulukların yaptıkları semahlar
vardır. On altı kişilik semahın oynanış biçimi başkadır. Dörder kişi karşılıklı
dizilirler. Çaprazlama oynarlar. Kırk kişilik semah ise Fethiye Tahtacıları
arasında kadir geceleri yapılır. Yeniden doğuşu canlandıran kırklar olayının
anısına dayanır. Ama bu semahın kapalı yerde yapılması zordur. Nitekim çok
kalabalık öbeklerce oynanan Yatır Semahları da böyledir.
SEMAHTA EZGİ
Semahların ezgisi
halk müziğinden kaynaklanır ve türkülüdür.
Türkü ile oyun iç içedir. Yörelere
göre ezgilerde, vuruşlarda ayrılıklar görülür.
Semah ezgileri genellikle 5-7-9
aksak vuruşlu ya da çift vuruşlu havalardır. Ezgiler
genellikle bağlama ve
keman ile çalınır. Vurmalı ve cafcaflı sazlar kullanılmaz.
Böylece oyunun
kutsallık işlevi korunmuş olur;
Çepniler de cemde
kesinlikle on iki çalgı bulunur. Bu on iki saz aynı türden olabileceği gibi
değişik türlerden de olabilir. Semahlar bu on iki çalgı ile çalınır. Tahtacı
cemlerinde ise en az iki, en çok on iki çalgı bulundurmak töredir. Genelde
Çepni cemleriyle Tahtacı cemleri büyük benzerlik gösterir. Ezgi ve vuruşlarda
yörelere göre ayrımlar görülür. Sözgelimi Sıraçlar Köroğlu havası ile semahın
yeldirme bölümünü oynarlar.
SEMAHTA GİYSİ
Semah yapılırken
semahçıların üzerindeki giysiler çok renkli ve değişiktir. Daha doğrusu halkın
günlük, bayramlık giysisidir. Belli bir kalıp söz konusu değildir. Erkekler de
bacılar da temiz giysileri ile semah yapmaya özen gösterirler. Bu giysi bacı
için üçetek giyildiği dönemlerde üçetektir. Fistan giyildiği dönemlerde
fistandır. Giysilerde de eskiye bağlılık söz konusu değildir. Kurallarda biçime
değil öze önem verilir. Biçim özü bozmadığı sürece değişebilir.
Giysilerde yerel
ayrılıklar görülür. Doğu illerinde baş açık semah yapmak uygun bulunmaz.
Bacıların başları zaten örtülüdür. Erler ise şapka ile semaha kalkmazlar. Semah
yapacak erler başlarına mendil, poşu gibi bir şey bağlarlar.
SEMAHA KALKIŞ
Semaha kalkışta
da kimi töreler söz konusudur. Bu töreler bölgelere göre küçük ayrılıklar
gösterir. Doğu illerinde semaha kalkmadan önce el, ayak ve yüz yıkanır. Bu bir
tür abdest işlevindedir. Kapalı yerlerde yapılan semahlar yalınayak oynanır.
Cemde semahlar
başlayacağı zaman semahçılar kendiliğinden semaha çıkarlar. Herhangi bir
üşengenlik, çekingenlik olursa belli kişiler toplumun üstelemesi ile
kalkarlar. Genelde semaha kalkmak bir onur sayıldığından böyle üstelemelere
karşı direnilmez.
Anadolu'nun
çeşitli yerlerinde cemde ilk semah yapılacağında önce semahçılar dedeye niyaz
ederler. Bu nişanın çeşitli bölgelerde değişik biçimlerde olduğu görülür.
Denizli'de er, bacının
önünde niyaz eder. Bacı ise sağ elinin parmaklan sol elinin parmakları üzerinde
olarak niyaz edenin sırtına hafifçe dokunur biçimde ona niyaz eder. Bu semah
iki kişinin oynadığı bir semahtır. er ayağa kalktığında saz yavaş yavaş ve
tatlı kıpırdanışlarla semahı başlatırlar. Kuşkusuz saz ve söz semaha eşlik
eder. Bacı bir elinin avucu ile öbür eline tempo tutar. Er kollarını yana
açmıştır, bileklerinden başlayarak uygun biçemde kollarını oynatır. Böylece de
tempoya uyar. Bunu eşit adımlarla sazın ve sözün vuruşlarına uygun olarak
semahçıların oyunu sürdürmeleri izler. Er ile bacı arasındaki aralık sürekli
korunur.
Erzincan-Maraş
yöresinde semaha kalkan er semah başlamadan bacının elinin içini öper. Ama bu
törenin yaygın biçimi bacının erin sağ omzuna niyaz etmesi biçimindedir. İç
Anadolu'da Sivas'tan Toroslara değin geniş alanda semahlara böyle başlanır.
Kimi bölgelerde
semaha erbacı selamlaşması ile başlanır.
Antalya
Alevilerinin bir bölümünde bacı, erin göğsüne bir şedde bağlar. Elmalı'nın
Tekke köyünde bu şedde bağlandıktan sonra bacı secdeye varır.
Kimi bölgelerde
ilk semah yapılacağı zaman dede ve tüm cem erenleri topluca ayağa kalkarlar.
Semahçılar gelip dedenin önünde niyaza dururlar. Niyazdan sonra dede ve cem
erenleri yerlerine otururlar. Dede bir gülbenk okur. Semaha böylece başlanır.
Bundan sonraki semahlarda ayağa kalkılmaz.
SEMAHTA FİGÜR
Semahlar kökende
değişik ve güzel figürlere dayanır. Figürlerin zenginliği ve güzelliği
semahların en üstün yanlarından biridir. Kökende dinsel görünümde halk oyunu
olmalarına karşın kimi ilkelerle öbür halk oyunlarından ayrılırlar. Semahlarda
bireyin bağımsızlığı ana ilkedir. Hiçbir semah türünde hiçbir biçimde oyuncular
arasında el ele tutuşulmaz. Her semahçı kendi içinde bağımsızdır. semahlarda
bağımsız birimlerin bütüne uyumları söz konusudur.
Semahlar iki ana
figüre dayanır. Bunların başında kuşun uçuşunu andıran kolların aynı anda
kalkıp inişi figürü gelir. İkincisi yürüyüş ve ayak figürüdür. Bunlar arasında
da bir uyum vardır. Semahlarda kol ve ayak figürleri dışında vücudun başka
bölümlerinin figürleri bulunmaz. Müziğin akışına göre bunlar ivedi ya da yavaş
biçimde uyumlu olarak hareket ettirilir. Bu, uzun bir vücut eğitimi isteyen bir
uğraştır. Öbür halk oyunlarında olduğu gibi semahlarda da çocuklukta başlayan
bir öğrenme olayı vardır. Kişi başlangıçta izleyicidir. Belli bir yaşa değin
semahları izler. Sonra ''gençler'', "gönüller'' semahı denen semah türü
ile oyunun içine girer. Bu, alıştırma daha doğrusu çıraklık dönemidir. Kişi
daha sonra oynayış yeteneğine göre öbür semahlarda yerini alır.
SEMAH SÖZLERİ
Semahlar Türkçe
sözlü deyişlerle oynanır. Bu deyişler gizemci halk yazının ürünleridir. Hemen
her dönemde Türkçe egemenliğini korumuştur. Başta Hatayi olmak üzeri Pir Sultan
Abdal, Kaygusuz, Nesimi gibi ozanların deyişleri semah sözü olarak
türküleşmiştir. Usta halk ozanlarının dizelerinde Türkçe bir kuyumcu ustalığı
ile işlenmiştir. Coşkun ve içli bir şiir geleneği ortaya konmuştur. Sonra on1arıizleyen
birçok yerel ozan ortaya çıkmıştır.
Semah
deyişlerinin bir bölümü doğrudan semah sözü olarak yazılmış olmalıdır. Halk
ozanlarının yaklaşık olarak tümü bağlama çalar. Bu nedenle aşık sözü halk
arasında "ozan, bağlama çalan ve türkü söyleyen" gibi geniş anlam
içerir. Halk ozanlarının büyük çoğunluğu bu üç yeteneği birlikte taşımışlardır.
Böylece kimi ozanların doğrudan semah sözü yazmaları ve türküleştirmeleri
doğaldır.
Dinsel özle
beslenen türküler kimileyin belli kuralları, inançları
anlatır. Kimi kez ise
sevgiyi dile getirir. Kökende sevgi ana konudur . Öbür
konular sevgi ekseni
çevresine sanılmıştır. Böylece bu dizelerde türkü
yolu ile öğütler verilir.
Birlik çağrıları yapılır. Sözler dinsel de olsa, dindışı da
olsa hep yaşama
sevinci doludur, coşkuludur. Semahlar yaşamı kucaklayan
türkülerdir. Gerek
içerikleri, gerek müzikleriyle öbür
türkülerden ayrılırlar. Başka bir bütünlük
oluştururlar.
Dinsel çarpıcı
sözler çevresinde birleşilmiştir. Bu sözlerin ardında yüzyılların acıları,
başkaldırıları yatar. Nitekim dinsel tören olan cemlerde söylenen tevhitler de
aynı işlevdedir. "Tevhit" sözü birlik. birleşme anlamındadır. Bunlar
coşku yüklü çağırışlardır. Bütün içinde semah ve tevhitler oyun ve türkü
aracılığı ile bir olmayı, birliği amaçlar. Kimi sözcüklerin müzik ve
yinelemelerinden yararlanılır.
Semah sözlerinde
de yörelere göre değişiklik vardır. Müzik ve türkülerde de sürekli değişik
gelirler. Çeşitli yörelerde yeni semah sözleri doğar. Yeni semahlar gelişir.
Törenlerin yaşadığı sürece bu değişme ve gelişmeler sürer. Bu durum yaşamın
değişken olmasından kaynaklanır. Çeşitli yörelerde semah sözlerinin değişik
ezgilerle ve vuruşlarla çalındıkları olur. Semah sözleri ile müzik birbirine
uygunluk gösterir.
SEMAHIN ORTAMI
İlke olarak
semahlar dinsel tören olan "cem" ya da "görgü, görüm" de
yapılır. Kutsal inanç bütünün bir birimidir. Salt oyun işlevinde algılanmaz.
Semaha kalkıştan oturuşa değin tüm kurallar yörelere göre kimi ayrılıklar
gösterse bile, belirlenmiştir. Bu kurullar yerine getirilmeden semah dönülmez.
Her işlem zincirin bir halkasını oluşturur.
Semahların
yapıldığı yerlerde etkin bir sıkıdüzen egemendir. tüm görgü töreni boyunca
olduğu gibi semahlar süresince de gürültü yapılmaz. Ayrıca semahlar çalınıp
söylenirken sigara kullanılmaz. bir şey yenip içilmez. Diz üstü ya da bağdaş
kurulup oturulur. Gürültü edenler, uygun olmayan davranışta bulunanlara çeşitli
cezalar verilir. Bu cezanın biçimi dedenin ve toplumun kararına bağlıdır. Ceza
olarak, toplum için yiyecek, içecek gibi bir şey aldırılabilir. Kişi bir süre
törenden dışarı atılabilir. Ceza verme konusunda da yerel ayrılıklar vardır.
Doğuda suçlunun eline bir kova verilir, bir süre bir kıyıda bekletilir.
Sivas-Malatya yöresinde dara çekilir. Kişinin suçu ağır olduğunda asa ile
vurularak cezalandırıldığı olur.
Alevi dinsel
törenleri "Görgü'', "Muhabbet cemi" ve ''Abdal Musa" olmak
üzere üçe ayrılır. Görgü cemi yıllık dinsel törendir. İnanca göre bir yıl
içinde yapılanların hesabı verilir. Muhabbet cemleri herhangi bir fırsat
nedeniyle bir araya gelindiğinde yapılan cemlerdir. Abdal Musa ise görgülerin
sonunda ya da görüm yapılmadığı yıllarda tüm toplumu birlikte tutmak amacıyla
bir akşam içine sığdırılan dinsel törenlerdir.
Semahlar muhabbet
cemlerinde cemin sonuna doğru yapılır. Muhabbet toplantısının sonunda
tüm er ve
bacılar semaha kalkar. Birinci deste okuyucuları mürşidin iki
yanında, ikinci
deste okuyucuları onların karşısında, üçüncü
deste okuyucuların tören odasının
sağ ve sol yanında yer alırlar. Birinci deste deyişin ezgisini okur.
İkinciler
bu ezgiyi bir üçlü aşağı ve yarım
ölçü sonradan başlama üzere çok sesli
biçimde
yineleyerek izlerler. Parçanın sonundaki "la" sesinde
birleşirler.
Birinci bölümün yinelenmesi ve ikinci
bölümün okunması da bu biçimde söylenerek
sürdürülür. Bu okunuş sırasında yanlarda duran
üçüncü destedeki kişiler
notadaki seslere ''Ya şah-ı Velayet'' diye tempo tutarlar. Orada semah
yapanlar
da ezginin ve bağlamanın vuruşlarına uygun biçimde ''Ya Şah.. Ya
Şah'' diye
çağrışırlar.
Görgü cemlerinde
belli aralıklarla semah yapılır. Ancak bunlarda da bir sıra izlenir. Önce
tören başlar. Çerağ uyandırılır. Aşıklar sazlarına sarılıp bir iki deyiş
okurlar. İlk semah bundan sonra cemi yöneten dede ya da babanın izni ile
yapılır. Önce ağır ve yavaş hareketli semah deyişleri ile başlanır.
Semahları cemden
ayrı düşünmek ve incelemek yanlıştır. Gerek Aleviliğin kutsal kitabı Buyruk'ta;
gerekse halk arasında semah on iki hizmetten biri olarak sayılır. Ancak zaman
akışı içinde semahların oynandığı ortamda da bir yumuşama olmuştur. Giderek
dede katında yapılan toplantılarda da oynanmaya başlanmış, bunu daha geniş
eğlentilerde oynanması izlemiştir. Katı kurallara girmeyen Alevi toplumu
''dinsel ortam'' kuralında da direnmemiştir. Mutlu günlerde, eğlencelerde bir
banş şöleni gibi, barış sevinci içinde yapılır olmuştur. Topluluğu daha canlı,
daha neşeli tutabilme işlevini üstlenmiştir. Günümüzde düğünlerde bile
oynanmaktadır.
SEMAHTA DÜZEN
Semah oyununa
önce yavaş hareketli semahla başlanır. Bu genelde oyunların yaygın kuralıdır.
Yavaş oyun, bir giriş bir ısındırma amacı güder. Ardından ivedi hareketli bir
bölüm gelir. Semahlarda da bu kural geçerlidir. Semahlar genellikle
''ağırlama'' ve ''yeldirme'' bölümleri olmak üzere iki bölümden oluşur. Doğal
olarak ilk semah ağırlamadır. Kişinin oyuna hazırlanması amacı güder. Söz ve
ezgi bu ağırlamaya göre seçilmiştir. Hareketler de bu düzene uygundur.
Ağırlama cemde
ayak kesilmeksizin yapılan ilk semah olarak tanımlanır. Ağırlamada erler
kollarını sağa sola hareket ettirirler. Bacılar kollarını omuz düzeyinden daha
yukarıya kaldırmamak üzere aynı hareketi yan tarafa doğru yaparlar. Söz ve
ezgiye uygun olarak ayaklar ileri geri atılır.
Semahlar
konusunda yaptığım araştırmalarda genellikle Semahtan bahsederken
''oyundur", ''oynanır'' gibi sözcüklerde karşılaştım. Kendisinin
kitabından faydalandığım Sayın Yazar Fuat Bozkurt'ta semahlar konusunu
anlatırken oyun, oynanır, semahçı gibi sözcükler kullanmıştır. Bana göre
aslında bu sözcükler yerine icra edilir, dönülür ve semazen sözcüklerinin
kullanılması daha uygundur.
Semahlar dinsel
nitelikler taşıdıklarına göre diğer halk oyunlarından ayrılmalıdırlar. Alevi
toplumunda kesinlikle ''Semah oynama'' veya "Semah oyunu'' gibi terimler
kullanılmaz. "Semah dönme'' veya "dönülür" gibi sözler
kullanılır.
Semahların oyun
mudur? değil midir? konusunda Sayın İbrahim ÖZER (İbrahim Dede) şöyle
düşünüyor:
İnsanlar
maneviyatta ve tasavvuf ilmine göre basamaklarla, inanarak ve inandıkları o
güçle Allah'a varmayı düşünürler. Bunu şu şekilde tarif edebiliriz.
1. Şeriat
Kapısı 2 .Tarikat kapısı
3. Marifet
Kapısı 4. Sırr-ı Hakikat Kapısı
Semah'ın tarifi şöyle
düşünülebilir.
Şeriat kapısında yani birinci basamakta adı geçen semah bir folklor oyunu
olarak düşünülür ve her yörenin kendine has figürleriyle icra edilir.
Tarikat
kapısında, yani ikinci kapıda semah, gerek Alevilerde, gerek Mevlevilerde,
gerek Kadirilerde, gerek Nakşibendilerde yapılan ibadetin bir nevi, bir bölümü
olarak düşünülebilir. Aleviler bu semahı bağlama eşliğinde yaparlar. Mevleviler
bendir eşliğinde yaparlar, Kadiriler ve Nakşibendiler davulbazlar eşliğinde
yaparlar.
Üçüncü kapı ve
üçüncü basamak olan marifet kapısında semah, ilahi bir aşkın vermiş olduğu bir
iksirdir. Bu aşk geldiğinde o insan sokakta bile dönebilir. Ve hiç bir çalgıya
ihtiyaç görmeksizin demircinin demire vurmuş olduğu tempoyu dahi kendine bir
müzik kabul ederek o aşka ve meşke kendini kaptırır ve böylece 4. kapı olan
Hakikat kapısına yol bulduğuna inanarak kendisini tatmin etmiş olur.
Henüz birinci
basamakta olan kişiler için semah bir oyun sayılabilir. Çünkü burada kişi henüz
çıraklık dönemindedir ve ibadet olayının içine girmemiştir. Bir nevi acemilik
dönemidir. Tarikat kapısına gelince semah oyun olmaktan çıkar. Çünkü kişi
Semahın ibadetin bir parçası olduğunu anlamıştır ve bunu ibadet amacıyla
yapmaktadır
Müsahiplik, Alevilerde yol kardeşliği
anlamında kullanılır. Bu kardeşlik "kan kardeşliği", "Kan yolu
ile akrabalık" dışında kurulan sosyal-toplumsal bir akrabalıktır.
"Kan bağına" dayanan "akrabalık" bir anlamda zorunlu
akrabalık iken, bu türdeki akrabalık tamamen gönüllülük esasına dayalı bir
akrabalıktır. Alevilerin temel ibadeti olan Cem törenleri esas olarak iki türlü
yapılır. Birincisi yediden yetmişe herkesin katıldığı cemlerdir. Bunların
sınırı oldukça geniştir. Adına "Birlik Cemi" de denir. Bu cemler daha
çok gençlere (kız ve erkek) öğretmek amacıyla yapılır. İkinci tür Cemler ise
daha dar bir kesimin katıldığı cemlerdir. İşte bu cemlere sadece evli veya
müsahip olan çiftler katılır. Bu cemlere "Görgü Cemleri" de denir. Bu
Cemlerdeki katılımcılar bir anlamda müsahip olmuş yola girmiş olanlardır.
Burada herşey daha disiplinli e kuracıdır. Müsahip olmayanlar bu cemlere
alınmazlar. Müsahip olma bunun ön şartıdır. Müsahip ise şöyle olunur: İyi
anlaşan iki arkadaş "Yol kardeşi" olmaya karar verdiklerinde önce
ailelerinin ve eşlerinin bu konuda rızalarını almaları gerekir. Müsahiplik
taraflardan biri ölmedikçe bir kere yapılır. Hayatta sadece bir kişi ile
yapılır. Evli olunması ve eşlerinde benimsemesi, anlaşması şarttır. Eğitim
düzeyleri, sosyal-toplumsal konumları, ve ekonomik yapılarının birbirleriyle
uyumlu olmaları gerekir. Bu uyum sağlanmazsa ileride sorun çıkabilir. Tabi en
önemlisi de iki müsahibin ve eşlerinin çok iyi anlaşması gerekir. Müsahip
eşleri birbirinin kardeşi, çocukları da kendi çocukları sayılır. Kan bağı ile
olan amca çocukları, teyze, hala çocukları birbirleriyle evlenebildiği halde
müsahip çocukları asla birbirleriyle evlenemezler. Onlara evlilik
düşmez.Müsahipler arasında hem dinsel anlamda yol kardeşliği hem de toplumsal anlamda
yol kardeşliği vardır. Kan bağı ile oluşan kardeşlikte aileler ayrı evlerde
oturduklarından birbirlerinden sosyal ve toplumsal olarak sorumlu değillerdir.
Yani kardeşler birbirinin hatasından sevabından sorumlu değildirler. Cüzdanları
ayrıdır. Yardımlaşma olur. Ama müsahiplikteki gibi ortak değildirler.
Müsahiplikte ise; iki taraf birbirinin hatasından ve sevabından sorumludur.
Namus dışında neredeyse herşey ortaktır. Yani kurulan bu kardeşlik toplumsal
sorumluluk ve paylaşım açısından kan kardeşliğinden daha kapsayıcı ve
sorumluluk gerektiren bir işleve sahiptir. Kan kardeşleri arasındaki ilişkide
cüzdanlar ayrıdır. Ama müsahiplikte cüzdanlar aynıdır. Ayrı düşünmek en büyük
zaaf sayılır. Bu sorumlulukları gönüllü olarak kabul eden iki aday dedelerine
Mürşitlerine başvurur. Niyetlerini ifade ederler. Dede de onlara müsahip
olmanın koşullarını tanıklar huzurunda arar ve sorar. Dede şartları uygun
görürse onları huzura alır. Dua alma vaziyetini alarak dua okur. Arkasından da
müsahip olmanın zorluklarını anlatır. Özetle; "1- Birbirinize ölünceye
kadar yardımcı olacaksınız. 2- Yalan söylemeyecek, haram yemeyeceksiniz. 3-
Elinize dilinize belinize sahip çıkacaksınız. 4- Birinizin günahından
hatasından diğeriniz sorumlu olursunuz. O nedenle birbirinizin suç işlemesine
engel olacaksınız." der. Dede sonra bu gönüllülere bir yıl süre vererek;
bu kardeşliğin sürüp sürmeyeceğini hayatınızda deneyin der. Bu süreden sonra
hoşnut olarak müsahiplikleri sürerse gene dedeye başvururlar. Bu kez dede perşembeyi
cumaya başlayan bir akşam Cem yapar. Bu iki istekli veya başka istekli varsa
onlarla birlikte yapılacak müsahip cemine katılırlar. Ceme müsahip adayları
eşleriyle birlikte katılır. Beyaz dikişsiz, süssüz elbiseler giyerler. Yapılan
törenle müsahip olurlar. Bir Alevi yerleşmesinde örneğin köyde oturan herkesin
müsahip olduğu düşünülürse ve müsahiplerin de bu ilkelere bağlı yaşamı olursa,
gerçekten o yerleşme toplumsal anlamda birliğin, kardeşliğin hoşgörünün,
toplumsal barışın, iktisadi bölüşümün, hakça yapıldığı bir toplumsal yapı
oluşmuş olur.
Nikah toreni için yeni çiftlerin resmi nikahı olup olmadığı sorulur, eğer
var ise devam edilir, eğer yok ise orada bulunanların şahitliği huzurunda yeni çiftlerden ve ailelerinden söz
alınarak nikah işlemine geçilir.
Evlenecek çiftler anne babaları veya vekilleri ile huzura gelir ;
Oğlan kız baba ve anneleri ortaya dara çekilir, birbirleri ile darda
razılık işareti olarak tekrar niyaz istenir, niyaz olduktan sonra Zakir (aşık)
bir düvaz okur. Dede Allah'ın emri okumaya başlar ve şöyle söyler.
Önce kız babasından başlar:
"Allah'ın emri ile peygamberin kavli
Hazreti Hüseyin yolu İmamı Caferi Sadık
Mezhebi üzerine kızın (.................),
................... oğlu (....................) verdin mi?" der.
Kız babası "verdim" dedikten sonra Dede aynısını damat babasınada
sorar. Daha sonra,
“Allah hayırlı uğurlu etsin.
Hazreti Ali, Hazreti Fatima kavli kararı üzerine olsun. Allah hayırlı evlat
versin.”
Dede bir sofranın űzerine bir tas su (serbet) konulmasını ve bu tas suyun temiz bir havlu
veya bez ile örtűlmesini ister.
Edep erkan diyerek dede nikah islemine baslar.
Dede;
Resmi nikahı yapmış olsanız dahı yinede birkez daha sormak
isterim.
Allah’ın emri, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın kavli, İmam Cafer-i
Sadık hazretlerinin yolu ve erkanı, Fatma anamızın akdı nikahı, yerin gögűn ve
hazırda bulunan cemaatin tanıklığı űzere, hiç bir tesir ve baskı altında
kalmadan, canı gönűlden
severek, iyi gűnde,
kötű gűnde, dar gűnde, ve bollukta
………….kızı / oğlu
…………………..es olarak
alıp
Kabul ettinmi?
Bu soru űç defa evlenecek erkege
ve űç defa evlenecek kıza dede tarafından
sorulur.
Cevebı alan dede;
Hazır bulunan canlar sizlerde bu
sözleri duydunuz şahitmisiniz der.
Cemaat
Allah eyvallah şahidiz der.
Ardından dede su duayı yapar;
Bismişah, Allah,Allah ;
İmam Cafer-i Sadık hazretlerinin
yolu ve erkanı űzere
Hak Muhammed Ali akd-i nikahınızı
kabul eyleye, rızkınızı bol eyleye, kuracağınız yuvada sağlıklı, huzurlu
çocuklarınızla mutlu olasınız. Muhannete muhtaç olmayasınız. Bir yastıkta
kocayasınız. Ayrılık kırgınlık kötűlűk çekmeyesiniz. Birbirinize ve bűyűklerinize
karşı saygılı, kűçűklerinize karşı sevgi dolu olasınız. Yűz kızartıcı suçlardan
sakınasınız. Hak Muhammed Ali ah vah dedirtmeye. Kinden, kibirden ve benlikten
uzak eyleye. Kazadan beladan ve kötűlűklerden sizleri saklaya. Sevginizi daim kıla.
Fatma anamızın akd-ı nıkahı ola.
Nur-u nebi, kerem-i Ali, Pirlerimiz,
erenler, evliyalar yardımcınız ola.
Gerçege hűű, műmine ya Ali
Bism-i Şah Allah, Allah!..
Ya Hakk, Ya Muhammed, Ya Ali,
Kıydığımız bu nikahı ve bu birlikteliği mübarek eyle.
Eşlerin ömürlerini uzun, sağlıklı ve mutlu eyle.
Dildeki dileklerine gönüldeki muratlarına vasıl eyle.
Yuvalarını mutlu, nimetleri bereketli eyle.
Ailenize, yurdumuza, ulusumuza hayırlı evlâtlar nasip eyleye.
Aralarınızda ki sevgiyi ve saygıyı sonsuza dek daim eyle.
Ağızlarınız tatlı, günleriniz mutlu, ömrünüz uzun ve kutlu ola.
Soyunuz ve nesliniz de yeryüzünde daim ola.
Nikahlarınız kadim, muratlarınız da hasıl ola.
Verdiğiniz ikrardan dönmeyesiniz.
Pir divanında utanmayasınız.
Birbirinizden usanmayasınız.
Yüce Allah gelecek kazalardan, belâlardan emin eyleye.
Gelinle-damadı ve buradaki kardeşlerimizi de iki cihanda aziz eyleye.
Bu nikah iki evladımıza ve ailelerine de hayırlı ve uğurlu ola.
Ömür boyu mutlu ve huzurlu olmalarını nasip eyleye.
Hz. Muhammed Mustafa ve Hatice-i Kibriya
Ve Hz. İmam Ali ile Hz. Fatma’nın nikahlarının yüzü suyu hürmetine sizlerinde
nikahı kutlu, mutlu ve hayırlı ola.
Ehlibeytin katarından ve didarından mahrum eylemeye.
Dil bizden, nefes pirlerden ola...
Hű gerçeğe gerçeklerin demine…..Allah, eyvallah.
Arap aylarında muharremin onuncu gűnűne aşure
derler bizde ise bildiğimiz tatlı çorbadır.
Aşure ( bakla, nohut, kuru fasulye, bugday, kuru
incir, kestane, findık, fıstık, kuru uzum) gibi maddeleri kaynatarak yapılır. İçine
şeker katılır, pişirildikten sonra kaplara konarak űzerine susam serpilir.
Aşura gűnű araplar tarafından őnceden beri
kutlanan bir gűndűr. Bu aşure gűnű için çok sőylenti vardır. Őrnek olarak Hz.
Adem’in ilk gunahından dolayı ettiği tővbenin bugűn kabul olunduğu, Hz. İbrahim’in
bugűn ateşten kurtulduğu, Yakup peygamberin oğluna bugűn kavuştuğu, Nuh’un
bindiği geminin bugűn cudi dağına oturmuş olduğu sőylentileri gibi.
Yine sőylentiye gőre Nuh gemide kalan erzaklarla tatlı
bir çorba pişilmesini sőylemiş ve
tufandan kurtulanlar o gűnű ululayarak bayram etmişler ve bu çorbadan
yemişler.
Yukarıda sayılanlardan başka sőylentilerde vardır.
Hz. Muhammed’in torunu olan Hz. Hűseyin kerbelada
yine muharrem ayının onuncu cuma gűnű şehit edildiği için, Aşure onun ve onun
ile birlikte kerbela’da şehit olanların ruhu için pişirilir ve dağıtılır olmuştur
.
Hz. Hűseyin’e yapılan son derece haksız, canavarca
zulűm ve cinayet, onun şehit oluşunun faziletini kat kat arttırmıştır.
AŞURE KAZANI BAŞINDA OKUNACAK GÜLBANG:
BİSMİ ŞAH YA HAKK,YA MUHAMMED YA ALİ
SELAM OLSUN
SELAM OLSUN
SAN A YA ALİYYEL MURTAZA,
SELAM OLSUN
SELAM OLSUN
SELAM OLSUN
SELAM OLSUN
SELAM OLSUN
SELAM OLSUN
SELAM OLSUN
SELAM OLSUN
SELAM OLSUN
SELAM OLSUN
SELAM OLSUN
SELAM OLSUN
SELAM OLSUN
YA HAKK YA
MUHAMMED, YA ALİ. 3-LERİN,5-LERİN 7-LERİN, 12 İMAMLARIN,14 MASUM-U PAKLARIN,17
KEMERBESTLERİN,40-LARIN AZİZ CAN'LARI HÜRMETİNE, GÖNÜLLER SULTANI, ERENLER VE
PIRLERIN CANI HÜRMETİNE, AŞIKLARIN SADIKLARIN HÜRMETİNE, TUTTUĞUMUZ
MATEM ORUÇLARINI, YAPTIĞIMIZ DUALARI VE PİŞİRDİĞİMİZ
AŞURALARI,
TÜM LOKMALARIMIZI DERGAHINDA
AŞURE SONRASI OKUNACAK GÜLBANG:
"BİSMİŞAH YA HAKK, YA MUHAMMED YA ALİ. ERENLER SOFRASI OLA.ER HAK BEREKETİN VERE.BU GİTTİ GANİSİ GELE.GİTTİĞİ YERLER GAM KEDER GÖRMEYE.KAZANIP GETİRENLERİN, PİŞİRİP DÖŞÜRENLERİN ELLERİ AYAKLARI DERT GÖRMEYE.KERBELA ŞEHİTLERİNİN ANISI HER DAİM TAZE OLA,RUHLARI ŞAD OLA.LOKMALARIMIZ KABUL OLA,GÖNÜL DEFTERLERİMİZE YAZILMIŞ OLA. ARTA EKSİLMEYE, HIZIR YERİNİ DOLDURA. GERÇEĞE HÜ, MÜMİNE YA ALİ."
KERBELA HAKSIZLIĞA DİRENİŞTİR. HAKSIZLIK KİME YAPILIRSA YAPILSIN KENDİMİZE KARŞI YAPILMIŞ GİBİ KARŞI ÇIKMAK GÖREVİMİZDİR. KERBELA HAKSIZLIK ÖNÜNDE EĞİLMEYEN, HEM HAKKINI HEM DE ŞEREFİNİ ÇAĞLARI AŞARAK BU GÜNLERE TAŞIYAN İMAM HÜSEYİN'İN İBRET ALINACAK DESTANIDIR. GERÇEĞE HÜ.
Seyit 21/01/20008(araştırmalar)
Bilimsel
olarak baktığımızda Hızır’ın kimliği ve kişiliği ile ilgili birçok tanımlama
ile karşılaşa biliriz. Hızır sadece belli dinler içerisinde yer almış kişilik
kazanmış ab-ı hayat suyunu içerek őlűmsűzlűğe ulaşan bir şahıstan ibaret değil
insan oğlunun varlığı ile başlayan çok tanrılı dinler içerisindede yer alan bir
gűcűn genel adıdır.
Mitolojik
olarak bakıldığında efsaneleşen bir hayatı bűtűn peygamberlerin yoldaşı,
veliler ve nebilerin sırdaşı olan Hızır bir insan olarak karşımıza çıkmaktadır.
Hızır
inancı başta Alevi toplumu olmak üzere pek çok kültürde kutsaldır.
Alevilikde özel bir yeri vardır Hızır ayının ve Hızır orucunun. Hem inançsal
açıdan hemde sosyal açıdan insanlar birbirine kenetlenir ve sosyal dayanışma
artar. Zaten Alevilikte her ritüel toplumsaldır insanlar bireysellikten mümkün
olduğunca uzaklaşıp Halk'la bir olmaya çalışır.
Yolda
dağda, bayırda, her yerde zor ve dar gűnlerde sıkıştığımızda yardımımıza gelen
ona olan sevgimizle bedenimiz bűtűnleşen, bizleri kőtűlűk ve fenelıklardan
koruyan bu gűç Alevilerin bir parçası haline gelmiştir.
Hızır orucu bazı yöresel farklılıklar olmasına karşın genelde ard arda 3 gün
süre ile tutulur. Hızır orucunun son günű "Xeylas" (ilyas) günűdür.
Miaz (Niyaz, Lokma) pişirilir dağıtılır. miyazların üzerine Hızır'a ithafen
bardaklarla şekil yapılır. Kurban kesilir bu kurban kesimi Müslümanlıktaki
kurban kesimiyle ilgisi yoktur. İnsanların manevi olarak Hızır'a yaklaşması ve
kurban etlerinin fakire fukaraya, komşuya dağıtılması ile sosyal dayanışmayı
arttıraması sağlanır.
Mezarlar ziyaret edilir, mezarlarda mumlar yakılıp dualar edilir. Evde
çerağ(Mumdur ancak özel olarak ziyaretlerdeki ipliklerden temin edilir) yakılır
ve ev, aile fertleri nurlandırılır. Müsahipler birbirlerini ziyaret eder
inkrarlarını unutmazlar, geçmiş bir senenin muhasebesi yapılır, karşılıklı
hediyeler alınıp verilir. Mum yakma genelde perşembe gecesi yapılır.
Hızır
orucuda muharrem orucu gibi tutulur ancak muharrem orucu suresince olan tek
değişiklik oruç açıldığındada suyun içilmemesi
ve etin yenmemesidir. Bu yıl hızır orucu 13,14 ve 15 şubat tarihlerinde
tutulacaktır. Űç gűn olan bu orucun en az bir gűnű tutulmalıdır.
Bu űç
gűnlűk oruçta bile bir gizem yatmaktadır. Bu gizem kendi sorumluluğundan çok
başkalarının sorunlarını giderme amacında buda yine paylaşımla olur. Açlığın
paylaşımıda sabır iledir. Erenler derki; ne verirsen elinle, geri gelir
seninlegőnűl eri olmak, gőnűlden gőnűle girmek, sabırın ve sevginin eseridir.
Ayrıca Hızır orucunda İlyas(Xeylas) günü genç kızlar ve erkekler yatmadan niyaz
yiyip su içmezler gece rüyalarında kim su ikram ediyorsa onunla ilerde
evlenileceği inancı vardır. (ama sırf ben evleneceğim kişiyi görecem diye oruç
tutulmaz)
Hızır ayının en büyük önemi sosyal dayanışmanın ön plana çıkartılması, inanc
bakımından insanların huzura kavuşması ve insanların kenetlenmesidir. Şunu
unutmayalımki ezelden beri dağıttıkça çoğalan tek şey vardır o da sevgidir.
İçinizdeki sevgiyi ne kadar çok dağıtırsanız o kadar çok sevilirsiniz.
...Alevi
Bektaşiler, Her yıl 6 mayısta da Hıdırellez denilen bir anma şenliği düzenleyip
kırlara çıkar eğlenceler düzenlerler.
Bunun nedeni ise Hz Hızır ile Musahibi Hz İlyas ın 6 mayısta bir gül ağacının
altında bir araya gelip buluşup hasret gidereceklerine inanmaktadırlar.
Hızır elinden tutsun,
Hızır birinize bin katsın,
Hızır hanesi olsun,
Hızır yoldaşın olsun,
Hızır kılavuzun olsun,
Hızır carına yetişsin,
Hızır destgirin olsun,
Hızırın gölgesinde olasın,
Hızır görüp gözetsin,
Hızır hazır nazırdır,
Kul daralmayınca hızır yetişmez gibi bir çok güzel deyimlerimizde mevcuttur.
Hızırın her oturduğu yerin yeşilleneceğine olan inançla Hızır bereketin hayatın
canlılığın sembolüdür.
Ya
Hızır nebi musabinle buluşacağın hasret gidereceğin bu kutsal gününde Cümle
Ehl-i Beyt-e yardımlarınızı esirgemeyin. Bizleri zalımların zulmundan saklayın
görün gözetin. Ülkemizi karanlık günlere teslim etmeyin. Yozun yobazın ülkemizi
teslim almak istediği şu günlerde bu millete uyanıp vatanına milletine ülkesine
sahip olma dirayetini veresiniz. Aydınlığın barışın kardeşliğin insan hak ve
hukukunun çiğnenmediği güzel günleri bizlere nasip edesin. Dünyanın neresinde
bir mazlum varsa elinden tutasın Ya Hızır..
21/01/2008 seyit( araştırmalardan)